canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

ŞEFAAT - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 2.cilt)

ŞEFAAT

 

Peygamberlerin şefaati haktır. Peygamberimiz Hz. Muham­med sallallahu aleyhi ve sellem 'in günah işlemiş mü'minlere ve onlardan büyük gü­nah işleyerek cezayı hak etmiş olanlara şefaati de haktır ve sa­bittir.

Şefaat Hakkında

Bazı yarım hocalar veya bozuk mezhepli itikadı bozuk vahabi görüşlüler hiçbir dayanağı olmadığı halde Ümmeti Muhammed’in itikadını bozmak kafalarını karıştırmak için şefaati inkar ederler. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’den başka kimse kimseye şefaat edemez derler halbuki Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in hadisi şerifleri var buyuruyor ki:

 عَنْ أَنَسْ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ: إِذَا كَانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ مَاجَ النَّاسُ بَعْضُهُمْ اِلٰى بَعْضٍ، فَيَأْتُونَ اٰدَمَ عَلَيْهِ السَّلاٰمُ، فَيَقُولُونَ اشْفَعْ لِذُرِّيَّتِكَ. فَيَقُولُ: لَسْتُ لَهَا وَلٰكِنْ عَلَيْكُمْ بِإِبْرَاه۪يمَ عَلَيْهِ السَّلاٰمُ، فَإِنَّهُ خَل۪يلُ اللّٰهِ، فَيَأْتُونَ إبْرَاه۪يمَ، فَيَقُولُ لَسْتُ لَهَا، وَلٰكِنْ عَلَيْكُمْ بِمُوسٰى، فَإِنَّهُ كَل۪يمُ اللّٰهِ تَعَالٰى. فَيُؤْتٰى مُوسٰى عَلَيْهِ السَّلاٰمُ: فَيَقُولُ: لَسْتُ لَهَا، وَلٰكِنْ عَلَيْكُمْ بِع۪يسٰى، فَإِنَّهُ رُوحُ اللّٰهِ تعَالٰى وَكَلِمَتُهُ فَيُؤْت۪ى ع۪يسٰى عَلَيْهِ السَّلاٰمُ. فَيَقُولُ: لَسْتُ لَهَا، وَلٰكِنْ عَلَيْكُمْ بِمُحَمَّدٍ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ:. فَيَأْتُون۪ي، فَأَقُولُ: أَنَا لَهَا. فَأَنْطَلِقُ فَأَسْتَأْذِنُ عَلٰى رَبّ۪ي، فَيُؤْذَنَ ل۪ي فَأَقُومُ بَيْنَ يَدَيْهِ، فَأَحْمَدُهُ بِمُحَامِدَ لَا أَقْدِرُ عَلَيْهَا الْآنَ، يُلْهِمُن۪يهَا اللّٰهُ. ثُمَّ أَخِرُّ لِرَبّ۪ي سَاجِداً، فَيَقُولُ: يَا مُحَمَّدُ! ارْفَعْ رَأْسَكَ، وَقُلْ يُسْمَعْ لَكَ، وَسَلْ تُعْطَهُ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ فَأُقُولُ: يَا رَبِّ أُمَّت۪ي أُمَّت۪ي. فَيَقُولُ انْطَلِقْ فَمَنْ كَانَ ف۪ي قَلْبِه۪ مِثْقَالُ حَبَّةٍ مِنْ بُرَّةٍ أَوْ شَع۪يرَةٍ مِنْ إ۪يمَانٍ فَأَخْرِجْهُ مِنْهَا. فَانْطَلِقُ فَافْعَلُ. ثُمَّ ارْجِعُ اِلٰى رَبِّيِّ فَأَحْمَدُهُ بِتِلْكَ الْمَحَامِدِ ثُمَّ أَخِرُّ لَهُ سَاجِداً فَيُقَالُ ل۪ي مِثْلُ الْأُولٰى. فَأُقُولُ: يَا رَبِّ أُمَّت۪ي أمَّت۪ي. فَيُقَالُ لِى انْطَلِقْ، فَمَنْ كَانَ ف۪ي قَلْبِه۪ مِثْقَالُ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ مِن إ۪يمَانٍ فَأَخْرِجْهُ مِنْهَا. فَأَنْطَلِقُ، فَأَفْعَلُ. ثُمَّ أَعُودُ اِلٰى رَبّ۪ي، فَأَفْعَلُ كَمَا فَعَلْتُ. فَيُقَالُ لِي: ارْفَعْ، رَأْسَكَ مِثْلَ الْأُولٰى، فَأَقُولُ: يَا رَبِّ أُمَّت۪ي أُمَّت۪ي. فَيُقَالُ: انْطَلِقْ، فَمَنْ كَانَ ف۪ي قَلْبِه۪ أَدْنٰى مِنْ مِثْقَالِ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ مِنْ إ۪يمَانٍ فَأَخْرِجْهُ مِنَ النَّارِ. فَأنْطَلِقُ فَأَفْعَلُ ثُمَّ أَرْجِعُ اِلٰى رَبّ۪ي ف۪ي الرَّابِعَةِ، فَأَحْمَدُهُ بِتِلْكَ الْمَحَامِدِ. ثُمَّ أَخِرُّ لَهُ سَاجِداً. فَيُقَالُ ل۪ي: يَا مُحَمَّدُ ارْفَعْ رَأْسَكَ، وَقُلْ يُسْمَعْ لَكَ، وَسَلْ تُعْطَهُ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ؛ فَأَقُولُ: يَا رَبِّ ائْذَنْ ل۪ى ف۪يمَنْ قَالَ: لٰۤا إِلٰهَ اِلَّااللّٰهُ. فَيَقُولُ وَعِزَّت۪ى وَجَلَال۪ى وَكِبْرِيٰٓائ۪ى وَعَظَمَت۪ى لَاُخْرِجَنَّ مِنْهَا مَنْ قَالَ لٰۤااِلٰهَ اِلَّااللّٰهُ.

Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Kıyamet gününde, insanlar birbirlerine girecekler. Hz. Adem aleyhisselam'a gelip: "Evlatlarına şefaat et!" diye ta-lepte bulunacaklar. O ise:

"Benim şefaat yetkim yok. Siz İbrahim aleyhisselam'a gidin! Çünkü o Halilullah'tır" diyecek. İnsanlar Hz. İbrahim'e gidecekler. Ancak o da:

"Ben yetkili değilim! Musa aleyhisselam’a gidin çünkü o Kelimullahtır. Ancak oda ben yetki değilim Hz. İsa'ya gidin. Çünkü o Ruhullah'tır ve O'nun kelamıdır!" diyecek. Bunun üzerine O'na gidecekler. O da:

"Ben buna yetkili değilim. Lakin Muhammed aleyhis-salâtu vesselâm'e gidin!" diyecek. Böylece bana gelecekler. Ben onlara:

"Ben şefaate yetkiliyim!" diyeceğim. Gidip Rabbimin hu-zuruna çıkmak için izin talep edeceğim. Bana izin verilecek. Önünde durup, Allah'ın ilham edeceği ve şu anda muktedir olamayacağım hamdlerle Allah'a medhu senada bulunacak, sonra da Rabbime secdeye kapanacağım. Rabbım Teala:

"Ey Muhammed! Ba‏‎şı kaldır! Dilediğini söyle, söy-lediğine kulak verilecek. Ne arzu ediyorsan iste, talebin yerine gelecektir! Şefaatte bulun, şefaatin kabul edilecektir!" buyuracak. Ben de:

"Ey Rabbim! ümmetimi, ümmetimi istiyorum!" diye-ceğim. Rabbım Teala:

"(Çabuk onların yanına) git! Kimlerin kalbinde buğday veya arpa danesi kadar iman varsa onları ateşten çkar!" diyecek. Ben de gidip bunu yapacağım! Sonra Rabbime dö-nüp, önceki hamdu senalarla hamd ve senalarda buluna-cağım, secdeye kapanacağım. Bana, öncekinin aynısı söyle-necek.

Ben de: "Ey Rabbim! Ümmetim! Ümmetim!" diyeceğim. Bana yine:

"Var, kimlerin kalbinde hardal danesi kadar iman varsa onları da ateşten çıkar!" denilecek. Ben derhal gidip bunu da yapacak ve Rabbimin yanına döneceğim. Önceki yaptığım gibi yapacağım. Bana, evvelki gibi:

"Başını kaldır!" denilecek. Ben de kaldırıp:

"Ey Rabbim! Ümmetim! Ümmetim!" diyeceğim. Bana yine:

"Var, kalbinde hardal danesinden daha az miktarda ima-nı olanları da ateşten çıkar!" denilecek. Ben gidip bunu da yapacağım. Sonra dördüncü sefer Rabbime dönecek, o hamdlerle hamdu senada bulunacağım, sonra secdeye kapa-nacağım. Bana:

"Ey Muhammed! Başını kaldır ve (dilediğini) söyle, sana kulak verilecektir! Dile, talebin verilecektir! Şefaat et, şefaatin kabul edilecektir!" denilecek. Ben de:

"Ey Rabbim! Bana Lailahe illallah diyenlere şefaat etmem için izin ver!" diyeceğim. Rabbım Teala:

“İzzetim, celalim, kibriyam ve azametim hakkı için la ilahe illallah diyenleri de ateşten çıkaracağım!" buyuracak."[1]

عَنْ أَب۪ى سَع۪يدْ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّي اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنَّ مِنْ أُمَّت۪ى مَنْ يَشْفَعُ فِي الْفِئَامِ مِنَ النَّاسِ، وَمِنْهُمْ مَنْ يَشْفَعُ فِي الْقَب۪يلَةِ، وَمِنْهُمْ مَنْ يَشْفَعُ فِي الْعُصْبَةِ، وَمِنْهُمْ مَنْ يَشْفَعُ فِي الْوَاحِدِ حَتّٰى يَدْخُلُوا الْجَنَّةَ

- Ebû Said radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Ümmetimden (alim, şehid, salih) bazıları var; bir (çok kabilelere şamil bir) cemaate şefaat eder, bazıları var bir kabileye şefaat eder; bazıları var bir bölüğe şefaat eder; bazıları da tek bir ferde şefaat eder ve cennete girmelerini sağlar.[2]"

وَإِنَّمَا شَفَاعَت۪ى ف۪ي أَهْلِ الْكَبٰٓائِرِ مِنْ أُمَّت۪ى، وَإِنَّهُ لَيُؤْمَرُ بِرَجُلٍ اِلَى النَّارِ فَيَمُرُّ بِرَجُلٍ قَدْسَقَاهُ شَرْبَةَ مٰٓاءٍ عَلٰى ظَمٰٓاءٍ فَيَعْرِفُهُ فَيَقُولُ: أَ تَشْفَعُ ل۪ى؟ فَيَقُولُ: مَنْ أَنْتَ؟ ألَسْتُ أَنَا سَقَيْتُكَ الْمٰٓاءَ يَوْمَ كَذَا وَكَذَا؟ فَيَعْرِفُهُ. فَيَشْفَعَ لَهُ فَيُرَدَّ مِنَ النَّارِ اِلَى الْجَنَّةِ.

- Rezin radıyallahu anh şunu ilave etmiştir: "Şefaatim, ümme-timden büyük günah işleyenler içindir. Bir adamın ateşe atıl-ması için emir verilir. Giderken, (dünyada) susadığı zaman su vermiş olduğu adama rastlar, onu tanır ve ona:

"Benim için şefaat etmeyecek misin?" der. Adam:

"Sen de kimsin?" diye sorunca:

"Ben sana falan gün su içirmedim mi?" der. Öbürü bunu tanır ve (Allah nezdinde) onun lehinde şefaatte bulunur. Adam da böylece geri çevrilir ve cennete gider.[3]"

Eskiden beri şefaat mevzuu münakaşa edilmiştir. Bazı sapık fırkalar herhangi bir şer'î delile dayanmadan, şahsî tevillerle şefaati inkar cihetine gitmişlerdir. Ehl-i Sünnet ülemâsı şefaatın hak oldu-ğunda ittifak eder. Bu mevzuu üzerine Nevevî, Kâdı İyaz'dan şu açıklamayı kaydeder: "Ehl-i Sünnet'e göre şefaat aklen câizdir. Nakli deliller açısından da vacibtir.

شَفَاعَت۪ى لِاَهْلِ الذُّنُوبِ مِنْ اُمَّت۪ى ، قَالَ اَبُو الدَّرْدَٓاءِ وَاِنْ زَنَا وَاِنْ سَرَقَ ، قَالَ نَعَمْ وَاِنْ زَنَا وَاِنْ سَرَقَ عَلٰى رَعِمْ اَنِفَ اَبُوالدَّرْدَا

"Ebû'd-Derdâ’dan rivayetle; “Şefaatim ümmetimden günâh sahiplerinedir. Ebu-d-Derda dedi ki; Zina ve hırsızlık etsede mi? Buyurdu ki Evet Ebu-d-Derda’nın hayretine rağmen Zina etse de hırsızlıkta etse de[4] buyurdu.

شَفَاعَت۪ى لِاُمَّتِى مَنْ اَحَبَّ اَهْلِ بَيْت۪ى وَهُمْ ش۪يعَت۪ى

İmamı Ali radıyallahu anh ve kerremellahu vechehu Hazretlerin-den rivayetle; "Ümmetimden Ehl-i Beytimi sevenlere şefaatim vardır. Onlar benim bölüğümdür."[5]

شَفَاعَت۪ى مُبَاحَةٌ إِلاّٰ عَلٰى مَنْ سَبَّ أَصْحَاب۪ى

“Şefaatim, herkese mübahtır. İlla (yalnız) Eshabım hak-kında kötü konuşanlar mahrumdur."[6]

"Kıyâmet günü şefaatim haktır. Kim şefaatime inanmaz-sa ona layık olmaz."

لِكُلِّ نَبِىٍّ دَعْوَةٌ مُسْتَجَابَةٌ، فَتَعَجَّلَ كُلُّ نَبِيِّ دَعْوَتَهُ، وَ إِ نِّي اخْتَبَأْتُ دَعْوَت۪ي شَفَاعَةً ‘اُمَّت۪ي يَوْمَ الْقِيَامَةِ، فَهِيَ نٰٓائِلَةٌ إِنْ شٰٓاءَ اللّٰهُ تَعَالٰى: مَنْ مَاتَ مِنْ أُمَّت۪ي لَا يُشْرِكُ بِاللّٰهِ شَيْئاً

Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aley-hissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Her Peygamberin müstecab (Allah'ın kabul edeceği) bir duası vardır. Her Peygamber o duayı yapmada acele etti. Ben ise bu duamı kıyamet gününde, ümmetime şefaat olarak kullanmak üzere sakladım (kullanmayı ahirete bıraktım). Ona inşaallah, ümmetimin şirk koşmadan ölenleri nail ola-caktır.[7]"

يَخْرُجُ قَوْمٌ مِنَ النَّارِ بِشَفَاعَةِ مُحَمَّدٍ فَيَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ، يُسَمَّوْنَ الْجَهَنَّمِيّ۪ينَ

- İmran İbnu Hüseyin radıyallahu anh anlatıyor: Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Muhammed aleyhissalâtu vesselâm’ın şefaati ile, bir kısım insanlar cehennemden çıkacak, cennete girecektir. Bunlara cehennemlikler denecektir.” [8]

Yine bir hadisi şerifte.

اِسْتَكْثِرُوا الْاِخْوَانَ فَاِنَّ لِكُلِّ مُؤْمنِنٍ شَفَاعَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ

“Salih sülahadan birbirinizle dostu ahbabı çoğaldınız çünkü yarın şefaat etmek için onlara izin verilir.”[9]

Mü’minler birbirine şefaat ederler Allahu Tealadan izin verilir ayetel kürsüde Cenab-ı Hak buyuruyor ki;

مَنْ ذَا الَّذ۪ي يَشْفَعُ عِنْدَهُٓ اِلَّا بِاِذْنِه۪ۜ

Yani, “Kimse kimseye şefaat edemez illa Allah’ın izin ver-dikleri şefaat eder.”[10]

Cenab-ı Hak sevdikleri kimselere, salihlere, sulahalara, alimlere şehitlere çocuklara şefaat izni verir onlar da Allah’ın izniyle şefaat ederler Cenab-ı Hak bizi onların şefaatlerinden ayırmasın amin.

Bir de yanlış itikat şudur ki, ölmüş gitmiş adamdan ne beklenir derler bizim ehlisünnet itikadına göre ölen kimseler ayni sağlığındaki gibi biliyorlar fakat vücut yok ruhaniyette biliyor. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:

وَعَنْ بُرَيْدَة رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ مَا مِنْ أَحَدٍ يَمُوتُ مِنْ أَصْحَاب۪ى بِأَرْضٍ إِلّٰا بُعِثَ لَهُمْ نُوراً وَقٰٓائِداً يَوْمَ الْقِيَامَةِ.

Büreyde radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhis-salâtu vesselâm buyurdular ki:

"Bir yerde ölen Ashabımdan hiçbirisi yoktur ki, kıyamet günü oranın ahalisine bir nur ve onlara (cennete sevkte) bir rehber olmasın." [11] Yine Büreyde radıyallahu anh’tan;

مَنْ مَاتَ مِنْ أَصْحَاب۪ى بِاَرْضٍ فَهُوَ شَف۪يعٌ لِاَهْلِ تِلْكَ الْاَرْضِ

“Benim Ashabımdan birisi biryerde vefat etmişse onlar o diyar halkına şefaat eder”[12]

Bu şefaat nedir kardeşim. Yarın huzuru ilahiye vardığımızda o buradaki ziyaretler yatırlar var. İçinde Allah’ın veli kullarının yattığı yatırlar var. Yarın ruzi mahşerde o kabirde yatan Allah’ın veli kulu şöyle diyecek ya Rabbi benim kabrim de taşdan toprakdan başka bir şey yok idi bunun inancı itikadı olmasa gelip beni ziyaret etmezdi derler ve itikatla ziyarete gelenlere böyle şahadette bulunurlar. Vahhabiler ölüp gidenleri ölü sayarlar bizim ehli sünnet vel cemaat mezhebinin, itikadında diridirler. Bazı hocalar diyorlar ki halk bu şeyhların yanına gidiyor bunlardan şefaat bekliyorlar halbuki kimse kimseye şefaat edemez ancak Peygamberimiz şefaat eder diyorlar. Hocaların hepisi değil bazısı çekemediklerinden güneş gibi aşikara olan hakıkatları inkar ederler inkar etmesinler yazıkdır halbuki meşayıhların şafaat edeceğine dair hadisi şerif var amma bu hakiki mürşüdi kamilleredir yoksa sahtekar şeyh adıyla dolananlara değildir.

Bu konularda bir takım insanlar ve bir kısım okumuş olanların sözleri kulaklarımıza geliyor. Cevap verilecek inşallah. Gelen sözleri bir kimse cehenneme girerse ebedi olarak cehennemden çıkmaz cehennemde kalır diyenler vardır. Bunlar hadisi şerife karşı muhalif konuşanlardır. Hadisi şerif Cabir radıyallahu anhrivayet ediyor.

 قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: يَفْتَقِدُ أَهْلِ الْجَنَّةِ قَوْمًا كَانُوا مَعَهُمْ فِى الدُّنْيَا فَيَنْطَلِقُونَ اِلَى الْأَنْبِيٰٓاءِ فَيَقُولُونَ لَهُمْ اِشْفَعُوا لَهُمْ فَيَخْرُجُونَ مِنَ النَّارِ فَيَصُبُّ عَلَيْهِمْ مٰٓاءَ الْحَيَاةِ فَيَكُونُونَ مِثْلَ التَّعَار۪يرِ فَيُسَمُّونَ الطَّلَقٰآءِ وكُلُّهُمْ طَلَقٰٓاءِ

Manası: “Ehli cennet bir kavmi ararlar dünyada onlarla beraber oldukları için Peygamberlere giderler onların şefaat-lariyle ateşden çıkarılırlar üzerlerine hayat suyu dökülür tertemiz olurlar onların isimlerini talaka koyarlar.”[13]

Deyi buyurmuştur. Talaka azatlama demekdir şimdi anladın mı dünyada beraber oldukları kimseleri arıyorlar diyor bunlar dünyada Allah için sevişenlerdir ki müritlerdir. Allahu Teala için birbirlerine muhabbet ederler vaadler ahidler ile bağlanırlar. Allah yolunda maddi karşılık beklemeden biribirilerine hizmet ederler arananlar şeyhlardır arayanlar müridlerdir. Mürüdlerden cehenneme gidenler kendini kur-taramayandır fakat büyügü olan şeyhının şefaatıyla kurtulurlar. Peygamberimiz çekinmeden şefaati söylüyor biz neden çekinelim.

يَخْرُجُ قَوْمٌ مِنَ النَّارِ بِشَفَاعَةِ مُحَمّدٍ فَيَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ، يُسَمَّوْنَ الْجَهَنّمِيّ۪ينَ .[. أَخْرَجَهُ الْبُخَارِي وَأَبُو دَاوُدْ وَالتِّرْمِذِي .

İmran İbnu Hüseyn radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aley-hissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Muhammed aleyhissalâtu vesselâm’ın şefaati ile, bir kı-sım insanlar cehennemden çıkacak, cennete girecektir. Bunlara cehennemlikler denecektir."[14]

Yine bu konulara muvafık olan konular. Cenab-ı Hak Hadisi Kudsisinde haber verdiğine göre, nasıl ki cehenneme günah sebebiyle girenler, iman ve itikatları tam sağlam olduğundan, amel hususla-rında namaz, abdest, sair ibadet, emirlerini yapmadığından, ceza yeri cehenneme atılıp, günahların ceza karşılığını cehennemde Cenab-ı Hak’kın dilediği kadar, günahının miktarı azap çektikten sonra, onları cehennemden çıkarttırıp, azat edip talaka ismi ile cennete getirmesi olduğu gibi, dünyada hayatta yaşayan küçük, büyük günahkarlara temamen af kapısını kapatmayıp, açık durdurmuş. Burda şu hadisi kudsisi ile kullarına haber vermektedir. Bu Hadisi Kudsi İmamı Muhyiddin Nevevi’in kırk hadis kitabından alınmıştır. Biz de yazıyoruz. Enes radıyallahu anh, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den şöyle dediğini işittiğini söylemiştir:

يَقُولُ اللّٰهِ تَعَلٰى: يَااِبْنِ آدَمَ اِنَّكَ مَادَعَوْتَن۪ى وَرَجَوْتَن۪ى غَفَرْتُ لَكَ عَلٰى مَاكَانَ مِنْكَ وَلَا اُبَال۪ى يَااِبـْنِ آدَمَ لَوْ بَلَغَتْ ذُنُوبُكَ عَنَانَ السَّمٰٓاءِ ثُمَّ اسْتَغْفَرْ تَن۪ى غَفَرْتُ لَكَ يَااِبْنِ آدَمَ لَوْ اَتَيْتَن۪ى بِقُرَابِ الْاَرْضِ خَطَايَا ثُمَّ اَتَيْتَن۪ى لٰا تُشْرِكُ ب۪ى شَيْئًا لٰا تَيْتُكَ بِقُرَابِهَا مَغْفِرَةً

Allahu Teala buyurdu ki, “Ey Ademoğlu, sen günahına nadim, pişmanlıkla bir daha yapmamak niyetiyle tevbe eder, bana yalvarıp, benden ümidini kesmeyip, ümitvar oldukça, senden sadır olan günahlar her ne olursa olsun, seni afv-u mağfiret ederim. Ey Ademoğlu, eğer senin günahların gök-yüzünü kaplayacak dereceyi bulsa da ve bütün günahların yer dolusu olsa da afv-u mağfiret ederim, buyuruyor.”[15]

Pirimiz buyuruyor ki:

عِزَّتِ رَبّ۪ى لَاُقِفَنَّ بَابُ جَهَنَّمَ اَنْ يَعْبُرَ كُلُّ مُر۪يد۪ى

Yani “Rabbımın izzetine yemin ederim ki cehennemin kapusuna duracağım müridlerimin hepisi geçinceye kadar.” demektir.

Bir cemaatte bana soru sordular. Genellikle toplumda bir kısım insanlar diyorlar ki, hiç kimse kimseye şefaat edemez? Bir kısımları da diyor ki, sen Allah için bir şeyhe bir mürşide teslim olduysan şeyhin sana şefaat eder kurtarır. Nerdeysen bulur seni seçer diyorlar. Bunun hangisi doğru hangisi yanlış.?

Dedim ki biz kendi ictihatımızdan konuşmayalım. Bir şeyh, müridini mahşerde azap içinde olsa dahi çeker kurtarır diyenler var dedin. Senin şeyh dediğin bir adam hakikaten Allah’ın sevdigi bir mü’min ise Resullullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin hakikaten halifelerinden ise yaşantısı sünnet ve şeriata uygun ise kıyafetinde saçında sakalında giyiminde yeme ve içmelerinde arzu ve maksatlarında tamamen Allah’ın sevdiği mü’mini kamil ise evet o kimse yardım yapar.

Ama senin şeyh diye yapıştığın bir şahıs Allah’a sevilmemiş ise Allah’ın sevdiği mü’min kullarından değil ise Allah’ın en sevdiği Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetleri kendin-de yok ise, sakal yok, tıraş oluyorsa, ağzında sigara varsa, şeriat, sünnetleri bozuk ise bu şeyh dediğin adam şefaat yapabilir mi? Ken-disinin şefaate ihtiyacı var. Kendisine Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in şefaat yapacağı bile malum değildir.

مَنْ تَمَسَّكَ سُنَّت۪ي فَهُو أُمَّت۪ي, وَمَنْ رَغِبَ عَنْ سُنَّت۪ي فَلَيْسَ مِنّ۪ي

Yani, “Her kim Benim sünnetimi tutarsa ümmetimdir. Sünnetime rağbet etmeyenler tutmayanlar Benim ümmetim değildir.”[16]

Hallacı Mansur Hazretlerinin bulunduğu bir camaatte şafaat konusu oldu. Hallacı Mansur’da Evet, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in şefaati var ama, ehli olanlara yani layık olanlara mahsustur dedi. Burada yanılıyor. O gece Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’i rüyasında gördü. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki: Ya Hallac benim hakkımda nasıl böyle emin konuşursun.

وَلَسَوْفَ يُعْط۪يكَ رَبُّكَ فَتَرْضٰىۜ

Ayetini okumadın mı? Şefaat hakkında “Ya Rabbi artık yeter. Ben razı oldum deyinceye kadar müstesna kılmadı mı?”[17]

عَسٰىٓ اَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا

Ayetini okumadın mı? Evvelin ve ahirin hepsine şefaat makamı değil mi?[18] ya Hallac benim şefaatim büyük ve küçük günahlara mahsus değil mi?

Ya Resulallah beni affet bu günahımın kefareti ne olur?

Boynun cellata gidecek, dedi. Sonra evliyaullahlardan bir tanesi rüya aleminde Hallac’ı gördüm diyor, dünya üzerinde ne kadar Peygamber gelmişse hepsi Resulullahın huzurunda el döşte kıyamda duruyorlar. Yanıma Lut aleyhisselam yakındı. Bana dedi ki; bu Peygamberlerin hepsi niçin Resulullahın karşısında duruyor biliyor musun? Bu Peygamberlerin hepsi Hallacı Mansurun af olunması için resulullaha recaya geldiler diyor. Bu mevzudan anlaşılan odur ki insan konuşurken ölçülü korkaraktan terazili konuşması lazımdır. Şefaat hakkında ayeti kerime:

وَلَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ عِنْدَهُٓ اِلَّا لِمَنْ اَذِنَ لَهُۜ

Buyuruyor. Yani, “Allah'ın ind-i uluhiyetinde hiç kimsenin şefaati menfaat vermez, ancak Allahu Teala kimin şefaat etmesine izin verirse, o kimse şefaat eder ve şefaati de menfaat verir.[19]

Yani herkes şefaate ehil değildir. Ancak Allahu Teala'nın şefaate izin verdiği kimseler şefaat ederler:

يَوْمَ يَقُومُ الرُّوحُ وَالْمَلٰٓئِكَةُ صَفًّاۜ لَا يَتَكَلَّمُونَ اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ وَقَالَ صَوَابًا

Ayet-i kerime buyuruluyor ki; Yani, “Şu mahşer gününde insanlar ve melekler saf oldukları halde, ayak üzere dururlar. Hiç kimse söz söyleyemez, ancak şu kimsenin hakkında şefa-at edilmesine Rahman Tealanın izin verdiği kimse ki, dün-yada sevap olan sözleri söylemiş olan ve Allah'a sevilmiş olan kimseler, Allah'ın izni ile söylerler ve şefaat ederler.”[20] Hadis-i şerif:

 اِسْتَـكْثِرُوا الْاِخْوَنَ فَاِنَّ لـِكُلِّ مُؤْمِنٍ شَفَاعَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ

Yani, “Salih olan mü'minlerden ihvanı çoğaltınız, çünkü kıyamet günü her mü'min için şefaat etmek vardır.”[21]

Hadis-i şerif şefaat hakkında, Ebu Hureyre radıyallahu anh'dan rivayet edilmiştir:

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: يَدْخُلُ الْجَنَّةَ بِشَفَاعَةِ رَجُلٍ مِنْ اُمَّت۪ى اَكْثَرُ مِنْ عَدَدِ مُضِرْ وَيَشْفَعُ الرَّجُلِ ف۪ى اَهْلِ بَيْتِه۪ وَيَشْفَعُ عَلٰى قَدْرِ عَمَلِه۪

“Ümmetimden öyle kimseler var ki onların şefaatiyle Mudir kabilesinin koyunlarının sırtındaki kılların sayısınca adam cennete gider. Bazı kimseler de var ki kendi ev ailesine şefaat eder ve bazı kimse de var ki amelinin kuvveti kadar kimselere şefaat eder”[22] buyurmuştur.

Yine şefaat hakkında:

وَعَدَن۪ى رَبّ۪ى اَنْ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مِنْ اُمَّت۪ى سَبْع۪ينَ اَلْفَ لٰاحِسَابَ عَلَيْهِمْ وَلٰاعَذَابَ مَعَ كُلِّ اَلْفِ سَبْعُونَ اَلْفَ

Yine başka bir hadis-i şerif:

اِنَّ اللّٰهَ اَعْطَان۪ى سَبْع۪ينَ اَلْفَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ بِغَيْرِ حِسَابْ فَقَالَ عُمَرُ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ يَا رَسُولَ اللّٰهِ فَهَلْ اَسْتَزِدْ تَهُ فَقَالَ قَدْ اَسْتَزِدْ تُهُ فَاَعْطَان۪ى هٰكَذٰ وَتَحَ الرَّدٰى يَدَيْهِ وَف۪ى رِوَايَةٍ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مِنْ اُمَّت۪ى سَبْعُونَ اَلْفَ بِغَيْرِ حِسَابٍ فَقَالَ عُمَرُ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ زِدْنَا يَارَسُولَ اللّٰه فَقَالَ: مَعَ كُلُّ وَاحِدٍ مِنْ سَبْع۪ينَ اَلْفَ قَالَ زِدْنَا يَا رَسُولَ اللّٰه قَالَ: وَثَلٰاثَ حَشِيَاتٍ مِنْ حَشِـيَاتٍ رَبَّنَا عَزَّ وَجَلَّ

Meali: “Rabbim bana vaad etti ki, ümmetimden yetmiş bin kişi hesap ve azap görmeden cennete dahil olurlar. Yetmiş bin kişiden her bin kişi yetmiş bin kişiye şefaat eyleyip, cennete beraber götürecekler. Yine bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor ki; İnnallah yani muhakkak Cenab-ı Hak Teala ve Tekaddes Hazretleri bana a’ta eyledi. Yani bana verdi ki, ümmetimden yetmiş bin kişi hesap ve azap görmeden cennete girecekler, diye buyurdular. Hazret-i Ömer radiyallahu anh buyurdular ki, biraz daha artırır mısınız, ya Resulullah. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki, ya Ömer, bu yetmiş bin kişinin her biri, yetmiş bin kişiye şefaat edip, beraber cennete götürecekler, diye buyurdular.”[23]

İşte sevgili Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmetinde böyle şefaat edenler olunca, o Sevgili Peygamber Efen-dimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in şanını, şerefini ve kadrini ve kıy-metini, hürmetini ve tazimini bildirsin ki, bilelim. Rabbimiz kendinin ve Sevgili Habibi olan Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in isimlerini anmanın, korkusunu, hem de fayda göreceğimiz şekilde adabını, tazimini Rabbimiz cümlemize ihsan eylesin, amin!

وَلَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ عِنْدَهُٓ اِلَّا لِمَنْ اَذِنَ لَهُۜ حَتّٰىٓ اِذَا فُزِّعَ عَنْ قُلُوبِهِمْ قَالُوا مَاذَاۙ قَالَ رَبُّكُمْۜ قَالُوا الْحَقَّۚ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْكَب۪يرُ

Cenab-ı Hakkın izniyle şefaat yapacak kimselere Cenab-ı Hak şefaat yapmaya izin verince o bir insanlar şefaat yapacak kimseye sorarlar Rabbınız size ne emir buyurdu deyince Rabbımız bize şefaat yapmamıza izin verdi deyince o kurku elem içinde olan kimselerin kalblerindeki üzüntüleri çıkacak sevinç surur içinde olacaklar. ”[24]

Ve O Vacib Teala bu surede beyan olunan ahkamı nasa tebliğini Resulüne emir buyurduktan sonra, Resulullahın kendi cinslerinden çok şefkatli bir baba mesabesinde olduğunu ve aynı bir tabip insanları tedavi ettiği gibi Resulullahın da insanları maddi ve manevi tedavi eden tabip olduğunu beyan etmek üzere:

لَقَدْ جَآءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ اَنْفُسِكُمْ عَز۪يزٌۗ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَر۪يصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِن۪ينَ رَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ

buyuruyor. “Allah’u Teala size kendi cinsinizden büyük bir Resul geldi ki, O Resulün hal ve şanı size meşakkat verecek şeyler kendi üzerine gayet ağır olur ve sizin sui akibete düçar olmanızdan endişe eder ve sizin bir takım sevilmeyecek şeylere tesadüf etmenizden korkar ve sizin bir cüz'i meşak-kat görmenizden ve o Resul üzerine gayet büyük bir şey olur ve sizi meşakkatli olan şeylerden sakındırır ve sizin imanınızı ve ıslah halinizi şiddetle arzu eder. Çünkü bütün alemlere rahmet olarak gönderilmiştir.”[25]

يَوْمَئِذٍ لَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ وَرَضِيَ لَهُ قَوْلًا

“Cenab-ı Allah durup dururken hiç kimse şefaat yapa-maz illa Allah’ın izin verdiği o kimseler ki Allah’u Teala Haz-retleri onların kavillerinden yani konuşmalarından fiillerin-den her hallarından razı memnun olduğu kimselere şefaat için izin verilecek. Allah’ın izniyle onlar da şefaat yapacaklar. ”[26]

Yani herkes şefaat ehli değildir ancak Cenab-ı Hak’kın ehil gördügü kimselerin şefaat edecegi haber verilmektedir


[1] Sahihi Buhari c. 6. s. 2727/7072 (Beyrut).

[2] Tirmizî, Kıyâmet 11, (2442).

[3] Tirmizî, Kıyamet 11, (2437).

[4] Ramuze-l-Ehadis c.2. s. 306/4.

[5] Ramuze-l-Ehadis c.2.s. 306/5.

[6] Kenzü-l-İrfan 1001 Hadis s.30/162.

[7] Buhârî, Da'avat 1, Tevhid 31; Müslim, İman 334, (198); Muvatta, Kur'an 26, (1, 212); Tirmizî, Daavat 141, (3597).

[8] Buhârî, Rikak 513, Ebu Davud, Sünnet 23, (4740); Tirmizî, Cehennem 10, (2603).

[9] Kenzü-l-İrfan saife 135 hadis no: 873 Camiüs Sağirden.

[10] Bakara Suresi, 2/255.

[11] Tirmizî, Menâkıb (3864), Ramuzel Ehadis c.2. s.379/13.

[12] Ramuzel Ehadis c.2. s.443/14.

[13] Taberani El-Mu’cemu-l- Evsat c.3. s.243/3044 (Kahire).

[14] Buhârî, Rikak 513, Ebu Davud, Sünnet 23, (4740); Tirmizî, Cehennem 10, (2603).

[15] İmamı Muhyiddin Nevevi Kırk hadis s.62/42, Süneni Tirmizi c. 5. s. 548/3540, Taberani el-Mu’cemu-l-Evsat c. 4. s. 315/4305. Bu hadis-i kudsi, Ebu’l-Feth Mukaddesi’nin kitabındadır. Bunu sıhahtan olmak üzere Mesabih sahibi Beğavi, Hafız Ebu Nuaym naklettikleri gibi, Taberani ile Hafız Ebu Bekr-i İsfehani de rivayet etmişlerdir.

[16] C. Sağir Muhtasarı c.3.s.321/3540 (6:42/8357) Değişik lafızla.

[17] Duha Suresi, 93/5.

[18] İsra Suresi, 17/79.

[19] Sebe Suresi, 34/23.

[20] Nebe Suresi, 78/38.

[21] Kenzü-l-İrfan saife 135 hadis no: 873 Camiüs Sağirden.

[22] Taberani Ebi Emame rivayetiyle El-Mu’cemu-l-Kebir c.8.s.275/8059 (Musul).

[23] Nüzhetü’l – Mecalis, Kenzü’l – Esrar kitabında, sahife 228.

[24] Sebe Suresi, 34/23.

[25] Tevbe Suresi, 9/128.

[26] Taha Suresi, 20/109.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>