canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

İMAMLIK - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 2.cilt)

İMAMLIK

 

Kendisine Uyulmayacak İmam

1. İtikatta ehli sünnete uymayan sahabelere buğuz ve küfre-denler itikatta bozuk olan kimselerin arkasında kılınmaz.

2. Namusunu kötü yolda görür bilir buna ilmi karin derler. Bunun arkasında namaz kılınmaz.

3. Erkeğin kadına ve sabi çocuğa ve Kur’an okumuş bir kimse varken ümmi olan kıldırmayıp okumuş olanın kıldırması lazımdır. Kur’anı hiç okumamış kimse yom ise ümmi olanlar ümmi olanlara birisi cemaat tayin eder. Ümmi ümmiye imamlık yapar.

İmamet-İmamlık Etmek

Cemaatla namaz kılmak için bir imama ihtiyaç vardır. Cemaatla namaz denince imamlık da dahildir. Yani, imam olmadan cemaat ol-maz. Cemaatla kılınan namazlarda, cemaatın önüne geçen ve ken-disine uyulan kimseye "imam" denir. Yaptığı vazifeye de "imamet" (imamlık) denir. İmama uyan kimseye "muktedi", "müttebi" adı veri-lir. İmama uymaya da "iktida", "ittiba" adı verilir. Yal­nız başına namaz kılan kimseye de "Münferid" adı verilir "Münferiden" namaz kıldı denir. Yani, tek başına, namaz kıldı demektir.

İmam olacak zatın, her hususta temiz ve iyi huylu ol­ması, cema-atın muhabbetine vesile olur. İmam efendinin cemaatın nefretine sebeb olacak hareketlerden kaçınması son derece gereklidir. Ayrıca namaz kıldırırken cemaate usanç verecek şekilde davranışlarda bulunmamalıdır. Na­mazda kıraati cemaata ağırlık verecek derecede uzatmama­lıdır. Rukü ve secdelerde cemaata eziyet verecek şekilde kalmamalıdır. İmam efendi, namazı sünnetin en az merte­besine göre kıldırmalıdır.

Zira cemaatte yorgun, hasta, ihtiyar, çocuk gibi ta­hammülü az kimseler bulunabilir. Binaenaleyh bunları na­zarı itibara almak lazımdır. Buhari'nin beyan ettiği bir Ha­dis'te Hazreti Muaz, bir gün yatsı namazını surei Baka­ra'dan uzunca okumaya başladı. Cemaattan biri namazdan ayrılıp namaz kılmadı.

Muaz, o adama fena söz söyler gibi oldu. Rivayete gö­re ey filan, sen münafık mı oldun? demiş. O adam: Hayır haşa ben münafık değilim hele sabah olsun, Resulullah'ın huzuruna gidip senin bu yaptığını haber vereceğim, demiş." Ertesi gün bu keyfiyeti Resü-lullaha ar­zetti. Ve dedi ki: Ya Resülallah, bütün gün işimizin başında didiniriz. Akşam olunca gelip namaz kılarız, sonra Muaz, gelip namazı uzattıkça uzatır, dedi. Resülullah da Muaz'a fettanmısın ki aleme kolaylık göstermen gerekir ki, böyle "Sebbihisme rabbikel ala, veş-şemsi ve duhaha' yahut on­lar gibi kısa bir süreyi oku, aleme zahmet verme, buyurdular.

Yine Buhâri'nin beyanına göre bir adam gelip Resu­lullah'a filan bize namaz kıldırırken o kadar uzatıyor ki vallahi sabah namazına git-mekten âdeta geri kalıyorum. de­di. Resulullah’ı o günkü kadar ga-dablı görmedim dedi. Re­sulullah buyurdular ki: "İçinizde bazı kim-selerde cemaati nefret ettirme hasleti vardır. Herhanginiz namazı kıldıracak olursa hafif tutsun. Çünkü cemaatin içinde zayıf olanlar var, hasta olanlar var, ishal olanlar, yaşlı olanlar var, iş güç sahibi olanlar vardır." buyurmuşlardır.

İmamet vazifesini yapacak olan zatın, kendisine kolay gelen süreleri veya en iyi bildiği ayetlerle namazı kıldır­ması gerekir. Rükü ve secde tesbihlerini üç sefer yapsın. Fakat tek başına kılan kimse kendi halına göre tesbihlerde muhayyerdir. En az üç, beş, yedi söylemesi müstehap olur. Buna takat getiremeyecek olanlar üç sefer getire-bilirler.

Yeni ezberlediği yerleri okuyup hataya düşmek veya ta­kılmak gibi tehlikeler de arkadan cemaattan birinin söylemesi gibi haller olacağından böyle yeni ezber edilmiş ve kuvvetli olmayan yerleri oku-mak münasib görülmemiştir.

Cemaatla kılınan namazlarda, cemaat, kalabalık olur da imam efendinin sesi geri taraflara duyulmayacak olursa, cemaattan biri veya müezzin efendi tarafından tekbir alınır. Rükudan doğrulurken “Rabbêna lekel hamd” der. İmam efendinin tekbirlerinin arka saflara duyurulması sağla­nır. Selam verilmesiyle namaz biter. Böyle kalabalık anlar­da bunda bir mahzur yoktur. Ancak imam efendinin sesi duyu-lurken arkadan cemaat veya müezzin efendi tarafın­dan keyfi tekbir almak doğru değildir. (Mekruhtur.)

Cemaat, "Allahümme Entesselam" sonuna kadar bitince saflar-dan kalkıp, sünnet varsa dağılmalıdır. Sünnet yoksa yer­lerinde oturup tesbihleri ve namazın son duasını yapabilirler.

Ümmi bir kimse ümmi olan bir cemaate imamlık yapabilir fakat alim birine ümmi bir kimse imamlık yapamaz.     

Namazını kıyamda durarak kılanların kıyamda iktidarı olmayıp oturduğu yerde namaz kılan imama uymaları imameyn kavline göre caizdir. Zira Resulullah ashaplara kıldırdığı son namazı oturduğu yerde kıldırmıştır.

Yarasından hicran akan ve sair özür sahibi olanların imamlık yapması sahih değildir.

Bir kim­senin imam olabilmesi için en azından şu altı şart lazımdır:

1. Müslüman olmak,

2. Baliğ olmak,

3. Akıllı olmak,

4. Erkek olmak,

5. Namaz sahih olacak kadar Kur'an-ı Kerim'den ez­ber bilmek,

6. Özürsüz olmak.

İmamlık konularından bir tanesi de bize çok soranlar oldu, olu-yor. Sordukları soru; Baba oğlunun arkasında namaz kılabilir mi? Kılamazmı? Yani, oğul babaya imamlık yapabilir mi? Yapamaz mı? Bu konu üzerine soruşturmam icap etti. Bu sorular sorulduğu anlarda Şeyhimiz Bilal Baba Hazretleri dünyasını değiştikten sonra sordular. Biz de kendi kafamızdan konuşmayalım diye, Şeyhimiz Bilal Baba Hazretlerinin köyünde imamlık yapan kendi köylümüz olan Muham-med Hoca, Şeyhimizin Danacık köyünde Şeyhimiz hayatta iken orda tahmini yirmi, otuz sene kadar imamlık yaptı. Bu konuyu ona sordum. Dedim ki bazen konuları ben Şeyhimize sordum. Ağzından aldığım ifadeler var. Amma bu oğlunun arkasında baba namaz kılar mı? Kılamaz mı? Bu soruyu sormadım. Hoca efendi sen bu konuda şeyhimiz Bilal Baba Hazretlerine bir şey sordunmu? Deyince.

Evet ben sordum. Şeyhımız Bilal Baba Hazretleri cevap olarak dediki, Pirimiz Abdulkadir Geylâni Efendimiz kendi oğlunun arkasında namaz kıldı. Yalnız tam oğlunun arkasına durmadı. Bir köşe kenara durdu. Oğlan selam verip arkaya dönünce beni hemen arkasında görüp utanmasın diye bir kenara durup arkasına uyup namaz kıldı. Buyurdular. Dedi.

Bu sene (yani 2005 yılında) bu konu yine çok üstüne durup soranlar olunca şeyhimizin köyündeki imamlık yapan Muhammed Hoca halen hayatta yaşıyor. Tekrar dört kişi birisi biz. İkinci Hacı Ad-nan’ın oğlu Muhammed, Üçüncü Saatçı Hacı Adnan, dördüncü Anka-ra’dan ihvan kardeşlerimizden Hacı Veysel yanımızda idi. Bu dört kişi birlikte yine bu konuyu hocaya bir daha sorduk? Şeyhimiz Bilal Baba Hazretlerinden bu konuyu sorup ne cevap aldın? Bir daha tekrar söy-ler misin deyince. Muhammed Hoca evvelki ilk verdiği ifadesini tekrar söyledi. Bu ifadelere göre yazıyoruz. Baba evlat arkasında başka imkanı olmayınca namaz kılar. Tam arkasında durmaz bir kenarda kılınması caiz görüldü.

İkincide bir köyde bir cami bir de imam var. İmamın babasıda aynı köyde camide. İmamın babası da okumuş değil ümmi bir adam. Yani imamlık yapmaya iktidarı yok. Camide bir tane, mevsimde kış mevsimi olabilir. Cuma kılmak için başka köye gitme imkanıda olmaz-sa bu adam oğlunun da arkasında namaz kılamaz ise hadisi şerifin mealine göre de bir kimse özürsüz olarak arka arkaya üç Cuma namazına gitmez terk ederse münafık defterine kayıt olur buyruluyor.

Bu adam ne yapsın? Aynı köyde beraber kalıyor. Büs bütün Cu-maları bıraksın mı? İşte bu alınan delillere göre oğlunun tam arkasına durmaz bir kenarda uyup namazını kılabilir.

Yine aynen Muhammed Hocaya sorduğum yirmi otuz sene şeyhimiz Bilal Baba Hazretlerinin köyünde imamlık yaptı. Babası Hacı Kadir ağa derler idi. Oğlunun imamlık yaptığı köye gitti. Uzun süre oğlunun yanında beraber kalırdı. Hocaya dedim, baban Cuma günleri ne yapar, cumayı nerde kılar idi. Cevap, benim arkamda bana uyar kılar idi. Cevabını verdi.

Daha keskin olmak için de Hoca Efendi de Bilal Babamın ağzın-dan aldığı ifade. Pirimiz Abudulkadir Geylani Eferdimiz oğlunun arka-sında kılar idi. Tam arkasına durmaz oğlan dönünce arkasında beni görüp utanmasın diye bir kenarda kılar idi. Cevabını iki sefer Muham-med Hocadan bu ifadeyi dört kişi olarak aldık.

İkinci konu Kilis’li Hacı Abdullah Çolakoğlu hem Gaziantep eski müftüsü, hem de ehli Tarık takva bir adam idi. Şahsi olarak da tanır-dım. Hem de takvasından dolayı Allah için sevmeye layık bir adamdı. Bu konu Kilis’liler arasında açıldı. Kilis’in Kantara köyünden Abdur-rahman Hoca bu konuyu işitince o da dedi ki ben de bu konuyu Gazi-antep müftülüğünü yapan Hacı Abdullah Çolakoğlu’nun oğluna mütü-nün oğlu biraz tahsili var idi. Ben de müftünün oğluna dedim ki. Baban hiç senin arkanda namaz kıldımı? Oğlu cevap verdi. Bir gün otururken namaz vakti olunca babam bana dediki kalk sen imam ol, ben de müezinlik yapayım, arkanda namaz kılayım dedi. Ben de emrine itaat ederek kendi müezzinlik yaptı. Ben de babama imamlık yaptım.

Bu ifadeler alınınca bu konuları Allah niyetlerimizi kalblerimizi tamamen bilmekte hiçbir kimseyi karşıya alarak kasıtlı bir niyetimiz olmayarak aynı ifadeleri yazmamızda icap etti.

Yine bu konuyu açıklayan bir hadisi şerif:

عَنْ عَمْرِو بْنِ سَلَمَةَ قَالَ كُنَّا بِحَاضِرٍ يَمُرُّ بِنَا النَّاسُ إِذَا أَتَوْا اَلنَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَكَانُوا إِذَا رَجَعُوا مَرُّوا بِنَا فَأَخْبَرُونَا أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ كَذَا وَكَذَا وَكُنْتُ غُلَامًا حَافِظًا فَحَفِظْتُ مِنْ ذٰلِكَ قُرْآنًا كَث۪يرًا فَانْطَلَقَ أَب۪ي وَافِدًا إِلٰى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ف۪ي نَفَرٍ مِنْ قَوْمِه۪ فَعَلَّمَهُمُ الصَّلَاةَ فَقَالَ يَؤُمُّكُمْ أَقْرَؤُكُمْ وَكُنْتُ أَقْرَأَهُمْ لِمَا كُنْتُ أَحْفَظُ فَقَدَّمُون۪ي فَكُنْتُ أَؤُمُّهُمْ

Sahabei kiramdan Amr İbni Seleme Radıyallâhu anh rivayet ediyor:

Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem efendimize gidip gelen insanlar obamızdan geçerlerdi. Dönüşlerinde "O şöyle dedi, böyle buyurdu" diyerek bize bildirirlerdi. Henüz çocuktum. Onlardan bu şekilde epey Kur'an (ayeti) ezberledim.

Babam kabilesinden bir gurupla, Peygamberimiz sallallâhu aleyhi vesellem'in yanına giderken, benide götürdü. Peygamberimiz sallallâhu aleyhi vesellem efendimiz onlara namazı öğretti ve buyurduki: "Kur'an’ı en güzel okuyanınız size imamlık etsin." Kur'an’dan epey ayet ezberlediğim için kavmimin en iyi okuyanları ben idim. Bu yüzden namazda beni imam yaparlardı.[1]

Bu Hadisi şeriftende Sahabei kiramdan Amr ibni Seleme radıyallâhu anh hazretlerinin içlerinde babasınında bulunduğu kavmine imamlık yaptığı anlaşılmaktadır.

İmamet, öyle mühim bir vazifedir ki, eğer cemaat ara­sında i-mamlığa layık bir kaç kimse bulunsa, bunlar arasın­dan en çok imam-lığa layık olanı seçilir. 

Cemaat arasında imamete en yararlı olan, sünneti en iyi bilen kimsedir. Bunda eşit olsalar, okuyuşu daha güzel olandır. Bunda da eşit olsalar, takvası daha çok olandır (haramdan daha çok kaçınan­dır). Bu üç vasıfta eşit olsalar, yaşta büyük olandır. Bunda da eşit olsalar, ahlakı daha güzel olandır (yumuşak huylu ve daha çok hayâ sahibi olandır).

Bununla beraber cemaat arasında ev sahibi veya o yerin görevli imamı bulunursa, bunlar tercih olunurlar; aranan vasıfları toplamış olmasalar bile yine tercih edilirler. Başkasının evinde imam olacak kimse, ev sahibinin izni olmadan imamlık yapamaz. Afzal olan ev sahibinin okumuşluğu varsa imametlik yapmaya iktidarı var ise evsahibinin kıldırmasıdır. Ev sahibinin imamlık yapmaya iktidarı yok ise cemaatin içinden kimi tayin ederse onun kıldırması afsaldır. Baş-kasının evinde tek başına namaz kılacak olan kimse de, ev sahibin­den namaz kılacak uygun bir yer göstermesini istemesi afsaldır.

مَنْ صَلّٰى خَلْفَ عَالِمٍ تَقِيٍّ فَكَأَ نَّمَا صَلّٰى خَلْفَ نَبِيٍّ

Hadisi şerif; “Bir kimse ehli takva olan bir ilim sahibinin ardında namaz kılsa bir peygamber arkasında kılmış ecir sevabını alır.”[2]

Bid'at sahibine "Mübtedi" denir ki, inancı sünnet ve cemaat ehli-nin inancına aykırı olan kimse demektir. Bid'at sahibine uymanın ke-rahetle caiz olması, inancı küfre varmadığı takdirdedir. Eğer inancı küfrü gerektiriyorsa, ona uymak bütün Hanefiler'ce caiz olmaz. Şefa-atı, kabir azabını ve hafaza meleklerini inkar etmek gibi...

İmam olan zat, cemaata nefret verecek şeylerden sakınmalıdır. Bir imamın kıraatı veya tesbihleri cemaatı usandıracak derecede uzat-ması uygun değildir. Burada sünnetin en az olan derecesi ile yetinmelidir. Çünkü bu uzatma cemaata usanç verir, bu ise mek-ruhtur. Cemaatla kılınacak bir nama­zın sevabı ziyadedir. Bu sevabdan başkalarını mahrum bırakmaya sebebiyet vermek uygun olmaz. Cemaatın uzatmaya razı olmaları halinde kerahet olmaz. Bununla beraber cemaatın rüku ve secde tesbihlerini ve teşehhüdü sünnet üzere tamamlamalarına meydan vermeyecek bir şekilde imamın acele etmesi de mekruhtur. Cemaatın yetişmesi için, imamın rükuyu uzatması da mekruhtur.

İmam ile muktedinin (imama uyanın) yerleri hükmen bir olmalı­dır. Aralarında yüksek boylu bir duvar olup imamın görülmesini veya sesinin işitilmesini engellese, o imama uymak sahih olmaz. Yani ima-ma uyan kimse imamı göremese de imama uyan cemaatından bir kısmını görmesi gerekir.[3]

Cemaate kavuşmak için koşa koşa yürümek mekruhtur, saygıya aykırıdır. Bu gibi davranışlardan daima sakınmalıdır.

Hadisi Şerif meali: Çok süratlı hızlı koşmak ise insanın vakarını bozar. Haddinden fazla ağır ağır yürümek de insana gurur getirir.

İmam selam verdiğinde cemaatte ettahiyyatüyü tamamlama-mışsa tamamlayıp öyle selam verir. Sali barikleri bitirmesi gerekmez.

İmam namazdan sonra iki tarafa selam verirken "Aleyküm" sözü ile Hafaza meleklerini ve bütün cemaati hatırına alır onları kastederek selam verir. Cemaatten her biri de sağ tarafa selam verirken o taraftaki meleklerle cemaati ve imam eğer o tarafta veya kendi hiza-sında ise imamı da kasteder. Sol tarafa selam verirken de o taraftaki meleklerle cemaati ve imam o tarafta ise imamı kastederek onlara selam vermiş olur. Yalnız başına namaz kılanlar da bu selam ile yalnız Hafaza meleklerini kalbine alır öyle selam verir.

Cemaat selamdan sonra: "Allahümme entesselamü ve min kes-selam, tebarekte ya zel celali vel-ikram" cümlesi okununcaya kadar yerlerinde dururlar, sonra yerlerinden kalkıp sünneti veya duayı baş-ka uygun bir yerde tamamlarlar. Bundan ziyade yerlerinde durmaları kerahete girer. Farzdan sonra saffı bozmaları müstehabdır. Bunu yap-makla sonradan gelenler namazın tamamlanmış olduğunu anlar-lar.

İmam selam verince bakar birinci safta kendinin arkasındaki cemaattan tam kendinin arkasında namaz kılan var ise onu bekler onun selamından sonra döner. Böyle yapması daha afsaldır. Eğer namaz tamamlanmışsa, imam selam verince yüzünü arka cemaate dönerken sağ tarafından döner. Sağ tarafından dönmek efsaldır. Na-maz kılanın yüzüne karşı dönüp durmaz; çünkü namaz kılanın yüzüne karşı oturmak mekruhtur.

Fakat namaz bitmiş olmayıp kılınacak sünnet bulu­nursa, imam "Allahümme entesselam ve min kesselam...."denilecek kadar yerinde durur, sonra kalkar ve sağa, sola, ileriye veya geriye çekilerek o sünnet namazı kılar.

Yalnız başına namaz kılanlara gelince, bunlar farz namazları kıl-dıkları yerde durabilirler ve sünnetleri de orada kılabilirler. Bununla bera­ber sünnetleri başka bir tarafa çekilip kılmaları daha güzeldir.

Cemaatle kılınan namazlarda safların düzgün olmasına, araların-da açıklık bulunmamasına dikkat edilir. İmam olan zat buna dikkat edip cemaati uyarır. Safların en faziletlisi birinci saftır. Sonra sırası ile arkaya doğru fazilet azalarak gider. İmama yakın bulunmanın fazileti pek çoktur.

Cemaatten birinin saf arkasında yalnız başına durup imama uyması mekruhtur. Ancak saflar arasında duracak bir yer bulamazsa saflar tamamen dolmuş saf aralarında yer de kalmamış olduğu halde cemaatte yer bulamayan adam arka safta kanaat hüsnü zannıyla bir adama yanına varıp tek kaldım tek cemaatte olmadığına karşı seni az arkaya çekeceğim fakat huzurundan namazından ayrılma öyle müna-sipli adam bulursa onu geri çeker onun yanında beraber namaza durmuş olur.[4]

 


[1] Buhari, Nesâi ve Ebû Davud, Cem'u'l-Fevâid c.1.s.251/1690

[2] Tercüme-i dürer Osmanlıca baskı sf. 69, İbni Hacer El-Askalani Eddirâyetü fi Tahrici Ehadisi-l-Hidaye c.1. s.168/201 (Beyrut), Zeylai Nasbu-r-Raye c.2. s.26 (Mısır).

[3] Halebi Sağir tercümesi (Osmanlıca Baskı) ve İbni Abidin.

[4] Halebi Tercümesi.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>