canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

PEYGAMBERİMİZ sallallahu aleyhi vesellem EFENDİMİZİN VASIFLARININ TEVRAT, İNCİL ve SAİR KİTAPLARDA HABER VERİLDİĞİNE DAİR - (İzharu'l-Fedaili Nebiyyina Muhammedin Sallallahu Teala aleyhi Vesellem)

PEYGAMBERİMİZ sallallahu aleyhi vesellem EFENDİMİZİN VASIFLARININ TEVRAT, İNCİL ve SAİR KİTAPLARDA HABER VERİLDİĞİNE DAİR

 

         Ayeti kerime;

        

           مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِۜ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُٓ اَشِدَّآءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَآءُ بَيْنَهُمْ تَرٰيهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانًاۘ س۪يمَاهُمْ ف۪ي وُجُوهِهِمْ مِنْ اَثَرِ السُّجُودِۜ ذٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرٰيةِۚ وَمَثَلُهُمْ فِي الْاِنْج۪يلِ۠

“Muhammed sallallahu aleyhi vesellem Allah’ın rasulüdür. O’nunla beraber olanlar, kâfirlere karşı pek şiddetlidirler, kendi aralarında ise pek merhametlidirler. Biri birlerine karşı hürmetli ve şefkatlidirler. Onları rükû ediciler ve secde ediciler olarak görürsün. Onlar Allah’u Teâlâ’nın fadlını ve rızasını isterler. Onların sima ve alemetlerinden yüzlerinde secde eserleri zahirdir. Onların vasıfları Tevrat ve İncil’de haber verilmiştir.”[1]

    مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ”Muhammed O’nun Rasuludür”   وَالَّذ۪ينَ مَعَهُٓ  O’nunla beraber olanlar, Hz. Ebubekir O’nun maiyetinde ve O’nunla beraber mağaraya girdi beraber hicret etti. Hz. Ebubekir Efendimize işarettir. اَشِدَّآءُ عَلَى الْكُفَّارِ  en fazla kafirlere şiddet kullanan Hz. Ömer radıyallahu anh. Cenab-ı Hak Teâlâ Hazretleri onu işaret ediyor.

رُحَمَآءُ بَيْنَهُمْ تَرٰيهُمْ içlerinde en fazla merhametli utangaç olan Hz. Osman’dır ona işarettir. رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانًاۘ  bunlar Allah’u Teala’nın rızasını isteyen kimselerdir. Rızayı şerifini isterler.س۪يمَاهُمْ ف۪ي وُجُوهِهِمْ مِنْ اَثَرِ السُّجُودِۜ  Bu da İmamı Ali radıyallahu anh hazretlerinedir. İmamı Ali radıyallahu anh ve kerremallahu vechehu hazretleri namaz kılmaktan, çok secde etmekten yerde hasırın üstünde ise hasır, taşın üstünde ise taş, toprağın üstünde ise toprak alnını koyduğu yerin izi alnına çıkardı. ذٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرٰيةِۚ وَمَثَلُهُمْ فِي الْاِنْج۪يلِ۠  bunların misalleri İncil’de, Tevrat’ta haber verilmiştir.

Ahir zamanda Muhammed gelecek Muhammed’in sahabeleri gelecek O’nun eshabı şöyle olacak, şöyle olacak O’nun eshabının ne kadar Allah yanında yüksek olacağını ne kadar sevgili olduğunu Tevrat’ta, Zebur’da, İncil’de haber verdiğini burada haber veriyor.

Yine ayeti kerimede;

اَلَّذ۪ينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الْاُمِّيَّ الَّذ۪ي يَجِدُونَهُ مَكْتُوبًا عِنْدَهُمْ فِي التَّوْرٰيةِ وَالْاِنْج۪يلِۘ

“Dünyada ve ahirette haseneye müstehak olan şol kimseler ki, onlar Kur’an-ı Kerim kendine vahy olunan Rasule ve mucize sahibi olan ümmi peygambere hiçbir kimseden bir şey okuyup yazmamış olduğu halde yalnızca Allah'ın vahyi ve ilhamı ile kendisine geçmiş ve geleceğin bilgilerinin verildiği Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi veselleme tâbi olurlar. O peygamber ki Ehli kitap O’nun sıfatını yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de yazılmış bulurlar.”[2]

 İşte ehli kitap yani Yahudi ve Hıristiyanların bir kısımları Tevrat ve İncil’de Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin şanını, şerefini, sıfatlarını okuyup insafa gelip Müslüman oldu. Bazısı da inatlarında ısrar edip küfür üzere kaldılar.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin son peygamber olduğunu ve O’nun şan ve şerefinin cenab-ı Hak katında ne kadar yüksek olduğunu bilirler ama inatları yüzünden küfürlerinde ısrar eder gerçeği saklarlar idi.

Cenab-ı Hak Teâlâ hazretleri Ayeti kerimesinde;

   اَلَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ اَبْنَآءَهُمْۜ وَاِنَّ فَر۪يقًا مِنْهُمْ لَيَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

“O kendilerine kitap verdiğimiz kimseler rasulümüzün hak rasul olduğunu kendi oğullarını tanıyıp bildikleri gibi bilirler. Bunu bildikleri halde ehli kitaptan bir fırka hakkı ketm edip saklarlar.”[3]

Bu ayeti kerime peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin bütün şemail ve vasıflarını önceki peygamberlere gönderilen kitaplarda anlatıldığını beyan ediyor. Yahudi ve Hıristiyan âlimleri kendi oğullarını tanıyıp bildikleri gibi Rasulü Ekrem efendimizi de görünce O’nun hakka Rasul olduğunu anlar bilirler.

Hatta hazreti Ömer radıyallahu anh efendimiz, Yahudi âlimlerinden olup şerefi İslam’a nail olmuş olan Abdullah ibni Selam hazretlerine demiş ki:

Sen Rasulü Ekrem efendimizi nasıl tanıyıp bildin? Deyince Abdullah ibni Selam hazretleri cevap olarak diyor ki:

Rasulullahı görünce Tevrat’ta beyan olunan vasıflara muvafık hakka Rasul olduğunu oğlumu bildiğim gibi bildim. Asla şek şüphem kalmadı. Diye cevap vermesi üzerine hazreti Ömer radıyallahu anh hazretlerinin, Abdullah ibni Selam hazretlerini alnından öptüğü rivayet edilmiştir.[4] 

Ulemai hadisten İbni Asakir rahmatullahi aleyh rivayet ederek diyor ki;

Yahudi ulemasından Abdullah ibni Selam fahri kâinat sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem efendimizin Mekke’de zuhur ettiğini işitince kendi diyarından çıkıp Mekke’ye geldi. Peygamberimiz sallalahu aleyhi vesellemin huzuruna geldi.

İki cihan serveri sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem nuru nübüvvetle onu tanıyıp “sen yesrib âlimi İbni Selam mısın?” Deyu buyurdu. O da “evet” diye cevap verince serveri âlem sallallahu aleyhi vesellem efendimiz ona yemin vererek dedi ki;

“Tevrat’ı inzal eden Ol Allah’u Teâlâ hakkı için benim sıfatımı kitabullah ta (Yani Tevrat’ta) bulur musun”?Deyince İbni Selam;

Ya Muhammed Rabb’ıyın evsafını bana zikr eyle işiteyim dedi. Hemen Cebrail aleyhisselam gelip sure-i ihlâsı Rasulullah efendimize telkın eyledi.

         قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌۚ ﴿﴾ اَللّٰهُ الصَّمَدُۚ ﴿﴾ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْۙ ﴿﴾ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا اَحَدٌ ﴿﴾

“Ey Habibim! Allahu Teâlâ’nın sıfatından sana sual edenlere cevap olarak deki; O Allah’u Teâlâ birdir şeriki ve nazırı yoktur. O Allah, Samed’dir. Hiç bir kimseye muhtaç olmayan bütün mahlûkatın her türlü ihtiyaçlarında O’na muhtaç olduğu Samed’dir. O Allah’u Teâlâ doğmamış ve doğurmamıştır. Ve O’nun hiçbir eşi benzeri yoktur.”[5]

 Sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem bu sureyi okuyunca Abdullah ibni Selam;

اَشْهَدُ اَنَّكَ رَسُولَ اللّٰهِ وَ اِنَّ اللّٰهَ مَظْحَرُكَ وَ مَظْحَرُ دِينُكَ عَلَى الْاَدْيَانِ

Yani, “Şehadet ederim ki, Sen Allah’ın rasulüsün. Ve muhakkak ki Allah’u Teâlâ Seni düşmanlarının üstüne galip ve dinini bütün dinler üzerine galip edicidir.”

Muhakkak ki Senin vasfını kitabullahta yani Tevrat’ta şöyle gördüm ki

يَآ اَيُّهَا النَّبِيُّ اِنَّآ اَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذ۪يرًاۙ      أَنْتَ عَبْد۪ى وَرَسُول۪ى سَمَّيْتُكَ الْمُتَوَكِّلَ لَيْسَ بِفَظٍّ، وَلَا غَل۪يظٍ، وَلَا صَخَّابٍ فِى الْاَسْوَاقِ، وَلَا يَجْزَئِ بِالسَّيِّئَةِ مِثْلِهَا، وَلَكِنْ يَعْفُو وَيَغْفِرُ وَلَنْ يَقْبِضَهُ اللّٰهُ حَتّٰى يُق۪يمَ بِهِ الْمِلَّةَ الْعَوْجٰٓاءَ، حَتّٰى يَقُولُ لٰٓااِلٰهَ اِلَّااللّٰهُ  وَيَفْتَحَ بِه۪ أَعْيُناً عُمْياً، وآذَاناً صُمًّا وَقُلُوبًا غُلْفًا

Hak Teâlâ hazretleri fahri kâinat efendimize hitaben:

“Tahkîk ve muhakkak ki biz seni bir şahit, bir müjdeleyici, bir uyarıcı; Allah’ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik.”[6] “Sen benim kulum ve rasulümsün. Seni mütevekkil olarak isimlendirdim. Sen katı kalpli değilsin. Pazarlarda rastgele edebe muhalif olarak bağırıp çağırmazsın. Yaramazlığa yaramazlıkla karşılık vermezsin. Lakin af ve mağfiret edersin. Ve batıl yolda olanlar O’nun sebebi ile doğru istikametini bulup la ilahe illallah deyip,  Allah’u Teâlâ O’nun sebebiyle kör olmuş gözleri, sağır olmuş kulakları ve gaflet perdesi ile örtülmüş kalpleri açmadıkça O’nun ruhunu kabz etmez.”[7]Demektir.

 

Anın her sözleri kanunu şifa

Hakkıyla kim tutar ise bulur sıhhatla sefa

 

O hiç konuşmaz idi zay’i bir kelam.

Konuşur idi ancak hikmet vesselam.

 

Gâhî dilde sûkut gönülde yâ Rabbena

Gâhî dilde zikrü hamdü senâ

 

Hemmi dünya[8] ile hiç yatmadı

Gammi ukba[9] hiç dilinden gitmedi

 

Hiç gitmez idi abdestsiz bir yere

Hiç yatmaz idi abdestsiz yatağa

 

Daima hayır idi işi âdasına

Var kıyas et nice idi ahbabına

 

Gönlü engin idi kendi âlişan

Verir idi Gab-ı gavseynden nişan.

 

Çünkü Ol pür nur olup geldi bu âleme

O’nun vasfı sığmaz ne dile nede kaleme

 

Yine ayeti kerimede;

    وَاِذْ قَالَ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَا بَن۪يٓ اِسْرَآء۪يلَ اِنّ۪ي رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرٰيةِ وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَاْت۪ي مِنْ بَعْدِي اسْمُهُٓ اَحْمَدُۜ

“İsa aleyhisselam ümmetine dedi ki; “muhakkak ki ben, Cenab-ı Hak Subhanehu ve Teâlâ hazretlerinin benden önce göndermiş olduğu Tevrat’ı tasdik edici ve benden sonra gelecek olan Ahmed isimli peygamberi müjdeleyici olarak gönderdiği peygamberim.”[10]

Ve yine Cenab-ı Hak Teâlâ hazretleri Yahudi ve Nasaraya (Hıristiyanlara)  hitaben;

يَآ اَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَلْبِسُونَ الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ۟

 “Ey ehli kitap! Hakkı batıla niçin karıştırırsınız. Ve hakkı hak olduğunu bildiğiniz halde niçin saklarsınız.”[11]

 Yani, ey ehli kitap siz Rasuli Ekrem’in vasıflarını, nübüvvet ve risaletini kitaplarınızda okuyup ayan açık bildiğiniz halde kendi batıl sözlerinizle tevil ederek niçin hakkı batıl ile karıştırıyorsunuz? Ve insanlara hakkı batıl olarak ve batılı hak olarak göstermeğe çalışıyorsunuz. Demektir.

Fahri Razi’nin beyanı vechile ehli kitap ulemasının iki sıfatları vardır.

Birincisi; Rasulullah efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin risaletini, bildikleri halde lisanları ile nübüvvetini inkâr ederek küfr etmektir.

İkincisi; Sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin vasıflarını ve hallarını kitaplarında beyan olunan vasıflara tamamen mutabık olduğu halde o ayetleri tahrifle hakkı gizleyip batılı kabul ettirmektir.

Cenab-ı Hak onları bu ayeti kerimesi ile zem ve tekdir etmiştir. Çünkü onlar tarafı ilahiden nazil olan ayetleri kendi batıl sözlerine karıştırarak Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin vasıflarına işaret eden ayetleri işaret etmeyen ayetlere karıştırıp kendi arzularına göre tevil ederek halkı aldatırlar idi.

Gerçi bu ayeti kerimede hitap; ehli kitaba ise de hakkı batıla karıştırmak ve hakkı gizleyip batılı kabul ettirmek her zaman haram ve bu gibi hakkı gizleyip batılı kabul ettirmek isteyenler daima zem edilmiştir.

Bir takım kimselerin Peygamber efendimiz sallalahu aleyhi veselleme uyan ümmetinin vasıflarından bahs eden bakara suresinin 285. ayeti olan

لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْ رُسُلِه۪۠

Yani, “Biz peygamberler arasında ayırım yapmadan hepsine iman ederiz. Yahudi ve Hıristiyanların yaptığı gibi peygamberlerin bir kısmına iman edip bir kısmını inkâr etmeyiz. Hepsinin Allah tarafından gönderilmiş hak peygamber olduğunu kabul ederiz derler. Manasındaki ayetini ele alıp yanlış ve batıl tevilleriyle ve yine peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimizin Cenab-ı Hakk’tan fazilet ve derecâtını açıklaması yönünde bir emri ilahi gelmezden önce sahabe-i kirama kendi rey ve görüşlerine göre peygamberlerin faziletleri hakkında konuşulmaması yönünde söylediği fakat daha sonra peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimizin fazilet ve derecatını açıklayan ayeti kerime ve hadisi şeriflerle mensuh olan[12] hadisleri ele alarak iki cihanın serveri, âlemlere rahmet olan sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimizin şanına uymayan batıl sözleri ile es-Salatu ves-Selamu aleyke ya Hayra halkıllah, es-Salatu ves-Selamu aleyke ya Nure arşillah demek caiz değil demelerinin hiçbir kıymeti yoktur.

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin fazilet ve deracatını, yaratılmışların en hayırlısı olduğunu Cenab-ı Hak ayeti kerimeleri, Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin

فَاَمّٰا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ  

 "Ya Habibim, Allah'ın sana olan nimetini söyle, (ilan et!)" Duhâ suresi 11. ayetine göre beyan ettiği hadisi şerifleri ve icma-i ümmetle sabittir.

Hakk’ı gizleyerek batılı tervice yani batılı kabul ettirmeğe çalışanlar az bir müddet devam eder gibi görünürse de bu gibi kimselerin akıbeti rezil ve rüsvay olmaktır.

Bizlere layık olan hakkı sevip hakka tabi olmak ve batıldan kaçmaktır.

Bir hakbeyn var birde hutbeyn. Hakbeyn; Hakkı hak olarak anlar ve anlatır. Batılıda batıl görür. Hutbeyn; batılı hak görür hakkı batıl görür. Bunların dilinden neler çekmiş olan büyük zatlar, ülul elbab olanlar Allah’u Teâlâ’ya şöyle yalvarmışlardır.

اَللَّهُمَّ اَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اِتِّبَاعَهُ وَاَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اِجْتِنَابَهُ

Yani, “Allah’ım bize hakkı hak olarak göster ve ona ittiba edip tabi olmak nasip eyle ve batılı batıl olarak göster ve ondan ictinab edip sakınmayı nasip eyle” diyerek yalvarmışlar.

Allah’ım bu gibi hutbeyn olan, hakkı batıla karıştırıp batıl tarafına meyyal olanları da ümmeti Muhammed’e anlatıp onların şerrinden ümmeti Muhammed’i muhafaza eylesin. Âmin. Ya Muin.

Hadisi şerif:

أَتَخَوَّفُ عَلٰى أُمَّت۪ى يَتْرُكُونَ الصَّلٰاةُ وَالْقُرآنُ يَتَعَلَّمُهُ الْمُنَافِقُونَ يُجَادِلُونَ بِه۪ أَهْلُ الْعِلْمُ

Yani Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuştur ki: “Benim en ziyade korktuğum ümmetimin üzerine namazı ve Kur’an’ı Kerimi terk ederler bu halda sonra münafıklar Kur’an’ı öğrenirler onunla ümmetimin âlimleri ile ehli ilim sahipleri ile mücadele ederler. Yani münafıklar âlim olduklarını iddia ederler.”[13]

 Yine hadis-i Şerif:

اِذَا ظَهَرَتِ الْبِدْعَ وَلَعَنَ آخِرُ هٰذِهِ الْاُمَّةِ اَوَّلَهَا مَنْ كَانَ عِنْدَهُ عِلْمٌ فَلْيَنْشُرَهُ فَاِنَّ كَاتِمُ الْعِلْمِ يَوْمَئِذٍ كَكَاتِمُ مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ عَلٰى مُحَمَّدٍ

Muaz bin Cebel radıyallahu anh’dan rivayet edilmiştir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; “Bid’atler ve bid’atçiler zuhur edip, meydana çıktıkları zaman evvelkilere lanet ederler. Her kimde ilim var ise, o zaman ilmini sarf etsin, söylesin. Her kim de söylemez, saklar ise Muhammed Rasulullah üzerine inenleri saklamış olur. O münafıklara, o bid’atçılara karşı ilmini saklayan, o da münafıktır, o da bid’atçıdır. Allahu Teâlâ, bid’at ehlinin ibadetini kabul etmez.”[14]

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem ümmetimin üzerine çok korktuklarımdan biriside benden sonra ehli fasık ve münafık olanlar Kur’an öğrenirler ve Kur’an ilminide öğrenirler.

 Kur’anı kerim’de muhkem ayetler var. Bir de muteşabih ayetler var. Muhkem ayetlerin anlamı çalışılırsa kolaydır. Müteşabih olan ayetlerin anlamı zordur. O ehli fasık münafık olanlar müteşabih, anlamı güç olan ayetleri ele alırlar kendiler arzularına göre tevil ederler. Cenabı Hak ümmeti Muhamed’i bunların şerrinden korusun. Dini islamın ahkâmını bozarlar.

En fazla ümmetimin üzerine korktuğum bunlardır.

O zamanda Allah’ın kendilerine ilim verdiği âlimler hakıkatı konuşup Allah’ın kullarına anlatıp doğru istikameti göstersinler o zamanda ki âlimler de dini islamın itikatını istikametini bozucular zuhur ettiği zamanda ilimlerini söyleyip neşretmezlerse onlarda onlardandır buyuruyor.

 

Buna dair ayeti kerime

  Al-i İmran suresi 7. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

هُوَ الَّذ۪ٓي اَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ اٰيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ اُمُّ الْكِتَابِ وَاُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌۜ

Yani, Ey Rasul-i Ekrem, Senin üzerine Kur’an’ı, O inzal etti ve O Kur’an’da bazıları muhkem ayetlerdir ve o ayetlerden ahkâmı çok açık yani, helali ve haramı beyanda, kendileriyle amel olunur. Kitabın aslı ve esasıdırlar.

Bu ayette Kur’an’ın bazı ayeti muhkem demek, Beydavi’nin beyanı vechile ayetin manasını anlamakta güçlük yok; müteşabih demek, manasını anlamakta tetkik ve düşünmeye muhtaç ve maksud olan manaya delaleti zahir olmadığından, bir takım ihtimalat tasavvuru mümkün demektir.

Yani Kur’an-ı azimüşşan havas ve avamı ve bütün cümle insanlar üzere nazil olduğundan, muhtelif istidat erbabının derecelerine göre nazil olmuştur ki herkes istidadı ve fazl ve kemali nisbetinde hisseyab olur ve bu vesile ile erbab-ı fazlın mertebeleri fazl ve kemalden arî olanlardan temeyyüz eder.

Vacib Teâlâ, Kur’an’ın ayetlerinin iki kısım olduğunu beyandan sonra, Kur’an’dan istifade edecek insanların da iki kısım olduğunu beyan etmek üzere, Al-i İmran suresi 7. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

فَاَمَّا الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَآءَ الْفِتْنَةِ وَابْتِغَآءَ تَاْو۪يلِه۪ۚ وَمَا يَعْلَمُ تَاْو۪يلَهُٓ اِلَّا اللّٰهُۢ

Kur’an’ın ayetleri iki kısım olup biri muhkem diğeri müteşabih olunca, bazı şu kimseler var ki, kalplerinde batıla meyil var. Onlar ise, nas arasına fitne koymak ve itikatlarını ifsad eylemek ve kendi arzularına muvafık tevilini talep etmek için, Kur’an’dan müteşabih olan ayetlere ittiba eder ve kalplerinde olan fesada binaen, muhkematı terk ederler.

Hâlbuki insana lazım olan muhkem olan ayetlerle amel eylemek ve müteşabihata iman etmektir ve müteşabihatın tevilini kimse bilmez, ancak Allahu Teâlâ bilir.

Cenab-ı Hak Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri buyuruyor ki, Kur’an’ın bazı ayetlerinin manaları zahir olup, anlaşılması, manaları zahir, muhkem olması ve bazı ayetlerin manası hafi olmakla müteşabihat olup, müteşabihatın da tevile muhtaç olduğunu beyandan sonra, müteşabihatın yani hafi, gizli olan manalarını kimlerin anlayıp bildiğini beyan etmek üzere; yukardaki ayetin devamında;

وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ اٰمَنَّا بِه۪ۙ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ رَبِّنَاۚ وَمَا يَذَّكَّرُ اِلَّآ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ

Buyuruyor. İlminde sebatı olan âlimler derler ki, biz kitaba iman ettik, zira cümlesi Rabbimiz tarafındandır, derler. Ancak ayetlerin manasını akıl sahipleri düşünürler. Ayet-i kerimelerin hafi, gizli olan, müteşabih olan ayetleri kimse bilmez, ancak Allahu Teâlâ bilir ve ilmiyle amil olan ulema-ı rasihun bilirler. İlimde rasih olan ulema dediğimiz, ilmiyle amil olan, Allah’ın kendilerine lütfu ile bildirdiği kimselerdir.

Yahudilerden bir takım kimselerin anlaşılması muhkem, açık olan emirleri ve amelleri bırakıp da, anlaşılması hafi (gizli) olan müteşabih olan ayetleri halkın zihnini ve itikatlarını bozmak için, o müteşabih olan ayetleri kendileri arzularına göre yani, ayetlerin manalarını kendi arzu ve isteklerine göre konuşanlar olduğu gibi, işte bazı kimselerin de Kur’an’ın ve hadis-i şerifin manalarını kendileri arzularına göre konuşanların hakkında Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem, onlar Allah’ın gazabına uğrayanlar kendilerine cehennemden yer hazırladılar.

Allah’ım bu gibi tehlikelerden Ümmet-i Muhammed’i, cümlemizi muhafaza eyle (Âmin).

İşte yine Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimizin hadisi şerifine başvuralım Rumuzu’t-Tevhid kitabında buyuruyor ki:

سَتَفْتَرِقُ اُمَّت۪ى ثَلٰاثَ وَ سَبْع۪ينَ فِرْقَةً كُلُّهُمْ فِى النَّارِ اِلّٰا وَاحِدَةً مَنْ وَاحِدَةً يَارَسُولَ اللّٰهِ قَالَ مَا اَنَا عَلَيْهِ وَاَصْحَاب۪ى

Meali; “Benden sonra benim ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak hepsi cehennemi boylayacak bir fırkası kurtulacak” buyuruyor. Eshablar tarafından yetmiş üç fırkayı sorsak çoğa gidiyor. Yetmiş üçten kurtulan fırka hangisi ya Rasulallah deyince; “Ben ve eshablarım ne itikatta ise onlardır.”[15]

İşte Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemden sonra halife Mansur zamanında yetmiş üç tane mezheb kurdular.

Halife Mansur hükmünde olan âlim ülemaları toparlayıp bu hadisin meali bizim zamanımızda zuhur etti. Bu yetmiş üç fırkadan kurtulan fırkayı bulup meydana çıkaracaksınız.

Bu bozuk mezhebler dini islama çok hakaret yapmakla insanların zihnini itikadını bozdular.

İmamı Azam efendimiz ve sair âlimler bunların elinden neler çektiler.

İmamı Azam efendimiz ve beş yüz din uleması defter kalemlerini yanlarına alıp dünya yüzüne dağıldılar. Tekrar Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin zamanından sonra sahabeler dünya yüzüne muhtelifli yerlere dağılmışlar idi. Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin hayatında sözüne güvenilip itimad yapılan belli sahabeleri bulup her müşkül hakkında ayetler hadisler toplayıp getirdiler topladıkları hadisleri Kur’an’la karşılaştırdılar Kur’anı tutmayan hadisleri almadılar. Çünkü Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem hayatta iken

Benim hadislerim Kur’an’ı tutar Kur’an-ı Kerimi tutmayan benim hadisim değil almayın[16] buyurmuştur.

İşte bu toplanan hadisi şerifleri Kur’anı Kerimde ayetlerle karşılaştırdılar tutmayanı almadılar. Şimdi şu hadis mevzu diyenlere itirazlarına mecal kalmadı. Çünkü beşyüz din uleması imamı Azam efendimiz de birlikte hadisi şerifleri ayetlerle karşılaştırıp uymayanlar alınmadı. Hadisi mevzu diyenlere mecal kalmamıştır. Kur’an’ı tutmayanı almadılar. Yeniden ehlisünnet itikadını meydana çıkarıp ehlisünnet mezhebini kurdular.

Fakat bozuk mezhebler yine ehlisünnet inanç itikadına gani olmayıp kendi arzu yanlış ictihadlarına göre mezhebler kurup Kur’an’a ayete hadise muhalif oldular.

Hırıstıyan alemide bir tarafdan içimize adamlar tayin edip yahova şahidi ismi ile paralarla ayda para vermek şartıyla Kur’an’a Allah’ın Rasulüne muhalif olup islamiyete Kur’an’a Allah’ın Rasulüne ve Allah’a hakkıyla iman edenlerin zihinlerini karıştırıp bozdular. Hırıstıyan yapıyorlar.

Bir taraftan kendi ictihadına göre fetva verenler yanlış ictihadçılar çoğaldı. Onlarda bir taraftan insanların itikadlarını bozdular.

Bir tarafdan tarikat ismi şeyh ismi altında bunlarda bir taraftan cehalet tohumunu saçtılar. Kendilerini âlim, yüksek şeyh makamında şeyh ismi altında gösterip ehlisünnet itikatından kendileri saptılar. Peşindeki insanlarıda bozup saptırdılar.

Halkın elindeki olan parasına, malına, yidirip içirmesine meyyal oldular. Hakıki ulemaların isimleri altında bunlarda Allah’ın dinini bozdular daha hala devam ediyorlar.  

Bunların bir kısımlarının yanlışlıkları, insanların itikadını bozdukları kulaklarımıza geldi. Bir kısımlarınıda gözümüzle gördük. Bid’atten sakınmayıp ve sünnete, Kur’an’a hakkıyla uymadıklarını müşahede ettik.

         İşte bu hususta bunlarda dış devletlerden Türkiye’ye ve Türkiye’de hakkıyla Kur’an’a, Allah’ın Rasulüne, ehlisünnet itikadına bağlı olanları itikatlarından saptırıp bozdular. Para ile hırıstiyan yaptılar.  

Gaye maksatları bu inançlı imanlı itikadlı olanları bozmak bölmek parçalamak gayesiyle çeşitli bozuk mezheblerin sözlerine uyarak Türkiye’deki din kardaş bacılarımızı devletimize ihanetle, sen şu fırkadan sen şu mezhebten sen şu inançtansın diye bunları dini ele alet ederek İslam toplumunu parçalayıp birbirine düşürüp düşmanık yapmaktır.

Allah’a imanlı olanlar varlığına birliğine ikrar kalben tasdik eden kardaş bacılar, her yaptığımız işlerimizi yapacaklarımızı Allah’ın kanunu olan kitabına başvuracağız. Ve O’nun Peygamberinin sözüne sünnetine bakacağız.  Kur’anı Kerim’de ayeti kerimede bu hususta Cenabı Hak emir buyuruyor. Ayeti kerime:

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَم۪يعًا وَلَا تَفَرَّقُواۖ

Meali; “Ey Allah’a birliğine inandım diyenler siz Allah’a imanlı iseniz inançlı iseniz O Allah’ın dinine hep beraber olarak yapışın-uyun. Fırka fırkaya ayrılmayın tefrika yapmayın.”[17]

Tefrika çok tehlike olduğundan bir taraftan göze görükmeyen şeytan, bir taraftan din düşmanınız olanların hepsinin maksatı sizin toplumunuzu parçalamak bölmek fırka fırkaya ayırtıp birbirlerinize düşman etmektir.

Sen şu fırkadansın ben bu fırkadanım diyerek Allah’ın emrinden çıkararak biribirlerinize muhabbet, sevgi, bağlılıkları koparıp biribirinize kalplerinizde adavet, kin, buğuz koymaktadırlar.

İçteki şeytanında isteği budur. Dıştaki düşmanlarında istekleri budur. Bu maksata çalışıyorlar.

 Maide suresi 91. Ayet-i Kerime’de buyuruluyor ki;

اِنَّمَا يُر۪يدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُوقِعَ بَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَآءَ فِي الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِ وَعَنِ الصَّلٰوةِۚ

Yani, şeytan sizler için ne tuzaklar düşünüp, neler murad ediyor; İslam, Müslüman birliğini parçalayıp, dağıtmaktır. Çünkü iki üç mü’min bir araya gelseler, mel’un araya giremeyecektir. Onun için Müslümanların toplumunu dağıtmak için, evvela onların aralarına sebepler buldurup, birbirine rabıta bağlarını kırıp, sevgi, muhabbet yerine, birbirinin kalplerine adavet, buğz koymak, daha sonraki tuzağı da Allah’ın zikrinden ve namazdan alıkoymaktır.

İşte din düşmanlarıda sizleri dışarıdan birliğinizi, tutkunluğunuzu Kur’an’a, Allah’a bağlılığınızı bozup bunlarınla sizi tefrikaya düşürüp parçalayıp sen şu fırkadansın ben şu fırkadanım diye birliğinizi, tutkunluğunuzu parçalamak, sizi zayıfa düşürmek, sizleri kendi arzularında kullanmaktır.

Cenab-ı Hak, Allah’a inançlı imanlı olanlarınız Allah’ın dinine hep beraber yapışınız fırkaya fırkaya bölünmeyiniz diye emr ediyor.

Yine Ayeti kerimede

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوٓا اِنْ تَنْصُرُوا اللّٰهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ اَقْدَامَكُمْ

Meali; “Ey Allah’a iman edenler, Allah’ın emr ettiği gösterdiği dinine hakkıyla uyar yardım ederseniz Allah’ta size yardım eder ayağınızı sabit-kadem eder kaydırmaz.”[18]

Osmanlı devleti Allah’ın emir ve kanunlarına ayet ve hadislerine hakkıyla uyduklarından icra ettiklerinden altıyüz küsür sene islamiyetin meyvesini yediler.

 

 


[1] Feth Suresi, 48/29.

[2] Araf suresi 7/157

[3] Bakara 2/146

[4] Hulasatu’l-Beyan fi tefsiru’l-Kur’an c.2.s.15 (Osmanlıca baskı), Ömer Nasuhi Bilmen tefsiri c.1.s.141

[5] İhlâs 112/1–2–3–4. ayetler.

[6] Ahzab 33/45

[7] Mevahibü ledünniye c.2.s.74 ve 75

[8] Hemmi Dünya: Dünya endişesi.

[9] Gammi Ukba: Ahiret kaygısı, endişesi.

[10] Saf suresi 61/6

[11] Ali İmran suresi 3/71

[12] Kütübi sitte muhtasarı c.12.s.349 ve c.17.s.601

[13] Tabarani El-Mu’cemu-l-Kebir c.17. s.296/818 (Musul)

[14] Ramuze’l-Ehadis, c. 1, s. 54/8.

[15] Tabarani El Mu’cemu-l-Evsat c.5.s.137/4886 (Kahire), Hâkim El-Müstedrek c.1. s.218/443 (Beyrut), Ebu Nuaym Hilyetü-l-Evliya c.9.s.242 (Beyrut).

[16] Ramuze’l-Ehadis c.1.s.299/6

[17] Ali İmran 3/103

[18] Muhammed 47/7

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>