canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

ALLAH’A İMAN EDİP PEYGAMBERİMİZ sallallahu aleyhi vesellemi KABUL ETMEYEN YAHUDİ VE HIRİSTİYANLAR CENNETE GİREBİLECEK Mİ? - (İzharu'l-Fedaili Nebiyyina Muhammedin Sallallahu Teala aleyhi Vesellem)

ALLAH’A İMAN EDİP PEYGAMBERİMİZ sallallahu aleyhi vesellemi KABUL ETMEYEN YAHUDİ VE HIRİSTİYANLAR CENNETE GİREBİLECEK Mİ?

 

Soruyorlar, Allah’a iman ettim deyip de sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimizi kabul etmeyen Yahudi ve Hıristiyanlar cennete gidecek mi?

         Bu konuyu şeyhımız Bilal Baba hazretlerinden defaatle dinledim. Allah’a iman ettim deyip de O’nun sevgili Habib’ini kabul etmeyen kimse kesinlikle cennete giremez buyurdular. Çünkü dostuna dost olmuyorsun. Dostunu kabul etmiyorsun. Allah’a iman ettim diyor Allah’ın dostuna düşman oluyorsun.

         Cenab-ı Hak Teâlâ hazretleri hadisi kudsisinde:

 مَنْ عَادٰى لِىَ وَلـِيًّا فَقَدْ اَذُنْـتُهُ بِاالْحَرْبِ

Yani “Benim evliyalarıma her kim düşman olursa, o kimse bana harp etmek için mezundur.”[1] Benimde kendilerine harbim var.

         Allah’ın evliyasına buğz eden böyle olursa O’nun en sevgili habibine buğuz edip kabul etmeyenin halı nasıl olur düşünün.

         Bunu söyleyenlerin hırıstiyanlara meyyali var. Bunu söyleyenlerin kalbinde, Peygamberimiz sallallahu aleyhi veselleme zerre kadar muhabbeti kalmamış. Bununla beraber hayatta yaşayan saf Müslümanların kafasını karıştırıp Hıristiyanlığa kaydırma maksatları var.

         Bir örnek olarak Şeyhımız Bilal Baba hazretleri 1969 tarihinde Çarpın-Işıklı köyünde evimizde altmış gün kaldığında ıhvanları toplayıp “Hacı Mustafa’yı seven beni sever. O’nu sevmeyen beni sevmez” dediği de bu konumuza bir örnek için yazıyoruz.

Sende Allah’ı seviyorum de Allah’ın en sevgilisini kabul etme Allah’ı sevmişmi oldun?

Allah, evliyasını sevmeyenlere harp ilan ediyorda O’nun en sevgili peygamberini sevmez, buğuz edenlere ne yapar. Aklı olan düşünsün.

Bu konunun temeli, Hıristiyan ve Yahudi âlemi Peygamber efendimizin hakkında İncil’de Tevrat’ta ismine kadar, derecesine kadar kendilerine haber verildiğini Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’inde bildiriyor.

Hıristiyan ve Yahudi âlemi Peygamber efendimizin İncil, Tevrat’ta okudukları vasıflarını gördüler. Bir kısmı tasdik ettiler. Onlar bize kardeş oldular.

Bir kısımlarıda hasid yaptılar. Hasidliklerini yenemediler. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin Tevrat’ta İncil’de olan vasıflarını gizlediler söylemediler.     

         İkinci olarak; Âdemoğullarını Cenab-ı Hak her şeyden mükerrem halk ettiği halde neden onların içinden bir kısımları cehenneme gidiyor?

         Allah’ın enbiya evliyasına kin adavet yapıp düşman oldukları için cehenneme gidiyor.

Bütün hayvanların insanoğullarının hizmet menfaatine halk olunduğu bildiriliyor. O hayvanların bir kısmı da cennete gidecek. Birkaç tanesini söyleyelim.

Eshabı Kehf’in köpeği, Yunus aleyhisselamın balığı, Salih aleyhisselamın devesi, Süleyman aleyhisselamın hüd hüd kuşu, peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimizin devesi bunların hikâyesi Kehf suresine bakınız.

Bu hayvanatların cennete gitmesine sebep: Allah Rasulullahın sevdiği dostlarına hizmet yapıp muhabbet ederek çok değnekler ile dövüldükleri halde Allah dostlarından ayrılmadıkları için ayrılmayıp sevdikleri için cennete gidiyorlar.

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin ammucesi ebu leheb niçin cehenneme gidiyor. Hakkında ayet indi.

     تَبَّتْ يَدَآ اَب۪ي لَهَبٍ وَتَبَّۜ

“Ebi Lehebin nefsi helak oldu ve dünyada işlediği amelide helak oldu.”[2] Bütün sa’yileri ve kurduğu hayalleri zay oldu ve emelleri boşa gitti. Ebedi hüsranlığa düştü.

مَآ اَغْنٰى عَنْهُ مَالُهُ وَمَا كَسَبَۜ

“Ona ne malı fayda verdi, ne de kazandığı.”[3]

Fahri Razi’nin beyanına nazaran Ebu Leheb:

“Eğer Muhammed’in (sallallahu aleyhi vesellem) dediği doğru ise ben O’nun beyan ettiği azab ve belaların cümlesine malımla mukabele ederim” demesi üzerine Cenab-ı Hak bu ayetle onun bu batıl itikadını red etmiştir.

Hatta rivayete nazaran Bedir vakasından birkaç gün sonra (Adese) denilen ma­halde ölür, leşi üç gün yabanda kalır ve oğlanları bakmazlar.

İşte birçok koyunu, devesi ve sair emvali mevcut olduğu halde hiçbirisi Ebu Leheb'e gelen âfetleri def edemediği gibi leşinin ortada kalmasına bile mani olamadı. Günlerce habis cesedi meydanda kalmış, üç gün sonra oğlanları bazı kimseleri ücretle gönderip cenazesini ortadan kaldırmışlardır.

Selman-ı Farisi hazretleri, İranlı ateşe tapan bir ateşperest iken din yolunda çok zahmetler çekip, sonunda Peygamber Efendimizi bulup, çalışıp, zahirini ve batınını tamamen temize çıkarınca, evladı Rasul’den kayıt oldu. Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem O’nun hakkında:

سَلْمَانُ مِنَّا اَهْلِ الْبَيْتِ

Yani, “Selman (radıyallahu anh) Benim ehli beytimdendir”[4] buyuruyor.

 Ammucalarının bir kısmı da imansız gittiler. Zahiren akrabalıktan fayda görmediler. Mekke’li kâfirler kabul etmeyip kılıç çektiler düşmanlık ettiler. Allah’ın düşmanlığını kazandılar.

Âdem babamız yeryüzüne indirilince iki yüz sene gözyaşı döktü. Ben nefsine zulm eden zalimlerden oldum ya Rabbi, Sen bana şefkat merhamet edip afv etmezsen ben helake gidenlerden olurum ya Rabbi diye.

Cebrail aleyhisselam gelip Âdem aleyhisselama öğretti. “Ya Âdem, en sevdiğin Muhammed aleyhisselam hürmetine beni affet ya Rabbi diye dua et” diye talim buyurdu.[5]

Âdem aleyhisselam bu şekilde sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa Habibi Kibriya efendimiz sallallahu aleyhi vesellemi vesile ederek dua edince. Cenabı Hak Teâlâ hazretleri dedi ki “ya Âdem, sen en sevgili Habibim olduğunu ne bildin daha O dünyaya gelmedi.” Âdem aleyhisselam buyurdu ki “ya Rabbi cenneti alada gezerken her binaların üstünde Senin isminle O’nun ismini yan yana gördüm. Bildim ki Sana O’ndan sevgili kimse yoktur.”

 

Cenab-ı Hak Teâlâ hazretleri:

“O’nun hürmetine seni afv ettim. Eğer yerler ve gökler ehli hakkında benden şefaat isteseydin O’nun hürmetine kabul ederdim”[6] buyurdu.

Yine Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hak Teâlâ hazretleri:

اِنَّ اللّٰهَ وَمَلٰٓئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّۜ يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْل۪يمًا

Yani, Muhakkak ki, Allahu Teâlâ ve melekleri Peygamber üzerine salâtta bulunurlar. Yani: Allahu Teâlâ Yüce Peygamberine rahmet eder, O’nu meleklere karşı övgüde bulunur. Melekler de o Yüce Rasul hakkında duada, bulunarak O’na olan muhabbet ve hürmetlerini göstermiş olurlar. Artık ey imân etmiş kimseler!. 0 Allah Rasulünün peygamberliğini kabul, kendisine mensup olmakla iftihar eden müslümanlar!. Siz de O’nun üzerine tam bir teslimiyetle salatu selâmda bulunun).”[7]

Cenab-ı Hakk’ın evvela kendisinin salâvat ettiğini bildirmesi meleklere, kullarına talim edip salâvat getirmeyi öğretmek içindir ve sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimizin sevgisinin ve derecesinin ne kadar yüksek olduğunu bildirmek içindir.

Niçin Allah ile Habib’inin arasına girersiniz? O’nun çok sevdiğine siz buğuz mu edeceksiniz?   Yoksa siz Allah’a hâşâ akıl mı vermek istiyorsunuz? Niye böyle yapıyorsunuz? Allah’ın sözleri hoşunuza gelmiyor mu?

Yoksa Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemin methi senası hoşunuza gelmiyor mu? Yoksa öylesi bir Peygamber methi senaya, sevgiye layık değil mi demek istiyorsunuz?

Pirimiz şeyh Abdulkadir Geylani efendimizin Delail adlı kitabında buyuruluyor ki Musa aleyhisselamdan zuhur eden mucizeler, İsa aleyhisselamın ölüyü diriltmesi, sair bütün peygamberlerden zuhur eden mucizeler ve bütün evliyalardan zuhur eden kerametler bunların hepsi o sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin şanındandır. Çünkü yaratılanın hepsi O’nun ruhaniyetinden yaratılmıştır. Anlayana bu kadar yeter.           

Allah’ı sevmenin alameti O’nun sevdiklerini sevmektir. Allah’ı sevmemenin alameti dostlarını sevmemektir. Allah’ın sevdiğini, en sevgili habibini sevme! Nerden cennetlik oldun sen.

         Musa aleyhisselam Turi Sina’da Cenab-ı Hak Teâlâ hazretleri ile kelamlar arasında; “ya Musa, benim için ne amel yaptın?”

Musa aleyhisselam yaptığı hayır amelleri ve hayır işlerini söyleyince Cenab-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri, “ya Musa, bu söylediğin ameller ve hayrat işlerin hepisinin cennette senin için karşılığı yapılmaktadır. Sırf benim için bunlardan hariç ne ameller yaptın?”

         Musa aleyhisselam dedi “ya Rabbi, sırf senin için ne amel yapmam gerekir” demesi üzerine Cenab-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri “ya Musa, sırf benim için Hubbu fillah buğzu fillah yaptınmı?”

Yani, “benim sevdiğim dostlarımı sırf benim için sevdin mi? Benim sevmediğim düşmanlarıma benim için buğz ettin mi?”

Hakiki dostluğun alemeti dostuyun dostunuda aynen sevmek lazımdır. Dostuyun sevmediği düşmanlarınıda aynen dostuyun sevmediği gibi sevmemek lazımdır.

Hatta hakiki meşayıhlar usulünde, teslim olduğu mürşidi kâmilinin çoluk çocuğunu ve kapısında hayvanına varana kadar sevilmesini söylemişlerdir.

Nizamoğlu hazretleri, İmamı Ali kerremallahu vechehu efendimizi meth ve senasında

“Ben O’nun kanberinin kanberiyem” buyuruyor.

Yani, bende O’nun hizmetçisinin hizmetçisiyim. İmamı Ali efendimize hizmet eden Kanber isminde bir zat var idi. Bende O’na hizmet edenin hizmetçisiyim demektir.

İnsan hakiki dostunu seveni sevmezmi? Dostun nişanı, dostunun sevdiğini ve dostunu sevenleri sevmekle olur.

Bu konuların bu kadar deliline dalmakta ki gayemiz sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimizin sevgisinden kopmamak ve O’nun hakkında, O’nu ancak tasdik etmekle Allah’ı sevip Rasulüne uyup sevmekle cennete girilebileceğine dair ayetler yazıldı.

Din kardeş bacılarımız Cenab-ı Hakk’ın Rasulünden ve O’nun sevgisinden ayrılıp kopmasınlar diye ayetler yazıldı.

Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin nasıl bir derecede Allah’ın sevip Habibullah Habibim-sevgilim demiştir.         Onların, zihin karıştırıcı bozuk mezheblerin Peygamberimizden sevgi kısaltıcı fena sözlerine uyup kabul etmesinler, sözlerine takılmasınlar diye Cenab-ı Hakk’ın Rasulünün hakkında ayetler yazıldı. Dikkat etsinler.     

Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de Bakara Suresi’nin başında ne diyor:

الم “elif lam mim”

Elif Allah isminin ön harfine işaret ediyor. “Lem, lehül mülke” bütün mülke meleküte yemin ederim. “mim” Muhammed'e yemin ederim.[8]

ذٰلِكَ الْكِتَابُ

“Bu Kur’an-ı azimuşşan.”[9]

لاٰ رَيْبَ ف۪يهِ

“Bu Kur’an’da hiçbir şüphe yoktur.[10]

Yalan, yanlış tereddüt yapacak hiçbir şey yoktur.

هُدًى لِلْمُتَّق۪ينَۙ

“Bu Kur’an Allah'tan korkanlara hidayetçidir.”[11]

Yani, her kim yüreğinde Allah korkusunu çekiyorsa Kur’an onu doğru yola getirir.

الَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ

“Onlar ki, Allah'ı görmedikleri halde aynel yakın görmüş gibi iman ederler.[12]

Ve Allah'tan da hakkıyla korkarlar. İşte o kimseler için Kur’an hidayetçidir. Onlar Allah'tan korkup Allah'ın hidayetinde olan kimselerdir.

وَيُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَۙ

“Namazlarını terk etmeyip mukıym olurlar. Allah için rızıklarından infak ederler.”[13]

وَالَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمٰٓا أُنزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَبِاْلآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ

Yani, “Kur’an-ı Kerim şol kimselere dahi hidayetçidir ki ya Habibim Sana ve Sana inzal ettiğimiz Kur’an’a ve Senden evvel geçen sair Peygamberlere ve onlara inzal ettiğimiz kitaplara iman eder ve ahiretide yakînen bilir tasdik ederler.”[14]

اُو۬لٰٓئِكَ عَلٰى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

“İşte onlar, bu saydıklarımız kimseler hidayete kavuşmuşlardır. Rabb’ılarından onlara hidayet vardır. Onlar iflah olmuş kimselerdir. Kurtuluşa erenler de ancak onlardır.”[15]

Bu ayeti kerimeler hidayete nail olan kurtuluşa eren kimselerin ancak sevgili Peygamberimiz ahir zaman nebisi Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem ve Kur’an-ı Kerim’e iman eden kimseler olduğunu beyan ediyor.

اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا سَوَآءٌ عَلَيْهِمْ ءَاَنْذَرْتَهُمْ اَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

“O inkârcılar, ihtirazcılar, o münafıklar var ki, münkirlerdir onlara Hak yolunu gösterip anlatsan da anlatmasan da onların üzerine müsavidir.”[16]

Yani, şol kimseler ki onlar hakkı inkâr ve haktan iraz edip batılı izhar ve inat ve kibirle küfür üzerinde ısrar ettiler. Ya Muhammed sallallahu aleyhi vesellem senin onları azabı ilahiye ile korkutup korkutmaman müsavidir.

 Küfrün hulesası: Allah’ı ve birliğini veyahut inzal ettiği ayetlerinden ve kitaplarından birini veya hepsini veyahut peygamberlerden birini veya hepsini inkâr etmektir. Bunların cümlesi küfür olduğundan bu hal üzere vefat eden kimse ebeden cehennemde kalır.[17] Buna dair ayeti kerime: 

اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَمَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ اُو۬لٰٓئِكَ عَلَيْهِمْ لَعْنَةُ اللّٰهِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ وَالنَّاسِ اَجْمَع۪ينَۙ

Yani, “şol kimseler ki kâfir oldular ve kâfir oldukları halde vefat ettiler. İşte Allah’ın, meleklerin, bütün insanların laneti onlar üzerine nazil olacak.” [18]

خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۚ لَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ

“Ebedi lanetle cehennemde kalıcı oldukları halde onlardan azab bir lahza bile hafifletilmez. Onların yalvarıp yakarmalarına asla iltifat olunmayacaktır.”[19]

Rasulü Ekrem ve Nebiyyi Muhterem sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem efendimizi kabul etmeyip itaatten iraz edenler hakkında ayeti kerime:

قُلْ اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَۚ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْكَافِر۪ينَ

“Ya Habibim! Bizim namı hesabımıza Kullarımıza haber ver ki Allah’a itiaatınız nasıl ise O’nun Rasulüne de itaatınız aynı olsun. Eğer yüz çevirirseniz şüphesiz Allah kâfirleri sevmez.”[20]

Kadı Beydavi ve Ebu’s-Suud efendinin beyanları vechile Rasulullaha itaatten iraz etmek küfür olduğuna bu ayet delalet eder. Risaletini tasdik etmeyip inkâr edenler küfre varırlar. [21]

İnkâr etmeyip tembellikle sünnetini ihya edemeyenler sünnetin derecesinden mahrum kalırlar. Sünneti yapıp ihya edenler Rasulüllahın sevgisine layık olurlar. Yapmayanlar bu dereceden mahrum kalırlar. Sünnete devam edenler büyük mükâfatını alırlar Allah’ın izni ile.

Sünneti bile bile kast ile terk edenlere acaba Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimiz şefaat edermi etmezmi? O’nun şanına kalmıştır. Sünneti inkârla terk edenler büyük tehlikeye düşer. Neden? Ayeti kerime, Allah’a itaatınız nasılsa Rasulüne’de aynı olsun buyuruyor. Rasulüne itaat etmeyi kendisine itaat etmek ile müsavi buyuruyor.

Yine ayeti kerime:

اِنَّ الَّذ۪ينَ يَكْفُرُونَ بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ وَيُر۪يدُونَ اَنْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اللّٰهِ وَرُسُلِه۪ وَيَقُولُونَ نُؤْمِنُ بِبَعْضٍ وَنَكْفُرُ بِبَعْضٍۙ وَيُر۪يدُونَ اَنْ يَتَّخِذُوا بَيْنَ ذٰلِكَ سَب۪يلًاۙ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ حَقًّاۚ وَاَعْتَدْنَا لِلْكَافِر۪ينَ عَذَابًا مُه۪ينًا

“Şüphesiz, Allah'ı ve peygamberlerini inkâr edenler, Allah’a inanıp peygamberlerine inanmayarak ayrım yapmak isteyenler, (peygamberlerin) "Kimine inanırız, kimini inkâr ederiz" diyenler ve böylece bu ikisinin (imanla küfrün) arasında bir yol tutmak isteyenler var ya; işte onlar gerçekten kâfirlerdir. Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.”[22]

Ayeti kerimelerde böyledir. Birazını kabul edip birazını kabul etmeyenler küfre varırlar. Allah muhafaza etsin.

Peygamberlerin bazısına iman edip bazısını inkâr etmek Yahudi ve Nasaranın yani Hıristiyanların batıl adetlerindendir. Çünkü Yahudiler Musa aleyhisselama ve Tevrat’a iman edip İsa aleyhisselamı ve incil’i ve peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem efendimiz ile Kur’an-ı Kerim’i inkâr ederler.

Nasara ise hazreti İsa aleyhisselama ve ve İncil’e iman eder bizim peygamberimiz Muahammed sallallahu aleyhi vesellemi ve Kur’an-ı Kerim’i inkâr ederler.

وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ وَلَمْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اَحَدٍ مِنْهُمْ اُو۬لٰٓئِكَ سَوْفَ يُؤْت۪يهِمْ اُجُورَهُمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَح۪يمًا۟

 

“Şol kimseler ki onlar Allahu Teâlâ’ya ve Rasullerine iman ettiler ve Rasullerden bir kısmına iman edip bir kısmını inkâr ederek, aralarında ayırım yapmayarak Rasullerine iman edenlere işte onlara Cenab-ı Hak mükâfatlarını verecektir. Allahu Teâlâ tarıkı haktan onları uzak kılan günahlarını mağfiret edici ve onlara envai nimetini ihsan etmekle merhamet buyurucudur.”[23]

Bu ayeti celile; Yahudi ve Nasaradan ehli kitabı, ahir zaman Peygamberi şefaat kanımız Hatemu’l-Enbiya Rasuli Kibriya Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi veselleme iman etmeye teşvik için sevk olmuştur.

Zira imanda muteber olan cümle peygamberlere iman etmektir. Yahudi ve nasaranın imanlarının sahih olmadığını ve ancak sahih bir imanın hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem efendimize imanla mümkün olacağını beyan etmektedir.

Cenab-ı Hak Teâlâ hazretleri buna dair bir başka ayeti kerimesinde şöyle buyuruyor:  

قُلْ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَمَآ اُنْزِلَ عَلَيْنَا وَمَآ اُنْزِلَ عَلٰىٓ اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْمٰع۪يلَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطِ وَمَآ اُو۫تِيَ مُوسٰى وَع۪يسٰى وَالنَّبِيُّونَ مِنْ رَبِّهِمْۖ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْهُمْۘ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ

Ya Habibim! Peygamberler arasında ayırım yaparak bir kısmına iman etmeyenlere sen deki: “Biz Allahu Teâlâ’ya ve kullarını islah için bizim üzerimize inzal olunan Kur’an’ın ahkâmına ve bizden evvel geçen İbrahim ve oğlu İsmail ve İshak ve İshak’ın oğlu Yakub aleyhimüsselama ve Yakuboğullarına inzal olunan ahkâma ve Musa ve İsa ve sair peygamberlere Rabb’ileri tarafından verilen ahkâma iman ettik.    Onlardan hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz Allahu Teâlâ’ya İtaat eden müslümanlarız."[24]

 

وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْاِسْلَامِ د۪ينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُۚ وَهُوَ فِي الْاٰخِرَةِ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ

“Eğer bir kimse İslam’dan başka bir din ararsa o aradığı din o kimseden kabul olunmaz. Halbu ki İslam’dan başka din arayan kimse ahirette zarar edenlerdendir".[25]

Yani, dini İslam’ın zuhurundan sonra sair dinler mensuh olduğundan Allah indinde makbul olan din, dini İslam’dır. Şu halde İslam’dan başka dine süluk eden kimse ahirette faydasını göremeyeceğinden emekleri zayi ve amelleri batıl ve din zannıyla ihtiyar ettikleri kendileri hakkında vebaldir. Zarardan başka bir şey değildir.

Dünya ve ahiret hallarının salah bulması için ancak Allahu Teâlâ’ya ve Rasulü Ekrem efendimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem efendimize imanla ve ameli salihe yönelmekle mümkün olacağını Cenab-ı Hak Teâlâ hazretleri şu ayeti kerimesi ile beyan ediyor:

وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاٰمَنُوا بِمَا نُزِّلَ عَلٰى مُحَمَّدٍ وَهُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْۙ كَفَّرَ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَاَصْلَحَ بَالَهُمْ

         Şol kimseler ki onlar iman ettiler ve ameli salih işlediler ve Muhammed aleyhissalatu vesselam üzerine nazil olup Rabb’leri tarafından hak olan Kur’an’a iman ettiler. Allahu Teâlâ onların günahlarını kefaretle umuru dünya ve umuru ahrette hallarını islah eder-düzeltir.”[26]

         Yine bir ayeti kerimesinde:

وَاِنَّ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَمَنْ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَمَآ اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ وَمَآ اُنْزِلَ اِلَيْهِمْ خَاشِع۪ينَ لِلّٰهِۙ لَا يَشْتَرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ ثَمَنًا قَل۪يلًاۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ اِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ

 “Kitap ehlinden öyleleri var ki, Allahu Teâlâ’ya, size inzal olunan kitaba (Kur’an-ı Kerim’e) ve kendilerine inzal olunan Tevrat’a ve İncil’e huşu’ ve tezarru niyaz eder oldukları halde iman eden kimseler vardır.  O kimseler Allah’ın ayetlerini azıcık dünya menfaatlerine değişmezler. İşte onlar için Rabb’ileri indinde ecirler vardır. Muhakkak ki Allahu Teâlâ’nın hesabı seridir. Hesabı çabuk görendir.”[27]

Bu ayeti kerimede zikr olunan ehli kitapla murad, Tevrat ve İncil’e iman eden Yahudi ve nasara milletlerinden Ahir zaman nebisi Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem efendimize ve O’na inzal olan Kur’an-ı Kerim’e iman edenlerdir.

Yine ayeti kerime:

وَلَوْ اَنَّ اَهْلَ الْكِتَابِ اٰمَنُوا وَاتَّقَوْا لَكَفَّرْنَا عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَاَدْخَلْنَاهُمْ جَنَّاتِ النَّع۪يمِ

          “Eğer ehli kitap olan yani, kendilerine evvelce Peygamberleri vasıtasıyla ilâhî kitapların hükümleri beyan buyrulmuş bulunan Yahudi ve Hıristiyan taifeleri, ahir zaman nebisi Muhammed Mustafa sallalahu aleyhi vesellem ile O’na indirilen Kur'an'ı Kerim'e iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, muhakkak onların günahlarını kötülüklerini affeder ve onları Naim cennetlerine koyardık.”[28]

          Kadı Beydavi’nin beyanı veçhile ehli kitabın günahları her sınıfın günahından daha büyük olduğuna işaret vardır. Çünkü Rasulullah sallalahu aleyhi vesellemin evsafını ve nübüvvetini kitapları beyan edip kendileri de bildikleri halde hased, riyaset ve dünya malı gibi adi, kıymetsiz şeylere uymaları sebebi ile küfrü terk etmeyip devam etmeleri günahlarının büyük olduğuna delalet eder.

          Bilerek yapılan günahın cezası bilmeyerek yapılan günahtan elbette büyüktür. İmanı kabul edince küfür halında yapmış oldukları günahın kâffesine imanın kefaret olacağına bu ayet delalet ettiği gibi ehli kitabın ahir zaman nebisi Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi veselleme iman etmedikçe cennete giremeyeceklerine de bu ayet delalet eder.

          Buna dair ebu Hureyre radıyallahu anh hazretlerinin rivayet ettiği hadisi şerifte sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor.

وَالَّذ۪ي نَفْس۪ى  ‏بِيَدِه۪ ‏ ‏لَا يَسْمَعُ ب۪ي أَحَدٌ مِنْ هَذِهِ اْلأُمَّةِ يَهُودِيٌّ وَلَا نَصْرَانِيٌّ ثُمَّ يَمُوتُ وَلَمْ يُؤْمِنْ بِالَّذ۪ي أُرْسِلْتُ بِه۪ إِلَّا كَانَ مِنْ أَصْحَابِ النَّارِ ‏

          Yani, “nefsim yedi kudretinde olan Cenab-ı Allah’a yemin ederim ki her kim Yahudi olsun Hıristiyan olsun benim peygamberliğimi işitipte bana ve bana gönderilen ahkâm ne ise cümlesine iman etmeden ölse o kimse cehennem ehlinden olur”[29] demektir.

          Diğer bir ayeti kerimesinde Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: 

قُلْ يَآ اَهْلَ الْكِتَابِ لَسْتُمْ عَلٰى شَيْءٍ حَتّٰى تُق۪يمُوا التَّوْرٰيةَ وَالْاِنْج۪يلَ وَمَآ اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْۜ وَلَيَز۪يدَنَّ كَث۪يرًا مِنْهُمْ مَآ اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَانًا وَكُفْرًاۚ فَلَا تَاْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ

          “Ya Habibim sen de ki: “Ey Kitap ehli! Ey Yahudi ve Hıristiyanlar taifesi!. Tevrat’ı, İncil’i onlardaki ahir zaman nebisinin peygamber olduğuna dâir delilleri ve şahitleri tasdik etmedikçe ve Rabbinizden size indirileni (Kur’an’ı) tasdik edip uygulamadıkça hiç bir şey değilsiniz. Zatı ulûhiyetime yemin ederim ki sana Rabbinden indirilen bu Kur’an onlardan çoğunun taşkınlık ve küfrünü artıracaktır. Ey merhametli Rasulüm Öyle ise o kâfirler toplumu için üzülme. Onların bu fena hallerinden dolayı mahzun, üzgün olma, onların bu küfr ve azgınlıklarının cezası, mesuliyeti kendilerine aittir.[30] Buyuruyor.

          Bu küfür ve inkârlarının cezası olarak ebedi cehennemde olacaklarına dair beyyine suresinde ayeti kerimede şöyle buyruluyor:

         

اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ وَالْمُشْرِك۪ينَ ف۪ي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمْ شَرُّ الْبَرِيَّةِۜ

          “Şol kimseler ki ehli kitap inkârcıları ile Allah’a ortak koşan inkârcılar, içinde ebedi kalmak üzere cehennem ateşindedirler. İşte onlar yaratılmışların en şerlisidirler”.[31]

          Zira ehli kitap hasedlerinden dolayı nübüvveti Muhammediyeyi inkârla ve müşriklerde puta tapmak suretiyle küfrü ihtiyar edip Cenab-ı Hakk’ın vermiş olduğu nimetlerin şükrünü terk ettiklerinden mahlûkat içinde en kötüleridir.

 

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اُو۬لٰٓئِكَ هُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِۜ

          “Şol kimseler ki onlar iman edip, salih ameller işleyenler var ya; işte onlar yaratılmışların en hayırlısıdırlar.”[32]

          Yani, şol kimseler ki Allah ve Rasulüne iman ve ameli salihaya devamla imanlarını ziynetlendirmiş kimseler işte onlar büyük faziletlere müstahak oldular ve yaratılmışların hayırlısı olma ünvanını aldılar demektir.

 

Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimizin büyüklüğünü, derecesini yine Cenab-ı Hakk’ın bildirdiği kadar yazılması icap etti.

Dünya yüzüne ne kadar peygamber geldi ise ve peygamberlerden zuhur eden mucizatlar, ne kadar evliyaullah geldi ise ve evliyalardan ne kadar keramet zuhur etti ise bunların hepsinden zuhur eden mucizat ve keramet hepsi peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin şanındandır. Çünkü bütün yaratılmış olanlar O’nun nuru ve ruhundan yaratılmıştır. Bu konular daha ilerde Allah izin verirse açıklanacak. İnşaallah. 

Deneme yapınız şeytandan gelenler olduğu gibi esnemede şeytandan geliyor hadisi şerife göre.

Esneme başlar iken kalbinize peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellemi getirin. Kalbinizde tutun. Sizi esnetebilecek mi? Geriye çekilecek mi? Veyahut O’nun halifelerine, verescisi olan âlim ulemalara, hayatta olan ve ahrete göçenlerin ruhlarına suretlerini kalbinize alın tutun. Şeytan sizi esnetebilecek mi? Geriye çekilecek mi? Bakınız.

O’nun şanını, yüksekliğini ölçemeyenler, iman itikadı noksan olanlar, İman itikat noksan olur mu? Diyeceksiniz. İman kalp ile tasdik dil ile ikrar. La ilahe illallah Muhammed’un Rasulullah söylemek ve inanmakla olur. İmanımızda inancımızda Muhammed sallallahu aleyhi vesellem Allah’ın hem kulu, hem rasulü, hem habibi, hem bütün âlemlere rahmet olmasına;

 وَلَسَوْفَ يُعْط۪يكَ رَبُّكَ فَتَرْضٰىۜ

“Ya Habibim, Rabbin Sana öyle müstesna bir şefaat makamı verdi ki ya Rabbi artık ben razı oldum yeter deyinceye kadar şefaat yapmakta müstesnasın”[33]

Ayetinin emrine iman edip inanamıyor musunuz?

Miraca davet buyrulduğunda yedi kat semaları geçerek bizzat cesat gözü ile Rabb’isinin cemalini görüp aynen geri dünya âlemine gelip bu gördüklerini haber verip söyleyince Hıristiyan âlemi, Yahudiler, sair münafıklar ellerini birbirine vurup şakırdı yapıp; “bakınız dinleyiniz. Ebu Talib’in yetimi Muhammed neler söylüyor. Mantık akıl dışına çıkmış. Akıl zekâ kayıp etmiş. Hâşâ bunamış. Akıl zekâyı kayıp etmiş.” Diye çok alay ettiler. Ve çok istihzalar yaparak çok gülüştüler.

Bunun üzerine Cenab-ı Hak bütün bunların kötü zanlarını yalanlayıp, ret edip sevgili Habibinin hakkında, miraca çıkmasının hakkında, sevgili Habibinin miraçta yedi kat semalar da neler görüp, Rabb’isine kavuşup Rabb’isi ile ne kadar sohbet ne kadar hiçbir kimseye nasip müyesser olmayan kelamlar, bu cesat gözü ile bizzat kavuşup ne kadar dil ile vasfı mümkün olmayan cemalullaha müşahede ve ne kadar kelamlar konuşuldu ise Cenab-ı Hak, Habibinin bunların hepsini gözü ile gördüğünü ve dilinden neler konuşup haber verdi ise hepsinin hak ve gözü ile görüp söylediklerinin hepsinin ne rüya ne hayal hiçbir tanesinin yanlış olmayıp hepsinin doğru-hak olduğunu vennecmi suresini inzal edip Habibinin doğru olduğunu vennecmi suresinde ayetleri ile tasdik etmiştir.

Münafıkların, dinsizlerin imanı itikadı bozukların yanlışlarını, kötü zanlarını hepsini ret etmiştir. Ve Habibinin konuştuğu sözlerini tasdik etmiştir.

Necm suresi 1 ve 2. Ayet-i Kerimeler:

وَالنَّجْمِ اِذَا هَوٰىۙ ﴿﴾ مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوٰىۚ ﴿﴾

Yani “yemin ederim ki, sizin sahibiniz Muhammed aleyhisselam, tarik-ı hidayetten şaşmadı ve cahil olup azmadı.”

Necm suresi 3 ve 4. Ayet-i Kerimeler:

وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوٰىۜ ﴿﴾ اِنْ هُوَ اِلَّا وَحْيٌ يُوحٰىۙ

Yani, “yemin ederim ki, sizin Rasulünüz kendi arzu ve emeline muvafık batıl söz söylemez. O’nun söylediği taraf-ı ilahiden vahyolunan şeydir. O’nun söylediği sözler kendi tarafından icat olunmuş değildir. Her ne söylerse söylediği söz vahiydir.”

Vennecmi suresinde 1. Ayet, 2. Ayet, 3. Ayet ve 4. Ayet. Bu ayetlerle cenab-ı Hak, yemin ederek sevgili Habibi miraçta neler gördü ise nelerin hakkında söyledi ise yemin ederim ki size gönderilen, sizin sahibiniz, sizi davet ve hakka irşad eden Muhammed aleyhisselam yoldan çıkmadı ve yolunu şaşırıp azmadı ve batıl yola gitmedi ve O’nun söylediği tarafı ilahiden vahyolunan şeydir.

Yani, sizin üzerinize gönderilen Rasulümüz, sizin yanlış dediğiniz gibi Kur’an-ı Kerim’i kendi nefsinden icat edip batıl, yanlış söz söylemez. Söylediği sözler, Kur’an-ı Kerim Cenab-ı Hakk’tan vahy oldu. Her ne sözler söyledi ise kendi tarafından icat olunmuş değil ve külfetle söylenmiş sözler değildir.

 

Çünkü Ol pür nur olup geldi bu âleme

O’nun vasfı sığmaz ne dile nede kaleme

 

Yine iki cihanın sultanı sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem efendimizin ne kadar İlahi lütuflara erdiğini ve yüksek derecesini, şan ve şerefini Cenab-ı Hak Teâlâ hazretleri bizlere elemneşrahleke suresinde bildiriyor:

اَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَۙ

“Ya Habibim, biz senin göğsünü nuru ilahi peygamberlik feyziyle, ilim ve marifetle açıp genişletmedik mi?”[34]

 Yani, Habibim senden hayreti, üzüntü ve kederi giderdik. Kalbine bir kudret, bir manevî zevk ihsan ettik. Seni ilahi bir kuvvetle, nuru ilahi ziyasıyla kuvvetlendirdik ve aydınlattık.

وَوَضَعْنَا عَنْكَ وِزْرَكَۙ اَلَّذ۪يٓ اَنْقَضَ ظَهْرَكَۙ

“Ya Habibim, sana sıklet veren sırtına çok ağır gelen adeta belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı?”[35]

Buradaki ağır yükün manası ümmetinin günahları idi: Çünkü Rasulü Ekrem ve Nebiyyi Muhterem şefaat kanımız sevgili peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem efendimiz daima ümmetinin günahlarını düşünür ve ne yolda Cenab-ı Hakk’a iltica edip affolunmalarını istirham edeceğine dair sebeblere olan hırsı sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem üzerinde ağır bir yük idi.

Cenab-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri yarın mahşer gününde

وَلَسَوْفَ يُعْط۪يكَ رَبُّكَ فَتَرْضٰىۜ

“Ya Habibim, Rabbin Sana öyle müstesna bir şefaat makamı verdi ki ya Rabbi artık ben razı oldum yeter deyinceye kadar şefaat yapmakta müstesnasın”[36]

Ayeti kerimesi ile şefaatının kabulünü vaad buyurması ile sevgili Habibinin üzerinden bu yükü kaldırdığını beyan buyurmuştur.

وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَۜ

“Ya Habibim, Biz senin zikrini, nam ve şanını yükselttik.”[37]   

        Yani, Ey habibim senin ismini ismime mukarin kılmakla şanını âlâ ve ismini âlem nazarında yükselttik.

Ezanda, kelime-i şehadet de ve hutbelerde ismin ismimle beraber zikr olunmaktadır.

İbni Ata rahmetullahi Teâlâ aleyh ten mervidir ki

جَعَلْتُ تَمَامُ الْإ۪يمَانُ بِذِكْر۪ى مَعَكَ

         “ya Habibim, İmanın tamam olmasını Ben Senin isminle beraber mezkûr olmada kıldım sensiz beni zikr etmekle iman tamam olmaz” demektir.[38]

Yani, imanın sahih olması tamam olması la ilahe illallah Muhammedu’r-Rasulullah demekle tamam olur. Bir kimse la ilahe illallah dese Muhammedu’r-Rasulullah’ı demese kabul etmese o kimse iman etmiş olmaz. 

Fahri Razi’nin beyanı veçhile Rasulü Ekrem efendimizin ismi arşı âlâ’da yazılmıştır. Kur’an-ı Kerim’de Rasulullah efendimizin ismi Cenab-ı Hakk’ın ismi ile beraber zikr olunduğu gibi Rasuluna itaat etmeyi kendine itaat etmeye beraber müsavi kılmış.

Cenab-ı Hak kendisi ve melekleri rasulune salât ettikleri gibi cümle ehli imana da salâvat-ı şerife ile emir etmiştir. Taki âlemi ulvide ve âlemi süflide olanların cümlesi Fahri âlem sallalahu aleyhi vesellem hazretlerinin senasına ictima ve ittifak eyleyeler.

 

فَاِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًاۙ اِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًاۜ

         “Muhakkak ki bir zorluğa iki kolaylık var.”[39]

         Bu ayeti kerime nazil olunca sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimiz gülerek eshabına:

لَنْ يُغَلِّبَ عُسْرٍ يُسْرَيْنِ

         “Sizin için beşaret-müjde vardır. Zira bir zorluk iki kolaylığa galib olamaz” buyurmuştur.[40]

          فَاِذَا فَرَغْتَ فَانْصَبْۙ وَاِلٰى رَبِّكَ فَارْغَبْ

        

         “Halk ile olan dini tebliğ vazifelerinden halktan ferağat ettiğin zamanda tenha kalınca ya Habibim Rabb’ını zikret. Ve her işlerinde ancak Rabb’ine iltica et. Bütün rağbetin Rabb’ine olsun. Ve Rabb’inden başka hiçbir kimseye müracat etme.”[41] Zira her istediğini vermeğe kadir olan ancak Rabb’in Teâlâ’dır. Her zaman her istediğini vermeğe kadir olan Allahu Teâlâ’ya müracat et. O’na rağbet etki maksadına vasıl olasın.

Bu ayeti kerime her halımızda zikrullah üzere olmaya bizi sevk etmektedir. 

 Hazreti Aişe validemizden rivayet olunan bir hadisi şerifte:

كٰانَ يَذْكُرُ اللّٰهُ تَعٰالٰى عَلٰى كُلِّ اَحْيٰانِه۪  

Yani, Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemin “Allah’ı zikirsiz geçirdiği hiçbir vakit yok idi.”[42]

Bir başka rivayette:

 كٰانَ يَذْكُرُ اللّٰهُ تَعٰالٰى عَلٰى كُلِّ حٰالٍ

Yani, “Allah’ı zikirsiz geçirdiği hiçbir halı yok idi.”[43]

Dili ile kalbi ile her halında Allah’ı zikir üzere idi. Dili dursa kalbi durmaz idi.

تَنَامُ عَيْنَاىَ وَلَا يَـنَامُ قَلْب۪ى

Yani, “Benim gözlerim uyur, lakin kalbim uyumaz.”[44] Yani, zikrullahdan bir lahza gafil olmaz.  

Nisa suresi 103. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

فَاِذَا قَضَيْتُمُ الصَّلٰوةَ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلٰى جُنُوبِكُمْۚ

İbn-i Abbas Hazretleri, bu ayetin tefsirinde, gece ve gündüzde, karada ve deryada, seferde ve hazarda, zenginlik ve fakirlikte, marazda ve sıhhatte ve gizli ve aşikârda Cenab-ı Allah’ı zikredin, manasını vermiştir.

Şu halde insan cemii ahvalinde zikirle meşgul olmak iktiza eder. Lisanen zikir edemediği mahallerde kalben Cenab-ı Hakk’ı unutmayarak hatırda tutmak da zikirdir.

Zikrullahın Allah korkusu ile edep ve erkânı ile çok devam olunursa, dil durunca kalbin zikirde çalışması hissedilir. Kalp çalışıyor durmuyor.

Kalpte neyin çok endişesi yerleşmiş yer tutmuş ise kalbin onunla çalışıp, onunla meşgul olur.

Onun için Allah ile dost olmak, O’nun dostluğuna kavuşmak azminde olan sadıklar, kalbe Allah’tan başka gelenlerin hepsini kalpten atıp, her an Allah korkusunu kalpte tutup, Allah’ın zikrini kalbe yerleştirip, onunla meşgul olmuşlar.

Allah dostlarından Beyazidi Bestami hazretlerine sordular ki “Allah’ın dostluğuna nasıl kavuştunuz?” Buyurdular ki “otuz sene kalp kapısında bekçilik yaptım. Kalbime Allah’tan başka gelenleri kalpte eğleştirmeyerek, kökleştirmeyerek atmak suretiyle Hakk’a kavuştum.” Buyurmuşlardır.

Çünkü Allah’tan gayrı bütün sevgiler ve bütün zevkler ve bütün servetler ve bütün kıyafetler, gençlikler ve kuvvetler ve halk arasındaki nam, hürmetler ve şöhretler, vücuttaki çalışan hareketler ve gece gündüz hırs, tamah ve sevgi endişesiyle biriktirdiğin mal ve servetler ne olacak? Sonunu iyice tekrar tekrar düşün.

Sonu hiç olacak. Çeşitli gıdalarla beslediğin nazik tenler, mezara konup yılanlara, çıyanlara, hem böceklere yem olacaktır.

Öyle ise, bunların hiçbirisine iltifat etmeyin ve dayanıp, güvenmeyin. Allah’ı bırakıp, bunlara dayanıp güvenenlerin elleri boşa çıkıp, kuru boş yere gelecektir.

Ancak Allah’tan çok korkup Allah’ın vermiş olduğu vücuttaki aza organları O’nun nehy ettiği yerlerden sakınıp razı olduğu yerlere kullanmak lazım gelir.

 


[1] Buhari Rikak, 38, Câmiu’s-Sağir Muhtasarı, c. 1, s. 469/1003 (2: 240/1752), İmam Nevevi 40 Hadis, s. 84/38.

[2] Tebbet 111/1

[3] Tebbet 111/2

[4] Rumuzut tevhid, Tabarani, El Hâkim, Heysemi, Tehzibül Kemal c.11.s.251 (Beyrut)

[5] İmamı Celaleddin es-Suyuti tefsirü dürrü’l-Mensûr c.1.s.146

[6] Mevahibü ledünniye c.1.s.12 (Osmanlıca baskı)

[7] Ahzab 33/56

[8] Bakara: 2/1

[9] Bakara: 2/2

[10] Bakara: 2/2

[11] Bakara: 2/2

[12] Bakara: 2/3

[13] Bakara: 2/3.

[14] Bakara 2/4

[15] Bakara: 2/5.

[16] Bakara: 2/6

[17] Hulasatu’l-Beyan fi tefsiri’l-Kur’an c.1.s.35 (Osmanlıca baskı)

[18] Bakara 2/161

[19] Bakara 2/162

[20] Ali İmran Suresi, 3/32.

[21] Hulasatu’l-Beyan fi tefsiri’l-Kur’an c.3.s.50 (Osmanlıca baskı)

[22] Nisa 4/150–151

[23] Nisa 4/152

[24] Ali İmran 3/84

[25] Ali İmran 3/85

[26] Muhammed 47/2

[27] Ali İmran 3/199

[28] Maide 5/65

[29] Mevahibü ledünniye c.2.s.68 (Osmanlıca baskı),  Sahıhi Müslim, babu’l-İman c.1.s.134/153 (Beyrut)

[30] Maide 5/68

[31] Beyyine 98/6

[32] Beyyine 98/7

[33] Duha Suresi, 93/5.

[34] İnşirah suresi 94/1

[35] İnşirah suresi 94/2-3

[36] Duha Suresi, 93/5.

[37] İnşirah suresi 94/4

[38] Mevahibü ledünniye c.2.s.51 (Osmanlıca baskı)

[39] İnşirah suresi 94/5–6

[40] Hulasatü’l-Beyan fi tefsiri’l-Kur’an c.15.s.526 (Osmanlıca baskı), Ruhu’l-Beyan tefsiri. C.10.s.464 (Beyrut), Hâkim el-Müstedrek c.2.s.575/3949 (Beyrut)

[41] İnşirah 94/7–8

[42] Levamiu’l-Ukûl şerhu Ramuze’l-Ehadis c.5.s.594

[43] Levamiu’l-Ukûl şerhu Ramuze’l-Ehadis c.5.s.594

[44] Sahihi İbni Hazine, c. 1, s. 29/48 (Beyrut), Sünen-i Tirmizi, c. 4, s. 518/2248 (Beyrut).

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>