canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Vahdet-i Vücud - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

 

VAHDET-İ VÜCUD

 

Vahdet-i vücuda ne dersin, diyene cevap; bu evliyaullahlar ikidir: Birine evliya-i kümmelin denir, birine de mürşid-i kamilin derler. Biri vahdet-i vücuda kanidir. Vahdet-i vücut vücutçudur. Biri de vahdet-i vücuda kani değildir. Bu ikisinin kavline çok kimseler şaşıp kalmışlardır. Çok dedikodular var. Ama hakikati bilenler kısadan söylemişler, anlaşılmamıştır. Dedikodu çoktur. Vahdet-i vücuda kani taraflar, çalışan insan Hakk’a vasıl olunca Hakk olur, arada bir şey yoktur. Vücud birdir, o da Hakk’tır. Başka vücud yoktur. Vasıl olunca insan denize düşen damla gibi oldu, Hakk oldu, başka bir şey kalmadı, derler. Bunu söyleyenler evliya-i küm-melinlerdir. Mürşid-i kamilinler buna razı değildirler, kani değil-dirler. Sebebi şudur:

Bu evliyaullahlar Hakk’a vasıl olunca, Hak’ta fani olurlar. Kendileri yok olurlar. Hepsi böyle olur. Hakk’ın vücudundan başka bir şey görmez, mahv u fenaya dalmışlar:

 

اَفْنـُوا ثُمَّ اَفْنـُوا ثُمَّ اَفْنـُوا

 

Hadis-i şerifi budur. Fani olunuz, fani olunuz, sonra fani olunuz demektir. Hakk’a vasıl ve Hak’ta fani oldular. İşte o zaman Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ashabıyla ve büyük evliyaullahlarla batında bir cemaat kurar, mu mahv u fenaya dalan evliyaullahı hu-zura alırlar. Bu evliya-i kümmelin mi kalacak, yahut mürşid-i ka-milin mi olacak bakarlar. Bunun genç yaşından beri yaptığı ibadetin defterine Resulullah bakar, ashaplarla beraber bakarlar. Okulda çocuğun siciline bakıldığı gibi devamı, ahlakı, hal ve hareketi nasıl onun gibi, bu zatın ahlakı hamidiyesine tevekkülü, teslimiyeti, sabrı, sadakati bunlar var mı, tamam mı? Bir de anlayışı, anlatışı, konuştuğu, idaresi, cömertliği tamamı, bunlar tamam ise, hepsi bu zatta var ise, Resul-i Ekrem Efendimiz bunu zafe çıkarır. Mahv u fenadan geri ayıklığa çıkarır ve kendisine halife eder. Ümmeti irşad etsin, bu mürşid-i kamilden olsun der. Bu zata manevi cihazlar verir ve hil’at giydirir. Bu ümmeti irşada başlar. Bu zata fark-ı Muhammediyeye erilir. Bütün hilkat-i Muhammedi’ye şeriatın temeli olduğunu bilir, temyiz eder, yine şeriata döner. Aslını gördü, vücud-ı ilahiyeyi ve bütün hilkati görür ve bilir. Kur’an-ı azimüşşanda hep yerini bulur. Vücudun vacib ül vücud idiğin, biri de madde olduğunu bilir, yani biri Allahu Teala ve tekaddesin zatı ve sıfat-ı ilahiyesidir. Biri de mahlukatın hilkatıdır. Bu ebedidir, cennet ebedidir ve cehennem, bütün insanlar, ruhlar hepsi de ebedidir. Sonu yoktur. Aynı buradaki vücud gibi vücud sahibidir. Kur’an-ı Kerim’de: (Taha suresi ayet-108)

 

فَلَا تَسْمَعُ اِلَّا هَمْسًا

 

Mahşerde bir şey duyamazsın, yalnız ayak sesi duyarsınız der. Cennette yemek, içmek hep vücutladır. Evliya-i kümmelinden birisi kitabında yazmış ki, kurbiyeti ilahiyeye vasıl olanlar cennette yemezler, içmezler, huriler ile cima olmazlar, diye yazmış. Halbuki Kur’an-ı Kerim’de vakıa suresi, ayet 10, 11, 12 ve daha ileri ayetlerde, cennet ehlinin cennete yiyeceklerini haber verip, bildiriyor. Onuncu ayetten başlayıp, bir kısımlarını yazıyoruz, inşaallahu Teala:

 

وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَۙ ﴿﴾ اُو۬لٰٓئِكَ الْمُقَرَّبُونَۚ ﴿﴾ فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ

 

Ayetinden sonra geride bunların yiyeceklerini ve hurilerini hep haber veriyor. İşte bunun için ehl-i sünnet bu ayetlere göre vücut ikidir, derler.

Velhasıl bu kümmelinler mahv ü fenada kalıp, mahv ü fenada dalıp kaldıklarından Hak’tan gayri görmezler. Daima hakikat alemine dalmışlardır. Hakk’ı görürler, başka görmezler. Başka vücud yoktur derler. Mürşid-i kamil olanlar ikisinden de haberi olur. Evli-yaullahların çoğu vahdet-i vücuda kanidir. Çoğu hakikatte kalırlar. Bu mürşid-i kamiller binde bir çıkar. Her asırda bir çıkarlar. Hadis-i şerifte, her yüz senede sünnetlerimi tazeleyici bir kamil gelir, dediği budur. Bunların zahirden, batından haberi vardır. O küm-melinler yalnız batını görürler. Her nereye baksalar, Hakk’ı görür-ler. Vücud birdir, derler. Halbuki şeriatın iç yüzü ve dış yüzü var.

İşte evliyalar, mürşid-i kamil olanlar daima ümmet-i Muham-med’in iyiliğini, refahını isterler.

Sultan Muhammed Fatih ne diyor:

İmtisal-i cahidu fillah oluptur niyyetim

Hamdü lillah var gazaya sad hezaran rağbetim

Enbiyai evliyaya istinadım var benim

Himmet-i ricalullah ile ehli küfrü kahr eylemektir niyyetim.

Enbiya ve evliya dediği ölmüşlerin, ricalullah dediği dirilerin ruhlarıdır. Bu mürşid-i kamillerin yüzyılda bir geleceğine dair bir hadis-i şerif:

 

عَنْ اَبِى هُرَيْرَةَ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ اَنَّ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ اِنَّ اللّٰهَ يَبْعَثُ لِهٰذِهِ الْاُمَّةِ عَلٰى رَءْسِ مِائَةِ كُلِّ سَنَةٍ مَنْ يُجَدِّدِ اَمْرَ دِيـنِهَا

 

Tahkik, muhakkak Allahu Teala, bu ümmete ba’s gönderir. Her yüz senede bir kimse din işlerini yeniler, tazeler[1] diye buyurmuştur. Ba’s eder demektir. Peygamber Resul ba’s ettiği gibi ba’s eder bu ümmette. Bunlar bu ümmette mevcuttur.

Kur’an-ı Kerim’de: (Ali imran suresi ayet-104)

 

وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ اُمَّةٌ

 

Yani, sizden bir taife, halkı Hakk’a davetle meşgul olanlar olur. Bunlar ehl-i haktır. Bunlar din işlerini tazeler diyor. Din işleri şeriat, tarikat, hakikat, marifet, zikrullah işleridir. Bu zat bunların hepsini tazeler. Şeriatı, tarikatı, marifeti, zikrullahı hepsinin erkanını bilen bir zattır demektir.

Bu tarikatın ne kadar büyük olduğuna dair Hadis-i Şerif:

 

عَنْ عَبْدُ اللّٰهْ اِبْنُ سَرْجِسْ اَلْمَزَنِى رَضِىَ اللّٰهُ تَعَالٰى عَنْهُ اَنَّهُ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰه تَعَالٰى عَلَيْهِ وَسَلَّمْ اَلسَّمْتُ الْحَسَنُ وَالتَّوَدَّدُ اِلَا اللّٰهِ وَالْاِقْتِصَادُ جُزْءٌ مِنْ اَرْبـَعَةٍ وَعِشْرِينَ جُزْءٌ مِنَ النُّبُوَّةِ

 

Manası: “İyi bir semte yönelmek, yani Allah’ın sevdiği dostlarının itikat ile ve sevgi ile onların Allah için Allah’a giden katarlarına bağlanıp, devam etmek ihlaslı tarikat yoluna gitmek ve Allah için sevişmek, malını sarf ederken iktisatlı, yani Allah yolundan başkasına gelince hesaplı, idareli olmak. Bunlar peygamberliğin yirmi dörtte biridir”[2] diye buyurmuştur.

 


[1] Ebu Dâvud, Melâhim 1, (4391).

[2] Ramuze’l-Hadis, c. 1, s. 214/1.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>