canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

PEYGAMBERİMİZ sallallahu aleyhi ve sellemin METHİ - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 2.cilt)

 

PEYGAMBERİMİZ sallallahu aleyhi ve sellemin METHİ

 

Ey Hak yolcusu! Ey cemale talip, ey cennete râgip! Resul Aleyhisselam’ın isimleri iki bin yirmi adettir. Meşhur isimleri iki yüz birdir. Gökten inen kitapların hepsinde ismi ve evsafı şerifleri zikr olunmuştur. İncil’de İsa Aleyhisselam:

وَاِذْ قَالَ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَا بَن۪يٓ اِسْرَآء۪يلَ اِنّ۪ي رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرٰيةِ وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَاْت۪ي مِنْ بَعْدِي اسْمُهُٓ اَحْمَدُۜ فَلَمَّا جَآءَهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ مُب۪ينٌ

Manayı münifi: Hani, Meryem oğlu İsa: “Ey İsrail oğulları! Benden, evvel nazil olan Tevrat’ı tasdik ve benden sonra gelecek Ahmed isimli Nebiyi müjdelemek üzere gönderilmiş Allah’ın resulüyüm.” demişti. Vaktaki, Muhammed Aleyhisse-lam onlara apaçık mucize getirince onlar, bu mucizelere sihirdir dediler.[1]

Kendi peygamberlerinin müjdeleyip geleceğini bildirdiği Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed Sallallahu Aleyhi vesselleme inanmadılar. Tevrat’ta olduğu gibi Zebur'da ve diğer suhuflarda da ismi şerifleri mevcuttur.

Âdem Aleyhisselam, yasak olan ağaçtan yiyince, cennetten çıka-rıldı ve 300 sene:

قَالَا رَبَّنَا ظَلَمْنَآ اَنْفُسَنَا وَاِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ

“Ya Rabbena, yani ey, bizim Allah’ımız. Biz nefsimize zulmeyledik. Sana karşı bizden hata zuhur etti. Eğer, Sen bize rahm edip bizi affetmezsen, biz hüsranda kalmışlardan oluruz.[2]

Diyerek gözyaşı döküp feryat figan ile tövbe, istiğfar ederek yalvardı. Böylece gece gündüz demeyip nedamet eyledi. [3]

Âdem aleyhisselam cennetten çıkarıldığı zaman nazar edip gördü ki arşta ve cennetin her mevziinde Hak Teâlânın ismi şerifinin yanında Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ismini yazılmış gördü.

Cenab-ı Hak’ka iltica edip. Ya Rabbi bu Muhammed sal-lallahu aleyhi ve sellem kimdir. Allah’u Teâlâ buyurdu ki: Bu senin evladından şu kimsedir ki eğer O olmasaydı seni halk etmezdim. Âdem aleyhisselam dedi ki: Ya Rabbi beni bu oğlum hürmetine sen afvedip esirge Hak Teâlâ buyurdu ki Ya Âdem eğer gökler ve yer halkı hakkında bu oğlun hürmetine Benden şefaat dilesen şefaatın makbul olur.[4]

Ömer Bin Hattab Radıyallahu anh Hazretlerinden mervidir.

عَنْ عُمَرِ بْنِ الْخَطَّابْ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْه قَالَ، قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: لَمَّا اِقْتِرَافِ آدَمَ الْخَط۪يئَةِ قَالَ يَا رَبِّ أَسْأَلُكَ بِحَقِّ مُحَمَّدٍ لِمَا غَفَرْتَ ل۪ي فَقَالَ اللّٰهُ يَا آدَمْ وَكَيْفَ عَرَفْتَ مُحَمَّدًا وَلَمْ أَخْلَقَه۪ قَالَ يَا رَبِّ

لِأَنَّكَ لَمَّا خَلَقْتَن۪ي بِيَدِكَ وَنَفَخَتْ ف۪ي مَنْ رُوحِكَ رَفَعَتْ رَأْس۪ي فَرَأَيْتَ عَلٰى قَوٰٓائِمَ الْعَرْشِ مَكْتُوبًا لٰٓا إِلٰهَ إِلّٰا اللّٰهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ فَعَلِمْتَ أَنَّكَ لَمْ تَضَفَّ إِلٰى اِسْمُكَ إِلّٰا أَحَبَّ الْخَلْقُ إِلَيْكَ فَقَالَ اللّٰهُ صَدَقْتَ يَا آدَمْ إِنَّهُ لِأَحَبَّ الْخَلْقِ إِلٰي اَدْعُن۪ي بِحَقِّه۪ فَقَدْ غَفَرْتُ لَكَ وَلَوْلٰا مُحَمَّدٌ مَا خَلَقْتُكَ* هٰذَا حَدِيثٌ صَحِيحْ

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurduki.

Âdem aleyhisselam hatayı kesb edip günahkâr olduğu zamanda Ya Rabbi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem hakkı için beni mağfiret eyle dedi. Hak Teâlâ Ya Âdem sen Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i nice bildin Ben henüz O’nu halk etmedim diye buyurdu. Âdem aleyhisselam dedi ki: Ondan bildimki. Sen beni kudret elinle halk edip bana ruh verdiğin zamanda başımı kaldırıp arş üzerinde La ilahe illallah Muhammedün Resulullah yazılmış gördüm. Bildim ki. Senin ismi şerifin yanına ancak cemii halkın en sevgilisi olanı yazarsın dedi.

Ondan Hak Teâlâ Ya Âdem doğru söyledin. O Bana yarattıklarımın en sevgilisidir. Çünkü O’nun hürmetine Benden mağfiret istedin. Tahkika Ben seni af buyurdum. Eğer Muhammed olmasaydı seni halk etmezdim. Buyurdu.[5] Hadis âlimlerinden İbni Asakir rahimehullah’ın tahric ettiği, Salman radı-yallahu anh’ın rivayet ettiği bir hadiste varid olmuştur ki:

هَبَطَ جَبْرٰٓائ۪لُ عَلَيْهِ السَّلٰامُ عَلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللّٰهُ تَعَالٰى عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ إِنَّ رَبَّكَ يَقُولُ إِنْ كُنْتُ اِتَّخَذْتُ إِبْرَاه۪يمَ خَل۪يلًا فَقَدْ إِتَّخَذْتُكَ حَب۪يبًا وَمَا خَلَقْتُ خَلْقًا أَكْرَمَ عَلَيَّ مِنْكَ وَقَدْ خَلَقْتُ الدُّنْيَا وَأَهْلَهَا لِأَعْرَفَهُمْ كَرَامَتَكَ وَمَنْذِلَتَكَ عِنْد۪ى وَلَوْلٰاكَ مَا خَلَقْتُ الدُّنْيَا

Cebrail aleyhisselam Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerine gelip şöyle buyurdu ki: “Ya Muhammed eğer İbra-him’i dost edindimse seni Habib edindim. Bana Senden Ekrem bir mahluk yaratmadım. Tahkika dünyayı ve ehlini onun için yarattım ki Senin keramet ve menziliyin Benim katımda ne olduğunu onlara bildireyim. Eğer Sen olmasaydın dünyayı halk etmezdim” dedi. [6]

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem zamanında, Şam'da o asrın nadir yetiştirdiği Yahudi ulemasından âlim bir haham var idi. Bin sure ve her bir süresi bin ayetten ibaret, Hazreti Musa'ya nazil olan Tevrat’ı şerifi bir cumartesi günü mabetlerinde okurken, Tevrat'ın dört yerinde Efendimizin evsafı cemilelerini ve medhi senasını oku­duktan sonra, Efendimize hasedinden, hıyanetinden ve düşmanlığından, Efendimizin nam-ı nişanını görmemek için mezkur sahifeleri yırtıp çıkardı. Ertesi hafta, aynı gün aynı Tevrat’ı şerifi okurken Tevrat’ın sekiz yerinde Efendimizin medhü senasını gördü. Yine aynı sahifeleri dahi yerinden söküp yırttı. Üçüncü hafta Tevrat’ı okurken, Cenab-ı Hakkın Habibi Edibini on iki yerinde övdüğünü görünce tefekküre varıp insafa geldi. O anda kalbi nur-u Muham-mediye ile dolup, iman şulesi kalbinde yanmağa başladı. Diğer bir hahama:

“Medine şehri ne taraftadır? Bana yolunu tarif eder misin?” dedi. Diğer haham: “Aman ne yapıyorsun? O şehre sakın gitme. Orada bir sihirbaz vardır” dedi. “Sihri ile âlemi kendine bendetmiştir. Korkarım ki, seni de sihri ile celb ve teshir etmesin” dedi. Kalbine nuru kerameti Ahmediye duhul eden: “Sus. Haltetme. İşler senin dediğin gibi değildir.” diyerek Medine yolunu başka bir zattan öğrenip, kalbi aşkı Muhammedi ile yanarak, gözlerinden yaşlar dökerek, yemeyi ve içmeyi unutarak hidayet yoluna revan oldu.

Medine şehrine geldiği vakit, güzellikte birazcık Efendimize benzeyen Salmani Farisi'ye rast geldi. “Ey efendi ben garibim. Beni mahbubu Hüda, şefii ruzi ceza, Melce-i fukara olan ahir zaman nebisine götürür müsün?” diye rica etti. Salmanı Farisi radıyallahu anh, “Merhaba. Gel benimle beraber” diyerek alıp Ravza-i Şerife doğru götürdü. Halbuki Efendimiz ebedi âleme gideli dört gün olmuştu. Medine matem içinde idi. Selman bu haberi o zata bildir-memiş, gözlerinden yaşlar döküyor idi. O zat da aşkı Muhammed ile ağlıyordu. Her ikisi ağlayarak ravza-i pake vardılar.

Selmanı Farisi: “Ey aşıkı cemali Muhammed. O senin didarını özleyip görmek için geldiğin zat ki, Ha­bibi Mevla Hazreti Muhammed Mustafa bundan dört gün ev­vel Allah’ın emriyle dar-ül ahirete göç edip vasıl-ı firdevsi ala oldular. Bizleri öksüz ve yetim bıraktılar” de-yince ihtida eden, zat mahzun mükedder feryadı figan ile: “Ey efendi. Onu nasip olup göremedim. Sen gördün mü? Meclisinde oturdun mu? Mü­barek sesini işittin mi?” dedi. Selman:

“Evet onun cemalini gördüm, meclisi şerifinde oturdum, ben onun ehli beytinde­nim” diyerek kabri Resule vardılar. Orada bulunan ashab ile feryadı figan ederek kabri Nebiye salatü selam ettiler. Şam’dan ­gelen o zatı muhterem: “Ey nas içinizde Nebiyy-i ahir zama-na akraba olan kimse yok mudur?” deyince.

 İmamı Ali, “Ben onun ehli beytindenim. Emmisi oğluyum, vasisiyim, kerime-i muhteremleri hâla benim tahtı nikâhımdadır” cevabını verdi. O zat: “Ey Resulullahın yakını! Bana Ol Habib-i Hu-da’nın evsaf-ı şerife ve ahlaki hamidelerinden bazılarını haber ver.” Hazreti Ali da­hi gördüğü ve bildiği veçhile kendisine bir parça evsafı Resul­den haber vermesi üzerine ol zat dahi başından geçen macera­yı haber verip: “Vallahi ve Billahi işte, benim Tevrat’ı şerifin yir­mi dört yerinde medhini gördüğüm nebiyyi ahir zaman Hazre­ti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem şeksiz şüphesiz budur” dedikten sonra, “Sizden rica ederim. Acaba bu Resulü Huda’nın mübarek vücu­du şeriflerini mesh eyleyen, elbiseleri yok mudur? Onu kokla­yayım. Hiç olmazsa kokusunu ondan duyayım” deyince.

İmamı Ali: “Ya Selman, evden Resulün mübarek hırkasını al da getir” dedi. Selman, Efendimizin hırkasını alıp ravzaya getirdi. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali rıdvanullah aleyhim ecmain hazret­leri Hırka-i saadeti sıra ile alıp yüzlerine, gözlerine sürerek ah-ı figan eylediler ve hırka-i mübarek-i o merd-i aşıkın hidayete eren başına vaz eylediler: O dahi hırka-i mübarek-i alıp yüzüne ve gözüne sürüp, kabri Resule karşı durup şehadet parmağını kaldırarak: “Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resulullah” parmağı ile kabri resulü gösterip, “Sahib-i hazel kabr” demesiyle şiddetle ağlamağa başladı. Ahu enin ile: “Ya Rab Sen büyüksün, Erhamer rahimsin. Eğer benim Sana ve Ha­bibi Ekremine olan imanımı ve tasdikimi kabul buyurdun ise bu kulunu bundan böyle yaşatma. Habibi Ekrem’in kabri şeri­fi huzurunda ruhumu kabz eyle” der demez, bir kere Allah deyip hemen secdeye vardı. Bir de baktılar ki ruhu Cennete vasıl olmuş. Rahi-mehullah.

İşte kardeşler! Efendimizin ismi ve evsafı bütün ilahi ki­taplarda vardır. Hazreti Muhammed’in cismi şerifi bütün, mah­lukatın ve mevcudatın en efdali, en ekmeli ve en şereflisidir. En meşhur ismi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemdir. Bu isim­den sonra meşhur olan ismi şerifi Ahmed sallallahu aleyhi ve sellemdir. Zira, Muham-med’in sallallahu aleyhi ve sellem manası çok çok hamd ve medh olunmuş demektir. Çünkü Allah’u Teâlâ kendi ismi ile beraber zik-rettiği için Hazreti Âdem’den, Hazreti Fahri Âleme kadar bütün nebiler ve resuller ve salihler lisanında ve kitaplarında ve melaikelerin lisanında devran edilmesiyle Resulü Ekrem’e med­hu sena çok olup ve olacağından ezelde Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem tesmiye edip bütün mevcudatı nur-u nübüvvetinden halk buyurdu. Arş' ta ve Cennette:

(La İlahe İllallah Muhammedün Resulüllah) kelime-i tayyibesini yazdı. Semavi kitaplarda Habibini Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ve Ahmed isimleriyle yadetti. Ahmed'in manası çok hamdü sena edici demektir. Kur’an’da Muhammed, İncil’de Ahmed isimlerini beyan etti. Resulü Ekrem’e tazim için Âdem’den Peygam-berimize gelinceye dek ne bir nebiye, ne bir veliye ve ne de bir mü'mine Muhammed ismi şerifi konmamıştır.

Resulullah dünyaya teşrif buyurduklarında, zaifül kalb olanlar Resulullah hakkında şüpheye düşmesinler diye daha evvel böyle bir Peygamber geldi geçti dememeleri için Resulü Ekrem’den evvel, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem isminde kimse gelmemiştir.

Hatta geçenlerde dünyada en çok anılan isim hangi isim­dir diye anket açılmış, en çok zikr olunan “Muhammed” sallallahu aleyhi ve sellem ismi olduğu ilan olunmuştur.

Meşhur isimlerinden bir kaç ismi şerifi:

Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem,

Ahmed Sallallahu aleyhi ve sellem,

Mahmud, Sallallahu aleyhi ve sellem,

Hamid Sallallahu aleyhi ve sellem,

Ahyed Sallallahu aleyhi ve sellem,

Vahid Sallallahu aleyhi ve sellem,

Mahin Sallallahu aleyhi ve sellem,

Başirin Sallallahu aleyhi ve sellem,

Akibün Sallallahu aleyhi ve sellem,

Tâhâ Sallallahu aleyhi ve sellem, ­

Yâsin Sallallahu aleyhi ve sellem,

Tahir Sallallahu aleyhi ve sellem,

Diğer ismi şeriflerini öğrenmek isteyen Âşık “Delâil-i Hayrat” kitabına baksın. İsmi şeriflerinin manalarını ve hassalarını öğrenmek isteyenler de “Delail Şerhi - Kara Davud” namın­daki kitaba baksınlar. Ahmed ve Muhammed isimlerinin bazı hassalarını sizlere beyan edeyim. Yarın kıyamet gününde, isimleri Ahmed Ya Muhammed, olanların bu isimlerine binaen affa nail olacakları beyan olunmuştur. Yine Ahmed ve Muhammed isimli kimselere, bu isim­lerinden ötürü hürmet etmemiz vacibdir. Bir meclise Ahmed ve Muhammed sallalla-hu aleyhi ve sellem isimli kimseler geldiği vakit de, onları meclisin en mutena yerine geçirip izzet ve ikram etmemiz lazımdır. Dinimizce, hiçbir mü'mine seb ve küfür etmek layık de­ğildir. Bahusus bu isimlere hamil olan kimselere, isimlerinden ötürü saygı gösterip hiçbir ağır söz söylememek lazımdır.

İslam tarihinde: Abdullah İbni Zübeyr namındaki hali­fenin derisi yüzülüp idam edilmişti. Buna sebep, Hazreti Ali'­nin evladı Muhammed Hanefi hazretlerini seb ve şetim eyle­yip hapsetmesinden dolayı Allah Haccac-ı Zalimi başına mu­sallat etmiştir. Başına gelen felaketin bu isme saygısızlığın­dan olduğunu, İslam âlimlerinden bazıları beyan buyurdular:

Sen de erkek, evladının ismini Ahmed ve Muhammed koy. Bu şerefli isimlerle evladını şereflendir. Ne kadar güzeldir ki, şanlı ordumuza Mehmetçik ismi verilmiştir. Bu şerefle ne kadar öğünsek ve iftihar etsek azdır. Zira Cenab-ı Hak’kın sevdiği isimlerdendir.

NAPOLEON

Dünyaya ün salmış olan anlayış zekâsı dünyada tanınmış olan kıymetli bir devlet adamı olarak tarihe geçen Fransız imparatoru Napoleon’un Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hakkında söyledikleri:

Allah’ın varlığını ve birliğini Musa aleyhisselam kendi milletine, İsa aleyhisselam Romalılara, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem bütün dünyaya bildirdi. Arabistan’da putperestlik çok yaygın hale gelmiş idi. İsa aleyhisselam’dan altı asır sonra Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem kendisinden evvel gelmiş olan İbrahim aleyhisselam, İsmail aleyhisselam, Musa a.s ve İsa aleyhisselam’ın tanıttığı gibi insanlara Allah’ını tanıttı. Arapların yanına sokulan aryenler, hakiki İsa dinini bozarak onlara Allah, Allah’ın oğlu Ruhu-l-Kudüs gibi, kimsenin anlayamayacağı uydurma sözlere inandırmaya çalışıyor, şarkın sulh ve huzurunu tamamen bozuyorlardı. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem onlara doğru yolu gösterdi. Araplara ve yalnız bir tek Allah olduğunu, O’nun ne babası ne de oğlu bulunmadığını, böyle birkaç Allah’a tapmanın puta tapmaktan kalan saçma bir adet olduğunu anlattı. Bunu böyle kabul ediyor.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, putçuluğu, puta tapmayı, adaletsizliği, fuhşiyet, zina işlerini red edip Allah’ın izni ve kanununa uymaları için insan toplumunun hepsini dünya ve ahiretlerinin selameti için refahı için son nefesine kadar çalışmıştır.

Dünyada hayâtta yaşayan Müslüman toplumu, Allah’a inananlar düşününüz, bir Fransız imparatoru, devlet adamı Allah’ı ve Allah’ın Hak Peygamberini tanıyıp O’nun büyüklüğünü tasdik ettiğini bu ifadeler ile açıyor.

Yazıklar olsun ki, İslam olup biz Ümmeti Muhammed’iz diyen-lere. Büyük bir ibretle çok derinden düşünmelerimiz lazım. O Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizi daha fazla sevmeyi ve O’nun sünneti ve gösterdiği yolu, seçtiği yolu bilip O’nun izi ve sözünden kıl kadar ayrılmamaya çalışalım. O’nun şefeatına layık olalım. Şefeatından mahrum kalmayalım.

Bazen İslam içinde yaşayan kardaş bacılarımıza rastlıyoruz. Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizi, iki dün-yanın sultanı Hâtemü-l Enbiya olan Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’i tanımıyor, bilmiyor. O’nun üzerine salavat getirmeyi de bilmiyor. İşte bu hallar bizlerin için bir üzüntü halı oluyor. Allah’ım cümlemizi ayıktırsın.

 


[1] Saff Suresi, 61/6.

[2] Araf Suresi, 7/23.

[3] Mevahibi ledüniye C:1 S:10 (Osmanlıca baskı).

[4] Mevahibi ledüniye C:1 S: 12 (Osmanlıca baskı).

[5] Hakim el Müstedrek ala-s-Sahîhîn c.2. s.672/4228 (Beyrut), Tabarani el Mu’cemu-l-Evsat c.6. s.313/6502 (Kahire), Mevahibu ledünniye c.1. s.12 (Osmanlıca baskı).

[6] Usûlu Akâid Amentü şerhi s.107 (Osmanlıca baskı), Mevahibi Ledüniye c.1. s.13.

 

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>