canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

PEYGAMBER EFENDİMİZ SALLALLAHU ALEYHİ VESELLEM ÜZERİNE SALÂVATI ŞERİF GETİRMENİN HÜKMÜ, FAZİLET VE EDEBİ - (İzharu'l-Fedaili Nebiyyina Muhammedin Sallallahu Teala aleyhi Vesellem)

PEYGAMBER EFENDİMİZ SALLALLAHU ALEYHİ VESELLEM ÜZERİNE SALÂVATI ŞERİF GETİRMENİN HÜKMÜ, FAZİLET VE EDEBİ

 

 

Bazı kimselerin salâvatı şerif hakkında ki Ahzab suresi 56. ayeti kerimesine kendi batıl tevilleriyle yanlış anlam vererek salâvatı şerif emri ilahi değil. Allah kuluna salâvat mı getirecek? Ashabı kiram salâvat getirir miydi? Eğer getirdiyse nasıl getirirdi? Diye bir takım sorularla saf Müslümanların zihinlerini itikatlarını bozanlar var. Allah’ım ümmeti Muhammedi muhafaza eylesin. Allah’ın izni ile bunlara cevaplar verilecek inşaallahu Teâlâ.

        

Ayeti kerime:

 لَا يُسْـَٔلُ عَمَّا يَفْعَلُ وَهُمْ يُسْـَٔلُونَ

Yani, “Allahu Teâlâ işlediği işten mes’ul olamaz. Hiç kimse bir şey soramaz.”[1]

Karşısında eşi ve şeriki yoktur. Yerde ve gökte Allah’tan gayri ma’bud yoktur. Gayri ma’bud olsa idi bütün âlemin düzen ve intizamı bozulurdu. Şu görülen nizam mahvirinden çıkardı.

Allahu Teâlâ bir olup fevkinde O’na hüküm edecek bir hâkim olmayınca işlediği ef’alinden me’sul değildir. İster ise kullarının bazılarını aziz eder, ister ise bazılarını zelil eder. Kimini zengin ve kiminin vücutlarını sağlam ve kimini fakir ve hasta kılar. Hiç kimsenin sual etmek haddi değildir. Biz insanlara düşen vazife, O’nun ve Rasulünün emirlerine itaat etmek, nehyedip yasak kıldıklarından sakınmaktır.

 

         Salâvatı şerifin emri ilahi olduğuna dair Ahzab suresi 56. Ayet-i kerime’de buyruluyor ki;

اِنَّ اللّٰهَ وَمَلٰٓئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّۜ يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْل۪يمًا

“Muhakkak ki Allahu Teâlâ Nebisi üzerine medh ve sena eder ve melekler de dua ederler. Ey mü’minler, siz de Nebiniz üzerine şanının âlâsına dua edin ve selam ihda etmekle selam edin.” [2]

 Yani, Allah’u Teâlâ ve melekleri Nebiyyi Zişan üzerine enva-ı rahmet ve kerametle itina ederler ve Rasulullah’ın şan ve şerefine tazim ve kadr-i âlilerinin terakkisine melekler dua ederler. Allahu Teâlâ ve melekler enva-ı kerametle ikramda bulununca, ey mü’minler siz de Rasulünüze hayırla dua edin, bilhassa ismini işitince salâvat-ı şerife getirin ve selametle dahi dua edin ki ahirette ecir ve sevaba nail olun ve selamet bulun.[3] Demektir.

Bu ayetin hükmünce, Rasulullah’ın ismini işiten her mü’min üzerine salâvat-ı şerife getirmenin vacip olduğuna bu ayet delalet eder. Rasulullah’ın hal-i hayatında nasıl tazim lazım ise, hal-ı vefatından sonra da aynı ismi zikrolunduğunda aynı tazim ve ihtiram lazım olduğuna delalet eder.

Çünkü Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem, cümle mükellefin veli nimeti ve tarik-ı istikamete sevk eder bir mürşid-i kâmil olup, ehl-i imanı imana davet eden ve insanların Allah’ın hidayet ve rızasına kavuşmalarına, dünya ve ahiret saadetlerine yegâne sebep olmuştur. Bu benzer nimetlerin şükrünü tazimle sevgi ile O’na çok salâvat-ı şerife ile eda etmek her mü’min üzerine lazımdır ve vaciptir.

Hazreti imamı Ali kerremallahu vechehu efendimiz bu ayeti kerimeyi okur ve

لَبَّيْكَ اَللَّهُمَّ وَ سَعْدَيْكَ

Lebbeyk, Allahümme ve se’adeyk.

Yani, “buyur Allah’ım emrindeyim sana itaat üzereyim” der salâvatı şerif getirmeğe başlardı.[4]   

 

Sevgili peygamberimiz sallahu aleyhi vesellem efendimiz hadisi şeriflerinde;

رَغِمَ أَنْفُ رَجُلٍ ذُكِرْتُ عِنْدَهُ فَلَمْ يُصَلِّ عَليَّ

Yani, “ismim yanında zikrolunduğu halde benim üzerime salâvat getirmeyenin burnu yerde sürünsün.”[5]Buyuruyor.

 

 

 Yine bir başka hadisi şeriflerinde;

مَنْ ذُكِرْتُ عِنْدَهُ فَلَمْ يُصَلِّ عَلَيَّ فَدَخَلَ النَّارُ فَأَبْعَدَهُ اللّٰهُ

Yani, “ismim yanında zikrolunduğu halde bana salâvat getirmeyen kimse Allah’tan uzak olur ve cehenneme girer.”[6]  Buyuruyor.

Bir başka hadisi şerifte:

مَنْ سَرَّ هُ اَنْ يَلْقٰى اللّٰهَ رَاضِيًا فَلْيُكْثِرِ الصَّلٰاةَ عَلَىَّ

Yani “Cenab-ı Allah’a razıyen kavuşmak arzusunda bulunanlar, bana çokça salâvat göndersinler.”[7]

Yine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:

اِنَّ اَوْ لٰى النَّاسِ ب۪ى اَكْثُرُهُمْ عَلَىَّ صَلٰوةً

Yani, “Yarın mahşerde bana en yakın olanınız sünnetime tabi olup, huzur-u kalp ile sevgi, tazimle çok salâvat getireninizdir.”[8]

Cenabı Hak Peygamberimize salâvat getirmeyi Ümmeti Muhammed’e emir buyuruyor.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ismi anıl­dığı zaman salâvat getirmelidir. İmamı Tahavi aleyhirrahme buyuruyor ki Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin ismi anıldığı zaman ayrı ayrı salâvat getirmek farzdır. Mu­hit kitabının sahibi buyurur ki, her ismi anıldığında salâvat getirmek vacibdir buyuruyorlar. [9]

Burada ayeti kerimenin mealine göre sevgili Peygamberimiz ulumuz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellemin Allah indinde ne kadar makamının, derecesinin, sevgisinin çok yüksek olduğu anlaşılıyor.

Dünya yüzüne ne kadar peygamber efendilerimiz gelmiş ise onların içlerinde sevdiklerine ya Halilim, İbrahim aleyhisselama söylenmiş. O birlerine ya İsa, Ya Musa isimleriyle hitap etmiş ancak çok sevgili Habibim unvanı Peygamber Efendimize söylenmiş.

 Ehli iman olanlar çok dikkat edelim. İsmi söylenen zatlar yazıldı. Bir kısmı daha çok keskin olaraktan salâvat getirmeyi farz olarak buyuruyor. Bir kısmı da vacip olarak buyuruyor. İman ehli olanlarımıza düşen vazife sevgili Peygamberimizin ismi nerede söylense edeple, hayâ, tazim ile üzerine salâvat getirmek lazımdır. Farzda olsa vacipte olsa ikisi de Allah’ın emirlerindendir. Allah’ım sevip şefaatine layık etsin cümlemizi.

Yine bu ayeti kerime nazil olunca sahabe-i kiram sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi veselleme sordular

أَمَرَنَا اللّٰهُ أَنْ نُصَلّ۪ى عَلَيْكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ فَكَيْفَ نُصَلّ۪ى عَلَيْكَ

Yani, “Ya Rasulallah Allah bize Senin üzerine salâvat getirmemizi emir etti. Biz Senin üzerine nasıl salâvat getirelim? Diye sordular. Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimiz cevap olarak

قَالَ قُولُوا

Yani, “Benim üzerime salâvatı şerife getirirken şöyle getirin.”

 اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى مُحَمَّدٍ النَّبِيِّ الْاُمِّيِّ وَ عَلٰى آلِ مُحَمَّدٍ

 

         Allâhümme salli alâ seyidinâ Muhammedinin nebiyyil ümmiyyi ve alâ âli Muhammed.

Manası “ Ey Allah’ım Senin Sevgili Habibin ve bizim de baş tacı olan ümmi ve nebin olan Sevgili Habibiyin üzerine ve O’nun âli evladının üzerlerine rahmetinle ihsanınla salât ile selam eyle”

Bir başka rivayette ise namazda tahiyyattan sonra okuduğumuz salâvat duasını tarif etmiştir.[10]

Hadis kitaplarında salâvatı şerif bahsinde, Mecmuatu’l-Ahzab kitabında, Delailü’l-Hayrat kitabında, Delailü Abdulkadir el-Geylani kitabında ve piri tarikat Abdulkadiri Geylani efendimizin günlük okuduğu virdlerinde rivayet olunan çok çeşitli salâvatlar vardır.  Salâvatın en kısası şudur.

اَ للّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى مُحَمَّدٍ وَ عَلٰى اٰلِ مُحَمَّدٍ

Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed

Manası: “Ey Allah’ım Sen O Habibin Muhammed’in üzerine ve O’nun âli evladının üzerlerine rahmetinle ihsanınla salât ile selamınla kavuş ya Rabbi.”

 


[1] Enbiya 21/23

[2] Ahzab 33/56

[3] Tefsirü Kadı Beydavi Envaru’t-Tenzil ve Esraru’t-Te’vil,  Hulasatü’l-Beyan fi tefsiri’l-Kur’an c.12.s.85. (Osmanlıca baskı)

[4] Kadı İyaz Şifa-i Şerif

[5] Tefsirü Kadı Beydavi Envaru’t-Tenzil ve Esraru’t-Te’vil, Hâkim el-Müstedrek c.1s.734/2016 (Beyrut), Sahihi İbni Hıbban c.3.s.189/908 (Beyrut), Süneni Tirmizi c.5.s.550/3545 (Beyrut), Müsnedi Ahmed İbni Hanbel c.2.s.254/7444 (Mısır)

[6] Tefsirü Kadı Beydavi Envaru’t-Tenzil ve Esraru’t-Te’vil, İbni Hacer el-Askalani fethu’l-Bari c.11.s.168 (Beyrut), Sahihi İbni Hıbban c.3.s.188/907 (Beyrut), Tabarani el-Mu’cemü’l-Kebir c.2.s.243/2022 (Musul)

[7] Kenzü-l-İrfan 1001 Hadis s.6/12.

[8] Kenzü-l-İrfan 1001 Hadis s.6/13. Sahihi İbni Hıbban c.3.s.192/911 (Beyrut), Süneni Tirmizi c.2.s.354/484 (Beyrut)

[9] Birgivi vasiyetnamesi Kadı zade şerhi.

[10] Cem’u’l-Fevâid c.5.s.301–302/9565–9566

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>