canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

SALAVAT ADABI - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 2.cilt)

SALAVAT ADABI

 

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerine çok çok sa-lavat vermek İslam'ın sünnetindendir. Zira Resulullah Efendimiz sal-lallahu aleyhi ve sellem dünyada ve ahirette dar zamanlarda za­ruret vakitlerinde, hiç kimsenin yardıma muktedir olmayacağı ve elinden bir şey gelmediği anlarda müslümanlara yardımcı ve şefaatçidir. Ona salavat vermek de Selam Evi'nde bizi ona arkadaş edicidir.

Süfyan-ı Sevr-i şöyle anlatır: “Kabeyi tavaf ederken bir genç gördüm. Gözlerinden yaşlar akarak Kabe'nin örtüsüne yapışmış, dur-madan salavat veriyordu. Ona dedim ki:

- Ey delikanlı! Bu, Beytullah'dır. Her makamın kendine mah­sus duası vardır. Halbuki sen hiç durmadan sadece salavat okuyorsun. O genç dönüp bana baktı ve sordu:

- Ey bana sual soran kişi! Sen kimsin? Cevap verdim:

- Bana Süfyan-ı Sevri, derler. Delikanlı bundan sonra anlattı:

- Ey Şeyh Efendi! Benim bu salavatı okumakta bir maksadım vardır, sana anlatayım: Ben, babamla beraber hacca gelirken yolda babam hastalandı ve eceli gelmiş olmalı ki öldü. Bir de ne göreyim, baba­mın yüzü kapkara kesildi ve başı da domuz başına benzedi. Ben, “ey­vah” dedim, “musibet kat kat oldu. Eğer bunu halka bildirirsem ne derler” Yüzünü örtüp şaşkın bir halde otururken gözlerime, uyku gel­di. Ay yüzlü bir kişinin geldiğini gördüm. Gelip babamın başı ucuna oturdu. Yüzünü açıp eliyle başını sığadı. Babamın yüzü eskisinden daha güzel oldu. Yüzünü örtüp kalkmak isterken dedim ki:

— Ey Allah’ın sevgili kulu! Sen kimsin ki, bu iyiliği yaptın? Buyurdu ki:

— Ey delikanlı Ben, Ahir zaman Peygamberi Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem’im. Senin baban gerçi günahı çok işlerdi. Onun için azap me­lekleri gelip, bu şekilde babanı mesh ettiler. Fakat bunu gören benim salâvatımın melekleri gelip bana haber verdiler. Ben de yetiştim onun üzerindeki azabı kaldırdım. Çünkü bana salavatı çok getirirdi.

Bunu dedikten sonra kayboldu. Gözümü açtım, kalkıp babamın yanına gittim. Yüzünün örtüsünü kaldırınca yüzünün nurlanmış ol­duğunu gördüm. Hacılardan bazı kimselere haber verdim; babamı ye­rine koyduk. O vakitten beri salâvatı dilimden düşürmem.

Süfyan-ı Sevri Hazretleri bunu anlattıktan sonra buyurdu ki:

- Bunu işitince hayran oldum. Allah'a şükürler ettim. Ve söyle-dim yazdılar, her kişiye ilan ettiler...”[1]

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurmuş ki: “Kıyamet gününde bana yakın olan ümmetimden o kimse-lerdir ki, bana çok salâvat verirler. Verdikleri salavat seksen yıllık günahlarına kefaret olur. Bir kimse bana günde beş yüz kere salavat getirse dünya ve âhiret fakirliği görmez.”[2]      

O halde o Alemlerin Fahri Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem'in ismi anılsa salavat vermek gerektir. Fetva da bunun üze-rinedir. Aynı zamanda dua edildiği zaman duanın başında, ortasında ve sonunda salavat gerektir ki, o dua makbul olsun.[3]

Her insan bildiği salavatı okuyabilir. Mühim olan okunan salavat-ların huzuru kalb ile okunmasıdır. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki bana salavat getirirken huzuru kalb ile getirin ki getirilen salavatlar kamil bir salavat olsun.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir gün sahâ-beler ile otururken dışarıdan Hazreti İmamı Ali k.v. içeri girdi Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir yer yok mu? deyince hemen sağında bulunan Hazreti Ebû Bekir radıyallahu anh Efendimiz kalkıp Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ile kendisinin arasına yer verip oturtturdu. Peygamber Efendimiz sallalla-hu aleyhi ve sellem dönüp Hz. Ebû Bekir radıyallahu anh Efendimize Ya EbûBekir fazilet ehlinin faziletini yine ancak fazilet ehli anlar buyurdular.[4]

Tabiin zamanı idi. “Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in devri saadetlerine ye­tişmeyip; Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in arkadaşlarını görenlere Tabiin de­nir.” Bir kadın Hazret-i Ali radıyallahu anh Efendimizin talebesi ve arkadaşlarından Hasan-ül-Basri Hazretlerine gelip:

- Ya Üstad! “Bir kızım vardı vefat etti. Onu hiç olmaz­sa rüyamda görmek istiyorum. Bana bir şey öğretiniz ki, evla­dımı bir defa olsun görüp hasret ateşimi söndüreyim” diye ri­ca etti.    

Hasan-ül-Basri Hazretleri, o kadına kızını görmesi için ne yap-ması gerektiğini öğretti. O cuma gecesi aynı duayı yapıp; Allah’a kızı-nı rüyada göstermesi için çok yalvardı ve yattı. O ge­ce, kadın kızını rüyasında feci bir şekilde görüp, kalbi parça parça oldu. Zira, kızına katrandan bir cehennem elbisesi giydi­rilip, boynunda zincir bağlan-mış, ayaklarında ateşten bukağı vardı. Sabah uyandığında, ağlayarak Hasan-ül-Basri Hazretle­rine geldi. Kızını ne halde gördüğünü ağlaya-rak anlattı ve kızı­nın bu azaptan nasıl necat bulacağını; kendisine bu hususta yardım etmesini rica ve niyaz etti. Hasan-ül-Basri Hazretleri ve o mescitte oturanlar bu kadına ve o kızcağıza ağladılar ve ken­di hallerini düşünüp yarın kabir denilen ahiretin ilk kapısında, o karanlık yerde tek başlarına kaldıklarında ne yapacaklarını düşünüp Rabbül Aleminden merhamet dileyip niyaz ettiler.

Bu mesele üzerine bir kaç zaman sonra, Has'an-ül-Basri Haz­retleri, bir gece rüyasında cennette gayet müzeyyen bir taht üzerinde bir güzel kız görüp başında bir taç ki diller ve ka­lemler vasfını tariften aciz. Sanki; güneş gibi parlak, sırtında­ki libası yani elbisesi dil ile tarife gelmez bir kız idi. Hasan-ül ­Basri’ye:

- Beni tanıdın mı ya İmam? dedi, Hazret-i İmam:

- Siz hangi Peygamberin kızı, yahut hangi Nebi’nin zev­cesisiniz? deyince:

- Hani bir hanım gelip kızını görmek için sizden dua ve niyaz öğrenmiş idi. İşte o hatunun kızıyım, dedi. Hazret-i Hasan-ül-Basri: O hanım bana kızının azabda olduğunu söylemişti. Ne sebeble bu makama yükseldiniz? deyince:

- Ya İmam! Allah’ın sevgili kullarından bir kul bizim yattığımız mezarlıktan geçerken durup:

- Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerine üç salavat okuyup sevabını bizlere bağışladı. Benim yattı­ğım kabristanda benim gibi beş yüz elli kişi azab-ı kabre düçar olmuştu. Bir nida olundu ki:

- Bu makberede kabir azabı gö­renlerden azabı kaldırın!.. Şu zatın okuduğu salavat hürmetine, denildi. Benim gibi beş yüz elli kişinin salavatın bereketinden azabları kaldırılıp, hepimizin kabri, cennet bahçesinden bir bahçe oldu.” dedi.

Sizleri, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e salavat okumaya davet ederim. Hatta “Delail-i Hayrat” isimli kitabı okumaya, devam edenlerin cismi pak, kalbi temiz birer mü'min olmağa namzet olduklarını ve dünya ahiret muratlarına nail olacak­larını haber veririm.

 


[1] Şir’atu-l-İslam.

[2] İmadü-l-İslam s. 512.

[3] İmadü-l-İslam s. 512.

[4] Menâkıbı Çeharıyârı Güzin s. 404.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>