canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Mİ’RAC HADİSESİ - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 2.cilt)

 

Mİ’RAC HADİSESİ

 

Esra gece yürüyüşü manasına gelir. Geceleyin sefere çıkan askerî birliğe seriyye denir ki, aynı kökten gelir. Mi’rac ise yükselmek manasına gelir.

Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) hayâtında geçen bir hadise olarak İsra veya Mi’rac deyince hemen hemen aynı şey kastedilir. Bu Aleyhissalâtu vesselâm'ın bir gece, Mescid-i Haram denen Kâbe'den başlayıp Mescid-i Aksa denen Kudüs'deki mabede kadar uzanıp, orada semavatı aşıp, Sidretü'l-Münteha'ya yani âlem-i imkân ile âlem-i vücud hududuna kadar ve daha ötesine ulaşan bir yolculuktur. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu yolculuğa İlahî bir lütuf olarak mazhar kılınmıştır. Bu yolculuğu Aleyhissalâtu vesselâm ruh ve cesediyle birlikte aynı gecede, yakaza (uyanıklık) halinde yapmıştır.

Hâdisenin Mekke'den Kudüs'e kadar olan kısmı ayet-i kerimede sarih olarak ifade edildiği için, inkâr eden kâfir olur. Ayet

سُبْحَانَ الَّذ۪يٓ اَسْرٰى بِعَبْدِه۪ لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَا الَّذ۪ي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ

"Ayetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan alıp, çevresini mübarek kıldığı-mız Mescid-i Aksa'ya seyahat ettiren Allah, her türlü noksan-dan münezzehtir..."[1]

İşte bu safha, esra (yani geceleyin yürüttü) kelimesi ile ifade ediliği için kelimenin. Bu seyahatin devamı olan semavata yükselme, İlahî kurbiyete erme işine Mi’rac denir. Mi’racla ilgili bütün konuları Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hadisi Şeriflerinde teferruatu ile anlatmıştır. Bunun üzerine müşrikler Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem hakkında kafayı oynattı. Ve buna benzeyen kelamlar ile ithamlarda bulundular. Bunun üzerine Cenab-ı Hak Cebrail aleyhisselam vasıtası ile (Necm suresi 1-17).Ayetleri ile habibinin sözünü tastik etmiştir.

وَالنَّجْمِ اِذَا هَوٰىۙ ﴿﴾ مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوٰىۚ ﴿﴾

Bu ayetlerde Fahri Razı ve Hazinin beyanları vechi ile mealen buyuruyorki:

“Dalalette ve sapkınlık içinde olanların doğru yolu bula-bilmeleri için bir rehber olması hisabıyla Necm (yıldıza) ben-zediklerinden Cenab-ı Hak sevgili Habibine ve Kur’ana yemin ederek sizi irşat için tarafı ilahiden gönderilen sizin sahibiniz resulünüz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem tarıkı Hak’tan ayrılmadı. Ve batıl cihetine gitmedi.”[2]

وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوٰىۜ

3. ayeti kerimesinde “Sizin Resulünüz kendi arzu ve eme-line uygun batıl söz söylemez O’nun söylediği tarafı İlahiden vahyolunandır.”[3] Buyuruyor. Ve

فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنٰىۚ ﴿﴾ فَاَوْحٰىٓ اِلٰى عَبْدِه۪ مَآ اَوْحٰىۜ ﴿﴾

9.ve 10. ayetinde kısaca Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem mi’racda Cenab-ı Hak’ka kurbiyeti, “Kâbe gavseyn” Rabbi ile arasında gurbiyeti yakınlığı kemal bulunca Cenab-ı Hak’kın Resulüne vahyettiğini haber veriyor. Velhasıl Cenab-ı Hak ahkâmını vahyetti ve Resulullah’da kemali tazim ile telakki buyurdu. Ve her şeye münkeşif oldu. Resulullah sal-lallahu aleyhi ve sellem gördüğünü gördü ve duyduğunu duydu.[4] Ve

اَفَتُمَارُونَهُ عَلٰى مَا يَرٰى ﴿﴾ وَلَقَدْ رَاٰهُ نَزْلَةً اُخْرٰىۙ ﴿﴾ عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهٰى ﴿﴾ عِنْدَهَا جَنَّةُ الْمَاْوٰىۜ ﴿﴾

Yani “Resulullah’ın gördüğü şeyi inanmazda şek eder mücadeleyemi kalkarsınız. Bu mücadeleniz layık değildir. Zira Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem aynel yakin gördü. Binaenaleyh şek yoktur. Resulullah gördüğü şeyi sıdretil muntehada ikinci defa olarak yine gördü. Bunda şüphe yok-tur. O sıdretil munteha indinde şüheda ve müttekilerin ruhlarına mesken olan cenneti me’va vardır.[5] Ve

اِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشٰىۙ ﴿﴾ مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغٰى ﴿﴾

“Cenab-ı Hak’kın cemalinden başka hiçbir tarafa meyl etmediğini” [6] Cenab-ı Hak beyan ediyor.

Mi’rac, Peygamberimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in risaletinin umumiliğini ifade ve isbat eder. İlahî saltanatın mülkü durumunda olan yedi kat semada O'nun gezdirilmesi, oraların ruhanî ahalisine O’nun gösterilmesi, Allah katındaki makamının yüceliğinin izharıdır. Mahlûkat içinde mükerrem kılınan insanlığın en faziletlisi olduğu böylece ifade edilmiştir.

Bu seyahatin sonunda, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Cebrail aleyhisselam'ın dahi ulaşamadığı bir yakınlığa, İlahî yakınlığa ermiş, Allah'ın cemalini görmüş, her çeşit vasıtadan, Arınarak doğ-rudan İlahi kelama mazhar olmuştur. Böyle bir yücelik, O'ndan başka hiçbir mahlûka nasib olmamıştır ve olmayacaktır da. Biz böyle bir Peygambere ümmet olmakla iftihar ediyor, bizi de Fahr-i Kâinat'a ümmet olma şerefine erdirdiği için Rabbimize hamd ediyoruz.

Bazı âlimler: "Semaya çıkıştan önce Beytu'l-Mukaddese götürülmesindeki hikmet, hakkı gizlemeye çalışanlara karşı onu açık etme gayesini güder. Zira, Mi’raca Mekke'den gitmiş olsaydı hakkı inkar eden düşmanlara izah fırsatı olmayacaktı. Nitekim Aleyhissalâtu vesselâm, Beytu'l- Mukaddese geceleyin götürüldüğünü söyleyince, Mekkenin müşrikleri, Beytu'l-Mukaddes ile ilgili parçaları tarif etmesini istediler. Onlar gördükleri için bunları biliyorlardı ve yine biliyorlardı ki, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem onu daha önce görmemişti, bilemezdi. Soruları üzerine, açıklayıp haber verince, Resulullah bir gecede Beytü'l-Mukaddes’de ne yaptığını söyledi. Bu durum mü'min-lerin imanını artırdığı gibi, inkar edenlerin de şekavetini kırdı.

Mirac işitildiği zaman Mekke'de müşrikler arasında "böyle şey olur mu?" "Bir gecede Mescid-i Aksa'ya gidilip gelinebilir mi?" diye ciddi bir vaveyla ve alay havası oldu. İbni Abbas'ın bir rivayetinde Şöyle ki: "Resulullah'ın Mi’raca gittiği gecenin sabahında Ebu Cehil, Aleyhissalâtu vesselâm'a uğrayarak:

"Yeni bir şey var mı?" diye sorar."Evet, bu gece Mescid-i Ak-sa'ya götürüldüm" cevabını alınca, alaycı tavırla sorar: "Sonra da aramızda oldun!"

"Evet!"

"Kavmini çağırsam bu hikâyeni onlara da anlatır mısın?"

"Evet!"

Ebu Cehil, şamata için fırsatı yakalamıştır. Benî Ka'b İbnu Lüey'i hemen çağırıp Resulullah'a kıssayı anlattırır:

Duyduklarından şaşkına dönerler:

"Bize Mescidi Aksa’yı tarif edebilir misin?" derler. Resulullah bu teklif karşısında son derece sıkılsada orada Cenab-ı Hak’kın inayeti şu hadisi şerifle anlatılıyor. Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: "Resulul-lah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

عَنْ جَابِرْ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: لَمَّا كَذَّبَتْن۪ى قُرَيْشٌ قُمْتُ فِي الْحِجْرِ فَجَلَّى اللّٰهُ ل۪ى بَيْتَ الْمَقْدِسِ فَطَفِقْتُ أُخْبِرُهُمْ عَنْ آيَاتِه۪ وَأَنَا أُنْظُرُ إِلَيْهِ

"Kureyş beni yalanladığı vakit, Allah Teâlâ hazretleri Beytu'l-Mukaddes'i bana gösterdi. Ben onlara onun alâmetle-rini birer birer haber vermeye başladım. Beytu'l-Mukaddes'e bakıyordu ve gördüklerini onlara söylüyordu. "[7]

"Mi’rac hadisesiyle iyice şamata yapan müşriklerden bir grup Hz. Ebu Bekir radıyallahu anh'a gelip, onu da kendi istihzalarına çekme ümidiyle meseleyi anlatırlar. Fakat O

"Eğer bunu O söylüyorsa Ben tastik ediyorum. O Sadıktır, doğru sözlüdür!" der.

"Yani, sen bir gecede O'nun Kudus'e gidip sonra Mekke'ye geri geldiğine inanıyormusun? derler.

"Evet, ben O'nun bundan daha öte söylediklerini zaten kabul etmişim, ben O'nun getirdiği bütün haberini kabul ettim, (bunu niye kabul etmeyeyim?)" buyurur. Bu hadise üzerine Hz. Ebu Bekir’e "es-Sıddîk" ünvanı verilir.

Şeddâd İbnu Evs rivayetine göre Aleyhissalâtu vesselâm, geceleyin yürütüldüğü zaman önce hurmalıklı bir araziden geçirilir. Hz. Cibril aleyhisselam: "İn ve namaz kıl!" der. Aleyhissalâtu vesse-lâm iner ve namaz kılar. Cebrail aleyhisselam: "Burası Yesrib (Medi-ne) idi" der. Rivayetin devamında aynı usul üzere, Aleyhissalâtu vesselâm, muhtelif yerlerde iner ve namaz kılar. Arkadan Hz. Cebrail: "Burası "Tur-u Sina, Allah'ın Hz. Musa'ya konuştuğu yer idi." Burası "Hz. İsa'nın doğduğu Beyt-i Lahm idi." "Medyen idi" diye açıklama yapar.

Yine aynı rivayetin devamında, Resulullah'ın dönüş sırasında, Mekke'ye gelmekte olan Kureyş kervanına rastlayıp onlara selam verdiğini, kervandakilerin birbirlerine "bu, Muhammed'in sesi" dediği-ni, Aleyhissalâtu vesselâm'ın hadiseyi reddedenlere bunu da anlatıp: "Kervanınız falanca gün gelecek" demiştir.

Yezid İbnu Ebi Malik rivayetinde Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle anlatır "Sonra Beytu'l-Mukaddes'e girdim. Bana Peygamberlerin hepsi toplandı. Cibril beni öne geçirdi, Ben onlara imamlık yaptım (namaz kıldırdım)" ziyadesi vardır.

Abdurrahman İbnu Haşim'in Hz. Enes'ten yaptığı bir rivayette: "Resulullah giderken, yolun dışında, kendini çağıran birine rastlar. Cibril: "Yürü! der. Az sonra bir yaşlı kadına rastlar. Cibril'e "Bu ne?" diye sorar. O:

"Yürü" der. Derken bir cemaate rastlarlar. Cemaat bunlara selam verir. Cebrail aleyhisselâm: "Selama mukabele et!" der. Daha sonra Cebrail aleyhisselam "Seni çağıran İblis'ti, yaşlı kadın da dünya idi, selam verenler de Hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz. İsa idi" der.

Ebu Hureyre'den gelen bir rivayette eken ve hasad yapan bir kavme rastladı hasadı tamamlar tamamlamaz, olduğu gibi ekinin yerine geliyordu. Hz. Cebrail aleyhisselam "Bunlar mücahidlerdir"dedi tekrar Başlarını taşla ezen bir kavme rastladı, başı ezildikçe eski haline dönüyordu, Cibrîl aleyhisselâm: "Bunlar başları namaza gitme-yen kimselerdir"dedi; sonra avret yerlerinde bir yama ile hayvanlar gibi otlayan bir kavme rastladı, Hz. Cebrail: "Bunlar zina edenlerdir" dedi; sonra biraz odun toplayıp fakat taşıyamıyan bir adama rastlar, adamın topladığı odunu kaldırmaya gücü yetmediği halde yeni ilaveler yaptığını gördüler. Hz. Cebrail "Bu kendine emâneti muhafaza etmeyen, başka emanet talep eden kimsedir" dedi; sonra dil ve dudakları kesilen ve her kesilişte tekrar eski haline dönen bir kavme rastlar, Hz. Cebrail "Bunlar insanları fitneye çağıran kimselerdir" der. Sonra küçük bir delikten çıkan kuşa rastlar, bu kuşun o delikten tekrar geri gitmek isteyip muktedir olamadığını görürler, Hz. Cebrail "Bu, söz söyleyip pişman olan fakat istediği halde sözünü geri alamayan kimse olduğunu" söyler.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Sidretul Müntehâya kadar Cebrail aley hisselamla çıkmıştır. Münteha son nokta, nihâi hedef manasına gelir. Meleklerin ilmi orada son bulduğu için buraya "Sidretu'l-Münteha" dendiği belirtilir. Bu durumda Sidretu'l-Münteha tâbirini daha açık bir ifade ile hudud diyebiliriz Yaratılmışların âlemi ile esma ve İlahi âlemini ayıran hudud’dur. İmam Nevevî, o hududu, Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselâm) hariç hiç kimsenin aşama-dığını söyler.

Hz. Enes radıyallahu anh Malik İbnu Sa'saa radıyallahu anh'dan naklen anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) Mi’raca götü-rüldüğü geceden anlatarak demiştir ki,"Ben Ka'be'nin avlusundan Hatim kısmında belki de Hıcr'da yatıyordum, bir rivayette şu ziyade var: Uyku ile uyanıklık arasında idim- Derken bana biri geldi, şuradan şuraya kadar (göğsümü) yardı. -Bu sözüyle boğaz çukurundan kıl biten yere kadar olan kısmı kasdetti. Kalbimi çıkardı. Sonra bana, içerisi imanla (ve hikmetle) dolu, altından bir kap getirildi. Kalbim [çıkarılıp su ve zemzem ile] yıkandı. Sonra içerisi (imanla) doldurulup tekrar yerine kondu. Sonra merkepten büyük katırdan küçük beyaz bir hayvan getirildi. Bu Burak'tı. Ön ayağını gözünün gittiği en son noktaya koyarak yol alıyordu. Ben onun üzerine bindirildim. Böylece Cibril aleyhisselam beni götürdü. Dünya semasına kadar geldik. Kapının açılmasını istedi.

Sonra Sidretü'l-Münteha'ya çıkarıldım. Bunun meyveleri Ye-men'in hecer testileri gibi iri idi, yaprakları da fil kulakları gibiydi. Cebrail aleyhisselam bana:

"İşte bu Sidretü'l-Münteha'dır!" dedi.

Burada dört nehir vardır: İkisi batınî nehir, ikisi zahirî nehir.

"Bunlar nedir, ey Cibril?" diye sordum. Hz. Cebrail:

"Şu iki batınî nehir cennetin iki nehridir. Zahirî olanların biri Nil, diğeri Fırat'tır!" dedi. Sonra Beytü'l-Ma'mura yükseltildim. Sonra bana bir kapta şarap, bir kapta süt, bir kapta da bal getirildi. Ben sütü aldım. Cebrail aleyhisselam:

"Bu (aldığın), fıtrat (a uygun olan)’dır, sen ve ümmetin bu fıtrat (yaratılış) üzeresiniz!" dedi.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem devamla dedi ki: "Sonra bana, her günde elli vakit olmak üzere namaz farz kılındı. Oradan geri döndüm. Hz. Musa aleyhisselam'a uğradım. Bana:

"Ne ile emrolundun?" dedi.

"Gece ve gündüzde elli vakit namazla!" dedim.

"Ümmetin, her gün elli vakit namaza muktedir olamaz. Vallahi ben, senden önce insanları tecrübe ettim. Benî İsrail'e muamelelerin en şiddetlisini uyguladım (muvaffak olamadım). Sen çabuk Rabbine dön, bunu ümmetine hafifletme talep et!" dedi. Ben de hemen dön-düm (hafifletme istedim, Rabbim) benden on vakit namaz indirdi. Musa aleyhisselam'a tekrar uğradım. Yine:

"Ne ile emrolundun?" dedi.

"Benden on vakit namazı kaldırdı!" dedim.

"Rabbine dön! Ümmetin için daha da azaltmasını iste!" dedi. Ben döndüm. Rabbim benden on vakit daha kaldırdı. Dönüşte yine Musa aleyhisselam'a uğradım. Aynı şeyi söyledi. Ben, beş vakitle emrolunmama kadar bu şekilde Hz. Musa ile Rabbim arasında gidip gelmeye devam ettim. Bu sonuncu defa da Hz. Musa'ya uğradım. Yine:

"Ne ile emredildin?" dedi.

"Her gün beş vakit namazla!" dedim.

"Senin ümmetin her gün beş vakit namaza da takat getiremez. Rabbine dön, hafifletme talep et!" dedi.

"Rabbimden çok istedim. Artık utanıyorum, daha da hafiflet-mesini isteyemem! Ben beş vakte razıyım. Allah'ın emrine teslim oluyorum!" dedim. Musa aleyhisselam'ı geçer geçmez bir münadi (Allah adına) nida etti: "Farzını kesinleştirdim, kullarımdan hafiflettim dedi

Musa aleyhisselam Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sel-lem’den yüksekmi idi ki izahat alıyordu? Denirse cevabımız şudurki: Cenab-ı Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in Cenab-ı Hak ile huzur ve cemaline kavuştuğuna Onunla orada doksan bin kelam konuşulmasında o aşk ve o zevkin dil ile söyleme tabiri olamaz. Neti-cesi ayrılmak icab edince ne kadar kaldı huzuru ilahide ne kadar kelamlar aradan geçti ise o aşkdan o zevkden ayrılınca tekrar görmek hasreti ile Musa aleyhisselam’a kadar gelince Cenab-ı Hak Habibinin kendinden ayrılık ateşi firağı nedeni ile Musa aleyhisselam sebebi ile tekrar Habibine beş sefer daha cemalini müşahade ettirdi. Sebebi budur.

Pir Seyyidina Ahmed Rufâi Hazretlerinin Bir Kerameti

Hıristiyan âlemi İsa’vi ve Musa’vi olanlar Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’i beklediler İncil de Tevrat ta Zebur da alemetini buldular haber verildi “lailahe illallah Muhammed’en Resu-lullah ”söyleyenler aynen bize din kardeş oldular. Bunu söylemeyen-lerde inatçılar hasitkarlar kafir oldular halen daha Kur’an’ımızın temelini de bozmaya çalışıyorlar. Hükmünü geçirmeye çalışıyorlar padişahlık zamanında Hıristiyanların ileri gelenleri dediler ki sizin peygamberiniz mi’raca çıkdığını söylüyor bir gecede bunların hepsi olur mu? Bunu tasdik ediyor musunuz? Onlar tasdik ediyoruz dediler bize delil getirin sizin dininize dönelim yoksa siz bizim dinimize geçin dediler. Padişah çevresinde ne kadar âlim ulema varsa topladı bun-lara cevap verin dedi. Verilen cevap onları tatmin etmedi padişahta tatmin edici bir cevap bulun diye âlimleri sıkıştırınca Âlimler bize müsaade et bunu Şam da bir derviş var ona götürelim dediler. Padişah cevap verilsinde nereye götürürseniz götürün dedi.

Şamda Pir Seyyidina Ahmed Rufâi hazretlerine geldiler misyoner oturdu aynı soruyu tekrar etti. Cenab-ı Hak Pir Seyyidine Ahmed Rufâi hazretlerine büyük keramet vermişti ki tayyi zaman tayyi mekân bin saatlik işi bir saatin içine sığdırmadır. Hadisi Kudsi.

أَنَا سِرُّ الْاِنْسَانِ وَسِرّ۪ي سِرَّهُ

“Ben insanların sırrındayım insanlardan zuhur eden sır benim sırrımdır[8]

Bu hadiseler ancak imana sığar. Misyonere bir fincan kahve getirdiler önüne koydular Pir Seyidina Ahmed Rufâi onun kalbine teveccüh edince misyonerin âlemi değişti. Hıristiyan kendisini bir ova-da çıplak kadın olarak buldu. Kimsede yok çıplak bir kadın bu hayâl mi? Rüya mı? Daha sonra bir çoban geldi. Çoban baktı ki çıplak bir kadın oturuyor sırtında ki keçeyi kadına verdi. Şu keçeye bürün de gel bakayım dedi. Kadının üstünü örttü çobanın evine geldiler. Üç beş gün kalınca çoban Allah’ın emri ile kadına nikâh kıydı. Orada on sene kaldı iki tane de oğlan çocuğu oldu. Oğlanlar yetiştiler, Pir seyyidina Ahmed Rufai hazretleri misyonerin önüne eli ile vurunca. Adam gözünü açtı baktı ki kimse yok. Kendisine ikram edilen kahvenin dumanları kelep kelep çıkıyor kahve daha soğumamış Hemen kalktı. Pir seyyidina Ahmed Rufai hazretlerinin elini öptü. Bizi affet sizin dininiz de hak, Peygamberiniz de hak dedi.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem mi’racda iken Cenab-ı Hak ya Muhammed kullarıma haber ver beni birkaç şeylerle memnun etsinler dedi.

Kalplerinde daima pişmanlık, nadimlik, mahzunlukla be-ni memnun etsinler. Benim rızam için ağlayıp göz yaşı dök-sünler. Buyurdu. Kendilerine verdiğim azalar ile bana ibadet yapsınlar Ya Habibim tekbir ve tebcil’den hazer (sakın) eyle Mazlumun bedduasından hazer eyle emri bil ma’ruf nehyi anil münker eyle. Emrolunan beş vakit namazı huşû ve edeple eda eyle, zira din bunların ile gaimdir, Ya Habibim.

Yani tekbir denilen büyüklenmekten ve gurura düşmekten sakın. Tebcil denilen halkın hürmet, hizmet saygı göstermelerinden çok sakınmaktır. Mazlumun bedduası demek mazlum o ki her ne gibi hakaret yapsan karşılık verecek hiçbir gücü olmayan kimsedir. Emri bil ma’ruf nehyi anil münker demek yüce Rabbımızın emrettiklerini kendimiz yapmak nehyettiklerinide yapmamaktır. Aynı bu vazifeyi biz-ler yaptığımız gibi gücümüz olanınıda halkada yapılmasını öğret-mektir.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Cenab-ı Hak’ka Benim ümmetimin mi’racı nedir? Ya Rabbi dedi beş vakit namazdır buyurdu Her kim huşu ve edeple beş vakit namazı kılarsa yedi kat göklerdeki meleklerin yaptıkları ibadetin sevabını alırlar.

Melekler yaratıldığından kıyamete kadar kimi kıyamda, kimi rukuda, kimi secdede, kimi diz çökmüş tahiyyatta, Allah’ın aşkına şavkına gark olmuşlardır. Biz kılmış olduğumuz namazın her rekatinde bu meleklerin yaptığı ibadetin temamını yapıyoruz hakkıyla namaz kılanlar gök yüzündeki meleklerin yaptığı tüm ibadetlerin sevabını alırlar. Bir kimse hakkıyla namaz kılarsa namaz kıldığı bir mekân için kendine itikaf sevabı verilir, yönünü kabeye döndüğünden dolayı hac sevabı verilir. Kalbine gelen vesvese havatırları, nefsanî fikirlerini atmaya çalışırsa din yolunda küffarlar ile harp eden gazilerin ecir sevabını alır.

Mi’rac konuları üzerinde Allah’u Teâlâ hazretlerinin anlatıp bildirdiği kadar anlatmakta idik. Ve anlatmayada Allah izin verir ise devam etmek istiyoruz.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Mi’rac’daki Cenab-ı Hak ile madden kıymet değeri mümkün olmayan kelamlar konuşulma sırasında bu Mi’rac derecesinden sevabından, faziletinden, zevkden, aşkdan lutfi kerem kıldın ya Rabbi bu faziletten bu mi’rac derece sevaplarından ümmetimi mahrum etme ya Rabbi deyince Cenab-ı Hak Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri Ya Habibim Senin ümmeti-yin üzerine mi’rac derecelerinden arz edip istedin. Senin ümmetine beş vakit namazlarını mi’rac kıldım. Buyurdular.

 


[1] İsra Suresi, 17/1.

[2] Necm Suresi, 53/1-2.

[3] Necm Suresi, 53/3.

[4] Necm Suresi, 53/9-10.

[5] Necm Suresi, 53/12.13.14. ve 15.

[6] Necm Suresi, 53/16. ve 17.

[7] Buharî, Menakıbu'l-Ensar 41, Tefsir, İsra 3; Müslim, İman 276, (170); Tirmizî, Tefsir, Benî İsrail, (3132)

[8] Ruhu'l-Beyan tefsiri c.3.s.8. (Beyrut), Cevahiri-l-Kur’ân s.12.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>