canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

PEYGAMBERİMİZİN sallallahu aleyhi vesellemin HASSALARI - (İzharu'l-Fedaili Nebiyyina Muhammedin Sallallahu Teala aleyhi Vesellem)

PEYGAMBERİMİZİN sallallahu aleyhi vesellemin HASSALARI

 

 (Yasin suresi 1)

يٰسٓ

Yasin, Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin ismidir. Ya seyyidel evveline vel ahirin, ya seyyidül beşer.Yani, ey evvelin ve ahirinin seyyidi, ulusu, efendisi. Ey insanlığın efendisi sallallahu aleyhi vesellem demektir.[1]

(Yasin suresi 1–3)

 

يٰسٓ ﴿﴾ وَالْقُرْاٰنِ الْحَك۪يمِۙ ﴿﴾ اِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۙ ﴿﴾ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍۜ ﴿﴾

Yani, “ya Ekremer Rasul, envai hikmeti mutazammın olan Kur’an’a yemin ederim ki, Sen doğru tarik üzere irsal olunan Rasullerdensin.”

Yani, ey insan-ı kâmil, ey evvelin ve ahirinin seyyidi-ulusu-efendisi, ey insanların seyyidi-efendisi her ayeti ve kelimesi yüzlerce hikmet ve menfaat üzere şamil olan Kur’an’a kasem ederim ki Sen muhakkak kullarımızı irşad için gönderdiğimiz Rasullerimizdensin.

Necm suresi 1 ve 2. Ayet-i Kerimeler:

وَالنَّجْمِ اِذَا هَوٰىۙ ﴿﴾ مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوٰىۚ ﴿﴾

Yani, “yemin ederim ki sizin sahibiniz Muhammed aleyhisselam, tarik-ı hidayetten şaşmadı ve cahil olup, azmadı.”

 

 

Necm suresi 3 ve 4. Ayet-i Kerimeler:

وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوٰىۜ ﴿﴾ اِنْ هُوَ اِلَّا وَحْيٌ يُوحٰىۙ

Yani, “yemin ederim ki, sizin Resulünüz kendi arzu ve emeline muvafık batıl söz söylemez. O’nun söylediği taraf-ı ilahiden vahyolunan şeydir. Onun söylediği sözler kendi tarafından icad olunmuş değildir. Her ne söylerse, söylediği söz vahiydir.”

Aynı sure ayet 16 ve 17:

اِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشٰىۙ ﴿﴾ مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغٰى

Bu ayet-i celile o makam-ı kudside Rasulullah’ın kemal-i tazim ve edeple göreceği şeyi gördüğüne delalet eder. Zira akıllar müşahedesinde hayran olan nur-u izzeti gördüğünde kemal-i edeple nazarında sebat edip, metanetini gayb etmediğini ve ğaşyan gelip, nazarını kesmediğini beyan etmiştir.

Hâlbuki nur-i ilahinin dağ üzerinde zuhur etmesiyle Hazret-i Musa’ya ğaşyan gelip secdeye kapandığı ve o esnada nazarını kestiği diğer ayette bildirilmiş ve Rasulullah’a ise böyle bir hal arız olmadığını bu ayet beyan etmiştir.

Binaenaleyh leyle-i miracta Rasulullah gördüğünü tamamıyla görüp noksan olmadığına ve her ne haber verdi ise hepsi doğru olduğuna bu ayet delalet etmiştir.

Bu ayetin nüzul sebebi, Peygamber efendimiz sallalahu aleyhi vesellem miractan gelince miractaki olan hal-ahvalları ve gördüklerini, Rabb’ısı ile doksan bin kelam konuştuklarını ve cenneti, cehennemi tamamen gezdiklerini, yeryüzüne geldim yatağımı yine kızgın buldum demelerini kâfirler, münafıklar ganimet bilip toplandılar. “Gelin hele ebu Talib’in yetimi Muhammed dinleyin neler söylüyor. Akıldan hariç hallar, vasıflar beyan ediyor. Akıl şuurunu yitirmiş kaybetmiş. Gelin bakınız” diye şamatalar yaparak iki ellerini biribirlerine vurarak şapalaklar çaldılar.

Bu küfrün üzerine bu inkârcılara Cenab-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri vennecmi suresini inzal edip “ey müşrikler, Habibim Muhammed Mustafa sallalahu aleyhi vesellem habibim aklını şuurunu kat’iyyen kaybetmedi. O’nun ağzından neler çıktı ne söyledi ise hepisini kendi kafasından uydurmuş bir kelam değildir. Neler konuştu ise hepsi bizim tarafımızdan vahyi ilahidir. Kendi kafasından bir yanlış kelam konuşmadı.”

Cenab-ı Hak bu ayette Habibinin mi’racını ve mi’racta neler görüp neler söylediğini tasdik edince dinsiz müşriklerin, münafıkların dilleri içlerine çekildi. Necm suresi, ayet 18:

لَقَدْ رَاٰى مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرٰى

Yani, “zat-ı ulûhiyetime yemin ederim ki Muhammed aleyhisselam muhakkak Rabb’isinin büyük alametlerini, ayetlerini gördü.”

Acaib ve garaibden her ne haber verdi ise hepsi doğrudur. Yani, leyle-i miraçta Muhammed aleyhisselamın gözü başka tarafa bakıp şaşmadı ve hayret edip etrafına bakıp dalmadı. Yemin ederim ki Rabbisinin ayetlerinin büyüklerini gördü ve ümmetine birçoklarını haber verdi ve her ne haber verdi ise doğrudur.

  Bu konulara uygun ibret almamız için Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in mübarek sözlerinden yazıyoruz.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e kısadan semalarda cenneti ala gelip acayipler garaipler gösterildiği halda, melekler tarafından gösterilip bak Ya Muhammed derlerdi. Hiçbir tanesine iltifat etmedi. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem dostunun yolunda istikametinden ayrılmayınca dediler ki:

Bu gösterilenlere iltifat edip bakmadın Ya Muhammed, neye bakar neye nazar edersin? Deyince buyurdu ki:

Bu gösterilenleri yaratanın cemaline ve lütfunun kemaline bakar nazar ederim ki beni bir nutfe iken terbiye ile alaka etti. Alaka iken cenin etti. Veled iken hamid etti. Yetim iken azim etti. Garip iken beni Habib etti. Fakir iken beni gani zengin etti. Muhtaç iken sahibi Mi’rac etti. Ümmü iken beni arif etti. İbni Abdullah iken Muhammedün Rasulullah etti. Bugün bu ihsanları bana münasip reva gördü. Daha yarın kıyamet günü yevmi legadır. Yani kavuşma günüdür. Kevser ırmağını bana müyesser kılıp elime şefaat âlemini verip işf’a teşf’a nidası ile arasayı arasatı memlû edip, “velesevfe yu’tîke rabbüke feterdâ” nidası ile müşerref ve muteannim eyleyip mutebiat edenleri cehennemden halas ederim. Maksatı ala ve menzili aksaya eriştiririm. Böyle bir ikramı lütfu şefkatı bol kendisinde bu şefkat ihsanlar ikramlar mevcut olan Yüce Rabb’ım dururken başkalarını sevip meyil edip eğleşmem reva mıdır[2] cevabı verildi.

         Rabb’ısının cemalına kavuşunca Cenab-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri sordu. Ya Muhammed, bu gösterilen acaiblerin hiç birisine iltifat edip bakmadın cennet ise senin dostlarının makamı yerleri idi. Cennete neden bakmadın? Ya habibim deyince.

          Ya Rabbi, ben senden gayrılarına ve cennetteki evlerine âşık değilim. Ben sana aşığım. Maşukumda sensin. Senden gayrılarına iltifatım, muhabbetim-sevgim yoktur ya Rabbi. Deyince Cenab-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri:

Ya Habibim, kuşlar kanatları ile kanatları hareket etmekle ererler neye ererlerse, âdemoğulları sa’yı gayretleriyle ererler neye ererlerse. Eğer o gösterilenlerin her hangi birisine iltifatla bakıp eğleşsen idi bu dereceye bu makama eremezdin ve ulaşamazdın ya Habibim.

Bu konuda ruhen batın seferi ile mücadele ederek Rabb’ısına kavuşmak ve esrarı sirlere kavuşmak, ilhamı Rabb’anilere ermek, Allah’ın sevgisine-muhabbetine, aşkına, rızasına kavuşmak, başka arzu maksatların hepsinden savuşmak, Rabb’ısının dostluğuna kavuşmak isteyenler, işte Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin mi’raca yükselmesinde azmi ve istikameti.

Allah’ın, yüce Rabb’ımızın rıza ve cemalına kavuşmak yolculuğu, mi’ractaki hal-ahvalları istikameti Rabb’ısına kavuşmak idi. Gösterilenlerin hiç birisine iltifat etmedi.

Batın seferi ile Cenab-ı Hakk’ın rızasına kavuşmak isteyenlere büyük bir ibret, bir hikmet bir numune değil mi?

Bizlerde bu rıza yolunda keşfe, keramete, şiş topuz vurmaya, halkın hürmetine, gerekse halkın buğuz nefretine, hiç birisine eğleşmeyip istikamet yüce Rabb’ımızın rızasına kavuşmak olsun. İnşaallahuteâlâ.   

         Ahzab suresi, ayet 45 ve 46:

يَآ اَيُّهَا النَّبِيُّ اِنَّآ اَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذ۪يرًاۙ ﴿﴾ وَدَاعِيًا اِلَى اللّٰهِ بِاِذْنِه۪ وَسِرَاجًا مُن۪يرًا

Yani, “ey Habibim, Sen iman edenleri cennet ile tebşir ve iman etmeyenleri cehennemle inzar ve Allah’ın kullarını emr-i ilahi vechile şeriatına ve tevhidine davet edesin. Zira Biz seni yanar bir çıra gibi âlemi ziyalandırıcı bir nur olarak gönderdik.”

Yani, dünyanın karanlık zulmete düştüğü, insanların hayvanlaştığı, zina fuhşiyatların arttığı zamanlarda, kendi elleriyle putlar yapıp, tanrı deyip putlara taptıkları zamanlarda ve kız evlatları dokuz on yaşına kadar esir gibi deve, koyun güttürüp, dokuz on yaşına girince, çukur kazıp, diri diri toprağa gömüldüğü öyle bir zamanda bütün âlemlere rahmet için ve bütün zulmet ve karanlıkları giderip, nura çevirmek için gönderilmiştir.

 

Pür Nur olup gelmiştir bu âleme,

O’nun vasfı gelmez ne dile ne kaleme.

Ahzab suresi, ayet 47:

وَبَشِّرِ الْمُؤْمِن۪ينَ بِاَنَّ لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ فَضْلًا كَب۪يرًا

Yani, “ey Habibim, Sen inananlar için Allah tarafından cennetle büyük lütuflar ve ihsanlarla tebşir et ki vazife-i tebliği eda etmiş olasın.”

Bu ayette fazl-ı kebir ile murad, bu ümmetin sair ümmetler üzerine faziletlerinin ve amellerinin ecri ziyade olmasıdır. Bu ayet nazil olunca, Rasulullah’ın Hazret-i Ali kerremallahu vecheyi ve Muaz bin Cebel’i din-i Hakk’a davet ve imanı kabul edenlere ahkâm-ı dini talim etmek için Yemen’e gönderdiği İbn-i Abbas hazretlerinden mervidir.

 


[1] Tefsiru’l-Beğavi (Mealimü’t-Tenzil), Tefsiru Hazin, Tefsiru Ruhu’l-Beyan, Ömer Nasuhi Bilmen tefsiri

[2] Tarihi Tabari kebirden

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>