canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

MUHKEM VE MÜTEŞABİH AYETLER - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 2.cilt)

 

MUHKEM VE MÜTEŞABİH AYETLER

Al-i İmran suresi 7. Ayet-i Kerime’de buyuruluyor ki;

هُوَ الَّذ۪ٓي اَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ اٰيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ اُمُّ الْكِتَابِ وَاُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌۜ

Yani, “Ey Resul-i Ekrem, Senin üzerine Kur’an’ı, O inzal etti ve O Kur’an’da bazıları muhkem ayetlerdir ve o ayetlerden ahkamı çok açık yani, helali ve haramı beyanda, kendileriyle amel olunur. Kitabın aslı ve esasıdırlar. Bu ayette Kur’an’ın bazı ayeti muhkem demek, Beyzavi’nin beyanı vechile ayetin manasını anlamakta güçlük yok; müteşabih demek, manasını anlamakta tetkik ve düşünmeye muhtaç ve maksud olan manaya dalaleti zahir olmadığından, bir takım ihtimalat tasavvuru mümkün demektir. Yani Kur’an-ı azimüşşan havas ve avamı ve bütün cümle insanlar üzere nazil olduğundan, muhtelif istidat erbabının derecele-rine göre nazil olmuştur ki, herkes istidadı ve fazl ve kemali nisbetinde hisseyab olur ve bu vesile ile erbab-ı fazlın metre-beleri fazl ve kemalden ari olanlardan temeyyüz eder.”

Vacib Teala, Kur’an’ın ayetlerinin iki kısım olduğunu beyandan sonra, Kur’an’dan istifade edecek insanların da iki kısım olduğunu beyan etmek üzere, Al-i İmran suresi 7. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

فَاَمَّا الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَآءَ الْفِتْنَةِ وَابْتِغَآءَ تَاْو۪يلِه۪ۚ وَمَا يَعْلَمُ تَاْو۪يلَهُٓ اِلَّا اللّٰهُۢ

Kur’an’ın ayetleri iki kısım olup, biri muhkem, diğeri müteşabih olunca, bazı şu kimseler var ki, kalplerinde batıla meyil var. Onlar ise, nas arasına fitne koymak ve itikatlarını ifsad eylemek ve kendi arzularına muvafık tevilini talep etmek için, Kur’an’dan müteşabih olan ayetlere ittiba eder ve kalplerinde olan fesada binaen, muhkematı terk ederler. Halbuki insana lazım olan muhkem olan ayetlerle amel eylemek ve müteşabihata iman etmektir ve müteşabihatın tevilini kimse bilmez, ancak Allahu Teala bilir.

Cenab-ı Hak Teala ve Tekaddes Hazretleri buyuruyor ki, Kur’-an’ın bazı ayetlerinin manaları zahir olup, anlaşılması, manaları zahir, muhkem olması ve bazı ayetlerin manası hafi olmakla müteşabihat olup, müteşabihatın da tevile muhtaç olduğunu beyandan sonra, müteşabihatın yani hafi, gizli olan manalarını kimlerin anlayıp bildiğini beyan etmek üzere yukardaki ayetin devamında;

وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ اٰمَنَّا بِه۪ۙ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ رَبِّنَاۚ وَمَا يَذَّكَّرُ اِلَّآ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ

Buyuruyor. İlminde sebatı olan alimler derler ki, biz kitaba iman ettik, zira cümlesi Rabbimiz tarafındandır, der-ler. Ancak ayetlerin manasını akıl sahipleri düşünürler. Ayet-i kerimelerin hafi, gizli olan, müteşabih olan ayetleri kimse bilmez, ancak Allahu Teala bilir ve ilmiyle amil olan ulema-ı rasihun bilirler. İlimde rasih olan ulema dediğimiz, ilmiyle amil olan, Allah’ın kendilerine lütfu ile bildirdiği kimselerdir.

Yahudilerden bir takım kimselerin anlaşılması muhkem, açık olan emirleri ve amelleri bırakıp da, anlaşılması hafi (gizli) olan mü-teşabih olan ayetleri halkın zihnini ve itikatlarını bozmak için, o mü-teşabih olan ayetleri kendileri arzularına göre, yani ayetlerin mana-larını kendi arzu ve isteklerine göre konuşanlar olduğu gibi, işte bazı kimselerin de Kur’an’ın ve hadis-i şerifin manalarını kendileri arzu-larına göre, konuşanların hakkında Peygamberimiz, onlar Allah’ın ga-zabına uğrayanlar, kendilerine cehennemden yer hazırladılar. Allah’ım bu gibi tehlikelerden Ümmet-i Muhammed’i, cümlemizi muhafaza eyle (Amin).

Müteşabih ayetlerin manasını müfessirler dahi çözemediklerini ehline bırakmışlardır. Ehli olanlar ise Cenab-ı Hak’kın Kur’anı Kerimde Ulul Elbab dediği yani akıl sahibi kimselerdir ki, Cenab-ı Hak onların zihinlerini kendi hidayeti ile açtığı kimselerdir. Bunlar düşünüp tefekküre dalarak Allah’ın lütfu ile ağır ağır sök-müşler.[1]

Bu da Cenab-ı Hak’kın lütfu ile ilmi ledününi Hızır aleyhisselam’a rahmetinden vermesi gibidir. Musa aleyhisselam’ın ilmi ledün öğrenmesi için Hızır aleyhisselam’a gönderilmesinde büyük hikmetler vardır.

Mezheb sahibleri mütekaddimin ve müteahhirin olarak iki kısma ayrılırlar. Asrı saadetten itibaren hicri 300 senesine kadar gelen ehli sünnet alimlerine yani bunlar Resulullahı görüp beraber olup sevgi inançla Resulullaha bağlı olup onun mübarek lisanından zuhur eden hadisler ayetler ile amil olmuşlar. Ve bunlara da aynen itikat ibadet istikamette bağlı olan tabiinler ve tabinlere tabi olanlara müte-kaddimin selefi salihin denilmiş. Selef denince de bu alimler topluluğu kasdedilir. Hicri 300 tarihinden sonra gelen alimlere ise müteahhirin denmiştir. Bu iki kısım alimler arasında itikad yönünden hiçbir ihtilaf söz konusu değildir.

İtikatta ehli sünnet mezhebinin iki büyük imamı vardır. Bunlar; İmam Ebu’l Hasan Eş’ari hazretleridir. Maturidiyenin imamı Ebu Mansur Muhammed Maturidi hazretleridir.

Daha sonraları “Selefiye” denilen hatalı bir mezheb çıkmıştır. Bunun kurucusu İbn Teymiye’dir. Devam ettiricileri de Muhammed İbn Abdulvahhab, Cemalettin Afgani, Muhammed Abduh, Reşit Rıza gibi gayrı muteber şahıslardır.

Evelki Selefi salihinler Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve sahebelerdan aldıkları ifadeler ile Kur’an ve hadisten ayrılmayan sonradan Selefiyiz diyenlerin sözleri fiilleri arzu maksatları ayetlere hadisi şeriflere tamamen uygun halde iseler sözleri sadık isimleri biz selefi salihindeniz deyip de kavilleri fiilleri arzu maksatları hakkıyla Kur’ana bağlı olmayıp muhalifte iseler ve hadise uymayıp muhalifde iseler böylesilerin ismine adlarına bakıp adlanılmasın.

Çünkü bu konularda Allah’ına Resulüne ve ayetlerine hadislerine ve Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetlerine hakkıyla bağlı olanlara karşı yetmiş iki tane bozuk mezhebler kurdular kafasına göre yanlış ictihad yapan ictihatçılar zuhur etti. İsme aldanmayın sözlerine itimat edilecek kimselerin kavli yani konuşması fiili yani yaptığı ameli Kur’an’a tam uygun mu, hadisi şeriflere uygun mu sünneti şerife hakkıyla bağlanıp sünnetleri tamam mı kötü bid’atlerden tamamen sakınıp kurtulmuşlar mı. Matlupçuluk menfatçı-lıktan kurtulmuşlar mı kendileri medh ve sena etmelerinden zevke düşmekten kurtulmuşlar mı bu alametlere bakınız. Dikkatli olunuz. Ancak her hususlarda dikkat edilecek ayetler ile hadisi şerifler ile Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetleri ile ölçebilir-siniz.

Zamanımızda İslam dünyasında gerek itikad gerekse amel ve füruat sahasında hayli bozuk mezheb ve yol türemiştir. Belli başlıları; Selefiye, Vehhabiye, Lamezhebiye (Mezhebsizlik mezhebi), mezheb-leri teflik (hükümlerini ve kolaylıklarını birbirine karıştırma) dinde reformculuk gibi bid’at yollarıdır. Aklı başında her müslümanın bu sapıklardan uzak durması ve ehli sünnet mezhebine sımsıkı yapışması gereklidir.

Asrı saadette mezheb yoktu ve olamazdı. Çünkü o zaman Pey-gamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabı vardı. Her hangi bir mevzuda tereddüt veya şüphe olduğu zaman Peygamberimiz sallal-lahu aleyhi ve sellem’e soruluyor ve hemen doğru cevabı alınıyordu. Ama ondan sonra İslam dünyası genişledi, dinimiz, kısa zamanda büyük ülkeler fethetti ve ümmetimizin sayısı hızla kabardı. Dini mev-zularda ihtilaflar baş gösterdi. Bir yandan da İslamiyeti içinden çö-kertmek isteyen Yahudiler, İranlı Mecusiler, hristiyanlar Müslümanla-rın zihinlerini karıştırmak için yalandan müslüman oluyor ve Müslü-manların itikatlarını ve birliğini bozmak için temeli bozuk Hırıstiyan, Yahudi mezheplerinden alınmış fikirleri İslam itikadına benzeterekten İslam itikadıymış gibi sunuyolar ve etraflarına taraftar toplayarak şeytanca propagandalara baş vuruyorlardı Bir misal verelim. Yemen’li bir Yahudi olan ibni sebe’ yalancıktan Müslüman olmuş, Abdullah ismini almış başına sarık sarmış ve sapık fikirler yaymaya başlamıştır.

Diğer ehli sünnetin karşısındaki bozuk itikatlı mezheblerin ilk fikirlerini ortaya atanların hepisi İslamı bozmak için yalandan müs-lüman olmuş kimselerdir. İslamiyetten önce orta doğu bölgesi yani Arap Yarımadası Yahudi, Mecusi (ateşe tapanlar) büyük çoğunluğuda hıristiyandı İslamiyetin gelmesiyle dinlerini ve topraklarını kaybeden bu zümreler İslam’dan ve müslümanlardan intikam almak için bu yolu seçmişlerdir. Bunun en açık delili kurulan bu mezheplerin ilk fikirlerini ortaya atanların yalandan müslüman olmuş Yahudi, Hıristiyan ve Mecusi oluşudur.

 


[1] Hulasatu-l-Beyan fi Tefsîri-l-Kur’an.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>