canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Rabıta - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

RABITA

 

Rabıta hakkında Hadis-i Şerif:

 

اَلْمُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِ كَالْبُنْيَانِ يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضًا

 

Yani, “bir mü’min inanç, sevgi ile yekdiğer bir mü’mine sevgi ile rabıta yapar ise, düşmüş olduğu maddi ve manevi sıkıntılarından kurtulur ve muhafaza olur.”[1]

Yine Rabıta hakkında Hadis-i Şerif:

 

اَلْمُؤْمِنُ يَأْلـِفُ وَلَاخَيْرَ فِيمَنْ لَا يَأْلـِفُ وَلَا يُؤْلَفُ

 

Yani “Allah’ın böyle sevdiği ulemalar ile zahir onlarla sohbetten kesilmiş olanlar ve Benim hiç kimseye ihtiyacım yoktur deyip, bu gibi Allah’a sevilmiş ve Allah’ı seven mü’minlere rabıta-ı ülfetten kesilmiş olanlarda hayır yoktur”[2], diye buyurmuştur.

Rabıta-ı şerife hakkında İmdad-ı Müslimin kitabında, sahife, 336’da deniyor ki; Malum ola ki, rabıta her ne kadar Peygamber Efendimize sallallahu aleyhi ve sellem ise de, lakin Peygambere tebean evliyaullah ve meşayih-ı kamiline rabıtanın cevazında şek ve şüphe yoktur. Zira meşayih ve evliya, Aleyhissalatu vesselam Efendimizin naibleri ve varisleridir. Nasıl ki Peygambere tebean onlara salavat-ı şerife getirmek caiz oluyor ise rabıta da caizdir. Bu rabıta ehl-i şeriat ve tarikat ve erbab-ı kulub indinde matlube ve maksadına kavuşmaya sebeptir. Allah (c.c.) ve Resulüne iman edip, ehl-i sünnet velcemaat itikadına bağlı olan kimseler için rabıtayı inkara mecal yoktur. Keyfiyetini bilmeyip hakikatine muttali olmayan kimseler caiz görmeyip tereddütte kalırlar.

Allame-i muhakkık Seyyid Şerif Cürcani buyuruyor ki, suret-i evliyanın müridlere zuhurunun faydaları; onlara rabıta teveccüh etmelerinde feyz-i ilahiyenin gelmesi vardır. Hatta dünyasını değiştikten sonra da fayda edileceğini beyan ediyor.

Allame-i Sami Abdurrahman Cami rabıtanın müridler için lüzumunu beyan ediyorlar. Yine Mevlana el-Hadimi, Risale-i Nakşibendiye’sinde şu sözleri yazıyor: Zikir esnasında kalbine gelen tefrika veyahut vesvese veyahut kabz hali, yani aşk, feyz halinden kesildiği zamanda gusül yahut abdest alıp, salat-ı hacet namazı kılsın, dua edip sonra yine zikrine devam etsin. Eğer yine vesveseyi, yine tefrikayı men edemezse Peygamber Efendimizin suret-i şerifesine ve ruhaniyyetine teveccüh etsin. Yahutta şeyhinin suretini ruhaniyetiyle beraber, yani sığınma manasınadır. Lakin şeyhini Peygamberin halifesi ve naibi diye itikad etmek şarttır.

Şeyh Necmeddin buyuruyor ki, kalp aynası şeyhe rabıtasız tasfiye olunmaz, demiştir.

Hulasa-ı kelam, meşayih-i kiram demişlerdir ki, tarikat-ı aliyye için başlıca iki şey vardır: Birincisi, bid’atlardan sakınmak ile sünnet-i seniyyeye uymak ile ve halis niyet ile ve ihlaslı ameldir. İkincisi ise bir kamil şeyhe kemal-i muhabbet ile rabıtadır.

Şeyhimiz Bilal Baba Hazretleri rabıta hakkında;

 

Bu yolda sermaye rabıta olur,

Huzur-ı teveccüh eyleyen onu bulur.

Nur-ı Muhammed kazancın olur,

Deryasına dal da, ondan ayrılma, buyurmuştur.

Salavat-ı şerifede, ashablar sordular ki, ve ala ali Muhammed deniliyor; a’li’n kimlerdir ya Resulullah, deyince:

 

كُلُّ تـَقِىٍّ آلُ مُحَمَّدٌ

 

Yani “yeryüzünde her nerede ehl-i takva var ise, hepsi manen Benim evladımdır”[3], buyurdular. Rumuzu’t-Tevhid kitabında, hadis-i şerif’de:

 

كُلُّ حَسَبٍ وَنَسَبٍ يـَنْقَطِعُ اِلَّاحَسَبِى وَنَسَبِى

 

Yani, “Benim haseb neseb evladım bitmeyecek, arkası kesilmeyecektir.”[4] Neseb-i Nebevi filhakika takvadır. Bu hadis-i şerife karşı her nerede ehl-i takva var ise, manen Peygamber Efendimizin evladı oluyor. İsterse, Peygamber Efendimize zahirde bir akrabalığı olsun, isterse akrabalığı olmasın. Ehl-i takvanın hepsi onun manen evladıdır. Delil, hadis-i şerif Selman-i Farisi hakkında gelir:

 

سَلْمَانُ مِنَّا اَهْلِ الْبَيْتِ

 

Yani, Hz. Selman radıyallahu anh aslında Farisiiken, taharet-i nefsle ehl-i beyt addinden oldu. Yani Selman-ı Faris, din yolunda çok zahmetler çekip, sonunda Peygamber Efendimizi bulup, çalışıp, zahirini ve batınını tamamen temize çıkarınca, ehl-i beytten ol-du[5]. Amcalarının bir kısmı da imansız gittiler. Zahiren akrabalıktan fayda görmediler.

Ne anlaşıldı? Her kim kendini yaradan Allah’ını bilip ve O’na imanla ibadet eder ve yaradan Allah’ın emir ve kanunlarına uyar, yasaklarından da kaçar ve Allah’dan çok korkarsa o kimsenin soyuna, sülalesine bakmaz lâyığını verir. Çünkü O’nun adaleti çok yüksektir. Onun için hiç kimse soyuna, sülalesine güvenip de guru-ra, kibre, eminliğe düşülmesin. Bizleri yaradan Allah (c.c.) korkusu bir an içimizden çıkmasın. Allah korkusu kişiyi şevka yetiştirir. Şevk ise aşka yetiştirir. Aşk dahi Allah’a yetiştirir.

Şeyh Zünnun-ı Mısri’ye (kuddise sırruh) sual ettiler ki, Cenab-ı Allah’a ne ile eriştin? Cevap verip dedi kim; Allah korkusu ile hasta oldum, şevk ile yandım, aşk ile öldüm, Allah ile dirildim. Yani insana lazım ki ben mertebeye eriştim deyip de Allah korkusunu unutup da, eminliğe düşüp, serbest olmamalıdır.

Sad suresi 26. Ayet-i Kerime’de buyuruluyor ki;

 

وَلَا تَتَّبِعِ الْهَوٰى فَيُضِلَّكَ عَنْ سَبِيلِ اللّٰهِۜ

 

Yani, nefsinizin hevasına uymayın ki, onun hevesi seni Allah’ın gösterdiği yoldan çıkarıp, azdırıcıdır. Çünkü bu nefsin hevesi ki, kibir ile ve ucub ile ola veya hased ile ola, bunlar ile ademi fitneye bırakır. Fikir ile düşün, gör kardeşim. Adamı şeytan azdırır dersin ya şeytanı kim azdırdı? Şeytan da nefsinin hevesine tabi oldu. Kibirlik etti ve Adem babamıza hasetlik edip, ucub etti. Adem’e secde etmedi, Allah’ın emrine muhalefet edip, şeytan oldu. Onun için Cenab-ı Hak Teala ve Tekaddes Hazretleri, hevana uyma ki, o heva seni Allah yolundan çıkarıp azdırıcıdır. Çünkü şeytan azdırmak için nefsin heva kapısını açması ile azdırmaya yol bulur. Onun için Cenab-ı Hak tekrar tekrar haber veriyor, nefsinizin heva-sına uymayın, şeytana tabi olmayın, diye emir ediyor ve kimlere tabi olup, uymamızı bildiriyor.

Ayetler yukarıda yazıldı ki, ey Habibim, kullarıma haber ver. De ki, eğer Allah’ı sevmek ve Allah’a da sevilmek istiyorsanız, Bana tabi olun, de. Diye emir buyuruyor. Ayet yukarıda yazıldı idi ki, imanla Allah korkusunu takva ile de amel, sonra da kullarımın içinde sadık kullarımı arayın, bulun. Onlara uyun ve beraber olun diye emir buyuruyor. Çünkü onlar Allah ile beraber olmuşlar, mahvu fenaya dalıp, gayrileri atıp, Allah’la kalmışlar. Nasıl olur da, kul Allah ile beraber olur. Sultan Şeyh Abdulkadir Geylani rah-metullahi aleyh buyuruyorlar ki; Allahu Teala kendi adından ayrı değildir; şu gözünün akının karasının yakınlığından, Allahu Teala kendi adından ayrı değildir.

Hadis-i Kudsi’de buyuruluyor ki;

 

اَنَا جَلِيسُ مَنْ ذَكَرَنِى

 

Yani, “Beni zikir edenlerle beraberim”[6] diyor.

İşte bunların zikri, fikri, endişesi, meram ve maksatları Allah ve Allah rızası ve istekleri, maksatları, Allah aşkı, Allah sevgisi olmuş. Gayrileri atıp, Allah ile kalmışlardır.

Şimdi iyice düşünüp, kendimizi iyi bir muhasebeye çekip, iyi teftiş edelim ki kimler ile berabersin. Şeytanla, nefsinle beraber ve onların dediğini tutup, onlar ile yoldaş mısın? Allah’ın emirlerini tu-tanlardan mısın?

Casiye suresi 23. Ayet-i Kerime’de buyuruluyor ki;

 

اَفَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُ

 

Yani, ya Habibim görmüyor musun şu kimseyi nefsinin hevesini kendine ilah etmiştir. Allah’ı ve emrini de bırakmış, nefsi ne emir eder, onu tutar. İşte bu gibi bizlere düşman olan nefsin hevalarından Allah’a sığınırız ve şeytandan da Allah’a sığınırız. İşte yukarıda iki hastalık dediğimiz nefsin kötü huyları ve ahlak-ı zemime hastalığıdır ki, yukarıda yazıldı idi. İşte bu hastalıklar insan-ların, yaptığı ibaretini bozar, yok eder. Allah’a da asi eder. İşte bunun için manevi doktorlara başvurup, onların velayetlerine dahil olup, onların verdiği evradlarına dikkatle devam ve neylere de perhiz verirler ise hakkı ile kullanırlar ise Allah’ın yardımı ile evliyanın himmeti ile kendinin gayreti ile tedavi olur, inşaallahu Teala.

Bu hastalık ney ki manevi evliyalara varalım? İşte bu manevi marazlar, yukarıda yazılı idi ki; kibir, ucub diye buhl, hased, gazab ona hübb-ü dünya yani dünya sevgisi, hırsı, tamahlık, bunlar bütün kötü huyların başlıcalarıdırlar. Daha da bunlardan nice kötü huylar zuhura gelir. İşte bu kötü huyların en önde gelen anası ise, dünya muhabbetidir. Yani dünyaya ve dünya malına muhabbet etmek ve dünya menfaatine çok tamahla ve menfaat peşine çok düşkün olmaktır. Peygamber Efendimiz, dünya sevgisi günahların başıdır, diye buyuruyorlar.

İşte bir mürşid-i kamile varıp, teslim olunur ise, evvela ab-destin evveli taharet, sonra da güzel abdest alıp, namaza dururken dağılan kalbi, huzurullaha tutup, cesedi de Kabe’ye dönmekle eda olunur. İşte, Cenab-ı Hak, kulunu çağırması vardır. Çağrılmaya ne zaman layık olur, onu cümlemize anlayıp hidayet eylesin, amin! Ve yapılması gerek olanı hidayet eylesin, amin. Ve cümlemizi de Allah’ımızın çağırdığı dostlarından eylesin, amin!

 


[1] Kenzü’l İrfan 1001 Hadis, s. 136/880, Tirmizi Birr (1928), Heysemi, Mecmau’z-Zevâid, 8/87, Beyhaki, Sünenü’l-Kübra 6/94.

[2] Kenzü’l İrfan 1001 Hadis, s. 81/492.

[3] Sünen-i Beyhakiyyü’l-Kübra, c. 2, s. 152/2693 (Mekke).

[4] Ramuzu’t-Tevhid, Süneni Beyhakil Kübra (Mekke), c. 7, s. 64/3172, Taberanî, el-Mucemi’l Kebir, c. 3, s. 44/2633, Şerh ve Tercümei Delaili Abdulkadiri Geylani.

[5] Rumuzu’t’-Tevhid, Tabarani, El-Hakim, Heysemi, Tehzibu’l-Kemal, c. 11, s. 25 (Beyrut).

[6] Beyhaki Şuabu’l-İman, c. 1, s. 451/680 (Beyrut), Ebu Nuaym Hilyetü’l-Evliya, c. 6, s. 47 (Beyrut), Musannıf İbni Ebi Şeybe, c. 1, s. 108/1224 (Riyad).

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>