canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

İnsan-ı Kamil - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

 

İNSAN-I KAMİL

 

İşte hitab-ı Rabbani kim nefs-i mutmainneye gelir, böyle denilir. Şimden geri belli oldu ki, talip hazrete çağırıldı. İşte insan-ı kamil oldu. Ama bu hitap bazı aşıklara bu dünyada hali hayatta iken gelir. Ama kimseye bildirmezler. Fahr-i Razi’nin beyanı vechile, kalbin mutmain olması zikrul-lah ile hasıl olur.

Ra’d suresi 28. Ayet-i Kerime’de buyuruluyor ki:

 

اَلَّذِينَ اٰمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللّٰهِۜ اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۜ

 

Yani, Allah’a ihlasla rücu eden şu kimseler ki, onlar iman ettiler ve Allah’ı çok zikirle kalpleri sükunet buldu. Agah olun ve uyanık bulunun ki, ancak Allah’ı zikirle mü’minlerin kalpleri mutmain olur ve ancak Allah’ı ihlaslı ve huzur-u kalp ile ve zikrullahın çok devamı ile kalpler mutmain olur ve kalpleri ızdıraptan kurtulur ve sükunetle istirahat bulur.

Şu halde insan ihlas ile ve huzur-u kalp ile Allah’ın zikri ile meşgul olunca, nur-ı ilahi ve feyz-i ilahi kalbe indiğinden, meratibin en a’lasına vasıl olduğu cihetle kalbi sakin ve ızdıraptan kurtulur, salim olur. İşte bu sükunetin ancak zikrullah ile olacağını Cenab-ı Hak bu ayetle beyan etmiştir. Çünkü zikrullahın kalb-i mü’minde tesiri iksir gibidir. Nasıl ki, iksirin bir zerresi bir bakıra dokunsa, o bakır derhal altın olur ve altın olduğu halde baki kalıp, asla tagay-yür etmediği gibi, azamet-i ilahiye iksiri kalb-i mü’mine tesir edin-ce, o kalpteki nefsin hevai fesat arzularını yok eder ve o kalbi dü-zeltip, tasfiye ederek, kalbi bir cevher-i nurani şekline kalb eder. Asla tebdil kabul etmez.

Zikr-i ilahiyenin kalbe tesiri, iksirin madeniyatta tesiri gibi ol-duğuna ve kalbi tasfiye ve meratibe ermek ve Cenab-ı Hakk’a vus-lat, yani Cenab-ı Hakk’a kavuşmak ancak zikrullahla olacağına işaret için ve kalplerin sükuneti ve istirahatı ancak zikrullahla olaca-ğını beyan etmiştir.

Yukarıda sure-i Ahzab’da 41 ve 42. Ayetleri yazıldı idi. Cenab-ı Hak, çok zikir etmemizi emir buyurmaktadır. Yukarıda denildi ki, nefs-i emmarede yani imanı vardır, müslümandır, fakat vücutta nefis amir olmuş, vücuttaki azaları kendi arzularına kullanıyor. İşte o kimse nefsin rejiminde yaşıyor. Kendi kusurunu, hatalarını bilip, kolay kolay anlayamaz. Namaz hem de zikrullahın çokluğu ile, hem de nafile namazlara devam ile riyazet, mücadele ile, yani yemeği az, kifayet miktarı yemekle ve az uyumakla, lüzumsuz sözleri terk etmekle. Bir de mürşid-i kamile teslim ile ve sünnet-i Resulullah’a ve Cenab-ı Hakk’ın emirlerine itaat, nehyettiklerinden sakınmakla çalışır ise, nefsi, amirlikten düşürmüş olur. Çünkü vücuttaki azalar nefsin emir ettiği yollara gitmez oldular. İşte o zaman ruh-ı sultan denilen, yani Cenab-ı Hakk’ın nurundan Peygamber Efendimizin nuru ve o nurdan da Peygamber Efendimizin ruhunu halk edip, Peygamber Efendimizin ruhundan da bütün insanların ruhlarını halk etmiştir.

İşte vücutta nefis hüküm ediyor iken, ruh-ı sultani dediğimiz ruh, vücutta esir gibi müteessir kalıyor idi. İşte zikrullah ile namaz ile nafile namazlara devam ile, ölümü ve Allah korkusunu kalbe yerleştirip, az yemeyi adet edip, lüzumsuz sözleri terk etmekle çalı-şır, devam ederse, vücuttaki azalar nefse itaat etmez. Allah’a döner, Allah’ın kanunlarına uyar ise, işte o zaman nefis iktidardan dü-şer. Ruh-ı sultan iktidara geçer, kanunlar da değişmeye başlar. Nefs-i levvameye geçmiş olur ve nefis ve şeytanla mücadeleye başlanır. Çünkü yapılan bu ibadetler, bu riyazatlar nefse, şeytana hoş gelmez. Çünkü nefis bu azaları kendi heva arzularında, kendi keyfine göre kullanmaya alışmıştı.

Şimdi nefsin arzu ve isteklerinin hilafına çevrilmeye başlandı. Hata ve kusurlar anlaşılmaya başladı. Ayıplar yüzüne vurulmaya başlayıp, nefsi kınayıp, levm edilmeye başlandı. İşte levvameye ayak bastı. Bazen ağlar ise, gözünün yaşı ağzına iner ise, gözünün yaşı soğuk ve tuzlu olur. Bu yolda azimle çalışır ise, yılmazsa, Al-lah’ın hidayeti, evliyanın himmeti, kendinin ihlaslı ibadeti ve hulus-ı niyeti ile levvameden nefs-i mülhimeye geçer. Nefs-i mülhimede gözünün yaşı ağlar da, ağzına gelir ise tuzluluğu kalmaz, soğukluk da kalmaz, ılık olur. Cenab-ı Hak dilerse ilham eder.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>