canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

PEYGAMBERİMİZ sallallahu aleyhi vesellemin GÖZLERİNİN AĞRIMASI VE MEYDANA GELEN HARİKULADE HALLER - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 2.cilt)

 

PEYGAMBERİMİZ sallallahu aleyhi vesellemin GÖZLERİNİN AĞRIMASI VE MEYDANA GELEN HARİKULADE HALLER

 

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem beş altı yaşlarına geldiğinde annesi Âmine Hatun’un Medine’de akrabaları vardı. Hem onları ziyaret etmek hem de yetim yavrusuna yüzün görmek nasip olmadığı babasının mezarını ziyaret ettirmek maksadıyla yavrusunu yanına alarak Medine’ye gitti. Dayıları yanında bir ay kadar misafir kaldılar. Babasının mezarını ziyaret ederken öksüz kalmanın acısı tazelendi.

Misafirlik bitince annesiyle çocuğu yanlarındaki sadık hiz-metçileri Ümmi Eymen olduğu halde Mekke’ye dönmek üzere yola çıktılar. Kızgın çölleri aşarak ata yurduna döneceklerdi. Bir akşam yine ufuktan güneş batarken Medine’nin yirmi üç mil cenûbuna düşen Ebva köyüne geldiler. Geceyi orada geçirdiler. Burada anne hastalandı. Son dakikalarını yaşadığını anladı. Biri-cik yavrusunu şefkat dolu gözlerle süzdükten sonra öptü öptü parçalanan bağrına basarak analığın bütün duygularıyla onu okşadı. Bütün duygularını O’na vermek istiyordu. Daha ana karnında iken babasını kaybeden bu yavrucak şimdi de anneden mahrum kalacaktı. Amine Hatunun Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in yüzüne bakarak söylediği beytler:

Eskir yeni olan, ölür yaşayan.

Tükenir çok olan, var mı genç kalan.

 

Ben de öleceğim tek farkım şudur.

Seni ben doğurdum şerefim budur.

 

Geride bıraktım hayırlı evlad

Gözümü kapadım içim pek rahat

 

Benim namım kalır daim dillerde

Senin sevgin yaşar hep gönüllerde

 

Sonra vadesi gelip vefat etti. Babadan yetim anadan öksüz kaldı. Dedesi Abdulmuttalib yanına aldı. Dedesinin yanında bir müddet yaşantısı içinde gözleri ağrımaya başladı. Mekke içinde gözlerine bir derman olmadı. Bir çare bulunmadı. İlaç kullandıkça gözlerin ağrıması arttı. Abdulmuttalib başları aşağı eğerek sıkıntı ve düşünce içinde üzüntü ile dururken bir ruhban Yahudi var idi. Abdulmuttalib’in yanına gidip ya pir, neden ne yönden gönlün melul mahzun durursun deyince.

Abdulmuttalib bu oğlanın şiddetli gözü ağrır. Çok ilaç yapıldı ise de hiç bir çare olmadı. Eğer siz bir çare ederseniz. Ne isterseniz vereyim deyince.

Ruhban bu oğlanın yüzünü aç bir göreyim. Derdini sorayım deyince. Abdulmuttalib, Resulullah’ın yüzünü açtı. Rahip yüzünden zuhur eden nuru gördü. Yüzü sarardı. Gözleri kamaştı. Abdulmuttalib’e dönüp bu senin oğlun değil. Bu oğlanın anası babası yok dedi. Bu oğlanı kimseye gösterme bunu tabipler eline verme. Oğlana düşman olurlar. Onların koyduğu ilaç otlar hepsi bunun gözüne zehirdir. Onun için gözünün ağrısını artırır, dedi.

Abdulmuttalib rahibe ya ben ne edeyim deyince. Rahip, Abdulmuttalib’e Cufe denilen mahalde bir rahip var. Bu oğlanı al götür. Buna bir derman olur ise lazım olanı o rahip bilir. Ne lazım ise lazım olanı yapar, dedi.

Abdulmuttalib yol tedarikini ve silahlarını hazır etti. Üç oğlunu da beraber silahla yanına aldı. O sevgili Habibullahı bir hevdeç yani devenin üzerinde güneşten, sâir mazaratlardan muhafaza için yapıl-mış hevdeç içine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizi koydular.

Şeytani lâin bu hali dinledi hızla koşup yol üzerinde bir Arab kabilesi var idi. Ruhban kılığında onların yanına varıp dedi ki: Ne duruyorsunuz? Cihan mülkünü yıkıp yok edecek oğlan yanında beş kişi ile gidiyor. Elinize fırsat geçmiş iken onları öldürün ki adınız dünyada kıyamete kadar hoş söylensin. Siz hazır olun ben Taif’e gidip onların askerlerini de alıp geleyim, dedi. O kabilenin şerlilerinden dört yüz kişi süvar olup hazırlandı.

Şeytani lâin bu sefer yaşlı bir keşiş kılığında ahu figan ederek Taif’e vardı. Taif halkı bu ne haldır ne oldu dediklerinde mel’un beni reisinize götürün dedi. Reislerinin yanına götürdüler. Mel’un şeytan reislerine size öyle bir haber getirdim ki sizin için çok faydalıdır. Bu yakınlarda Mekke’de doğan oğlan ki sizin dinizi bozup kendisi yeni bir din çıkaracak putları yıkacak şimdi yanında dört beş kişi ile gidiyor. Bu fırsatı ganimet bil bu insanları ondan kurtar. Cihan durdukça adın daim, ululuğun gaim olur, dedi.

Sükkan ismindeki bu mel’unda askerlerini toplayıp hazırlandı. Kendi ulu bir pehlivandı. Bin kişiye bedel sayarlardı. Bin kişilik askeri ile önlerinde şeytanı lain beraber Resulullah’ın yoluna çıktılar.

Abdulmuttalib bunların tozunu gördü. Tozları tüm yazıyı tutmuş-tu. Oğullarına dedi ki hazırlanın. Bunlar harami olabilir. Hüküm Allah’ındır. Biz kuluz. Ya Rabbi bu hevdeçteki de Senindir, dedi.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in amcası Zübeyr öne çıktı. Sükkan’a köpürür vaziyette çağırdı. Ya Arab kimsin? Nerden ge-lip nere gidersin? Kastınız neyedir? Buraya niçin geldiniz? Dediler ki Taif elinin askeriyiz. Kastimiz şu hevdeçteki oğlanı öldürüp cihanı on-dan kurtarmaktır. Zübeyr cevap verdi. Ey mel’un sen ne dersin nice başlar kesile, kan döküle, nice canlar telef ola, senin bu askerlerinde kırıla yine onun bir kılına ziyan ermez.

Çünkü O’nun hafızı Hak’tır. Hak O’nu korur. Zübeyr bunları söyleyince Taif askerinin içinden biri Zübeyr’e saldırdı. Zübeyr onu karşı-layıp helak etti. Arkasından biri daha geldi onu da helak etti. Ondan sonra kimse gelemedi. Zübeyr babasının yanına döndü. Abdulmuttalib kızmışsın sana ne oldu, deyince. Mel’un Sükkan ve asker-lerinin kötü niyet ile geldiğini haber verdi. Bunu söylerken düşmanda yanlarına geldi. Abdulmuttalib dedi ki bugün erlik günüdür. Hep pehlivansınız hevdeci canımız pahasına koruyalım. Hevdeçten uzak-laşmayın çünkü düşman iki tarafı sardı, dedi.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu sözleri işitince hevdecinden dışarı çıktı. Dedesine dedi ki dede, elindeki oku yayı bana ver. Dedesi oğlum bu İsmail aleyhisselam’ın oku ve yayıdır. Onu benden başka kimse çekemez dedi. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem dede o yayı bana ver sana acayip nesne göstereyim, dedi. Oku yayı eline aldı. Çekti o sükkan mel’un hevdece yaklaşmıştı. Oku bıraktı o lâinin yüreğine saplandı. Sükkan’ın amcasının oğlu ileri çıkıp O Hak dostuna vurmak üzere hevdeçin üzerine yürüdü. Peygam-berimiz sallallahu aleyhi ve sellem onu da bir ok ile boğazından vurdu cehenneme gönderdi. Bir biri ardından dokuz kafiri birer ok ile vurup helak etti.

Küffar ordusundan itimat ettiklerinden bir tanesi ileri gelip küffar halkına hitap etti. Bu işten vazgeçiniz. Bunların böyle bir sabi çocu-ğundan bu hünerler, kuvvetler zuhur ettiğini görüyorsunuz. Ya bun-ların büyüklerine nasıl cevap vereceksiniz. Kanınıza susamayınız kaçıp başınızı kurtarınız diye çağırdı.

Onun üzerine kaçıp gittiler. Bunlar bu hakaret horluğa düşünce güvendikleri pehlivanlar ölüp daha arkasındaki güvendiklerinin bir kısımları da yaralı olarak yine hile düşünerek bunların ileri varacağı rahibin kal’asına biz kendilerinden önce varıp pusu kuralım. İntika-mımızı alalım niyeti ile gittiler.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’ın varacağı rahibin yanına vardılar. Konuyu anlattılar. Rahip ise bunların bu kadar güçlü pehlivanlarının böyle beş altı yaşındaki bir çocuğun oku ile kimisi ölü kimisi yaralı olduğunu görünce rahip anladı. Bu iş mucizedir, deyip bunlara çok nasihatlar etti ise de kabul etmediler.

Rahip Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin geleceğini, şanını, şöhretini, Allah’ın nusreti ile bütün dünyaya hük-münün işleyeceğini hepsini İncil’de Tevrat’ta okumuş idi. Bunlara da anlattı. O sizin dediğiniz oğlan beş altı yaşında bir çocuk dediğiniz oğlanın sahibi Allah’tır. Eğer yer gök mahlûkunun hepsi O’na birden hücum yapsalar ölümüne kast etseler Allah O’nun hafızıdır. O’nun muhafazasıcıdır. Bir kılına zarar veremezsiniz diye söyledi ise de inat edip evvela oğlanı sonra da seni öldürmeye kararlıyız. deyip pusuya yattılar. Rahip bunlara söz dinletemeyince dama çıkıp gizlendi.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem rahibin bulunduğu yerin kapısına gelince Abdulmuttalib Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e dedi ki, sen dur senden önce biri girsin dedi. Önce bir kö-le girdi. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem onun ardından vardı. Kapıya yaklaşınca kapı ve duvarlar coşa gelip Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e selam verdiler.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem kapıdan içeri girince o mel’unlar kılınçlarını çekip vurmak kastiyle kaldırdılar. O anda Allah’ın izniyle elleri kurudu Allah’ın hışmı ile yanıp kap kara göğündüler.

O rahip bu halları görünce hemen damdan inip Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in önünde diz çöküp ayağını öptü tozunu yüzüne gözüne sürdü. Abdulmuttalib’e, hoş geldiniz ey aziz size müj-deler olsun. Bu oğlan gibi bir oğlan daha cihana gelmedi ben bunun faziletini, vasıflarını kitapta okudum. Yer yüzünü cümle tutsa gerek. Ve yine dedi ki ya Abdulmuttalib ne sebeptir ki bizi şereflendirdiniz. Bir hacetiniz var ise takatımız erdikçe yerine getirelim, deyince.

Abdulmuttalib bu oğlumun gözleri ağrır sen ilaç eyle sana çok mal vereyim dedi. Ruhban Abdulmuttalib’e cevaben dediler ki. Bütün âlemlere bu oğlan rahmettir. Devadır. Bunun gözünün şifası ise başka yerde aramayın şifası kendindedir. Ağzının tükrüğünden kendisi par-mağı ile alsın gözlerine sürme gibi çeksin. Bunun gözünün devası kendindedir deyince. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’de bismillah çekip mübarek parmağı ile ağzının tükürüğünden alıp bes-mele ile gözlerine sürme gibi çekince biiznillah gözlerde hiçbir maza-rat, kızartılar, ağrılar kalmadı.[1] Şifasına kavuştu. Ruhu için lillahi-l-fatiha.

Yazanın, yazdıranın, okuyanın canı gönülden dinleyip sevenlere de O’nun maneviyatından hem şifa, hem sefa, hem de ruhaniyatın-dan, feyzinden, aşkından gıdalanmayı Cenab-ı Hak O’nun hürmetine nasip müyesser kılsın amin.

 


[1] Siretü-n-nebi (Osmanlıca Baskı).

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>