canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

SİHİR - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 2.cilt)

 

SİHİR

 

Sihir vakidir. Zira Ayeti Kerimede:

وَاتَّبَعُوا مَا تَتْلُوا الشَّيَاط۪ينُ عَلٰى مُلْكِ سُلَيْمٰنَۚ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمٰنُ وَلٰكِنَّ الشَّيَاط۪ينَ كَفَرُوا يُعَلِّمُونَ النَّاسَ السِّحْرَۗ وَمَآ اُنْزِلَ عَلَى الْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَارُوتَ وَمَارُوتَۜ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ اَحَدٍ حَتّٰى يَقُولَآ اِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلَا تَكْفُرْۜ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِه۪ بَيْنَ الْمَرْءِ وَزَوْجِه۪ۜ وَمَا هُمْ بِضَآرّ۪ينَ بِه۪ مِنْ اَحَدٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْۜ وَلَقَدْ عَلِمُوا لَمَنِ اشْتَرٰيهُ مَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ۠ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْا بِه۪ٓ اَنْفُسَهُمْۜ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ

“Yahudiler, tuttular da Süleyman mülküne dair şeytan-ların uydurup izledikleri şeyin ardına düştüler. Halbuki Sü-leyman inkâr edip kâfir olmadı, lakin o şeytanlar kâfirlik etti-ler; insanlara sihir öğretiyorlar ve Bâbil'de Harut ve Marut'a, bu iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Halbuki o ikisi "biz ancak ve ancak sizi denemek için gönderildik, sakın sihir yapıp da kâfir olmayın!" demeden kimseye birşey öğretmez-lerdi. İşte bunlardan karı ile kocanın arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Fakat Allah'ın izni olmadıkça bununla kim-seye zarar verebilecek değillerdi. Kendi kendilerine zarar ve-recek ve bir fayda sağlamayacak bir şey öğreniyorlardı. Yemin olsun ki, onu her kim satın alırsa, onu alanın ahirette bir nasibi olmayacağını da çok iyi biliyorlardı. Hakkıyla bil-selerdi, uğruna canlarını sattıkları şey ne çirkin bir şeydi.”[1] buyurmuştur.

Sihir Konusu Kısadan cinniler semaya yaklaşma zamanlarında meleklerden duyduklarını insanlara ilavelerle beraber sihir üzerinde olanlara öğretirlerdi. Cinniler Peygamber Efendimizden önce semaya çıkmaya azim ederlerdi. Fakat Peygamber sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz’den sonra çıkmalarına izin verilmedi. Yasaklandı. Şimdiki şu hallardada çıkmalarına müsaade olmadığı halde bazen yerden sema-ya doğru azmeden cinniler olduğundan semadan yıldızlar akıyor. Yıldız aktı diye insanlar dillerinde yıldız aktı kelimeleri söyleniyor. Bu belli büyük kitaplarda yazdıklarına göre yıldız akması değil melâikeler cinler ve şeyatinler semaya yükselmek zamanlarında melâikeler ataş parçalarından onlara atıyorlar. Semaya çıkmalarına mani oluyorlar yıldız dediğimiz şahab denilen yani ataş yakıp imha edici şahablarla onlara atıp semaya çıkarmıyorlar.[2]

Yahudiler kendilerine inzal olunan Tevratın emrini bırakıp sihir konuları ile uğraştılar. Sülayman aleyhisselam’ın Peygamber olduğuna şüphe tereddütler yapıp bunun bu kadar hükmü sansalatı ise sihir yapıyor diye haşa Süleyman aleyhisselam’a iftiralar söylediler.

Gökyüzündeki melaikeler tarafından Cenab-ı Hak Teala Hazret-lerine Ya Rabbi yeryüzündeki Adem oğulları insanlar hep Sana asilik isyanlar günahlar yapıyorlar. Biz ise senin emrine her an bir muhalif işlerde bulunmuyoruz. İtaatten ayrılmıyoruz ya Rabbi. Deyince Ce-nab-ı Hak Teala Hazretleri Ben Adem oğullarına nefis verdim. Onlarda nefis var sizlerde ise nefis yoktur. Sizlerde nefis olsa sizde azarsınız. Deyince Melaikeler dediler ki: Ya Rabbi Sen bize nefiste versen ne olsa bunların gibi bizler Sana isyanda asilikte bulunmayız dediler.

Cenab-ı Hak Teala Hazretleri Melaikelerin bu sözüne karşı Mela-ikelere sizler toplanın Melaike olarak içlerinizde en doğru en sadakatlı emin bildiğiniz iki melaike seçin. Onlara nefis vereceğim yer yüzüne indirip yer yüzünün halifeliğini idaresini onlara vereceğim. Bakın bakalım nasıl olacaklar.

Melaike toplumu içlerinden emin bildikleri Harut ile Marut is-minde iki melaike seçtiler. Cenab-ı Hak Teala Hazretleri bunlara nefis verip dünya alemine indirip dünyanın halifeliğini ve idaresini bunlara verdi. Bu iki melaike gündüz dünya aleminde insanlar ile meşgul akşamları semaya çıkarlar idi. Böyle böyle bir müddet sonra Harut ile Marut’un mahkeme yapılan dairesine bir kadın bir de kadının beyi çekişerek kavga ile bunların huzuruna girdiler.

Harut ile Marut beyi ile kadını dinleyip ifadelerini aldılar. Kadının haksız olduğunu bildiler. Beyinin haklı olduğunu anlayıp bildikleri hal-de mahkemede kadını haklı beyini haksız çıkardılar. Bu konuları kadın anladı. Bu arzu maksatınıza kavuşmak için içki kullanacaksınız bera-ber içkiyi Harut ile Marut’a kadın fitne olarak içirdi. Kafa sarhoş olun-ca kadın bunları ikinci felakete düşürmek için benimle muradınızın hasıl olmasını istiyorsanız beyimi öldürün ortadan kayıp edin ki mak-sutunuza nail olasınız. Sarhoş kafalar ile kadının beyini de öldürüp katil yaptılar.

Derhal Cebrail aleyhisselam semadan indi. Harut ile Marut’a şimdi ikinizde Allah’ın tam gazabına uğradınız. Allah da size gazap et-ti. Yalnız bir konuda sizi muhayyer kıldı. Layık olduğunuz belayı, azabı bu dünyadamı çekersiniz? Yoksa ahrette mi çekersiniz? Burayı Cenab-ı Hak sizlere muhayyer kıldı. Hemen düşünün söyleyin. Deyince. Ha-rut ile Marut düşündüler. Cebrail aleyhisselam’a cevap dediler ki. Al-lah’ın gazabına azabına uğramışız. Azaba da gazaba da layık olmuşuz. Ahiretin nihayeti arkası yok dünyanın bir arkası sonu bitmesi var. Biz layık olduğumuz azabı, belayı bu dünyada çekelim kararını verdiler.

Bu karara geçilince Cenab-ı Hak Teala Hazretleri iki tane azap melaikeleri gönderdi. Harut ile Marut’u alıp şimdiki Irak topraklarında Babil isminde olan yerde çok derin bir kuyuya indirdiler. Ayakları yu-karıda başları aşağı sallandırdılar. İki azap melaikesinin ellerinde ataş-tan birer topuz çomakla azaba başladılar. Kıyamete kadar o şekilde azap içinde kalacaklar. Yer yüzünde sihir konularına heves edip sihirle uğraşıp müptela olanlar Harut ile Marut’un sihir ilmini bildiklerini bi-lirlerdi. Sihire müptela, meşgul olan iki kişi meşvere yaparak Harut ile Marut’un kuyusuna inip sihri ve talimini öğrenmek için karara geçip, yeme konusunu kendileri, yeneceklerin miktarı görünüşte zahiri az, vücuta kuvvet gıdası çok tesirli olan gıdalardan ilaç gibi ayarladılar. O kuyuya indiler. Harut ile Marut’u o halde gördüler. Çok israr çok yalvarmalar yaptılar ki bildiğiniz sihir ilmini bizlere talim edin diye.

Harut ile Marut bunlara, bizim halımızı gördünüz. Bakınız. Allah’a asilik, isyan yaptığımız için kıyamete kadar bu azap içindeyiz. Bir kerre bizi görüp bir ibret alın. Bu akıldan, bu sevdalardan vazgeçiniz. Bizim gibi Allah’ın gazabına uğramayınız diye bunlara çok nesihatta bulundular. Bunlara nasihat hiç tesir etmedi. Çok zor ettiler biz bunun için geldik. Bize muhakkak öğreteceksiniz.

O zaman bir kenarda açılmış goncagül var idi. Harut ile Marut o iki kişi nesihat kabul etmeyip inatlarından vaz geçmeyince gidin gonca güllerin üzerine necaset pislikler yapın siz de bizim gibi Allah’ın gazabına uğrayın nesihat kar etmedi. Siz de bizim gibi helaklığa gidin. Onlar gittiler hiç üşenmeden gonca güllerin üzerine pislik yaptılar. Onlar da Allah’ın gazabına uğrayıp Allah’ın rızasından dışarı çıktılar. Gelip dışarıya çıkıp ıssız mağaralarda yerlerde Harut ile Marut’tan öğrendikleri sihirleri hem öğrenip hem de o gibi insanlar aşılandılar.

Musa aleyhisselam’ın kavminde sihir o kadar çok ilerlemiş idi. Sahirler küplerin içine binip havada uçmayı buna benzer işleri bece-rirler idi. Bu sihirlerin hepsini iptal yok etmek için Cenab-ı Hak Musa aleyhisselam’a asa bildiğimiz deynek Firavunun ahdi üzerine ne kadar sahirleri var ise dışarı bir ovaya topladılar. Musa aleyhisselam ile kar-şılaşıp Musa aleyhisselam’a galip gelmek için toplandılar. Firavunun sahirleri her birisi bir hüner göstermeye başlarken Musa aleyhisselam elindeki asayı yere bıraktı. Çok büyük öyle bir ejderha yılan oldu ki Firavunun ne kadar sahirlerinin yılanlarını ve sihirlerini hepsini bir an-da ataş ile yok edip hepsini yuttu sihirleri yapacak hiçbir hünerleri kalmadı. Musa aleyhisselam’a gelip biz senin peygamberliğine Al-lah’ına inandık, iman ettik deyip Müslüman oldular.

Tekrar Süleyman aleyhisselam’ın zamanında yine sihirler zuhur etmiş.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e Yahudiler toplanıp ekseri kadınların israrı ile Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e sihir yapıp düğümler düğümleyip üfürüp sihirle-diler. Susuz kuyuya sallandırdılar.. Kuyuya sallanan düğümler onbir adet düğüm çalıp üfürükle üfürdüler sihirleyip kuyuya sallandırdılar. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e sihir tesir yaptı.

Bu sihiri iptal için (Felak ve Nas sureleri indirildi. Cebrail aley-hisselam sihirli düğümleri kuyuya indirdiklerini haber verdi. İmamı Ali k.v. Efendimiz gidip o düğümlü ipleri getirdi. Düğüm adeti onbir idi. Bu iki Felak Nas sureleride onbir ayet idi. Euzu besmele ile başladılar okumaya her ayet okundukça düğüm kendiliğinden çözülüp iptal olmaya başladı. İki sure onbir ayeti okunup hitam bulunca onbir sihir düğümü hepsi çözülüp iptal oldu. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in sıkıntısı gidip sıhhat buldu.[3]

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sel-lem’in tavsiyeleri. Bu iki sureyi her namazlardan sonra üçer sefer okunmasını ve yatağa girerken okunup ellere üfürülüp baştan ayağa kadar bütün vücudu mesh edilmesini buyurdular.

Her kim Cuma günü kuşluk duha namazını dört rekat her re-katta bir kulhü vallahu ehad bir kul euzu birabil felak birde kul euzu birabbin nas sureleri ile dört rekat bu tertip üzere selam verir se-lamdan sonra yetmiş tane subhânallâhi velhamdülillâhi velâ ilâ-he illallâhu vallâhu ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azim. çeker ise gelecek Cuma’ya kadar iki günde ileriye kadar Cenab-ı Hak o kimseleri yer, gök mahlukunun şerrinden muhafaza e-der. İnşeallahu teala.

Yine bir rivayet daha.

Cuma günü Cuma namazını kıldıktan sonra herkim kulhüvallahu ahedi yedi defa okur. Bu iki Felak Nas surelerinide yedişer defa okur ise gelecek cumaya kadar iki günde ileriye kadar Cenab-ı Hak o kim-seleri her türlü kötülüklerden muhafaza eder.


[1] Bakara Suresi, 2/102.

[2] Mir’atu-l-Haremeyn, Mevâhibü Ledünniye.

[3] Mevahibi Ledüniye, Hulasatul Beyan Fi Tefsiril Kur’an c.1. s.192.

 

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>