canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Şefaat - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

ŞEFAAT

 

 

Şefaat hakkında Taha suresi 109. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

 

يَوْمَئِذٍ لَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ وَرَضِيَ لَهُ قَوْلًا

 

Yani nas mahşere davet olunup, toplandığı günde hiç asiye şefaat menfaat vermez. İlla Rahman Teala’nın şefaata izin verdiği ve şefaat için sözüne razı olduğu, yani Allah’ın sevdiği ve razı olduğu kimsenin şefaati menfaat verir. Sebe’ suresi 23. Ayet-i kerime:

 

وَلَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ عِنْدَهُٓ اِلَّا لِمَنْ اَذِنَ لَهُۜ

 

Buyuruyor. Yani Allah’ın ind-i uluhiyetinde hiç kimsenin şefaati menfaat vermez, ancak Allah’u Teala kimin şefaat etmesine izin verirse, o kimse gayrilere şefaat eder ve şefaati de menfaat verir. Yani herkes şefaate ehil değildir. Ancak Allah-ı Teala’nın şefaate izin verdiği kimseler şefaat ederler. Hadis-i şerifte: Enbiya ve evliya, ulema ve şüheda ve Allah indinde şeref ve haysiyeti olan kimselerdir. (Yukarıdaki ayetin devamı)

 

حَتّٰىٓ اِذَا فُزِّعَ عَنْ قُلُوبِهِمْ قَالُوا مَاذَاۙ قَالَ رَبُّكُمْۜ

 

Yani, şefaat edenlerin ve şefaat olunanların kalplerinden korkuları zail olunca, birbirlerine sual ederler; Rabbiniz ne dedi, derler. قَالُوا الْحَقِّ Yani onlar da cevapta, Cenab-ı Hak söyledi ve şefaate izin verdi ve razı olduğu kullarına şefaat için izin verdi. Bizim size şefaatimiz kabul olundu, demekle cevap verirler.

Nebe’ suresi 38-39. Ayet-i Kerimelerde buyuruluyor ki;

 

يَوْمَ يَقُومُ الرُّوحُ وَالْمَلٰٓئِكَةُ صَفًّاۜ لَا يَتَكَلَّمُونَ اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ وَقَالَ صَوَابًا ﴿﴾ ذٰلِكَ الْيَوْمُ الْحَقُّۚ فَمَنْ شَآءَ اتَّخَذَ اِلٰى رَبِّهِ مَاٰبًا

 

Yani şu mahşer gününde insanlar, melek vesair melekler saf beste oldukları halde, ayak üzeri dururlar. Hiç kimse söz söyleyemez, ancak şu kimsenin hakkında şefaat edilmesine Rahman Teala izin verdiği kimse ki, dünyada sevap olan sözleri söylemiş olan ve Allah’a sevilmiş olan kimseler, Allah’ın izni ile söylerler ve şefaat ederler.

 

مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُٓ اِلَّا بِاِذْنِهِۜ

 

Yani Allahu Teala hazretleri varken, hiç kimseler şefaat edemez, illa Cenab-ı Hakk’ın izin verdiği kimseler şefaat ederler. Başka kimseler şefaat edemez. (Bakara suresi ayet-255)

Kenzü’l–İrfan’da:

يَشْفَعُ يَوْمَ الْقِيٰامَةِ ثَلَاثَةٌ اَلْاَنْبِيٰٓاءُ ثُمَّ الْعُلَمٰٓاءُ ثُمَّ الشُّهَدٰٓاءُ

 

Yani, “yevmî kıyamette üç fırka şefaat eder; bunların birincisi enbiya aleyhimüsselam; ikincisi, ilmiyle amil olan ulema-ı kiram; üçüncüsü din-i harpte vefat eden şüheda.”[1]

 

اِنَّ قَوْمًا يَخْرُجُونَ مِنَ النَّارِ بِالشَّفَاعَةِ

 

“Bir kavim cehennemden şefaat sayesinde çıkarlar”[2]. Yine hadis-i şerif:

 

اِسْتِـكْثِرُوا الْاِخْوٰانَ فَاِنَّ لـِكُلِّ مُؤْمِنٍ شَفَاعَتِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

 

Yani “salih olan mü’minlerden ihvanı çoğaltınız, çünkü kıyamet günü her mü’min için şefaat etmek vardır.”[3]Hadis-i şerif şefaat hakkında, Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edilmiştir:

 

يَدْخُلُ الْجَنَّةَ بِشَفَاعَتِ رَجُلٍ مِنْ اُمَّتِى عَدَدِ مُضِرْ وَيَشْفَعُ الرَّجُلِ اَهْلِ بَيْتِهِ وَيَشْفَعُ عَلٰى قَدْرِعَمَلِهِ

 

Manası: “Ümmetimde bir adamlar var ki, bir adamın şefaatiyle Mudir kabilesinin koyunlarının

kıllarının sayısınca adam cennete gider. Ve bir mü’min adam kendi ev ailesine şefaat eder ve bir de bir insan var ki, ameli kadar şefaat eder”[4] diye buyurmuştur.

Resul-i Ekrem Efendimiz ümmeti üçe ayırdı; biri gayet çok kimseyi şefaatiyle kurtarır. Biri de kendi ev halkına şefaat ede-cektir. Biri her insan amelinin kuvveti kadar şefaat edebileceğini, böyle üç türlü söylüyor. Yine şefaat hakkında, Nüzhetü’l–Mecalis, Kenzü’l–Esrar kitabında, sahife 228:

وَعَدَنِى رَبِّى اَنْ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مِنْ اُمَّتِى سَبْعِينَ اَلْفَ لَاحِسَابَ عَلَيْهِمْ وَلَاعَذَابَ مَعَ كُلِّ اَلْـفِ سَبْعُونَ اَلْـفَ

Yine başka bir hadis-i şerif:

 

اِنَّ اللّٰهَ اَعْطَانِى سَبْعِينَ اَلْفَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ بِغَيْرِ حِسَابْ فَقَالَ عُمَرُ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ يَا رَسُولُ اللّٰهِ فَهَلْ اَسْتَزِدْتَهُ فَقَالَ قَدْ اَسْتَزِدْتُهُ فَاَعْطَانِى هٰكَذٰا وَتَحَ الرّٰادِى يَدَيْهِ وَفِى رِوٰايَةٍ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مِنْ اُمَّتِى سَبْعُونَ اَلْفَ بِغَيْرِ حِسَابِ فَقَالَ عُمَرْ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ زِدْنَا يَارَسُولَ اللّٰهْ فَقَالَ مَعَ كُلُّ وَاحِدٍ مِنْ سَبْعِينَ اَلْفَ قَالَ زِدْنَا يَا رَسُولَ اللّٰهْ قَالَ وَثَلَاثَ حَشِيَاتٍ مِنْ حَشِـيَاتٍ رَبَّنَا عَزَّ وَجَلَّ

 

Meali: “Yani Rabbim bana vaad etti ki, ümmetimden yetmiş bin kişi hesap ve azap görmeden cennete dahil olurlar. Yetmiş bin kişiden her bin kişi yetmiş bin kişiye şefaat eyleyip, cennete beraber götürecekler. Yine bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor ki; İnnallahe yani muhakkak Cenab-ı Hak Teala ve tekaddes hazretleri bana a’ta eyledi. Yani bana verdi ki, ümmetimden yetmiş bin kişi hesap ve azap görmeden cennete girecekler, diye buyurdular. Hazret-i Ömer radiyallahu anh buyurdular ki, biraz daha artırır mısınız, ya Resulullah. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki, ya Ömer, bu yetmiş bin kişinin her biri, yetmiş bin kişiye şefaat edip, beraber cennete götürecekler”[5]diye buyurdular.

İşte sevgili Peygamber Efendimizin ümmetinde böyle şefaat edenler olunca, o sevgili Peygamber Efendimizin şanını, şerefini ve kadrini ve kıymetini, hürmetini ve tazimini Cenab-ı Hak O’nun hürmetine, O’nun ümmetine bildirsin ki, bilelim. Rabbimiz Kendinin ve sevgili Habibi olan Peygamber Efendimizin isimlerini anmanın, korkusunu, hem de fayda göreceğimiz şekilde adabını, tazimini Rabbimiz cümlemize ihsan eylesin, amin!

Cenab-ı Hak Kendinin ve Habibinin bizlere gücenecek şekilde olan fiillerimizden ve konuşmuş olduğumuz kavillerimizden ve nefsimizin hevay-ı fasid fikirlerinden ve şeytanın mekirlerinden yine Rabbimize sığınırız. Habibinin hürmeti için cümlemizi sonumuza kadar muhafaza eylesin, amin!

Peygamber Efendimizin insanların üzerine ne kadar şefkatini beyan ediyor; sure-i Tevbe’de vacib Teala şu surede beyan olunan ahkamı nasa tebliğini Resulüne emir buyurduktan sonra, Resulul-lahın kendi cinslerinden çok şefkatli bir peder mesabesinde oldu-ğunu ve aynı bir tabip insanları tedavi ettiği gibi ve Resulullahın da insanları maddi ve manevi tedavi eden tabip olduğunu beyan etmek üzere: (Tevbe suresi ayet-128)

 

لَقَدْ جَآءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ اَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌۗ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُفٌ رَحِيمٌ

 

Buyuruyor. Allahu Teala size kendi cinsinizden büyük bir Resul geldi ki, O Resulün hal ve şanı size meşakkat verecek şeyler kendi üzerine gayet ağır olur ve sizin sui akibete düçar olmanızdan endişe eder ve sizin bir takım sevilmeyecek şeylere tesadüf etmenizden korkar ve sizin bir cüz’i meşakkat görmenizden ve o Resul üzerine gayet büyük bir şey olur ve sizi meşakkatli olan şeylerden sakınır ve sizin imanınızı ve ıslah halinizi şiddetle arzu eder. Çünkü bütün alemlere rahmet olarak gönderilmiştir.

Peygamber Efendimiz hakkındaki ayet:(İsra suresi ayet-79)

 

عَسٰىٓ اَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا

 

Yine ayet: (Duha suresi ayet-5)

 

وَلَسَوْفَ يُعْطِيكَ رَبُّكَ فَتَرْضٰىۜ

 

Bazı müfessirin; وَلَسَوْفَ يُعْطِيكَ رَبُّكَ فَتَرْضٰىۜ  Ayet-i celilesine, ey Habibim, Rabbin sana o kadar ata ve inayet ihsan buyurur ki, yani ya Rabbi, yeter ben razı oldum, dersin. Nitekim hadis-i şerifte:

 

اَشْفَعُ لِاُمَّتِى حَتّٰ يُنَادِيَنِي رَبِّي عَزَّ وَجَلَّ اَرَضِيتَ يَا مُحَمَّدْ فَاَقُولُ نَعَمْ يَا رَبِّ قَدْ رَضِيَتُ

 

Varid olmuştur. Yani sallallahu aleyhi ve sellem, “Ben yevmî kıyamette ümmetim hakkında ulu vechile şefaat ederim ki, hatta canib-i Hak’tan benim için, ya Muhammed, razı oldun mu diye nida olur ve ben dahi o anda, ya Rabbi, razı oldum derim”[6], diye buyurmuştur. Yukarıda zikrolunan (İsra suresi ayet-79):

عَسٰىٓ اَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا

 

Bu ayet-i celilesinin iptidası: وَمِنَ الَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَكَۗ  ‘dir. Yani, yâ Muhammed, gecenin bazı vaktinde uyanıp, farziyet ve faziletine ziyade olarak namaz kıl, taa ki, Rabbin celle şanuhu yevmî kıyamette seni makam-ı mahmuda isal ede, diye buyur-muştur. Ol makam-ı mahmud, makam-ı şefaattir ve ol makamın sahibi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem hazretleridir ki, yevmî kıyamette evvelin ve ahirinin ümmetlerine şefaat edecektir.

Yine hadis-i şerif[7]:   

    

مَنْ ضَيَّعَ سُنَّتِى لَمْ تَنَلَهُ شَفَاعَتِى

 

Kavl-i şerifiyle:

 

شَفَاعَتِى لِاَهْلِ الْـكَبٰٓائِرِ مِنْ اُمَّتِى

 

Yani, “Benim şefaatim ümmetimden kebair ehli içindir”[8], buyurulmuştur. Ve Cenab-ı Hakk’ın ase ayeti ile buyurması, vukuu vacip olup, hilafı caiz olmayan vaad-i alidir. Nitekim bazı dua ve münacatta ve ezan-ı Muhammedi okununca da duamızda:

 

اٰتِ مُحَمَّدًانِ الْوَسِيلَةَ وَالْفَضِيلَةَ وَالدَّرَجَةَ الرَّفِيعَةَ وَبْعَثْهُ مَقَامًا مَحْمُودًانِ الَّذِى وَعَدْتـَهُ

 

Diye makam-ı mahmudun kendileri için mevud bulunduğu tasrih ve beyan edilmiştir. Ve Buhari rivayetinde   وَعَدْتـَهُ ‘dan sonra,

اِنَّكَ لَا تُخْلِفُ الْمِيعَادْ

Vaki olmuştur. Yani ya Rabbi, Sen vaadinden hilaf etmezsin sözü dahi ilave edilmiştir.

Allahu Teala hazretleri, Habibi Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hürmetine, bu ümmet-i merhumeye rahm edip, onlardan şeriat-ı Musa aleyhisselamda olanların çok ağır olanlarını kaldırdı. Musa aleyhisselamın şeriatında günah yaptığı uzvu kesmek ve necis dokunan esvabın ol miktarını kesmek var idi ve tevbe yerine katl-i nefsi ve affü diyet yerine mutlak kısas ve gece ve gündüzde elli vakit namaz var idi ve gece işlenen günahın, sabah zamanında kapısı üzerinde yazılmış bulunması gibi, daha çoklarını Habibinin hürmetine ümmet-i Muhammed'den kaldırmıştır.


[1] Kenzü’l-İrfan, 1001 Hadis, s. 58/331.

[2] Kenzü’l-İrfan, 1001 Hadis, s. 59/332.

[3] Kenzü’l-İrfan 1001 Hadis, s. 135/873.

[4] Mu’cemu’l-Kebir, c. 8, s. 275/8059 (Musul).

[5] Nüzhetü’l – Mecalis, Kenzü’l – Esrar, sahife 228.

[6] Ebu Nuaym Hilyetül Evliya, c. 3, s. 179 (Beyrut).

[7] Şerh ve Tercümei Delâili, Abdulkadir Geylani.

[8] Tirmizi, Ebu Davud, ibni Mace, Kütübi Sitte Muhtasarı, c. 14, s. 404.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>