canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Peygamberimizin Şemaili - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

PEYGAMBERİMİZİN ŞEMAİLİ

 

İmam Ali kerremallahu vechehu hazretlerinden menkuldur ki, Fahr-i kainat Efendimizi vasf edip, mübarek yüzü kati değirmi ve kati enli değildi; bir miktar değirmi idi, diye buyurmuştur ve malumdur ki, kemal-i hüsnü ve letafet bu şekilde ziyade değirmi ve enli olmak muteber değildir. Bir nesneye nazar etmeli olsa, mübarek başını ve cemii azasıyla dönüp, nazar eylerdi. Ve dahi gözünü aşağı tutardı ve yeryüzüne nazarı, gökyüzüne nazarından ziyade idi. En çok baktığı göz kuyruğu ile bakmak idi. Filhakika muktezay-ı edeb kişi gözlerini hıfz etmektir. Neye gerekse bakıp yürümek biedeplik nişanıdır.

Hazreti Ali radiyallahu anh buyurmuştur ki, Fahr-i alem hazretlerinin mübarek gözleri büyük idi ve mübarek kirpikleri uzun idi. Bir miktar gözlerinde humret var idi, yani az bir miktar kır-mızılık var idi. Ol sıfat gözde gayet güzel, hüsn ve melahati mucibtir. Ve yine İmam-ı Ali kerremallahu vechehu hazretlerinden mervidir ki, mübarek gözlerinin karası gayet siyah idi. Fahr-i alem hazretlerinin alnı ruşen ve açık idi. Ve mübarek kaşları çatık ve ince idi. Kaşları arası açık idi. Kaşı arasında olan damarı gazab zamanında dolar idi.

Ve mübarek burnu begayet latif, güzel idi ve mübarek başı büyük idi ve mübarek ağzı katı küçük değildi. Zira taife-i Arab içinde küçük ağız memduh değildir. Büyük ağız memduhtur demişlerdir. Ve mübarek dişleri beyaz idi ve katı sık değildi, araları açık idi ve inci gibi berrak idi. Ön dişleri arası seyrek idi. Söz söylediği zaman, dişleri arasından nur çıkar idi.

Ve mübarek dudakları mübarek ağzını yumduğu zamanda, görünen heyeti kullardan hiçbir kimseye verilmiş değildi. Ve Aişe-i Sıddıka radiyallahu anha buyurmuştur ki; Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sözünü sizin dediğiniz gibi dizmezdi. Ol şöyle söz söylerdi ki, eğer bir kimse söylediğini saysa, sayılmak kabil idi. Yani ağır ve yavaş konuşur idi ve bazı mahalde fehm olunsun diye, bir kelimeyi üç kere dönderirdi.

Ve cümle belagatlarından biri dahi bu idi ki, her taifenin vadisine göre sohbet edip ve her birinin lügatince hitap ve cevap buyururlar idi. Şehir halkına konuşması mülayemet üzere edip, badiye halkına biraz berk ve keskin söyler idi.

Saçları ve sakalları vasfında Mevahib-i Ledünniye kitabında 297. Sahifesinde şöyle vasfediyor: Bazı saçı kulağına kadar ve bazı omuzuna kadar inmiş idi. Mübarek sakalının eninden ve uzunundan alırdı. Bir hadis-i şerifinde bıyıklarınızı kısaltınız, sakalınızı çok uzatıp da Yahudilere benzetmeyin buyurmuştur.

Yine Hazreti İmam-ı Ali kerremallahu vechehu rivayeti ile, Peygamber efendimizin mübarek benzi ak idi, kırmızılığı da var idi. Kırmızı benizli beyaz idi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hulku mü’minlere nice merhamet ve şefkat üzere ise, kafirlere şiddet ve salabet üzere idi ve düşmanı üzere mansur ve muzaffer idi. Ve gözlerine mehavetlü görünür idi. Kalplerine bir aylık yoldan havfi düşer idi.

Peygamber Efendimizin babasının annesinin adı Fatıma idi. Peygamber Efendimizin annesi Amine’nin annesinin adı Ümmü Habibe idi. Ve on iki amcası var idi. On üçüncüsü babası Abdullah idi. Fahr-i alem sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin babası idi. Birkaç metni:

 

I. KASİDE

Her sözleri her derde kanunu şifa

Kim tutarsa bulur sıhhatla safa

Eğer muradınsa cihanda ihtida

Gel bugün ahlakına kıl iktida

Zat-ı mahbub-ı Huda hulkı azim

Adı Mahmud Muhammed hem Rahim

Söylemezdi hergiz ol zayi kelam

Söyler idi ilm ü hikmet vesselam

Günler olurdu ki yemezdi taam

Yer ve gök miftahı elindeyken tamam

Menbaul adab idi ol hayrı nas

Ululanmazdı giyerdi köhne libas

Şah iken kevneynin geymezdi harir

Kaçmasın benden deyü her bir fakir

Gönlü engin idi kendi alişan

Verir idi kabe kavseynden nişan

Gitmez idi hiç abdestsiz bir yere

Yatmaz idi abdestsiz bistere

Az uyurdu gece ol mimar-ı din

Kalkar idi seherde ol emin

Gönlü Mevlasında dilde Rabbena

Gah dua eder Hakk’a gah sena

Gel nazar kıl bu hale sen dahi

Bizde var mıdır birisi, ey ahi

 

II. KASİDE

Meded Allahım, sana sundum elimi

Allahım, bizi Muhammedden ayırma

Ya ben kime arz edeyim halimi

Allah bizi Muhammedden ayırma

Ey benim sevdiğim lütfi celilim

İbrahime dedin dostum Halilim

Zahirde batında senin dediğin

Allah bizi Muhammedden ayırma

Evliyanın yolu gider dostuna

Can boyanır anber ile miskine

İmam Hasen Şah Hüseyin aşkına

Allah bizi Muhammedden ayırma

Sinanoğlu söyler sözün dumansız

Sen hak Peygambersin şeksiz gümansız

Sana uymayanlar gider imansız

Allah bizi Muhammedden ayırma

 

III. KASİDE

Aşkın ile yanan özler

Sevgisin kalbinde gizler

Cemalini gören gözler

Gayriye döner mi ya Resulullah

Terinden açılan güller

Sana aşık cümle eller

Seni medheyleyen diller

Çürür mü ya Resulullah

Olupsun aleme maşuk

Yer gök cemaline aşık

Aşkın ile yanan ışık

Söner mi ya Resulullah

Sevgin aşıkları yakar

Gülün burcu burcu kokar

Parmaklarından sular akar

Pınar mı ya Resulullah

Efendim kadrin bilenler

Ölmeden evvel ölenler

Nefsine hakim olanlar

Yanar mı ya Resulullah

 

Pınar mı, ya Resulullah, beytini açıklayalım inşaallah: Pey-gamber Efendimiz bir harpte ordunun suyu kalmadı. Asker çok sıkıştı. Resulullaha müracaat ettiler, Resulullah Efendimiz ellerini kaldırıp, dua eyledi; hemen on parmaklarından pınar gibi sular akıp, bütün asker ve hayvanlar doydular ve su kaplarını da doldurdular.

  

Çün pürnur olup çıktı bu aleme

Onun vasfı ne dile gelir ne kaleme

 

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in Hz. Hatice vali-demizden dört oğlu oldu. Hz. Resul aleyhisselamın katipleri olarak on adet yazıcısı vardı. Hazret-i İmam-ı Ali ve Hz. Muaviye’de bun-ların içindeydi ve yedi kılıcı vardı. Hz. Ali’ye Peygamberimiz aley-hissalati vesselamın şemaili sıfatından bize söyle ya Ali! Dedik-lerinde, Hz. Ali kerremallahu veche cevap verdi: Orta boylu, kara gözlü, buğday benizli, kızıl benizli, boynu ak, sakalı kıvırcık ve berrak ve değirmi, kılları zeyba ve bıyığı güzel, saçı kara ve uzun ve boğazından göğsüne varınca ince kıldan kalem ile çekilmiş gibi bir hat vardı. Karnı üstünde o kıldan başka kıl yoktu. Mübarek başı ne büyük ne de küçüktü. Eli ve ayağı makbul ve yanrını(sırtını) yassı ve iki yanrının arasında avuç ortası kadar müçtemi(toplanmı) ben gibi kıl vardı. Yürüyünce kuvvet ile yokuştan inişe iner gibi yürürdü. Şöyle güzeldi ki, yanında olan bakmaya doyamazdı. Onun güzel letafetinden yanına üzüntülü gelen, gusseli gelen cemalini görüp, mübarek sözlerin işitip dinleyince, bütün gusse gamları, üzüntüleri giderdi. Burnu doğruydu. Dişleri seyrek ve pak idi. Saçını bazen çözerdi, bazen de örerdi. Bazen de amamesi (sarık) altına toplardı. Bazen de bırakırdı. Altmış üç yaşındaydı. Sakalında beş on kıl ağarmıştı. Cenab-ı Hak Teala Hazretleri O’ndan güzel, O’ndan cömert ve O’ndan bahadır(pehlivan) kimse yaratmamıştır. Bir gün Medine’de bir kavga koptu. Bütün halayık gayet korktular. Binecek at bulunmadı. Peygamber Efendimiz hemen Ebu Talha’nın iyersiz ve yularsız atına bindi, eline kılıcını aldı. Yalnız başına o kalabalığa vardı. Hiç kimse Medine’den dışarı çıkmamış idi. Çün çıktılar, gördüler ki, geliyor. Dedi ki, korkmayınız bir nesne bir şey yoktur. Höneyin ve höt cenginde O’ndan şecaatli, kuvvetli, bahadır bulunmadı ki, askerler bozulup, başından cümlesi dağıldıkları zamanda, Peygamber Efendimiz küffar ordusuna tek başına kalıp, yerinden bir adım ayağını oynatmadı. Tek başına kendisini küffar ordusunun en kalabalık ordusuna vurup, küffara karşı göğüs gerip, harbe devam etti. Hazreti Ali gelip, yetişinceye kadar, küffar karşısında yılmayıp, küffara boyun eymedi. Peygamberimiz sallalla-hu aleyhi ve sellem vefatı sırasında buyurdu ki; Ey ashaplarım, benden sizlere selam olsun ve benim selamım sizlere ve her bir kimse kim benimledir ve eğer benim yarenlerimden ve benim ümmetlerimden taa kıyamete kadar bana gelenlere ve bana ina-nanlara hepsine benden selam verin ve söyleyin ki, ben kıyamette sırat köprüsü kenarında sizleri buluncaya kadar sırattan öteye geçmem. Taa ki, ümmetim için Cenab-ı Hak’tan mağfiret ve şefaat dilemeyince ayrılmam. Peygamber Aleyhisselamın vefatı zama-nında biat Ebubekir’e olunca, Ebu Sufyan buna razı olmadı. O zaman Ebubekir Efendimiz ortada bir nifak olmasın diye, Ebu Sufyan’ın oğlu Yezit’i çağırtıp, Şam seradenin beyliğini ona verdi. Hz. Ebu Sufyan o gece geldi, Ebubekir Efendimize biat etti ve muhacir ve ensar birlikte namazını kıldılar. Gecenin yarısı geçmişti. Kabir-i Şerifine koydular. Kırk yaşında vahiy geldi. Vahiy geldikten sonra, on üç yıl Mekke’de kaldı ve on sene Medine’de kaldı. Cenab-ı Hak, o sevgili habibinin hürmetine hayatta yaşayan ümmeti Muhammedi ve ümmeti Muhammed’in arkadan gelen cümle nesillerimizi, O sevgili habibinin hürmetine nefsin ve şeytanın ve her türlü mülhit ve münafıkların ve dinsiz küffarların her türlü hile belalarından İslam’ı ve yaşadığımız vatanımızı da millet ve ordumuzu Cenab-ı Hak muhafaza eylesin. Amin, amin.

İşte, Cenab-ı Hak Teala ve tekaddes hazretleri halk eylediği kullarını, kendini bildirip, tanıtmak için ve kanununu ve emirlerini ve nehyettiklerini ve yasak kıldıklarını ve emrine uyanların ne mükafatlar, ne in’amlar, ne ihsanlar vereceğini vaadediyor. Ve kanuna ve emirlerini tanımayıp, asilik edip, isyan edenlere de şedid azab edeceğini ve günah ve hatasını bilip, pişman olup, bir daha yapmamak niyeti ile cidden tevbe edenlerin, bütün günahlarını af edeceğini peygamberleri ile ve indirdiği kitapları ve ayetleri ile haber veriyor. Bu haberleri zaman geçip, bozup, tebdil, tağyir edip, başka sapık yollara yönelince, Cenab-ı Hak yine bir Peygamber gönderip, yine bozulan ahkamları ve düzenleri ve sünnetleri yenile-yici bir peygamber göndermiş, yarattığı insanları uyarıp ikaz, irşad etmiştir ve peygamberlerin ümmetlirinin içinde de halkı ikaz, irşad edicileri bitmemiştir.

A’raf suresi 159. Ayet-i Kerime’de buyuruluyor ki;

 

وَمِنْ قَوْمِ مُوسٰىٓ اُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِهِ يَعْدِلُونَ

 

Tefsirde Musa aleyhisselamın kavminden bir taife haklı olarak nası irşad eder ve adaletle muamele ederler ve hüküm verirler. İşte Musa aleyhisselamın ümmetinde bunlar olunca, Resul-i Ekrem müteessir olmuş ki, Benim ümmetimde yok mu acaba? Hemen şu ayet gelmiştir:

A’raf suresi 181. Ayet-i Kerime’de buyuruluyor ki;

 

وَمِمَّنْ خَلَقْنَآ اُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِهِ يَعْدِلُونَ۟

 

Tefsirde, halk ettiklerimizin içinde bir kimseler var ki, halkı Hakk’a irşad eder ve muamelelerinde adaleti tutarlar ve iltizam ederler. Bu ayet-i kerime gelince, Resul-i Ekrem Efendimiz çok sevinmiş, elhamdulillah, Benim ümmetimde de Musa aleyhisselamın ümmetinden Peygamberler nasıl irşad ve Hakk’a hidayet ettiler ise, Benim ümmetimde de öyle irşad sahibi olurlar, diye buyurdu.

Hadis-i Şerif:

 

عُلَمٰٓاءِ اُمَّتِى كَاَنْبِيٰٓاءِ بَنِى اِسْرٰٓائِل

 

Yani, “Benim ümmetimin uleması, Beni İsrail’in Peygamberleri gibidir”[1]. Bu da عُلَمٰٓاءِ اُمَّتِى  dediği kimlerdir, hangi ulemadır? Bunlar hem şeriatla, hem tarikatla çalışıp, esrarı ilahiyeye erenlerdir. Resul-i Ekrem Efendimiz sallallahu Teala aleyhi ve sellem buyurur ki, bu ulema kimdir, onu beyan eder. Şu hadis-i şeriflere dikkat:

Ebu Nuaym kitabında, Enes bin Malik radiyallahu anhdan;

 

اَلْعِلْمُ عِلْمَانِ فَعِلْمٌ ثَابِتٌ فِى الْقَلْبِ فَذَاكَ عِلْمٌ نَافِعُ وَعِلْمٌ فِى اللِّسَانِ فَذَاكَ حُجَّةُ اللّٰهِ عَلٰى عِبَادِهِ

 

Yani “ilim ikidir; biri kalpte sabit olan batın ve ledün ve maneviyat ilmidir”[2].İşte en menfaatli ilim budur. Bir ilim de dilde, lisandaki ilimdir, kitaptır. Bu da Allahu tealanın hüccetidir diye buyurmuştur ki, ulemai ümmet bu iki ilimle çalışıp huzura erenlerdir.

 


[1] Suyuti ed-Dürer, Hadin No: 294.

[2] Ramuze’l-Ehadis, c. 1, s. 223.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>