canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

KUR’AN-I KERİMİ OKUMA HAKKINDA - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 2.cilt)

KUR’AN-I KERİMİ OKUMA HAKKINDA

 

إِقْرَأُو الْقُرْآنَ مَانَهَاكَ فَاِذَا لَمْ يَنْهَكَ فَلَسْتَ تَقْرَؤُهُ

Yani “Kur’an’ı Kerimin emir ve nevahisi ile yani Kur’an’ın emrettiği ile Kur’an’ın nehyettikleri ile amil olarak Kur’an’ı tilavet et. Emrine itaat nehyinden ictinap edilmez ise Kur’an’ı tilavet etmemiş olur.”[1] Yine bir hadisişerif: Ravisi İmamı Tebarani Utbe radıyallahu anhrivayeti ile.

أَتَخَوَّفُ عَلٰى أُمَّت۪ى يَتْرُكُونَ الصَّلٰاةُ وَالْقُرآنُ يَتَعَلَّمَهُ الْمُنَافِقُونَ يُجَادِلُونَ بِه۪ أَهْلُ الْعِلْمُ

Yani Rusulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuştur ki: “Benim en ziyade korktuğum ümmetimin üzerine namazı ve Kur’an’ı Kerimi terk ederler bu halda sonra münafıklar Kur’an’ı öğrenirler onunla ümmetimin alimleri ile ehli ilim sa-hipleri ile mücadele ederler. Yani münafıklar alim olduklarını iddia ederler.”[2]

Hadisi Şerif:

 يَأْت۪ى عَلٰى النَّاسِ زَمَانٌ يَتَعَلَّمُونَ ف۪يهِ الْقُرْآنِ فَيَجْمَعُونَ حُرُوفَهُ وَيُضَيِّعُونَ حُدُودَهُ وَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا جَمَعُوا وَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا ضَيَّعُوا، عَنْ اِبْنِ عَبَّاسْ

İbni Abbas r.anh rivayetiyle:

Resulullah Muhammedinil Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: “Ahir zamanda nasın üzerine bir zaman gelir ki ilim sahibi olanlar Kur’an’ı okuyanlar yalnız harfine mahra-cına dikkat ederler. Kur’an’ı Kerimin hakiki anlatmak istediği özet manasını terk ederler. Veyil onlara ve okuduklarına”[3] deyi buyurmuştur.

Yani hadisin mealini Cenab-ı Hak anlamayı ve onunla amel yapmayı nasip etsin. Ahir zamanda ümmetimin üzerine bir zaman gelir ki kurrâ yani okumuş olanlar çok olur. Hafız da olurlar Kur’an’ı Kerimi korkarak huşu edeple okuyan az bulursunuz. Bir çokları Kur’an’ın hakiki anlamını ne demek istediğini bırakırlar ekseriyetle çok kısımları harf üzerine mahrac üzerine münakaşa yaparlar. Şurasını şurdan çıkaracaktın. Şurasını buradan şöyle çıkaracaktın diye harf mahrac üzerinde münakaşa yaparlar. Kur’an’ın hakikat anlamını ne demek istediğini bırakırlar. Yalnız harf münakaşasında sürtüşürler. Şurası şöyle şurası mucemedir diye hakiki mühim olan anlamları üstünde durup da onunla ihlaslı amel yapıp Allah’a yakınlık ve rızasını anlayıp, rızasına kavuşma yollarını bırakırlar. İşte bu gibi Kur’an’ı şiddetle okur mahracı ile tecvidi ile okur anlamını düşünmez yalnız harf mahrac üzerinde münakaşa yapıp münakaşalarını yürütenlerin veyl onların üzerine olsun diye Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem tehditler yapıyor.

Birçok bizler de müşahade ettik. Camilerde bazen başka yerler-de hafız veyahut başka bir şahıs Kur’an okumaya başlayınca okuyan da dinleyen de kafalarını mahrac, tecvid, harf üzerine kafa veriyorlar. Mühim olan okuyan dinleyen onun içindeki emir ve nehylerini ve misallarını anlayıp da ona göre çalışılması lazım gelir.

Hadisin devamında:

إِنَّ أَوْلٰى النَّاسَ بِهٰذَا القُرْآنِ مَنْ جَمَعَهُ وَلَمَّ يَرَ عَلَيْهِ اَثَرَهُ

İnsanların içinde en evla olanları okudukları Kur’an’ın eseri te’siri kendisinde görülür”[4]

Yani nasın içinde en evla olan o kimseler ki Kur’an’ı Kerimi Allah kelamıdır diye korkarak hayâ, edeple okuyup ezberine hıfzına alır. Kur’an’ı Kerimi hıfzına almaktaki gaye, onunla çalışıp nefsinin islahına terbiyesine çalışır. Bu yönüde aynen Allah’ın kullarına talim edip onla-rın da nefislerinin terbiyelerine çalışmalarına ve Rabbılarının rızasına kavuşmalarına sebep olanlar.

İşte bunlar Allah, Resulullah yanında en kıymetli kimselerdir. Bir de Kur’an’ı hakkıyla okuyan, hadisi şerifin mealine göre o kimseleri Kur’an okurken Allah’tan çok korkarak, huşu, edeple okur ve anlam-larını düşünerekten okur. Kur’an’ı Kerimin kendisinde bir eseri görülmesi lazım.

Birinci Kur’anı hıfzına alması ve onunla Rabbısının rızasına ka-vuşmak için ihlaslı amele devamı ikinci misalda hata olmasın inşeallah çok yüksek zahirde bir padişah hükümdar huzuruna varıp o yüksek padişah, hükümdar ile huzurda başa baş biraz konuşulur. Sohbetler yapılır. O huzurdan az dışarıya çıkınca dışarıdaki insanlar bakınca o adamın yüzünde sözünde bir değişiklikler var, yüksek zatın hem korku, hem hayâ eserleri o adamda görülür. Bunun gibi Allah kelamı olan Kur’an okumakla meşgul olanlar, zikrullah ile meşgul olanlar, namaz ile meşgul olanlar, halka Allah için vaaz nasihat ile meşgul olanlar, sair ibadetlerimizde meşgul olur iken vücut binasının dışında kalmayalım. İç batınına manaviyatina dalalım. Dışarılarla ilgi alakaları atalım. Batın âlemine dalıp, cahd eyleyip, huzuru bilip, huzuru bulup, huzura bizzat kavuşmaya, başkalarından savuşmaya gayret gösterelim.

Bu şekilde bizzat hakkal yakın sırrına ulaşalım. İlmi sahibine mü-racaat edip Hak’tan alalım. Vucut sarayının iç, mana, batın alemine kavuşup yakın hasıl edip huzura kavuşalım. Bina dışında korku edep olur amma binanın iç kısmına geçip bizzat padişah ile huzur bulunca sohbetlerde sair huzurda durmalarda o zatın yüksek kudret kuvvete sahip olan bir zatın huzuruna varınca onun heybeti basar.

Bu saydığımız amel ve ibadetlerimizde ne kadar batınan, ruhen Cenab-ı Allah’a yakın hasıl eder, huzura ne kadar varabilir isek, nesinden belli olur. O huzura yakın olup huzura varanlarda Cenab-ı Allah’ın bir heybet tesiri basar ki huzurda duran şahıs zerre kadar ha-yâ edebini bozamaz. Allah’ın korku heybeti kendini basar. Bu şekilde korku, huşu, Allah’ın heybeti üzerinde olan bu tesir üstünde olan heybet korku kalkmaz. Ne yaparsa amelleri korku heybet altında huzurlu olur.

Allah’ın kelamını da gerekse Kur’an’ı azimüşşan, gerekse ayet hadisleri halka vaaz yaparken o adam da hakkıyla Allah’a yakın, hu-zura yaklaşıp huzur bulmuş ise o adamda konuşurken çok şiddet görükmez. Ağır ağır araları açarak çok korku ile konuşur ki huzuru Allah’ta konuştuğum kelamlar ve kalbimdeki düşüncelerin bir yeri yü-ce Rabbımın hoşuna gitmez, rızasına uygun olmaz ise yaptığım vaaz nasihat neye yarar, ne kıymeti var diye ehli yakın ise vaaz edenler, kelamlar, açık açık, ağır ağır çok derinden düşünceler ile konuştukları vaazlarına bir yerden riya, süm’a karıştırılmasın diye çok korkaraktan konuşur. Konuştuğunda korku huşu edep çok olur. İftihar riyası olmaz. İşte Allah’a yakın hasıl eden alimlerimizin nişanları bunlardır.

Kur’anı en iyi, güzel okuyan kimdir. Bak hadisi şerif ne buyuru-yor:

أَحْسَنُ النَّاسِ قِرَآءَةً اَلَّذ۪ى إِذَا قَرَأَ رَأَيْتَ أَنَّهُ يَخْشَى اللّٰهَ

“Resulu Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu. Na-sın en güzel en iyi Kur’an okuyanı şunlar ki sen onu Kur’an okurken Allah’tan çok korkar görürsün. Allah’tan korkarak okuyandır.”[5] İşte en iyi okuyan budur. Kur’anı Kerim her derde şi-fadır. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyorlar. Ebu Nasır-dan ravisi Hz. İmamı Ali kerremallahu veche

اَلْقُرْآنُ هُوَ دَوٰٓاءٌ

Kur’an bütün ilaçtır.”[6] Yine bir hadisi şerif Ravisi Hz. Üme-yir Bin Hani (r.anha)

Sahabeler sordular ki: Ya Resulallah siz Kur’anı Kerimi okuduğu-nuz zaman bizim halımız değişiyor. Öyle bir manevi hal bize sirayet edip duyuyoruz ki halımız değişip kalblerimiz cilalanıp feyz-i ilahi kalbimize geliyor. Zevk de alıyoruz. Fakat biz kendimiz Kur’an okudu-ğumuz zaman da o lezzeti o feyzi o şevki zevki bulamıyoruz. Bunun üzerine Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyur-dular ki:

أَجْلِ أَنَا أَقْرَؤُهُ لِبَطْنِ وَأَنْتُمْ تَقْرَؤُنَهُ لِظَهَرِ، قَالَ يَارَسُولُ اللّٰهِ مَا لِبَطْنِ مِنَ الظَّهَر،ِ قَالَ: أَقْرَؤُهُ اَتَدَبَّرَهُ وَاَعْمَلُ مَا ف۪يهِ وَتَقْرَؤُنَهُ أَنْتُمْ هٰكَذَا وَاِشَارٌ بِيَدِه۪ فَامَرَّهَا

“Ben Kur’anı batını ile okuyorum. Sizler yalnız zahiri ile okuyorsunuz. Deyince sahabeler sordular: Ya Resulallah Kur’a-nın zahir ile batınının farkı nedir? Deyince buyurdular ki: Ben Kur’anı okuyup batınını tefekkür ederek okuyup Kur’an’ın ahkamı ile de amel ediyorum. Sizler ise Kur’anı okurken şöyle okuyorsunuz ki mübarek elini bir taraftan bir tarafa hızla süratla geçirdiği gibi işaret etti.”[7]

Kur’anı Kerimi okurken bu anlatıldığına göre Kur’anı Kerim Allah kelamıdır. Diye çok korku huşu edep huzuru kalp ile Allah’u Tela Hazretlerinin bizzat yakinen huzurunda bilerek kafayı düşüncesini aklını fikrinide Kur’anın anlamına vererek okuduğu anlamları ile de yani Kur’anın emri ile itaat etmeyi nehy kıldıklarından sakınmayı ve böylece amel etmeyi buyurmuştur.

Yine bir hadisi şerifinde:

أَشْرَافُ أُمَّت۪ي حَمَلَةُ الْقُرْآنِ وَأَصْحَابُ اللَّيْلِ

Ümmetimin en eşrefi en afzal olanları şol kimselerdir ki Kur’anı Kerimi Allah’ın kelamıdır diyerek huzuru kalb ile korku huşu ile okuyup anlamını anlamaya çalışıp ve hıfzına alıp hıfzına almaktaki maksatı onunla çalışıp ihlaslı amel ile Rabbısının rızasına kavuşmaktır. Ve eshabül leyl dediği gece-lerin hepsini uykuya harç etmeyip bir kısmını kalkıp Allah rızası için namazla kıyamla Kur’an’la yani teheccüd namaz-ları ile kılarak Rabbısının rızasını aramak niyetiyle Kur’an’-daki hıfsına aldığı ayetler ile kendisi amel yaptığı gibi aynısını da Allah’ın kullarına öğretip talim etmek niyetinde olanlar işte ümmetin en afzalı en eşrefi olanlar bunlardır.[8]Cenab-ı Hak cümlemize rızalı olarak nasip müyesser eylesin. Amin ya Muin.

Yine bir hadisi şerifinde:

لَيْسَ الْقُرْآنُ بِالْتِّلٰاوَةِ وَلَاالْعِلْمُ بِالرِّ وَاٰيَةِ وَلٰكِنَّ الْقُرْآنُ بِالْهِدَايَةِ وَالْعِلْمُ بِا لدِّرَايَةِ

Hadisi şerifin meali yani “Kur’an’ı Kerim yalnız okumak için değildir. İlmdeki gayede yalnız hikaye rivayetlerden ibaret değildir. Kur’an hidayet içindir. İlimde dirayet içindir.”[9]

Ne anlaşıldı başka bir hadiste de Kur’anı okuyanlara her harf başı on sevap dinleyenlere doksan sevap yazılır. Buyuruyor. Burada da buyuruyorlar ki Kur’an yalnız okumak için değildir. Kur’an hidayet içindir. Yani Kur’anı Kerimi yüzden oku oku şuraya as Kur’an’ı Kerim bunun için değil Kur’an’ı Kerim Allah kelamıdır. Diye korku huşu ile okumak Allah’ı hazır nazır bilmek ve Kur’an’ın içindekilerini anlayıp anladığı ile ihlaslı amel yapman içindir. Yoksa Kur’an’ı oku as için-dekilerin anlamına kafa verme içindekiler ile amel yapma o kimse Kur’an okumuş değildir. Buyuruyor. Aynen bu hadisi şerife karşıda Kur’anı Kerimde

مَثَلُ الَّذ۪ينَ حُمِّلُوا التَّوْرٰيةَ ثُمَّ لَمْ يَحْمِلُوهَا كَمَثَلِ الْحِمَارِ يَحْمِلُ اَسْفَارًاۜ بِئْسَ مَثَلُ الْقَوْمِ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ

Ayetin mealinde: “Bu Kur’an’ı Kerimi bu kitabın içinde-kilerini okuyup içindekileri ile amel itaat ibadet yapmayanlar misali sırtına kitap yüklenmiş bir merkebe benzer.”[10] buyuru-luyor.

Evet Kur’anı Kerimi okumak lazım emirlere itaat nehyinden sakınıp kaçmamız lazım. Emir olunan namazı kılmak ve çok zikredin emir ayetine itaatle Allah’ımızı çok zikretmek lazım. Günahlarına tev-be edenleri af ederim. Dediğine göre günahlarımıza tevbeye istiğfara devam etmemiz gayretle ciddi bir azimle gece ve gündüz saatle-rimizde huzurlu olup ihlaslı amel ibadetlerine çalışmamız gayretini kuvvetini ihlasını rızasını da beraber ihsan eylesin amin. Ya Muin.

Bu amellerin cümlesini yaparken huzuru kalb ile yapılması ikinci mümkün mertebe anlamlarını düşünerek üç, kendimizi her an her halımızda yüce Rabbımızı hazır ve nazır bilip korku huşu ile huzurlu olarak gerekse Kur’an gerekse namazdaki sureler gerekse namazda rükuda secdedeki tesbihler tahiyyati sali ve barikler hem huzur hem korku huşu ile hem anlamlarını anlamaya çalışarak bu sure ayetler rüku secdedeki tesbihler ve okunan Kur’an’lar ve çok çok yapılan zikrullahlar ve nafile olarak kılınan namazlar hepsinde huzur lazım her halımda bana hazır nazır diye Allah’ı hazır bilip benim her halimi görüyor diye dilden çıkan tesbihler Kur’an’lar zikrullahlar bu tertip düzenle dil onları çıkarınca ağızda iki çene arasında kalmayarak dil çıkartmış oldukları zikir ve ayetleri tesbihleri gırtlaktan huzuru Allah’ta korku ile duran kalbe sevk etsin.

Kalbte dilin sevk ettiklerini alıp cem edip ruha bütün vücuda yaysın ki bizi tedavi edip bize tesirleri olsun. Tat lezzetlerini aşk şevkini alaraktan amel yapmayı nasip etsin. Yalnız dilde kalır kalp huzuru bulup huzurda olmayarak zahirde endişe hayallardan kalp ilgi alaka kesmiyerek kalp huzurda olmayarak yalnız bir dil ağızda kalanlar misali hata olmasın inşeallah.

Bir kimse gıdadan düşmemek niyetiyle yemek yemeye başlar. Ağzına yemeği alıp çiğner çiğner hırtlaktan aşağı yutmayıp yemeği mideye indirmeyip mide onu hazim ile vücuda damardaki kanlara yaymaz ise bu yemekten o kimselere bir kuvvet bir gıda hasıl olur mu acaba? Yemeği ağzına alır lüzumu kadar çiğneyip yutar mideye iner. Mide onu fabrika gibi halleder damar kanlara sevk ederse vücut gıdasını alabilir.

İbadetler zikirler Kur’an’lar çekilen tesbihler de dış görünüş dünya içindekileri endişe hayalları düşünceleri bir tarafa atarak bizzat kalbi huzuru Allah’a tutarak devamlı kalbi huzurda tutarak gayri en-dişe hayalları kalbten atarak böyle bir azimli olarak Kur’an’a namaza huzurlu ve huzura dalarak maneviyet batınına dalıp dalgıcın deniz dibinden cevherler aldığı gibi bu kimse de böyle bir namaz zikirden tat lezzet alması için dilden çıkan yekün tesbih Kur’an zikir hepsi de dil onları ağır ağır mahreciyle çıkarıp dil ağız kalıbından noksansız çıkarıp hırtlaktan kalbe indirerek her ayet zikrullahlardan kalbte, ayık haberdar olarak duyarak bu şekilde dil kalbe indirir kalb de onu dilden alır. Cem eder.

Bu şekilde amel ibadet zikrullah devamı ile çoğalır ise sırası ile zikrullahın nuru Kur’an’ın nuru ibadetlerin nuru çok devam ederse bu nurlar gönüle ruha iner ruh onları kalbe sevk edip kalb senavbereden lüb’e sevk eder. İbadet zikir tesir nurları vücudun batınını sonra da zahirini kaplar inşealluhu teala o namazlar o ibadetler Allah’ın inaye-tiyle o nurun ziya tesiri ile ahlakı zemimeler yanıp yok olur. Manevi emrazlardan kurtulur ahlakı hamidiye ile kemal bulur inşeallahu teala.

Yekün yapılan ibadetler batın halına kalbe indirilmeden yalnız dış suret dil ile hal olsa idi bir kısım Kur’an’ı hıfzına alanlar var idi. Hafızı kelamlar var idi. Kur’an’ın batınına inip kalbine tesir nuru indiril-meyince yalnız dış yüzden okumakla yalnız dış surette kalmakla ke-male ulaşılmıyor. İşte bir konu yazmamız icap etti. Şeyhimiz Bilal Ba-ba Hazretlerinin bizzat kendi ağzından dinlediğim konu. İstanbul’da sürgünde iken bir mürekkep lazım oldu dedi.

Aşağı indim bakkala mürekkep almaya vardım. Vardım ki bakkal karşısında bir genç ile alış veriş yapıyor hem de gence diyorki yazık sana sen bu işi yapmasan çok iyi olur. Ben bu işi sana layık görmü-yorum. Deyince karşısındaki genç hafızı kelam imiş yani yekün Kur’an hıfzında olan bir hafız imiş. Hafız, bakkala layık görmediğin nedir. Bakkal dedi ki sen camilere geldiğin zaman Kur’an mevlüd okuyup vaaz verdiklerin zamanda bütün halk senin ağzından öpesi geliyor. Ne yazık ki sana ben seni geçen günlerde barda kızlara şarkı söylüyordun öyle gördüm. Yazık sana sen bunu yapma dedi.

Hafız ise hiçbir mütesirde olmadı bakkala dedi ki elini de uzattı bire oğlum bu dünya bir yağlı kuyruk bu tarafını çevir ye diğer tarafını çevir ye ben camilere gider Kur’an okur mevlid okur vaaz verir alırım para. Bara gider kızlara şarkı söyler alırım para bu dünya bir yağlı kuyruk bu tarafını çevir ye, diğer tarafını çevir ye dedi. İşte bu adam hafız idi. Allah’ım her amel ibadetlerimizi huzuru kalb ile yapmayı yalnız dil surette kalmayıp batınımıza kalbimize indirip tesirini Cenab-ı Hak halk eylesin amin ya Muin.

Niyazi Hazretlerinin bir beyiti:

Savm salat haccı zekat sanma zahit bunların ile işin tamam

İnsanı kamil olmağa lazım olan irfan imiş

İrfanda öyle bir anlayış ki Cenab-ı Hak’ka kurbiyet yakîn hâsıl eden kimselerde imanı tevekkülü kemal bulan kimselerde irfan olur imiş. Hak’kı her yerde hazır bilip hakkal yakin derecesine ulaşıp Hak’kı batılı nefsini Allah’ını bilirler imiş. Allah’ım cümlemize bildirsin amin.

Yine bu konuya münasip bir konu. Kendi köyümüze Şeyhimiz Bi-lal Baba Hazretleri geldi. Bir ihvan evine davet edip mevlid de okutmak niyetiyle davet yapıldı. Mevlid cematinde kalabalık çok idi. Kendi köy halkımızdan bir adam var idi. Adına Hafız Mehmed Ağa derler idi. Bu adam Kur’anı tecvidi mahracını harflerin nereden çıkacağını uzatmasını medlerini mahraclarının üzerinde çok çalışmış idi. Köy halkından Kur’an bilip okuyanlarımızın hiçbirimizin okuduğuna doğru demez, olmadı yanlış okuyorsunuz der idi. O cemaatte o hafız Meh-med ağada var idi. Cemaatimizden bu konuyu Şeyhimiz Bilal Baba Hazretlerine sordular baba dediler hafız Mehmed ağa diyor ki Kur’anı bir harf noksan okuyanlar bir harf fazla okuyanlar kafir olur diyor. Dediler o zaman hafız dediki baba ben filanca kitabın filanca sayfa-sında okudum. Aynen böyle yazıyor Kur’an’ı bir harf fazla okuyan da bir harf eksik okuyan da kafir olur diye yazıyor. Dedi.

Şeyhimiz Bilal Baba hazretleri buyurdular ki: Hafız hafız Müslü-manlık çiv (zayıf ince) iplik ile bağlı değil beyaz taşa bastın Müslüman oldun, siyah taşa bastın kafir oldun böyle değil bunu okumak okuyan kimsenin niyeti kafir olmak mıdır. Kur’anı Kerim’i anlamlarını değiştir-meyecek kadar olur ise Allah’tan korkarak manalarını düşünerek okuyunuz. Manalarında Ahmed’in yerine Hüseyin, Hüseyin’in yerine Yusuf gibi bu şekilde mana anlamları değişmez ise Allah’tan korkarak manalarını düşünerek korku huşu ile okuyunuz içindekileri ile de ihlaslı amel ve ibadet yapınız. Buyurdular. Buna dair hadisi şerif:

إِذَا قِرَأَ الْقَار۪ى فَاَخْطَأَ اَوْلَحَنَ اَوْ كَانَ أَعْجَمِيًّا كَتَبَهُ الْمَلَكُ كَمَا اَنْزَلَ

“Kur’an okuyan kimse hata etse lahn yapsa (kaideye uy-mayan okuyuş) veya acemi olsa bile melek o kıraati indirildiği gibi yazar.”[11]

Yalnız surette sıfatta kalıp mana alemine geçmeyince Cenab-ı Hak’kın lütfuyla aşk şarabından içmeyince ana niyeti olan benlikten geçip mahvi fena sahrasına geçmeyince yalnız surette yapılan ameller insanı tatmin etmiyor. İç maneviyat kalb düzelip temizlenip nurla-nınca bu düzelmiş olan kalb o kimsenin dış hallarını da düzeltir. İç kalb aleminin düzelip temizliğini yapmaz düzeltmez düzeltmeye de çalışmaz yalnız suret düzmekle meşgul olur ise dışın ne kadar düzgün olsa düzeltsende dışın düzgünlüğü içeriyi düzeltmez. İçerinin tama-men düzelmesi dışarıyı da düzeltir.

 

Yunus Emre Hazretlerinin beyitlerini ilave edelim.

 

İçin dışın murdar iken dost neylesin seninle

Gönül gözün nefs ü heva aşk neylesin seninle

Zikirle yoldaş olmadın, sadıkla haldaş olmadın

Olmaz yere verdin gönül dost neylesin seninle

 

Dünya ile üns bağlayıp gönül gözün kör eyledin

Zulmet dolunca gönlüne nur neylesin seninle

Gerçek bize derviş gerek dolu cihan dava ile

Duydun ise aslın işin fal neylesin seninle

 

Dervişliği sanma heman olur suret düzmek ile

Dilde ise senin işin hal neylesin seninle

Yunus Emre hoş derdile merdane sür devranını

Hemrah isen dost yoluna ar neylesin seninle.

 


[1] Kenzil İrfan s.42/236, C. Sağür Muhtasarı Tercümesi c.1. s.364/774 (2:61/1333).

[2] Tabarani El-Mu’cemu-l-Kebir c.17. s.296/818 (Musul)

[3] Ramuze-l-Hadis c.2. s.504 Abdulaziz Bekkine R. Aleyh. Tercümesi kenarı Ebu Nuaym’dan, Deylemi El Firdevsü bi Me’sûru-l-Hıtab c.5. s.443/8686.

[4] Ramuze-l-Hadis c.2.s.504 Abdulaziz Bekkine R.Aleyh. Tercümesi kenarı Ebu Nuaym’dan, Deylemi El Firdevsü bi Me’sûru-l-Hıtab c.5. s.443/8686

[5] Kenzü-l-İrfan 1001 Hadis s.41/30, Ramuze-l-Ehadis c.1. s.18/12, C. Sağir Muhtasarı Tercümesi s.97/149 (1:190/252).

[6] Ramuze-l-Ehadis c.1. s.227/8.

[7] Ramuze-l-Ehadis c.1. s.16/9.

[8] Kenzü-l-İrfan 1001 Hadis s. 42/233.

[9] Ramuze-l-Ehadis kitabı c.2.s.362/9, Deylemi El-Firdevsü bi Me’sûru-l-Hıtab c.3. s.398/ 5214 (Beyrut)

[10]Cuma Suresi, 62/5.

[11] Ramuze-l-Ehadis c.1. s.57/13.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>