canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

NEFSİN MERTEBELERİ - (İzharu'l-Fedaili Nebiyyina Muhammedin Sallallahu Teala aleyhi Vesellem)

 

NEFSİN MERTEBELERİ

 

Bu nefsin yedi mertebesini ve her mertebenin sıfatlarını ve her mertebenin rüya ve hallerini Cenab-ı Allah izin verir ise, açılıp, beyan edilir inşaallah.

 Birinci, nefsi emmaredir: Emmarenin manası vücut âleminde amir, vücuttaki azaları kendi emrinde tutup, kendi recminde kullanır, daima azaları kötü şer yerlere emir ve sevk eder. İşte bu nefis sahibini ya fasık eder, ya münafık eder, ya da kâfir eder. Çünkü istekleri, arzuları, zevklendikleri, hoşlandıkları, Allah’ın rızasına muhaliftir. İşte bu nefis sahibini hayra yöneltmez. Bu nefis sahibinin daima şerre ve şehvete çok yemeye, çok içmeye, çok uyumaya, çok lüzumsuz gereksiz konuşmaya ve gıybete, harama bakmaya ve buna benzeyen yerlere çekinmeden emir eder. Ahireti ibadetini bırakır. Bu hayır işlere yanaşmaz. Bunlara ihmal, tembel ve kaygısız olur. Bunun bildiği ilmi, ancak gözünün gördüğü dünyadır. Ancak muhabbeti, arzu ve meyili dünya olur. Gözünün gördüğünü gözü ile görür. Zikri la ilahe illallah zikrine devam eder. Zikrullahın mahali yeri göğüstedir. Yani, zikrullah dilde çok olunca göğüse iner yeri göğüstedir.

 Yine nefsi emmarenin sıfat ve çok çirkin Allah’ın hoşlanmadığı sıfat huyları şunlardır: Şirk koşmak, yani Allah’a eş koşmak, Allah’tan gayrilere Allah diye tapmaktır. İnkârlar, küfürler, cahilane haller Hakk’ın zikrinden uzak olur. Gaflet yani gafil yaşamalar, günahı kebair-büyük günahlara cesaret eder, sakınmaz. Kibirli, gururlu olur. Hırslı, tamahkâr, pahıl, cimri, nakis, yani yiyemez, yediremez, eli sıkı, mıkrız, pinti olur. Şehvete çok fazla düşkün olur, öfkeli ve gazaplı olur ve çabuk gazablanır. Haset olur, aceleci olur, her işte aceleci olur. Sabır, sakinlik olmaz. Kendini suçunu kusurunu bilmez. Suçunu söylesen kabul etmez, kızar, öfkelenir. Bu yedi mertebede olan nefsinin evvelkisi nefsi emmaredir.

 İşte bu sıfatlardan kurtulup, mürşid-i kâmile rabıta ile kalben teveccühünü, yani kalbini şeyhinin suretine ve ruhaniyetine çevirmekle ve mürşidinin izni ile şu duayı okur, la ilahe illallah zikrine devam eder, sayı ve adetini ileride yazarız inşaallahu Teâlâ. Euzu besmele ile okunacak dua şudur:

اَعُوذُ بَسْمَلَه اِيلَه: اَللّٰهُمَّ اِنّ۪ى اَشْتَر۪ى مِنْ نَفْسِيَ الْاَمَّارَتِ اُرْبِ هٰذِه۪ دُهُورَ سَبْع۪ينَ اَلْفًا تَقَبَّلْ مِنّ۪ى بِرَحْمَتِكَ يَا اَرْحَمَ الرَّحِم۪ينَ

“Allahümme inni eşteri min nefsiyel emmareti ürbi hezihi duhure seb'ine elfen takabbel minni birahmetike ya erhamer rahimin.”

Her kim kendinin ne halde olduğunu ve başkalarının ne derecede olduğunu anlamak mümkündür. İşte bu daireye bakıp, dikkat eylesin. Her nefsin sıfatı nişanları, alametleri altındadır.

 Tasavvuf sekiz haslet üzeredir. Her biri bir peygamberindir. Aleyhisselam nefsi emmarenin nuru mavi boz kül rengindedir.Bir, sahavet yani cömertlik, İbrahim Aleyhisselam'dandır. İki, rıza, her haline rıza göstermek, İshak Aleyhisselam'dandır.Üç sabır, Eyyüp Aleyhisselam’dandır. Dört, işaret, yani zuhuratı anlayıp, zuhurata tabi olmak, Zekeriyya Aleyhisselam’dandır. Beş, gurbetlere düşmek, Yusuf Aleyhisselam’dandır. Altı, sofu libası (yün elbise) giymek, Yahya Aleyhisselam’dandır. Yedi, seyahat, yani seyahate çıkmak, İsa Aleyhisselam’dandır. Sekiz, fakirliğe düşmek, Muhammed sallallahu Teâlâ aleyhi vesselamdandır.

İyi anla, bunlar Peygamberlerin bize sünnetidir. Sen nasıl oluyor da tarikatı inkâr ediyorsun. Muhakkak sen bunları bilmiyorsun? Bilsen, inkâr etmezdin. İnsan olan, bunları okuyup, cümlesi ile amel etmek muhakkak lazımdır. Bunlara havas etmezde, kulak asmaz ise, büyük mertebe bulamaz. Muhakkak Allah’ın emirlerine ve O’nun peygamberlerine uymak farzdır.

Nefsin yedi mertebesinin ikincisi nefsi levvame sıfatı ve nişanı, kendi nefsini kınamak, itab, nefsini itab etmek, yani daima kınar, itab eder. Ey zalim nefis şunları şunları Rabbime karşı utanmadan, bana yaptırdın, diyerek, nefsini kınar, vel fikr vel kabz, yani korkulu ve düşünceli olur, feyizden kesilir. Kabızda kalmıştır. Vel ucbi, yani kendi yaptığını beğenir, bilmez ki, ileride daha neler var, daima itirazcı olur. Her şeyleri ancak ben bilirim, zanneder. Vel itiraz, her şeye itiraz eder. Halkı sui zanda görür. Yani daima halka kötü zanda olup, halkın hakkında söyler. Kendini fısık ve cahillikten kurtaramaz. Ucublu olur, kendini çok beğenir. Uykusu çok olur. Yemeye içmeye çok düşkün olur. Hırs ve tamahı çok olur. Kahır ve nedamet, yani yaptıklarına pişman olur, nefsine kahır eder ve nedamet eder. Güzel elbise giyinmeye, kıyafete meyli, muhabbeti çok olur.

Nefsi levvame sahibi ebrardır. Yani Hakk’ı tanır, yani tam nefsinin terbiyesine hâkim olamaz. Nefis kendini aldatır. Günah işler. Geri pişman olur. Seyri çalışması Allah için olur. Zikri Allah, Allah, Allah zikridir. Alemül Berzah, Berzah âlemindedir. Ya nefsinin, ya ruhunun isteğini tutar. Yani bazen nefsine uyar, nefsinin dediğini tutar, bazen de ruhuna uyar. Ruhunun dediğini tutar. Mahali kalp, yani zikrullahın mahali yeri kalptir. Zikir kalpte devam eder, yine nefsi levvamehalihel muhabbet yani daima muhabbeti zikir etmeyi sever, muhabbeti ziyadeleşir. Variduhal Tarikatu, yani isteği, arzusu tarikattadır. Hem şeriatla, hem tarikatı tutar. O lazımdır. Nuruha esfer, yani nuru esferdır, sarı renktedir. Teveccühte rabıtada gözünü yumarsa sarı renkte görür. İşte nefsi levvame zikri Allah, Allah, Allah zikri olur. Evvela nefsi emmarede iken, zikri la ilahe illallah zikri mürşid izni ile huzuru kalp ile la ilahe illallah zikrine çok devam ile çalışır ise, nefse muhalefetle, batın harbine devam eyler, nefse karşı çıkar. Biraz galip gelir, nefsi yıkar ise, bu mücadelede mürşid izni ile Hemen Allah Allah Allah esması bir manevi cephane gibi yetişir. Bir azim kuvvet gelir. Allah, Allah, Allah esmasına şu duayı okur, öyle başlar. Dua şudur:

بِسْـــــمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

يَا اَللّٰهُ يَا اَللّٰهُ يَا اَللّٰهُ دُلَّن۪ى بِكَ عَلَيْكَ وَارْزُقْن۪ى الثَّبَاتَ عِنْدَ وُجُودِكَ حَتّٰى اَكُونَ مُتَاَدِّبًا بِه۪ بَيْنَ يَدَيْكَ يَااَللّٰهُ يَا اَللّٰهُ يَا اَللّٰهُ إِلٰه۪ى بِعَظَمَتِكَ وَجَلَالِكَ اَرْزُقْن۪ى حُبَّكَ يَااَللّٰهُ يَا اَللّٰهُ يَا اَللّٰهُ  اَللّٰهُمَّ اجْعَلْ قَلْبَ عَبْدِكَ الضَّع۪يفْ مَظْهَرًا لِذَاتِكَ وَمَنْبَعًا لِآيَاتِكَ يَااَللّٰهُ يَا اَللّٰهُ يَا اَللّٰهُ

Duası: “Bismillahirrahmanirrahim,

Yâ Allâhu yâ Allâhu yâ Allâhu dülleni bike aleyke verzukni’s-sebâte ınde vücûdike hatte ekûne müte eddiben bihi beyne yedeyke yâ Allâhu yâ Allâhu yâ Allâhu ilâhi bi azametike ve celâlike erzukni hubbeke yâ Allâhu yâ Allâhu yâ Allâhu Allâhümmec’al kalbe abdike’d-daiyf mazharan lizâtike ve menbean li âyâtike yâ Allâhu yâ Allâhu yâ Allâhu

İşte bu esmaullah ismine devamla, devamından yılmaz, bu esmalar kuvveti ile mürşidin himmeti ile Cenab-ı Hakk’ın hidayeti ile kendinin ihlâslı azim gayreti ile nefsi emmarenin ahlakı zemime askerinin bir kısmını esir almış olur. Fakat bu halde nefsi iktidardan düşürdüm zannetme, nefis daha kuvvetten düşmedi, daha çok gücü, ordusu var. Çalış, gece gündüz durma.

O bir ahlakı zemimelerini de ele geçir. Kontrol altına almaya çalış. Kardeşim, işte nefsin üçüncü mertebesi, nefsi mülhime mürşid izni ile zikri Hu, Hu, Hu esmasına, zikrine devam eder, nefsi mülhime hali ve işaretlerini ve nefsi levvamesinin bir işaretini yine yazıyoruz. Nefsi levvame bir halı nişanı, alametleri suçlarını hatalarını anar, niyetini kınar, itab eder, ağlar, gözünden akan yaşlar ağzına gelir ise soğuk olur, birazda tuzlu olur.

Nefsi mülhimeye geçilir ise, göz ağlar ise, ağzına gelen gözyaşında soğukluk kalmaz, tuzlulukta kalmaz, göz suyu ılık olur. Şimdi nefsi mülhime zikri esması Hu, Hu, Hu esmasına, zikrine devam edilecek ve nefsi mülhime işaretleri alametleri şunlardır; İlham Rabbani kapısı açılır, sırrı ilahiyyeye vakıf olur, seyriha alallah, yani seyir ettiklerine bakınca, hemen derhal Allah’ını düşünüp, seyri Allah üzere zikri Hu, Hu, Hu’dur. Alemühe'l-Islah, yani, ıslah âleminde âlemi ıslahda olur, güzel ibadetler eder, ibadetlerin zevkini tadını bulur, devam eder, zikrin mahali ruha, yani zikrin mahali-yeri ruhtadır. Sağ yandadır. Kalpten zikir ruha geçer, orada devam eder. Yine nefsi mülhime haluhe, yani, aşk hali, yani hali aşka düşer, çarpınmalar ve çağırmalar olur. Zikirde ve ibadetlerde o hal gelince utanmayı da atar. Çünkü kalp kazanının altına ateş vuruldu. Gözden akan yaşlar sel oldu. Ruh elestü birabbikum cevabının yine zevkini aldı. Variduhe'l-marifet, isteği, arzusu marifettir. Kendinin sözü safi marifeti arzular ve elzemdir. Nuruha Ahmer, yani nuru kırmızıdır. Rabıtada kırmızı nur görür, gözleri kapalı ilham olunur. Essahavetü vel kanaatü yani pukulluk cimriliğin yerine cömertlik ve kanaat gelir. Cömert ve kanaatli olur ve tarikat ehli olur. Vel ilmü vet tevezu', yani ilmi artar, gönlü engin gönül alçaklığı ile ibadette gaim daim olur. Ve't-tevbete va's-sabiru, yani günahını bilir, tazarru niyaz ile tevbeye devam eder, tarikatta ibadet zahmetine sabır eder ve yahmilu'l-eza yani tarikatta Hak yolunda başa gelen sıkıntı cefaya katlanır. Hüsn-ü zan ile'l-halk, yani halkın hepsini evliyadır zanneder ve söyler, şükrü de artar ve nefsi mülhime zikri Hu Hu Hu’dan haberler yazılıyor.

 

Erişti bir acab kar eyledi Hu

Bizi de vakfi esrar eyledi Hu

Cemi varlığım verdi fenaya

Beni bir devlete yar eyledi Hu

 

                  Bana bir cur’a sundu aşk meyinden

                  Ayılmaz mest evkar eyledi Hu

                  Şerahler çekti bir bir sinem üzere

                  Işıklar gibi pınar eyledi Hu

 

Beni bu nefsi levvamem elinden

Alıp mülkini neçar eyledi Hu

Bu ismi Hu’ya olmaz vasıta hiç

Bu ismi gayet büyük eyledi Hu

 

                 Gönül zulmette kalmıştı hevadan

                 Onu kılıçla Pür envar eyledi Hu

                 Saffa i sadırında memlu olan aşıkın ezkarı Hu

                 Gönlünün içinde kaim arifin efkârı Hu

Naleden Nay aldı bağrım durmayıp nalen eder

Aşığa her demde hakayık sırrın ilan eder

Ol sebepten kadiriler durmayıp, devran eder

Mevleviler mesneviler başladı ezkara Hu

 

                Sidre sırrına muhakkak ermez idi Cebrail

                Kesir şevk ile bulmasa Hu’dan ecri Cezil

                Gül gülistan mı olurdu narı nemruda Halil

                Olmasa onun dilinde denbeden ezkari Hu

                Hu deyup Hu dinle bulanınla gurbeti

 

  Enbiya Evliyalar buldu anınla vuslatı

  Ey gönlüm sende Hu zikri ile daim eyle ülfeti

  Keşf ola bu vücudun mülkine esrarı Hu

  Hu Hu Hu Allah’ım ne kılayım

 

Senin rızanı nice bulayım

Seni bildir ki bileyim

Ya yolunda canım vereyim

Hu Hu Hu Allah’ım Hu Hu

 

Bu mülhime nefs, şu bir nefistir ki, Hak Teâlâ Hazretleri ona ilim ihsan eder ve bu nefis mü’mininden âlim olanların nefsidir, diye buyrulmuştur.

Manzumei akaid şerhinde buyruldu ki bir adamın aklı şehvetine galip olsa, o adam melek selikinde olur, belki melekten daha afsal olur. Ama bir adamın şehveti aklının üzerine galip olsa, o adam hayvan kabilindendir. Belki daha kötü olur. Bir kimse bu nefsi mülhime makamına erince temiz kalpli olan ebrar taifesi olanlar, onu severler (Ebrar demek Müslümanların temiz kalpli olanlarıdır) Hürmet hizmet ederler, hüsn-ü zan artar, her şeylerini güvenirler, emanet ederler. Bu kimse çok dikkatli olup, şeriatına ve sünnete uyup hürmetlere, hizmetlere, davetlere aldanmayıp, daha ileri geçmeye gayret etmelidir. Kişiye lazım olan gece ve gündüz say edip (gayret edip) bu nefsin, bu dairelerinden daha ileri a’lâya çıkmanın yollarına ve çarelerine bakmaktır. Zira bu dairelerde bu mertebelerde ilim ve emsali sıfatlar var ise de, amelsizlik ve ihlâssızlık korkusu da vardır.  Hadis-i Şerif:

اَلْمُخْلِسُونَ عَلٰى خَطَرٍ عَظ۪يمْ

Yani, “amellerini ihlâsa getirenler için büyük mukatara vardır”[1] ki, kalp nurlanıyor, esrari ilahiyyeye ve ilhamlar geliyor. Dışta hürmetler vardır. Nefsin riyalanması ve iftikara eminliğe düşmesi vardır.

Bunların hiçbirisine aldanmayıp, şeriatı sünnetleri tamam edip, ileriye istikamete devam edilir. Dördüncü mertebe, nefsi mutmainnedir. Bu da şu bir nefistir ki, Allahu Teâlâ’nın hidayeti ile kalp ruhun nuru ile nurlanıp, ahlakı zemimeleri terk edip, ahlakı hamide ile muttasıf olur.

Nefsi mutmainne vasıfları beyan olunur. Kalbi, Hakk’a mutmain olmuş kimsedir. Şek, şüphe kalmaz. Zan gider, yani yakîn hâsıl olur. Kalbi tamamen Hakk’a mutmain olmuş kimse olur. Seyriha Maallah, yani seyri Hak ile olur, zikri esması Hak, Hak, Hak’dır. Yani Hak zikrine devam eder. Âlemühe'l-hakikat, yani âlemi hakikattir. Hakikati anlar, buraya gelmeyen bilmez. Mahalli sır, yani artık esrarı sırra geçer, vücutta türlü hal olur. Nefsi mutmainne haluhel vuslet, yani onun hali vuslattır. Yani Hakk’a kavuşmaktır. Muradına ermektir. Arzu maksadı kendine elini sunar. Variduhel hakikat, isteği, çalışması, çabalaması, hakikati ister, arzular. Nuruha ebyazu, yani nuru beyazdır. Huzuru rabıtasında gözünü yumunca, nur açılırsa, beyazdır, berraktır, hem açıktır, sıfatı’l-mutmainne nişanı Hakk’a kalbi kınmıştır. El cudü vettevekkül, yani cudü cömertten daha ziyade cömert olur. Rızk için Allah’a tevekkülde olur. Velhilmü vel ibadetü, yani kötülüğe karşı yumuşak olur ve ibadetini de artırır. Veşşükrü, yani Hakk’ın inam ve ihsanına ve vergisine şaşar, şükür eder. Verrıza, yani Hakk’ın verdiği kazalara razı olur ve belalara sabır eder. Veşşefkat, yani halkın hepsini sever kendi gibi eyleyip, kimseyi azapta olmasını istemez. Herkesin bütün kötülüklerden kurtulmasını Allah’ı bilip, Allah’a yönelmesini ister.

İşte bu nefsi mutmainne kavmine Hak Teâlâ sabigun niçun dedi? Onun için dedi kim bunlar nefsi mülhime mertebesinde eyleşmediler, ileri mutmainneye gayretle azim ettiler. Dünyaya itibar edip, aldanmadılar ve ahiret nimetlerine de dayanmamışlar. Allah’tan gayrileriyle meşgul olup, güvenmemişler. Hali hayatlarında iken nefislerini yaramaz huy ve ahlaklardan ve nefsin Ahlakı zemime sıfatlarından arıtırlar, gönüllerini dünya ve ahiret muradlarından bir uğurdan götürüp, Allah muhabbetini gönülleri levhine yazdılar. Gayri arzuların hepsini kalpten söküp, kazıdılar. Mutmainne nefsi ile karar tuttular.

Vücutlarına nefislerinin arzu ettiği zevklerini ve hoşluklarına ve arzu ettiğini arzularını kesip, nefislerine göstermediler. Ve dünya muhabbetlerine ve dünya lezzetlerini nefislerine haram ettiler ve hayvani sıfatlarla sıfatlanmadılar ve ana niyeti olan benliklerden kendilerini sildiler, süpürdüler ve canlar aynası olan kalbi istiğfar, korkusu ile ve zikrullah nuru ile kalp aynalarını bütün arzu lekelerini silip, safi kıldılar. Dost cemalinin müşahedesine müstağrak oldular. O şarabi la yezali den datlı datlı içip, mesti hayran olup, âlemde yürüdüler. İşte bunlar nefsi ile şeytan ile cihada başlayıp, cehdi gayretle azimle, yılmadan nefsi emmarelikten ve levvamelikten ve mulhimelikten, mutmainnelik makamına vardı. İşte Cenab-ı Hakk’ın bu makamda o kuluna hitap etmesi vardı. Ayet: (Fecr suresi ayet–27–30)

يَآ اَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُۗ ﴿﴾ اِرْجِع۪يٓ اِلٰى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةًۚ ﴿﴾ فَادْخُل۪ي ف۪ي عِبَاد۪يۙ ﴿﴾  وَادْخُل۪ي جَنَّت۪ي

 Yani, “ne vakit ki ircii hitabı nefsi mutmainneye gele, yani hitabı seri gele, denile ki ey nefsini mutmainneye ulaştıran kulum. Ey Benim rızamla, benim zikrimle ve ibadetimle karar tutmuş nefis ve ey gönlü cemii muradtan ve arzulardan kesilmiş, bende karar tutmuş nefis ve ey zahiri benim sevdiğim güzel huylara bezenmiş nefis! Gel Rabbine gel. Muradı maksadın hâsıl oldu. Gel, Biz seni didar nuru ile müşerref ve müzeyyen eyleyelim” denilir.

Hitabı Rabbani nefsi mutmainneye gelir, böyle denilir. İşte belli oldu ki, talip Cenab-ı Hazrete çağrıldı. İşte şimdi insan oldu. Evet, mürşid izni ile bu mutmainne zikri Hak, Hak, Hak esmasıdır, yani zikri Hak, Hak demek olur.

 

Bi Hamdulillah ki bu can erdi Hakk’a

Zahi minnet ki hicran erdi Hakk’a

Nice dağlar aşıp erişti geldi

Bugün bu ruhu sultan erdi Hakk’a

 

                      Muhammed Mustafa devranı geldi

                      Ne hoş devran bu devran erdi Hakk’a

                      Nice âlemleri ettim temaşa

                      Hidayet oldu seyran oldu Hakk’a

 

Bu nefsi mülhime cezbeye yetti

Gelip sermes et hayran erdi Hakk’a

Bu narı aşka kim yandı yakıldı

Bulup derdine derman erdi Hakk’a

 

                Dilerdi vuslet dildarı herdem

                Ederken bülbülü efkan erdi Hakk’a

                Misafir gibiydi can bedende

                Saadet buldu mihman erdi Hakk’a

 

Gönül mülkindeki şol kara daşlar

Olup lali ile mercan erdi Hakk’a

Gönül mülkini Seyfi eyledim pak

Hele bu gasıra iyvan erdi Hakk’a

 

İşte bu nefsi mutmainnenin sıfatlarını kemali ile tekmilden sonra beşinci mertebe daire-i nefsi raziyedir. Mürşid izni ile bununda zikri Hayyu esma-i şerifidir. Hay ismi şerifine devam eder, mertebe sıfatları beyan olur. İşte sıfatlar, mertebeleri İhlâs, malayani, gereksiz kelamları terk etmiştir. Allah’ı zikir ve fikir zühdü (Yani dünya muhabbetinden ve ehli dünyadan sakıncalı olup, vera sahibi olur.) Vera demek bütün zahirde ve kalbe gelen bütün şüphelilerden çok sakıncalı olur. Keramet çok müşkül durumda bizzat Allah’ın ilhamı ve rızası ve izin vermesi ile olabilir. Kendi arzu isteği ile yaparsa çok büyük tehlikelere düşer. Allah’ın istediği doğru istikametten ayrılır. Çünkü hadis-i şerifte:

مُهْلِكُ الْاَنْبِيٰٓاءِ كَتْمُ الْمُعْجِذَاتْ مُهْلِكُ الْاَوْلِيٰٓاءِ اِظْهَارُ الْكَرَامَتْ

 Yani, Peygamberlerin mucizatlarını gizlerler ise helakliğe sebep olur. Evliyalarda kendileri arzusu ile gösterdiği keramette onların helakliğine sebep olur.

Şimdi konumuz nefs-i raziye idi. Halleri Hakk’tan gelen belalarına kazalarına sabır edip, razı olur. Seyriha Fillah, yani seyri Hakk’ta olur. Zikri zuhur eder, yani mürşid izni ile zikri Hayyu, Hayyu, Hayyu, yani Hay ismine devam eder. Alemuhel Lâhut,yani Âlemi lâhutu anlar, bilir, seyri açılır. Mahali esrar, yani esrarı ilahilere varır ki, akıl ermez olur. Halu hel fenai, yani halı fenaya varır. Fenayı fillah zuhur eder. Hakk’ta fani olur. Leyse lehe varidatun, yani onun için hiç istek, arzu kalmaz. Muradı hâsıl oldu. Nuruha Ahdaru Esvad, yani nur açılır, görülürse, nuru yeşildir, gayet koyu yeşildir, çok güzeldir. Sıfatı Raziye nişanı Hakk'tan gelen belasına kazasına razı olur. El zuhdü vel ihlâs, yani dünya malından sevgisinden kazancından elini kalbini çeker, sıdkı hulis ile kendini ibadete verir. Elverau ve Tereku ve İlle, yani dünya malından zevki ve kazancından elini çeker denildi. Bu hala bu mertebeye gelen kimsenin Cenab-ı Hak onun rızkını kolaylık ile nerede olursa verir, vera denilen bütün şüphelilerden sakınır, vera ile sükût eder, dünya sözlerine lüzumsuz sözlere sukut eder, fakat Hak sözü olunca, çok söyler. Mincemiil Eşyai Velvefai, Yani cümle şeye faydalı olup, hakikati eşyayı bilir. Velgurbeti, yani dünya bütün kendinin olsa da yine kendini dünyada garip bilir. Vel Merhametü, Yani o kadar merhametli olur ki halkı için kendi canını feda eder.

Evliyanın nefislerinden altıncı nefis nefsi Marziye’dir. Nefsi Marziyye, Şu bir nefistir ki, ondan Cenab-ı Hak Teâlâ razı olduğu gibi oda Hak Teâlâ’dan razı olur. Bu nefsi arifanın nefisleridir, buyrulmuştur. Marziyyenin Sıfatları (Mertebeleri)şunlardır: Terki Masivaullah, yani dünya ve muhabbetini terk etmiştir ve lutfi Bihalkıllah, yani halka çok büyük ihsanlar, şefkatler, lütuflar eder, Vel Tagerreballah, yani Allah’a yakin olur. Ve't-Tefekkürü Fi Mesnuatillah Teâlâ, yani Allahu Teâlâ’nın halk ettiklerine bakar, tefekkür eder, Ve'r-rızai Bima Kasemallahi Teâlâ, yani kendi Allah’tan razı olduğuna Allah’a kasem eder ve ma'rifetullahi Teâlâ Hakk’a ma'rifete, yani Hakk’ı ma'rifetle anlar. Cenab-ı Hakk’ı kendinden razı olmuş olur. Seyriha Anillah, yani seyri Hakk’tandır.

 Bu makamda zikiri Kayyumun ismine devam eder. Kayyum demek zuhur eder. Kayyum âlemi şahadettir. Burada Şeriatı Muhammediye’nin aslı bilinir. Farktır. Mahalli Hafiye varır, türlü türlü haller olur. Halihal Hayrat Yani Hali Hayrata varır. Şaşar kalır. Hayrete düşer. Variduhe’ş-Şeriat, yani onun daima isteği şeriatı hakkıyla icra etmek olur. Şeriatın ne olduğunu burada bilinir, Farkı Muhammediye derler.

Nuruha esvedu, yani göz kapanırsa, gözünü yumduğu zaman, nur açılıp görünürse, siyahtır, karadır, gayet güzeldir. Sevadı azam budur. Cenab-ı Hakk’ta bundan razı olmuş olur. Hüsnü Hulk ve Terkimasivaullah, yani güzel ahlaklı olur, Hakk’tan gayri her neler var ise, cümlesini terk eder. Vellutfi Bil Halkı Litegarrebu ilallah. Yani Allah’a yakın olmak için halka beleş hasbeten lillah büyük lütuflar eder. Halka çok lütuf eder. Kendini unutur, Cenab-ı Hakk’ın büyüklüğünü düşünürde, hayrete düşer kalır ve't-tefekkürü fi Azametillahi Teâlâ, yani daima Allah’ın büyüklüğünü düşünür, derinden tefekkür eder. Vel uzlet, yani halktan gizlenip, evinde Hakk’la bulunur. Vel Fakru, yani iki dünyadan hiçbir şeyi istemez. Gönlünde hiçbir şey koymaz, siler süpürür.

 Nefsi Safiye Dairesi: Şeyhi kâmil salike buradan Kahhar ismi şerifini talim edip, Allah’ın yardımı ile geçirmek gerektir.Nefsi Safiye: Yani, her şeyden temiz safi olmuş kimse olur. Seyriha billah, seyri billah ile olur. Zikri Kahhar, Kahhar, Kahhar. Alemi vahdet, birlik alemidir. Orada şaşar, hayrete düşer. Bilmez, mahali ahfeye geçer. Buralar kaleme gelmez.Haluhel Beka: Hakk’la baki bulur. Variduha cemii ma zekere bunun isteği ve arzusu hep bu söylenenlerin hepsi olur. Yani şeriatı, tarikatı, marifeti, hakikati ister. Şeyhlik makamıdır. Nuruha Leyse Lehu Levnu Durru Beyza budur, görünen nurunun rengi yoktur. Fakat beyzadır demişler. Bak yukarı kitaba.

Safiye kâmiledir. Cemii mazekere minessıfatil haseneti, bu cümle söylenen sıfatların hepsi bunda vardır. Hatta bilmeyenler levvamede zannederler. Vallahu a'lem, yani hakikati işini daha ziyade ancak Allahu Teâlâ bilir, ötesinideVelhayrat Hayrattır.

Burası her nefsin rüyalarını bildirir. Birinci nefsi emmarenin rüyası şunları görür. Hınzır (domuz) görmek, haram olanlardan sakınmamaya işarettir. Kelp (köpek) görmek, öfkeye işarettir. Fil görmek, ucuba yani kendini çok beğenmeye işarettir. Akrep görmek dilini acı söze kullanmaya işarettir. Yılan görmek acı söze işarettir. Fare görmek nefse uyup, suçunu Allah görürken kendi de suçunu insanlardan gizlemek sıfatıdır. Bit ve pire mekruh olanları işlemeye ve musibete, belaya işarettir. Böcek sıkıntıya işarettir. Eşek görmek faydasız işe işarettir ve çok ziyade şehveti nesaniyeye tabi olmaya işarettir. Duvar ve mezbaha zibil görmek, dünyaya meyli muhabbetinin ziyade olmasının işaretidir. İçki görmek, harama işarettir. Ot görmek kaygıya işarettir. Afyon, tütün görmek, bir acı yaramaz, can sıkan işlere işarettir. İşte bunlar nefsi emmarenin işaretidir. Riyazet ile (Yani Riyazet, az yemek, az uyumak, gereksiz şeylere, sözlere dilini kapatmak bunlarla nefsini terbiye yapmak) ihlâs ile zikri Esmasına devam edilir ise ileri geçer inşaallahu Teâlâ.

 Nefsi Levvame: Rüyası gelir; siyah adam görmek, bir ayıp işe işarettir. Dilsiz, ahraz, sarhoş görmek, aşkı mecaziye şehvetinin aşkına işarettir. Gülmek ibadeti terk etmeye işarettir. Dellal görmek yalan söylemeye işarettir. Kasap görmek kasavete, sarbe, kalbin katılaşmasına işarettir. Şaşılık görmek, şaşkınlığa bunları rüyada görmek bunlara işarettir. La ilahe illallah zikrini çok çok huzuru kalp ile devam eder ise, bunları geçer inşaallahu Teâlâ, levvameye varır. İkinci nefsiLevvamenin Rüyası: şunlardır: Ev, dükkân, cami görmek, Levvamenin rüyası kalbin rahatlığına sükûnetine işarettir. Koyun görmek, helal mala işarettir. Sığır görmek insana fayda işaretidir. Deve görmek cefaya tahammül etmek işaretidir. Balık görmek helal kazanca işarettir. Şeker ve bal gibileri görmek ahlakı hamidiyeye işarettir. Yani güzel ahlaka işarettir. Meyve ve ip görmek nefsin tabiatıdır. Bu işaretlerde ihlâslı Esmasına ve zikrine devam eder ise, ileri geçer. Devam etmelidir. İzni mürşit ile eder.

 Üçüncü nefsi Mülhime Rüyasıdır: Kâfirlik görmek, dinin noksanlığına işarettir. Ehli dalalet görmek, dalalete şaşkınlığa işarettir. Yani Hak yolunda şaşkınlığa işarettir. Kadınlık görmek akil noksanlığına işarettir. Kızıl başlık görmek mezhep noksanının işaretidir. Sakalının noksanını görmek, musibete belaya işarettir. Şahadeti saklamak, Hak sözünü gizlemek işaretidir. Sağırlık görmek, Hak sözünü işitmezliğe, yani şeriatta işitmezliğe işarettir. Topallık görmek, hakta iddia eder, amelde etmezliğe işaret eder. İzini mürşit ile zikri esmasına devam eder. Her nefsin çekeceği zikri esmasını ileride yazılır inşaallah. İşte insan kendini böyle olmuş, bu hallerde görür ise, hep bunlara işarettir. Tevbe istiğfar ile çalışmak ile kurtulur, inşaallahu Teâlâ.

 Dördüncü Nefsi Mutmainne: Rüyası şunlardır: Kur’an okumayı görmek, kalbin sefasına işarettir. Ayetin manasına göre tabir olur. İrşadı nefsi ve latiftir ve efkârı Hakk’a ve hayrata işarettir. Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellemi görmek, padişah ve ulema görmek, iman İslam din kuvvetine işarettir. Kâbe ve Medine görmek, kalp temizliğine işarettir. Camiler mescitler görmek ilim temizliğine ve kalp temizliğine işarettir. Tüfek, mancınık, hançer, dövüşmek görmek ve hücumlar karşısında bulunmak, bunları görmek, bunların hepsi vesve-i şeytandandır. Bunlardan halas olmak için izini mürşitle verilen zikri esmasına devam etmekle geçilir inşaallahu Teâlâ.

Beşinci Nefsi Raziye Rüyasıdır: Huri, burak, cennet, hulle görmek, aklı kâmile tamam tagarrubi ilallah delalet eder, yani Allah’a yakın olmuş aklı kâmile sahip olmasına delalet, işaret eder. Güneş, ay görmek marifi billahda husuli murada, yani Hakk’ı anlamak ve muradına ermeye işaret, Delalet eder, zikri esmasına devam eder, mürşid izni ile.

 Altıncı Nefsi Marziye Rüyası: Esseb'i semavati yedi gökler, ay güneş, yıldız, gök gürlemesi, şimşek, nurlar hepsi nefsi marziyeye işarettir. Mürşid izni ile esmasına devam eder.

 Yedinci Nefsi Kamile Rüyası: Esmasına mürşit izni ile devam eder. Rüyası şunlardır; Yağmur, kar, soğuklar, nehirler, pınarlar, kuyular, denizler görmek bunların hepsi sülukunun açılmasına işaret ve delalet eder. Müracaatla esmasına izni mürşid ile devam eder. Yani rüyadaki işaretler zuhurunda edilir.

Şimdi iyice malum olsun ki, bir mürid tarikatta olup, şeyhinin huzurunda süluka girer ise, işte onun rüyası böyle tabir olunur. Başka kimseler bu rüyayı görseler, onlarında haline göre tabir olunur. Şimdi de yedi esmanın çekme, adet ve usulünü Şeyhimiz Bilal Baba Hazretlerinin bir şekilde izahatı şöyledir; Bir nefsi emmaredeki olan kimsenin çekecek esması zikri La ilahe illallah adet veriyor. Yetmiş binden yüz bine kadar çekilir. Her bir ferde her gece için iki binden yedi bine kadar verilir. Okuyan bu dua ile niyet eder. Dua şudur:

اَللّٰهُمَّ اِنّ۪ى اَشْتَر۪ى مِنْ نَفْسِيَ الْاَمَّارَتِ اُورْبِ هٰذِهِ دُوهُورَ سَبْع۪ينَ اَلْفًا تَقَبَّلْ مِنّ۪ى بِرَحْمَتِكَ يَااَرْحَمَ الرَّ حِم۪ينَ *

شَارْتِ كِجَه اِسِّزْ سِرِّنِى صَاقْلاَرْ حَالِينِى حِفْزْ اِيدَرْ مُو حَللَّر۪ينَه دِقَّاتْ اَدَرْ اِخْلاَصْدَه مُوحَقَّقْ لَازِمْدِرْ

Şartı; gece ıssız zuhur eden sırrını saklar. Hâlini hıfz eder, muhallerine dikkat eder. İhlâs da muhakkak lazımdır. Gündüz de yine kendisi duyacak kadar La ilahe illallah zikrine devam eder. Nefsi emmarede huzur ve rabıtaya oturunca, gözünü yumunca, nur görünürse, mavi boz kül renginde olur. İlk defa zikir dilde olur, dilde devam olursa gönüle iner, fuat derler.

 İki nefsi levvame, bunun zikiri esması Allah, Allah, Allah’tır. Adeti altmış binden elli bine kadar verilir ve her geceye altı binden on beş bine kadar verilir. Başlarken bu duayı okur başlar. Euzu besmele ile başlar, dua şudur:

 

بِسْـــــمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

يَا اَللّٰهُ يَا اَللّٰهُ يَا اَللّٰهُ دُلَّن۪ى بِكَ عَلَيْكَ وَارْزُقْنِى الثَّبَاتَ عِنْدَ وُجُودِكَ حَتّٰى اَكُونَ مُتَاَدِّبًا بِه۪ بَيْنَ يَدَيْكَ يَااَللّٰهُ يَا اَللّٰهُ يَا اَللّٰهُ إِلٰه۪ى بِعَظَمَتِكَ وَجَلَالِكَ اَرْزُقْن۪ى حُبَّكَ يَااَللّٰهُ يَا اَللّٰهُ يَا اَللّٰهُ  اَللّٰهُمَّ اجْعَلْ قَلْبَ عَبْدِكَ الضَّع۪يفْ مَظْهَرًا لِذَاتِكَ وَمَنْبَعًا لِآيَاتِكَ يَااَللّٰهُ يَا اَللّٰهُ يَا اَللّٰهُ

Duası: “Bismillahirrahmanirrahim,

Yâ Allâhu yâ Allâhu yâ Allâhu dülleni bike aleyke verzukni’s-ebâte ınde vücûdike hatte ekûne müte eddiben bihi beyne yedeyke yâ Allâhu yâ Allâhu yâ Allâhu ilâhi bi azametike ve celâlike erzukni hubbeke yâ Allâhu yâ Allâhu yâ Allâhu Allâhümmec’al kalbe abdike’d-daiyf mazharan lizâtike ve menbean li âyâtike yâ Allâhu yâ Allâhu yâ Allâhu” mürşidin izniyle çekilir.      

Bu esma zikrini her ferdin iktidarına göre verilir. Levvamede eğer gözünü kapatınca, nur görünürse, sarı renkte olur. Ağlar ise gözünün yaşı ağzına gelir ise, soğuk tuzlu olur. Zikre devam olursa, dilden gönüle iner, fuat derler. Burada bir aşka düşer. Söylemekler, gümrenmekler, inilti ile zikir eder devam edilir ise, mülhimeye geçer.

Mülhimede huzur rabıtaya oturunca gözünü yumunca nur görünürse kırmızı renkte olur. Zikrin üçüncü mahalli kalbe iner ağlar ise gözyaşı ağzına gelir ise soğukluk tuzluluk kalmaz ılık olur. Zikri esması Hu, Hu, Hu olur. Adeti elli binden yetmiş bine kadar verilir. Bu da her ferdin iktidarına göre verilir. Yine gece iktidarına göre verilir. Gündüzleri de o zikri esması ile meşgul olunur.

Dört, nefsi mutmainne, bunun nuru da görülürse, beyaz renktedir. Zikri esması bunun Hak, Hak, Hak’tır. Buna devam eder, adeti 40 binden 60 bine kadardır. Bu esma da iktidarına göre verilir. Bunun zikrinin mahali senavberi, yani zikir kalbe geçer, kalpte sızlamalar, çarpınmalar hareketler olur. İlham kapısı açılır.

 Beşincisi Nefsi Raziyedir. Bunun da zikri esması Hayyu, Hayyu, Hayyu olur. Adeti otuz bin ile elli bine kadar iktidarına göre verilir. Görünen nuru yeşildir. Gayet koyu yeşildir. Zikrin mahali lübtür. Lüb, yani sağ börktedir.

Altıncısı nefsi marziyedir. Çekecek zikri esması Kayyum olur. Adeti yirmi binden kırk bine kadar. Bu da gecesinde iktidarına göre verilir. Gündüzü de o esma zikri ile meşgul olur. Burada beyanatı bu altı esmanın okunmasına müsaade buyrulmuştur. Nefsi marziyenin görünen nuru siyahtır. Gayet güzeldir. Yedincisi Nefsi safiyedir. Nuru Dürru Beyza budur. Nurunun rengi yoktur. Zikri esması Kahharu, Kahharu, Kahharu’dur.

 Bu yazdığım beyanatları Bilal Baba Hazretlerinin İstanbul’da bir ihvana bu esmaları çekmesine izin vermiştir. Yalnız altı esmayı yazıp, mektupla göndermiştir. Çekmesine de müsaade etmiştir. O ihvan çekmiş, o ihvandan da başka bir Hacı Osman isminde bir adam o mektubun suretini yazıp almıştır. O tarife üzere o da çekmiş, ben de fayda gördüm dedi. O adamdan da mektubun suretini biz aldık, biz de çektik, biz de fayda gördük.

 Yalnız o mektupta nefsi safiye yok idi. Nefsi safiyeyi biz Şeyhimiz Bilal Baba Hazretlerinin yazmış olduğu, Zuhuratı Geylani kitabından nefsi safiyeyi o ve esmasını ondan yazdık. Bu konu ki her iki beyanatlarda Şeyhimiz Bilal Baba Hazretlerinin beyanatıdır. Yine verilen izahatları, esmaları çekerken sesini yalnız kendi işitecek kadar kalbe vurur. Her esmayı çektikçe, geceleri iktidarınca çeker. Gündüzü de onunla meşgul olur. Çekilen esmalar başından geçen bir mürşidi kâmilin tarifi ile olur ise daha iyi olur. Yemesi, içmesi kifayet miktarı, abdesti yerinde, pirine, mürşidine kalben teveccühünü tam bağlı olmakla olabilir.

Yine Şeyhimiz Bilal Baba Hazretlerinin bu konularda izahatları ve tariflerini yazıyoruz. Bu yedi mertebe nefsin yedi esması vardır. Başka kitabımızda yazılıyor. Bunları kimse kendi kendine yapamaz. Başka usulleri de vardır, sakınmalıdır. Yani, yüz bin, doksan bin, seksen bin, yetmiş bin, altmış bin, elli bin, kırk bin, böylece birinden o birine işaretleri zuhur edinceye kadar çalışır. O birine işaretler görülünce, geçer ama mürşidsiz olmaz. Bunların hepsi on üç esmadır.

 Fakat bizim asıl usulümüz La ilahe illallah zikrine huzuru kalp ile devam ile bazı haller zuhurunda Allah, Allah, Allah demek kendine kolay tat verir. O zamana kadar gece gündüz aleddevam La ilahe illallah deyip, sonra o halde artık Allah demeye gece gündüz devam eder. Sonra bu hal ilerler ise, Hu, Hu, Hu demek ona hoş gelir. Zevk alır ve zuhuratları, işaretleri bu şekilde görülür. O zaman gece gündüz Hu ismine devam eder. Sayı ve hesap yoktur. Yalnız dersi ne ise, o dersini okur. Sonra kendine işaret olan isme devam eder.

 Daha iyi açıklanmasını isterse abdest alıp iki rekât namaz kılar, niyetini alır ki bu esma çekme zikrini şeyhim tarafından bana işaret olsun der. Artık kendi bulunduğu halde çalışıp beş on gün sonra yahut ziyade ile eksik her ne ise şeyhı tarafından Cenab-ı Hak kendine işaret gösterir ise hepsini gösteren yapan Allah’tır. Fakat araya sebep koyar da öyle yapar. Belki şeyhın haberi bile olmadan Cenab-ı Hak şeyhının suretinden yapar. Allahu Teâlâ cümlemize muin olsun, âmin! Sakın kardeşlerim, bu temsile bakıp ta alçak görmeyiniz. Çünkü Allahu Teâlâ Kur’an-ı Kerim’inde buyuruyor ki Ayet: (Bakara suresi ayet–26)

اِنَّ اللّٰهَ لَا يَسْتَحْي۪ٓ اَنْ يَضْرِبَ مَثَلًا مَا بَعُوضَةً

Buyuruyor. Manası, Allahu âlem şöyledir ki; Yahudiler geldiler, Allah kitabında sinek kanadı filan demekle temsil getirmekten ne anlaşılır, faydasız sözlerdir, dediler. Bunun için Cenab-ı Hakk’ta buyurdu ki; “Biz Hakkı ve hakikati aşikâre etmek için sinek ile daha başka şeyler ile temsil getirmekten hayâ etmeyiz” diye buyurdu.

Her ne şeyler olur ise olsun, hakikati anlatman için misal ile güzel anlaşılır amelde insanın niyetine bağlıdır. Niyet ne kadar halis olursa, iman selamette olur. Bizde hakkı hakikati anlatmak için hayâ etmeyiz. Niyetimiz halistir. Hemen Rabbim Teâlâ hatamızı sevap olarak kabul eylesin. Bizleri bu ilim ile amil olanlardan eyleyip, cümlemizi bu ilme aşina eylesin, âmin! Ayet: (Enfal Suresi ayet: 47; Fussilet Suresi ayet: 54)

يَا مُح۪يطُ *

وَاللّٰهُ بِمَا يَعْمَلُونَ مُح۪يطٌ ﴿﴾ اِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُح۪يطٌ

  Manası, Allah'u Teâlâ ve tekaddesin bu ismi şerifi cümle âlemleri, her şeyleri ihata ve muhafaza ve âlim olan Allah'u Teâlâ’dır.

 İşte karşıda görünen âlemlerin hepsi on sekiz bin âlem onun yanında biz kendi kalbimiz bize ne kadar yakın bilmesi kolay, kalbimiz içerimizde bize ne kadar yakındır Allah'u Teâlâ’ya. Bu âlemlerin ve içinde olanların cümlesi daha ondan yakındır. Allah'u Teâlâ’nın kudreti, ilmi, her cihetle bu âlemleri kaplamıştır.

Bu görünen âlemler altlı, üstlü, hep onun avucunun içindedir. Büyüklüğünü ona göre kıyas etsek hiç kıyasa gelmez. Müslüman’ın, mü’minin en hası, O’nu kendine daima çok yakın bilip ona göre hareket edendir. Bir kutunun içine karıncaları koysalar, avucunun ortasına alsalar, koynuna koysalar, karıncalara sorsalar, siz bizim neremizdesiniz, deseler. Onlar; sizdeyiz, demekten başka bilemezler. Onun gibi bizde Hakk’tayız.

Şu misali de örnek verelim: İnsanın gölgesi vücududur. Vücud olmasa, gölge olmaz. Vücudta ruhun gölgesidir. Ruh olmazsa vücutta olmaz. Ruh da Cenab-ı Allah’ın sırrıdır. O olmazsa ruh olmaz. Hak bizde değildir. Yani biz kuluz, yaratılan mahlûkuz. O Halık’tır. O bizi halk eden Rabb’imizdir. Bizi istediği gibi kullanır, kimse karışamaz, kul Hak olamaz. Bazı zındıkların yanlış itikadı vardır. Orada kul Hak olur derler. Balığın denizde olduğu gibidirler. Deniz balıkta değildir. Balık denizdedir.

 Yani, batıl itikatta olanlar, batıl inançları derler ki Kul Hakk’a vasıl olunca arada bir şey kalmaz. Kul da Hak olur derler. Hâşâ kul Hak olamaz. Ve lakin Cenab-ı Hakk’ın tecelli-i nurunda kul fani olurda o anda kendini kendi vücudunu göremez olur. Bir demircinin demiri çok kızgın kuvvetli bir ateşin içine demir koyunca ateşin sıcağı demire vururken vururken demirde o anda kıpkırmızı ateş gibi görünür. Sonra ateşten çıkınca bir müddet sonra soğuyunca yine demir demirdir, ateşte ateştir. O zaman belli oldu ki demir ayrıdır ateş ayrıdır.

 İşte bu tecelli hali de Cenab-ı Hakk’ın muradına bağlıdır. Cenab-ı Hak mülhime ve mutmainne mertebesine yetişen kimselere kalpleri gayri arzulardan ve ahlakı zemimelerden arınmış olan bir kalbe sıfatı ile tecelli etmesi vardır. İşte o zaman kul Hakk’ın tecelliyetinde demirin ateşte ki demir gibi olduğu gibi, o tecelli esnasında, kul Hakk’ın tecelliyeti nurunda fani olur. Kendiliğinden fani olur, gider. Ne zamana kadar, tecelliyetin üzerinden gidince demirin ateşten çıkıp soğuyunca demir ayrı ateş ayrı olur.

Bu tecelli hali de Cenab-ı Hakk’ın muradına bağlıdır. Bir saat tecellide kalanlar olabilir veya daha üç gün veya on beş gün, daha çok zaman veyahut az zaman, Allah’ın muradı ile olur. Bir kula Cenab-ı Hakk’ın tecelli-i esmasından sonra tecelli sıfatında tecelli-i ilahiler gelince, Hakk’a vasıl olur. O zaman kendini bulamaz, sonra daha azalır, ilmi kalır. Beyazıd-ı Bestami’de bu halde bazı altı ay devam etmiştir. Aklı başındadır. Fakat kendi yok, Hakk’ı var görür, çok sürmez, kendini geri bulur. Hak kimdir, kul kimdir fark eder. Bu da bu halde altı ayda bir yahut senede birkaç defa olur. Her zaman olmaz. Eğer her zaman olur ise, Rahmani değildir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bile bazen olurdu.

 


[1] Münavi Feyzü’l-Kadir, c. 5, s. 510 (Mısır).

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>