canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

EHL-İ BİD’AT VE SİGARA - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 2.cilt)

EHL-İ BİD’AT VE SİGARA

 

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki;

 مِثْلُ الْجَل۪يسِ الصَّالِحِ وَالْجَل۪يسِ السُّوءِ كَمَثَلِ صَاحِبِ الْمِسْكِ وَك۪يرِ الْحَدَّادِ لٰا يَعْدَمُكَ مِنْ صَاحِبِ الْمِسْكِ إِمَّا تَشْتَر۪يهِ أَوْ تَجِدُ ر۪يحَهُ وَك۪يرُ الْحَدَّادِ يُحْرِقُ بَدَنَكَ أَوْ ثَوْبَكَ أَوْ تَجِدُ مِنْهُ ر۪يحًا خَب۪يثَةً

“İyi Salih kimselerle kötü fuhşiyat ehli olanların misali demirci dükkanıyla mis kokucu dükkanına benzer. Mis kokucu dükkanında az çok oturur gider gelir eğleşirse muhakkak ki o mis kokusu üstüne siner. Demirci dükkanında çok eğleşirse çıngıları sıçrar, çıngı sıçramasa da tozu sıç-rar.”[1]

Siz bid’at ehli olan kimselerden kaçınız. Yırtıcı canavarlardan kaçtığınız gibi. Yırtıcı canavar sizi tutarsa cesedinizi parçalar. İki ayaklı bid’at ehli sizi yakalarsa imanınızı parçalar.

 أَصْحَابُ الْبِدَعِ كِلٰابُ النَّارِ

“Bid’at ehli cehennemin köpekleridir”[2] buyuruyor. Onlar-dan sakınınız sadık kullarımın maiyetinden ayrılmayınız.

İşte şeytan bu insanları Allah’ın zikrinden geri koymak için ne bid’atler icat etmiştir. Bid’atlerin başında sigara içmek gelir. Birinci büyük bid’attir. İkinci israftır. Üçüncü şeytan amelidir. Bunu Resül-ü Ekrem Efendimiz içmemiştir. Sahabeler içmemiş, evliyaullahlar içmemiştir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şu hadisi şerifi buyurdu ki:

طَيِّبُوا أَفْوَاهِكُمْ فَإِنَّ أَفْوَاهِكُمْ طَر۪يقُ الْقُرْآنَ

“Ağzınızı temiz tutunuz, çünkü Kur’an yoludur”[3] diye buyurmuştur. Bu büyük bid’attir. Hem de bid’ati seyyie’dir. hadisi şerif

كُلُّ بِدْعَةٍ ضَلٰا لَةٌ إِلّٰا ف۪ي عِبَادَةٍ

“Bütün bid’atler haramdır. Yalnız ibadette olan bid’atler değildir.”[4] Sigara içmek israftır. Cenâb-ı Hak buyuruyor ki

 كُلُوا وَاشْرَبُوا وَلٰاتُسْرِفُوا إِنَّهُ لٰايُحِبُّ الْمُسْرِف۪ينَ

“Yiyiniz içiniz fakat israf etmeyiniz. Her kim israf ederse Allah onları sevmez.”[5]

Şeyhimiz Bilal Baba Hz. Giresun’da sürgünde iken Şark tarafın-dan bir şeyh oda sürgüne gelmiş o sigara içiyor ben içmiyorum. İnsanlar isme aldanmamalı ismin sahibinin takvasına bakılır. Kur’an’a hadise her halı uygun mu? Sünnetleri tamam mı? Bid’atlerden arınmış mı? Bunlara bakılması lazım. Allah Resulullah yanında insan oğul-larının kıymet derece bakımları takvasına göredir. Takva, çok Allah korkusu olup her işlerinde şüphelilerden çok sakıncalı olmak. Mevzu-yu şöyle anlatıyor.

Giresun halkı da bu şarktan gelen şeyh isminde olan serbest sigarayı içiyor ismine de şeyh deniliyor. Antep’ten sürgüne gelen O’na da şeyh söyleniyor. Bu sigara içmiyor şarktan gelen içiyor bunları bir davet yapalım anlayalım deyip beni davet ettiler. Davete gittiğim eve vardım ki o şeyh de orada mahsuz davet etmişler. Yemek sofrası açılıp geri sofra kalkınca gencin bir tanesi paketten sigarayı çıkardı. O şeyhin önüne sigarayı tuttu hemen kibriti de çaldı. Sigarayıda şeyhin eline verdi şeyh sigarayı aldı. İçmeyede başladı. Almasa sen bunu her yerde içiyorsun burada niçün içmiyorsun diyecekler onun için sigarayı içmeye başladı. Sigarayı içtiği yerde de ayet okumaya başladı. Dedi ki كُلُوا وَاشْرَبُوا yani Allah diyorki yiyiniz içiniz diyor biz de yiyip içiyoruz. Dedi. O zaman dedim ki ayetin arkasını niye okumuyorsun? Yininiz içiniz وَلٰاتُسْرِفُوا إِنَّهُ لٰايُحِبُّ الْمُسْرِف۪ينَ burayı niye okumuyorsun dedim. Allah yiyiniz içiniz fakat israf etmeyiniz. İsraf edenleri Allah sevmez. Demiyor mu? Burayı niye okumuyo-rsun? Kendinin okuduğu ayet ile Cenab-ı Hak kendini bağladı.

Yukarıda yazılan ayette Cenâb-ı Hak israf edenleri sevmediğini haber veriyor. Allah’u Teala sevmedikten sonra sen hacı ol hoca ol, şeyh ol, müftü ol, alim ol, Allah sevmezse senin vücudun kaç para eder. Bid’at olan sigarayı içersin. Ağzın pis kokuyor, vücudun pis kokuyor. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: Allah temizdir, temizleri sever cennet ise temizlerin yeridir. Bazı alimim diyenler sigara hakkında ayet hadis yok derler bir şeyin haram olması için o şeyin ayette bizzat ismen zikredilmesi gerekmez. Siga-ranın haram olmasına yukarıdaki söylemiş olduğumuz ayet kafidir.

Eskiden sigaranın zararları tam anlaşılmıyordu. Oysa ki günü-müzde tıp ilminin gelişmesi ile sigaranın ne kadar zararlı olduğu açık-ça bilinmektedir. Sigara değil de herhangi insana zararlı bir şeyin yenmesi veya insanın kendisini bilerek tehlikeye atması da haramdır. Sigara o kadar zararlı ki insanı ağır ağır ölüme sürükler tıp ilminin açıkladığı dört bin çeşit zararları bulunmaktadır. Hele de ehli tarikım diyenlerin bunu içmeleri ne kadar yanlıştır. Çünkü alim, ehli tarık halka bir numunedir. Halk her şeyini takvasını alimlerden ülemalar-dan bakıp öğrenecek.

Helal olan bir yemeği helal olarak kazandığın halde, karnın doyduktan sonra yemeye devam edersen haram oluyor da sigara içmek haram olmaz mı? Sigara içerken yalnız kendine zarar vermekle kalmıyor, çevrene de zarar veriyorsun. Eşlerden birisi sigara içiyorsa onun eşi ne kadar rahatsız oluyor, veyahut yolculuk esnasında veya aynı alanda bulunduğun insanları ne kadar rahatsız ediyor ve içtiğin sigarayla onların sağlığına ne kadar zarar veriyorsun. Düşünecek olur isek kendimize verdiğimiz zarardan başka üzerimize ne kadar kul hakkı geçiyor. Bu kadar kul hakkını nasıl ödeyeceğimizi acaba düşü-nüyor muyuz.?

Sigaranın bir diğer kötü yönü de bunu halkın içinde ekseriyetle Allah’tan dinden uzak, insanlar içiyorlar. Bunun kötülüğüne bu da bir delil değil midir? Oysa ki Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem hiçbir konuda kafirlere, inançsızlara benzemek istemezdi. Hatta, Pey-gamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem on gün aşure orucu tutarlardı. Sahabeler dediler ki bu orucu Yahudi’lerde tutuyor, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki inşallah gelecek seneye çıkar isek dokuz veya on bir tutarım buyurdu. Bak kardeşim Peygam-berimiz sallallahu aleyhi ve sellem ibadette bile müşriklere benzemek istemedi, bir mü’min olarak sen neden benziyorsun?

مَنْ تَشَبَّهَ بِقَوْمٍ فَهُوَ مِنْهُمْ

“Her kim kendini hangi kavme benzetir benzetmeye çalışırsa o kimse o kavimdendir.”[6] Hiç kendine baktın mı sigara içerken kime benziyorsun?

Hadisi şerif:

Melâikeler zikir yapanların Kur’an okuyanın vaazu nasihat ede-nin veya mevlid cemaatlerinde ibadet yapanların yanına koşuşurlar derler ki:

هَلِّمُوا هَلِّمُوا إِلٰى حَاجَتِكُمْ

"Koşunuz durmayınız geliniz hacetinize derler."[7] Cenab-ı Hak Teala Hazretleri melaikeler yaratmış en ufakları göze görükmeyecek kadar küçük olanları var sinek gibi olanları var arı gibi olanları var büyüdükçe kuş gibi olanları var daha büyüdükçe bu dünyadan büyük melaikeler var yani melaikeler büyüklü küçüklüdür.

İşte onlar biz Allahu ekber deyip namaza durduğumuzda ağzımı-zın önünde dolaşırlar çünkü ağzımızdan çıkan nefesden gıda alıyorlar Allahu ekber deyip rukuya eğildiğimiz de ağzımızın önünde sinek gibi uçuyorlar. Ordan gıdalarını alıyorlar. Secdeye kapandığımızda yap-dığımız tesbihlerden gıdalarını alıyorlar ey tütün içen Müslüman sen sigara içiyorsun ağzın pis kokuyor melekler ise pis kokuya gelmezler peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e sordular

Ya Resulallah niçin sarımsak yemiyorsun, buyurdu ki soğan, sarımsak yediğim zaman ağzım kokuyor ağzımda da koku olunca melaikeler yanıma gelmiyorlar Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem helal olan soğan sarımsağı yediği zaman melaikeler yanına gelmiyorlarsa sen pis olan sigarayı içiyorsun senin yanına gelirler mi? Bizim namaz veya diğer ibadetlerimizin kabulu için melaikeler dua-mıza amin demeleri gerekir. Ağzının pis kokusundan melekler rahatsız olur yanına yaklaşmazlar duana da amin demezlerse, senin yaptığın ibadetin ne işe yarar meleklerin yaklaşmadığı bir adamsın niçin kendine bu kadar kötülük yapıyorsun?

إِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ التَّوَّاب۪ينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّر۪ينَ

“Allah tövbekarları ve temiz olanları sever”.[8]

Pis kokulu olanları sevmez bu sigara içenlerimize Cenab-ı Hak soğukluğunu versin de onları kurtarsın..

Allahu Teala nurdur. Temizlenip, nur olmayan nura kavuşamaz. Pis ile nur bir arada olamaz. Tütünün üçüncü şeytan işi olduğuna dair ayet-i kerime:

إِنَّ الْمُبَذِّر۪ينَ كَانُٓوا إِخْوَانَ الشَّيَاط۪ينِ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّه۪ كَفُورًا

Yani “Malını israf edip, boş yere sarf eden müsrifler, şey-tanın kardeşleridir.”[9]

Şeytanın zikrullahtan avare etmek için en büyük tuzaklarından biri de tütün içmektir. Bunu içerken, kimse Allah zikrini yapamaz. Böylece Allah'dan avare eder. Bitince birini daha yak der. Zikrullahtan avare eder, geri koyar. Tiryakiler bir araya gelince, bir baştan hepsi yakarlar. Allah zikri nerede kalır! Şeytanın istediği de budur. Ayet-i Kerime'de:

وَيَصُدَّكُمْ عَن ذِكْرِ اللّٰهِ

“Sizi Allah’ın zikirden ayırır, şaşırır, unutturur[10] dediği budur.

Günlerinizi, gecelerinizi hele bir sigara yak diye boşa geçirir. Allahu Teala'dan pis koku ile uzaklaştırır. Allahu Teala nurdur, temiz-dir; pis kokuyu sevmez. Kendine yakın etmez. Alimim dersin, şeyhim dersin, dervişim dersin, leş gibi kokarsın. Allah’u Teala'ya yakınlık, evliyalık iddiasında bulunursun. Allah evliyayı temiz kabul eder. Şey-tanın evliyasını şeytana verir. Alana bu kadar yeter. Hadis-i Şerif: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu.

  نَهٰى رَسَولُ اللّٰهِ عَنْ كُلِّ مُسْكِرٍ وَالْمُفْتَرٍ

“ٍSarhoşluk verenlerden, bir de müfterden sakınınız.”[11]

Müfter tütün gibi şeylerdir. İçince yüzü kızartır, kerih kokulu olur, kafayı bulandırır. Vücuda gevşeklik verir. İşte bunların hepsi tütünde mevcuttur. Senin helal ekmeğini doyduktan sonra çok yer isen, haram oluyor da, hiçbir faydası olmayan gereksiz yere malını ateşe yakmak haram olmaz mı?

Bir kimse fücceten dağda ölmüştü. Doktor yarmış akciğeri sim-siyah olduğunu gören köylüler sormuşlar; bunun akciğeri neden karadır, diye sormuşlar; doktor, tütün içermiş, tütün içenlerin ciğerleri böyle kara olur demiş. Ciğer bütün kara kurum olduğunu söylediler. Cenab-ı Hak bütün İslam kardeş, bacılarımızı her türlü nefsin, şey-tanın fesatlarından koruyup, muhafaza eyleyip içimizi, dışımızı nurlan-dırıp, temiz kalp ile huzura gidenlerden eylesin, amin. Enes r.anhanın rivayet ettiği hadisi şerifte:

 إِنَّ الْعَبْدَ اِذَا عَمِلَ باالْبِدْعَةِ خَلٰاهُ الشَّيْطَانُ وَالْعِبَادَةِ وَاَلْقٰي عَلَيْهِ الْخُشُوعِ وَالْبَكٰٓاءُ

Muhakkak bir kul bid’atle amel işlerse o kimseye şeytan müdahele eder. O kimsenin ibadetine karışır ve o kimseye korkular verir evhem verir ve o kimseyi ağlatır. [12]

Rüyasına karışır. O kimse Allah’u Teala’ya yalvarır ağlar ağlar yardım olmaz. Mü’min olanlarda bu korku bu ağlama olmaz. Çünkü Mü’min ibadet eyledikçe Allah’u Teala’ya sevgisi artar. Ve kalbinden yalnız göz yaşı ile ağlar, ses ile ağlamaz. Bid’at işleyen, ibadeti Hak’ka hoş gelmeyen, mıkrıs, tama, nâkis olup cömert olmayan kimse çocuk ağlaması gibi sesle ağlar. Buna dair hadisi şerif: Ravisi Huzeyfe r.anh.

بُكٰٓاءُ الْمُؤْمِنُ مِنْ قَلْبِه۪ وَبُكٰٓاءُ الْمُنَافِقُ مِنْ هَامَّتِه۪

Meali: “Mü’minin ağlaması kalbiyledir. Münâfığın ağla-ması baykuş gibidir.”[13]

Baykuş o tarafa bu tarafa başını bükerek öter, seslenir. Münafık da zikr ederek ağlar ise aynı onun gibi ses ile ağlar. Bunun sebebi de bid’atle amel etmesidir.

Böylelikle güya ibadet yaptığı halde Allah’ın rızasından uzaklaş-mış olur.

Huzeyfetü-l Yemani. r a.’dan rivayet edilen hadisi şerifte;

اِنَّ للّٰهَ لٰايَقْبَلُ لِصَاحِبِ بِدْعَةٍ صَوْمًا وَلٰا صَلٰاةً وَلٰا صَدَقَةٍ وَلٰا حَجًّا وَلٰا عُمْرَةً وَلٰا جِهَادًا وَلٰا صَرْفًا وَلٰا عَدْلًا حَتّٰي يَخْرُجُ مِنَ الْاِ سْلٰامِ مِمَّاتَخْرُجُ الشَّعْرَةَ مِنَ الْعَج۪ينَ

“Tahkik Allah’u Teala bid’at ehlinin orucunu namazını sadakasını haccını umresini cihadını sarfiyetini adeletini ka-bul etmez, hatta deriden kılın ayrıldığı gibi İslamdan çıkar ayrılır bunlar kendilerini çok beğenenlerdir.”[14]

Sünneti Resulullaha ehemmiyet vermezler dini sağlam olanları tenkit eder ayıplarlar. Daima başkalarında kusur ararlar dini diyaneti fisku fücur ehlinin arzusuna uydururlar. Bunların ibadeti halkın gör-dügü yerde gösterişli olur konuştuğuyla yaptığı birbirini tutmaz, her işinde korkusuz ve serbest olur.

 اِنَّ اَقْوَامًا مِنْ اُمَّت۪ى اَشِدَّةُ ذَلِقَةِ اَلْسِنَتِهِمْ بِاالْقُرْآنِ لٰايُجَاوِزُ تُرَاق۪يهِمْ يَمْرُقُونَ مِنَ الْا۪يمَانِ كَمَا يَمْرُقُو السَّهْمُ مِنَ الرَّمِيَّةِ فَاِذَ لَق۪يتُمُوهُمْ فَاقْتُلُوهُمْ فَاِنَّ الْمَأْجُورَ مَنْ قَتَلَهُمْ

İbn Cerir, Ebu Bekir’den rivayet etmiştir: “Ümmetimde bir kavim olur, ağızlarında şiddetli Kur’an olur, okur ve konuşur-lar. Tesirli, şiddetli söylerler. Kur’an boğazlarından öteye geçmez. İmandan fırlayıp çıkarlar; okun yaydan çıktığı gibi. Bunları görürseniz öldürünüz, öldürenlere ecir, sevap vardır.[15]

Sebebi, Kur’an’ı Kerimi tam Allah’ın kelamını olurundan değiş-tirip kendileri bozuk yanlış itikatlarına göre bütün insanların da iman itikatlarının bozulmasına sebep oldukları için denilmiştir. Bunlar Kur’-an-ı Kerim’den söyler iken, kendilerinde korku, Kur’an’a hürmet gibi şeyler olmaz. Serbest iddiasını yürütür, söyledikleri zaman sözlerine hayret edersin. Sonra gidişine bak, o sözün ehli değildir. Her türlü renge girer, boyanırlar. Şimdiki zamanımızda bunlar çoktur. Halkı ye-niliğe çekerler. Kendi menfaatlerini kovarlar. Kandırmak, inandırmak için türlü türlü, çeşit çeşit sözler söylerler. Allah (c.c.) esirgesin, cümle ümmet-i Muhammedi korusun, amin!

Okudukları Kur’an’ı Allah’ın kelamı olarak temelinden bozup kendileri Kur’an’ın anlamını kendi arzularına göre tefsir ederler. Kur’an ise Allah’ın kelamı ki bütün Ademoğullarının iki dünyada rahatlığını ve saadetini selametini haber verip kanunlarına uymalarını emir eder. Ve rızası olmayan fuhşiyet, zina, katil, adaletsizlikleri ve buna benzeyen zulümleri nehyeder. İşte bu Kur’an’ı öğrenip ağızla-rında şiddetle Kur’an’ı okumayı öğrenirler. Kelamı kibar konuşmayı çok şatafatlı belağatlı konuşarak kendilerini halka beğendirecek vaziyette konuşurlar. Allah’ın kelamı olan ayetlerini de okurlar anla-mını manalarını usulünden tamamen temelinden çıkararak kendileri arzularına göre tefsir yaparlar. İşte Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in bunları öldürünüz dediği Allah kelamı ile oynayıp Allah’ın kelamını kendi arzularına uydurup Kur’an’ın temelini yok edip anlamlarını kendi arzularına göre tefsir edip anlamları değişitirip boz-dukları için bu sebeplerden Kur’an’ın temel manalarını değiştirdikleri için öldürülmeye layık olmuşlar. Allah şerlerinden korusun.

Hz. Peygamberimiz (aleyhissalâtu vesselâm), bu noktayı, ümmeti için en ziyade korktuğu üç şeyden birini münafıklar Kur'an öğrenirler fesah lisan öğrenirler. Öğrendiği Kur’an’ın anlamını ken-dileri arzularına göre konuşur tefsir ederler. Bu hususu işleyen muh-telif hadislerden biri şöyledir. "Ben ümmetim için ne mü'minden ne de müşrikten korkarım. Zîra mü'mini, onun imanı kötülük yapmaktan alıkoyar müşrikte dinsiz imansızlığı gide gide yapa yapa hitam bulunca Allah’ın gazabına çarpılırlar.

Fakat bütün korkum, ilim öğrenen münafıktandır. İlim öğrenip ilmini yanlışa sarf ederler. Bunlar Allah’ın diniyle ve ahkamı olan Kur’an’ı ile oynarlar. Allah’ın rızasının dışına kendileri arzularına göre tefsir ederler. Hoşunuza gidecek, te'yid edeceğiniz şeyleri söylerler, size zarar verecek işler yaparlar." Hz. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in mükerreren ifade ettikleri endişe, saf Müslümanların, masum ve iyi niyetli kimselerin, cazip ve parlak sözlerle münafık, ikiyüzlü, tahripkâr, fitneci kimselerce aldatılmasıdır. Bu meseleye en canlı misal, Hz. Ali ile Haricîler arasında cereyan eden bir konuşmadır. Haricîler, halife ve hükümdarın varlığına lüzum olmadığı hususundaki akidelerine delil olarak, Kur'an'dan iktibas ederek "Lâ hükme illâ lillah" yani "Hüküm ancak Allah'ındır" cümlesini dillerine dolamışlardı. Hz. Ali, bunu işitince şu cevabı verdi: "Bu, doğru bir sözdür. Ancak bâtıl fikir için söylenmiştir."

Sadece Haricîler değil, ta Abdullah İbni Sebe ile başlayıp Kar-matîler, Rafizîler, İsmailîler vs. günümüze kadar devam eden bütün fitne hareketleri dinî sloganlarla ortaya çıkmışlardır. Kur'an'ı inkâr değil istedikleri şekilde te'vil ederek cahilleri aldatmışlardır.

Bid’atlerden kurtulmak için hem şeraiti hem tarikatı beraber tutman lazımdır. Çünkü şeriat ekseriyetle farz olan hükümleri kapsar. Eğer tarikatı tutmazsan sünnetlere gereken ehemmiyeti göstere-mezsin.

Tarikat yolu Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in bütün sünnetlerini tutup O’nun izinden, yolundan harfiyyen ayrılmayarak gurbiyyeti ilahiyeye vasıl (kavuşma) olma yoludur. Ayette buyurulu-yor ki;

ياۤ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُو اتَّقُو اللّٰهَ وَكُونُو مَعَ الصَّادِق۪ينَ

“Ey Allah’a iman edenler sadıklarla beraber olun[16]

Şeriatı, tarikatı beraber yapanlar sadıklardan olurlar. Sadıklar ise hakiki Mürşidi Kamillerdir. İsmi şeyh olup da kendisi yarım sünnette noksan bid’atlerden arınmayan yarımlar değildir. İşte Cenab-ı Hak bunlarla beraber olunuz, diyor. Bir de şeriatı tamam olmayanlar, ka-villeri ve fiilleri noksan olanlar vardır. Sünneti tamam değil, bid’at ile amel yapar. Bu gibileri hakkı ile sadıklardan olamıyorlar. Çünkü bid’at ile amel edenlere şeytan müdahale ediyor. Enes radıyallahu anh’dan bildirilen Hadis-i Şerif’de;

إِنَّ الْعَبْدَ اِذَا عَمِلَ بِالْبِدْعَةِ خَلٰاهُ الشَّيْطَانُ وَالْعِبَادَةِ وَاَلْقٰي عَلَيْهِ الْخُشُوعِ وَالْبَكٰٓاءُ

“Bir kul, bid’at ile Allahu Teala’ya ibadet ederse, şeytan o ibadetine ve kalbine girer, müdahale eder ve ona korku verir, ağlatır, yani evham verir, kalbini sıkar.”[17]

Bid’at, ikiye ayrılır; Bid’at-ı hasene, bid’at-ı seyyie. Bid’at-ı Hase-ne; dine zarar vermeyenler, faydası olanlar. Kaşık, çatal, minare ve hoparlörler. Bunların İslamiyet’e yardımı var. Teypler iyiye kullanılırsa ne kadar güzel bid’at-ı hasenedir ki, bir vaizin vaazını çoğaltıyorlar.

Bid’at-ı Seyyie; sünnetin aksidir. Bir Bid’at gelirse, bir sünnet kalkar. Bir sünnet gelirse, bir bid’at gider. Ehl-i bid’at’ın alameti: Sünnete kıymet vermezler, sünneti Resulullah’dan konuşulursa dayanamazlar. Sen sünneti bırak, bize ayetten haber ver, derler. İşte ehl-i bid’atin en büyük alameti budur.

 


[1] Süneni Beyhakiyyu-l-Kübra c.6. s.26/10909 (Mekke), Müsnedi Ebi Ya’la c.13. s.293/7307 (Dımışk).

[2] Taberani, el-Kebir, 8/270, C. Sağir-c.1. s.303/622 (1:528/1080).

[3] Deylemî, Firdevs, 2/461; Münavi, Feyzulkadir, 4/284, C. Sagır, c.2. s.557/2603 (4:284/ 5319).

[4] Deylemi, Firdevs, 3/260; M. Esad Efendi, Kenzü’l-İrfan 1001 Hadis s. 126/810.

[5] A’raf Suresi, 7/31.

[6] Ebu Dâvud, Hamâm (4031); Heysemi, Mecmauzzevaid, 10/271; İbn Ebi Şeybe, Musannef, 6/471.

[7] Muhammed İbni'l-Ceziri Hısnu'l-Hasin (Hazinetü'l-Esrar kenarı Arab'ça baskı s.8), Sahihi Buhari c.5.s.2353/6045 (Beyrut), Sahihi İbni Hıbban c.3.s.139/857.(Beyrut), Süneni Tirmizi c.5.s.579/3600 (Beyrut).

[8] Bakara Suresi, 2/222.

[9] İsra Suresi, 17/27.

[10] Maide Suresi, 5/91.

[11] Süneni Beyhakiyyu'l-Kübra c.8.s.296/17172 (Mekke), Süneni Ebu Davud c.3.s.329/3686, Müsnedi Ahmed c.6.s.309/26677 (Mısır), Münavi Feyzu'l-Kadir c.6.s.338 (Mısır), Cem'u'l-Fevâid c.1.s.105/5604. Hafız Zeyneddin tarafından Mısır uleması bunu kabul etmişler.

[12] Ebu Nasır, Ğarâibu-l-Hadis.

[13] Ramuze-l-Ehadis c.1.s.245/10, Tabarani El Mu’cemu-s-Sağir c.2. s.41/745 (Beyrut), Ebu Nuaym Hilyetu-l-Evliya c.4. s.111 (Beyrut), Deylemi El-Firdevsü bi Me’sûru-l-Hıtab c.2.s.22/ 2140 (Beyrut).

[14] Ramuze-l-Ehadis c.1.s.92/1.

[15] Ramuze-l-Ehadis c.1. s.116/11.

[16] Tevbe Suresi, 9/119.

[17] Ebu Nasır, Ğarâibu-l-Hadis.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>