canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZ sallallahu aleyhi vesellem EFENDİMİZİN ŞEMÂİL-İ ŞERİFLERİ - (İzharu'l-Fedaili Nebiyyina Muhammedin Sallallahu Teala aleyhi Vesellem)

 

SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZ sallallahu aleyhi vesellem EFENDİMİZİN ŞEMÂİL-İ ŞERİFLERİ:

 

Mervidirki; Rasuli Ekrem hazretlerinin mübarek bedeninde toplanmış olan manevi iç güzelliklerine delil olan, zahiri güzellikler hiçbir ferdin bedeninde toplanmamıştır. Hatta İmam-ı Kurtubi rivayet eder ki; Rasulü Ekrem hazretlerinin husnü ve halı tamamen zahir olmamıştır. Eğer bütün zahiri güzellikleri tamamen zahir ve nümayan olsa idi sahabe-i kiram O’na nazar etmeğe takat getiremezlerdi.

İmam Ali kerremallahu vechehu hazretlerinden menkuldur ki, Fahr-i kâinat Efendimizi vasf edip, mübarek yüzü kati değirmi ve kati enli değildi; bir miktar değirmi idi, diye buyurmuştur ve malumdur ki, kemal-i hüsnü ve letafet bu şekilde ziyade değirmi ve enli olmak muteber değildir.

 Bir nesneye nazar etmeli olsa, mübarek başı ve cemii azasıyla dönüp, nazar eylerdi. Ve dahi gözünü aşağı tutardı ve yeryüzüne nazarı, gökyüzüne nazarından ziyade idi. En çok baktığı göz kuyruğu ile bakmak idi. Filhakika muktezay-ı edeb kişi gözlerini hıfz etmektir. Neye gerekse bakıp yürümek biedeplik nişanıdır.

Hazreti Ali radiyallahu anh buyurmuştur ki “Fahr-i âlem hazretlerinin mübarek gözleri büyük idi ve mübarek kirpikleri uzun idi. Bir miktar gözlerinde humret var idi.” Yani, az bir miktar kırmızılık var idi. Ol sıfat gözde gayet güzel, hüsn ve melahati mucibtir.

Yine İmam-ı Ali kerremallahu vechehu hazretlerinden mervidir ki “mübarek gözlerinin karası gayet siyah idi. Fahr-i âlem hazretlerinin alnı ruşen ve açık idi. Ve mübarek kaşları çatık ve ince idi. Kaşları arası açık idi. Kaşı arasında olan damarı gazab zamanında dolar idi ve mübarek burnu begayet latif, güzel idi ve mübarek başı büyük idi ve mübarek ağzı kati küçük değil idi. Zira taife-i Arab içinde küçük ağız memduh değildir. Büyük ağız memduhtur demişlerdir ve mübarek dişleri beyaz idi ve kati sık değildi, araları açık idi ve inci gibi berrak idi. Ön dişleri arası seyrek idi. Söz söylediği zaman, dişleri arasından nur çıkar idi ve mübarek dudakları mübarek ağzını yumduğu zamanda görünen heyeti kullardan hiçbir kimseye verilmiş değildi.”

 

Ve Aişe-i Sıddıka radiyallahu anha validemiz buyurmuştur ki; “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sözünü sizin dediğiniz gibi dizmezdi. Ol şöyle söz söylerdi ki eğer bir kimse söylediğini saysa, sayılmak kabil idi. Yani, ağır ve yavaş konuşur idi ve bazı mahalde fehm olunsun diye bir kelimeyi üç kere dönderirdi. Ve cümle belagatlerinden biri dahi bu idi ki her taifenin vadisine göre sohbet edip ve her birinin lügatince hitap ve cevap buyururlar idi. Şehir halkına konuşması mülâyemet üzere edip badiye halkına biraz berk ve keskin söyler idi.”

 Hadisi şerif:

كَلِّمُ النَّاسِ عَلٰى قَدَرِ عُقُولِهِمْ

Anlamı, “Nas’a bir kelam konuşacağınız zaman düşünün onların akıllarının kavraya bileceği kadar konuşun.”[1]

Saçları ve sakalları vasfında Mevahib-i Ledünniye kitabında 297. Sahifesinde şöyle vasf ediyor: Bazı saçı kulağına kadar ve bazı omuzuna kadar inmiş idi. Mübarek sakalının eninden ve uzunundan alırdı.

Sakalın en makbulu dudak kırmızısından aşağı bir kabze-bir tutam yani, dört parmaktır. Lakin daha aşağı kısa ona yakın olanlarda öyledir. En kısası yüzde, yüz etlerini örtendir.   

Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem hazretleri bir hadis-i şerifinde;

اَحْفُوا الشَّوَارِبَ وَاعْفُوا اللِّحَا وَلَا تَشَبَّهُوا بِالْيَهُودِ

“Bıyıklarınızı kısaltınız, sakalınızı ziyade kesmeyiniz. Çok uzatıp da Yahudilere benzetmeyin”[2] buyurmuştur.

Bazı ulemadan rivayet olunmuş ki sakalı haddinden fazla çok uzatmak ahmaklık getirir.[3] Kısasıda korkaklık getirir demişlerdir.

 

Yine Hazreti İmam-ı Ali kerremallahu vechehu rivayeti ile Peygamber efendimizin mübarek benzi ak idi, kırmızılığı da var idi. Kırmızı benizli beyaz idi.

                  Rengi ruyi gül ile yek dîl idi

                  Gül gibi kırmızıya mail idi

 

                  Kaplamıştı yüzünü nuru sürur

                  Sure-i nur idi ya matlau nur.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hulku mü’minlere nice merhamet ve şefkat üzere ise, kâfirlere şiddet ve salâbet üzere idi ve düşmanı üzere mansur ve muzaffer idi. Ve gözlerine mehavetlü görünür idi. Kalplerine bir aylık yoldan havfi düşer idi.

 Hz. Ali kerremallahu vechehu efendimize Peygamberimiz aleyhissalatu vesselamın şemaili sıfatından bize söyle ya Ali! Dediklerinde, Hz. Ali kerremallahu vechehu cevap verdi:

Orta boylu, kara gözlü, buğday benizli, kızıl benizli, boynu ak, sakalı kıvırcık ve berrak ve değirmi, kılları zeyba ve bıyığı güzel, saçı kara ve uzun ve boğazından göğsüne varınca ince kıldan kalem ile çekilmiş gibi bir hat vardı. Karnı üstünde o kıldan başka kıl yoktu.

Mübarek başı ne büyük ne de küçüktü. Eli ve ayağı makbul ve yanrını(sırtını) yassı ve iki yanrının arasında avuç ortası kadar müctemi (toplanmış) ben gibi kıl vardı.

Yürüyünce kuvvet ile yokuştan inişe iner gibi yürürdü. Şöyle güzeldi ki yanında olan bakmaya doyamazdı. O’nun güzel letafetinden yanına üzüntülü gelen, gusseli gelen cemalini görüp, mübarek sözlerin işitip dinleyince bütün gusse, gamları, üzüntüleri giderdi.

 

         Zatı pakinle şeref buldu Kureyş ve Adnan

         Ki yüzün suyuna halk oldu bu kevn ile mekân

         Ravza-i pakine şavk ile yüzün sürse kişi

         Hakipayi[4] giderir dide-i dilden ameşi[5]

Burnu doğruydu. Dişleri seyrek ve pak idi. Saçını bazen çözerdi, bazen de örerdi. Bazen de amamesi (sarığı) altına toplardı. Bazen de bırakırdı.

 Altmış üç yaşındaydı. Sakalında beş on kıl ağarmıştı. Cenab-ı Hak Teâlâ Hazretleri O’ndan güzel, O’ndan cömert ve O’ndan bahadır (pehlivan) kimse yaratmamıştır.

Bir gün Medine’de bir kavga koptu. Bütün halayık gayet korktular. Binecek at bulunmadı. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem hemen Ebu Talha’nın iyersiz ve yularsız atına bindi, eline kılıcını aldı. Yalnız başına o kalabalığa vardı. Hiç kimse Medine’den dışarı çıkmamış idi. Çün çıktılar gördüler ki geliyor. Dedi ki korkmayınız bir nesne bir şey yoktur.

Peygamber Efendimizin babasının annesinin adı Fatıma idi. Peygamber Efendimizin annesi Amine’nin annesinin adı Berre binti Ümmü Habibe idi. Ve on iki amcası var idi. On üçüncüsü babası Abdullah idi. Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin babası idi.

Yine imamı Ali kerremallahu vechehu efendimizin sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem hazretlerinin vasıflarından bahsettiği kelamlarından bir kısmını yazma azmindeyiz inşaallahuteala.

Hazreti ebu Hureyre radıyallahu anh hazretleri buyruyor ki

سَأَلْتُ عَلِىَّ بْنَ اَب۪ى طَالِبِ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ عَنْ صِفَاتِ رَسُولِ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ اِعْلَمْ اَنَّهُ رَسُولَ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ

Yani, ebu Hureyre radıyallahu anh, Ali ibni ebi Talib radıyallahu anhaya Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemin sıfatlarından sordum. Bunun üzerine hazreti imamı Ali efendimizin şöyle dediğini haber veriyor. “Bilmiş olki O âlemlerin Rabbi Allahu Teâlâ hazretlerinin kullarını ikaz irşad için gönderdiği Rasülüdür.

وَ سَيِّدُ جَم۪يعِ الْاَنْبِيٰٓاءِ وَ الْمُرْسَل۪ينَ

Ve Allahu Teâlâ hazretlerinin biz kullarını ikaz irşad için gönderdiği nebi ve mürsel peygamberlerin hepsinin seyyididir.

وَالَّذ۪ى كَانَ نَبِيًّا وَ آدَمُ بَيْنَ الْمٰٓاءِ وَ الطّ۪ينِ

O öyle yüce bir Peygamber ki Âdem aleyhisselam su ile toprak arasında iken yani, daha Âdem aleyhisselam yaratılmazdan evvel O peygamber idi.

رَؤُفٌ بِالْمُؤْمِن۪ينَ شَف۪يعٌ بِالْمُذْنِب۪ينَ

O Mü’minlere çok merhamet şefkat sahibi, günahkâr olanlara şefeatçidir.

وَ رَسُولٌ إِلٰى كٰٓافَّةِ الْخَلْقِ اَجْمَع۪ينَ

Ve O bütün yaratılmışların hepsine Peygamber olarak gönderilen Rasul’dür.

صَاحِبُ الْحَوْضِ الْمَوْرُودِ  وَ الْمَقَامِ الْمَحْمُودِ  وَ اللِّوٰٓاءِ الْمَعْقُودِ  وَ الشَّفَاعَةِ الْعُظْمٰى ف۪ي يَوْمِ الْمَوْعُودِ

Vaad edilmiş olan kıyamet gününde havzı mevrud ve makamı Mahmud ve livaü’l-Hamd sancağı ve en büyük şefeat makamının sahibidir.

وَ اِذَا رَاَيْتَهُ جَالِسًا ف۪ي صَحْنِ الْمَسْجِدِ كَأَنَّهُ الْبَدْرُ الْمُن۪يرُ قَدْ طَلَعَ ف۪ي لَيْلَةِ اَرْبَعِ عَشَرَةَ وَ جَب۪ينُهُ يَتَلَأْلَأُ نُورًا بِنُورِ النُّبُوَّةِ وَف۪ي عَيْنَيْهِ دَعَجٌ وَ شَفَتَاهُ يَسْطَعُ مِنْهُمَا النُّورُ

Mescidin avlusunda otururken baktığın zaman alnında ki nübüvvet nuru, gecenin karanlığında ayın on dördünde ki parlaklığı gibi şule ziya verir alnındaki nur böyle parlardı. Gözlerinin siyahı tam siyah beyazı tam beyaz ve parlak başını kaldırıp baktığında gözlerinden nur zuhur ederdi.

وَ بَيْنَ كَتِفَيْهِ خَاتَمُ النُّبُوَّةِ مَكْتُوبٌ ف۪يهِ لٰٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ   

Ve iki omzunun arasında nübüvvet mühründe La ilahe illallah Muhammedun Rasulüllah sallallahu aleyhi vesellem yazılı idi.

اِسْمِهُ فِي الدُّنْيٰا مُحُمَّدٌ لِاَ نَّهُ مَحْمُودٌ عِنْدَ اللّٰهِ وَ مَلٰٓائِكَتِه۪

Bu dünyada ismi Muhammed idi. (sallallahu aleyhi vesellem) Çünkü Allah indinde ve melekleri katında O çok övülen medhü sena olunmuş Mahmud idi.

وَ اِسْمُهُ نَذ۪يرٌ لِاَنَّهُ يُنْذِرُ مِنَ النَّارِ

Ve bir ismi de Nezir idi. Çünkü isyan, tuğyan, küfür ehlini yaptıklarınızın karşılığında cehennem var deyu uyarır idi.

وَ اِسْمُهُ بَش۪يرٌ لِاَنَّهُ يُبَشِّرُ بِالْجَنَّةِ

Ve bir ismi de Beşir idi. Çünkü ehli imanı cennetle müjdeler idi.

وَ اِسْمُهُ سِرَاجٌ لِاَنَّهُ سِرَاجٌ لِاُمَّتِه۪

Ve bir ismi de Sirac idi. Çünkü ümmetinin maddi manevi Sirac nur veren ışığı ziyası idi.

 وَ اِسْمُهُ الْمُرْتَضٰى لِاَنَّ اللّٰهَ يُرْض۪يهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَ يُشَفِّعُهُ ف۪ي اُمَّتِه۪

Ve bir ismi de Murteza idi. Çünkü Allahu Teâlâ yevmi kıyamet gününde ümmetine şefeatçı yapacak O’nu razı edecektir.”[6]

 

Çünkü Ol pür nur olup geldi âleme

O’nun vasfı ne dile sığar ne de kaleme

 

Aişe-i sıddıka radıyallahu anha validemiz rivayet ediyor.

كُنْتُ أَخ۪يطُ فِي السَّحَرِ سَوْبًا لِرَسُولِ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَانْطَفَأَ الْمِصْبٰاحُ وَ سَقَطَتِ الْإِبْرَةُ مِنْ يَد۪ي فَدَخَلَ عَلَيَّ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَأَضٰٓاءَ الْبَيْتُ مِنْ نُورِ وَجْهِه۪ فَوَجَدْتُ الْإِبْرَةَ

“Seher vaktinde daha ortalık aydınlanmadan Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemin elbisesini dikiyordum. Işık söndü iğne elimden düştü. Bu halde iken Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem içeri girdi. Yüzünün nuru içeriyi öyle bir aydınlattı ki o yüzünün nuru ziyasından iğneyi hemen buldum.” 

فَقُلْتُ مٰا أَشَدَّ ضِيٰٓاءَ وَجْهِكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ

“ve dedim ki yüzüyün ziyası ne kadar kuvvetli ya Rasulallah.”

 فَقَالَ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ اَلْوَيْلُ ثُمَّ الْوَيْلُ لِمَنْ لَمْ يَرٰان۪ي يَوْمَ الْقِيٰامَةِ

“Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem cevap olarak dedi ki “yazıklar olsun yazıklar olsun kıyamet gününde beni göremeyen kimseye yazıklar olsun.”

 فَقُلْتُ حَب۪يب۪ي وَ مَنِ الَّذ۪ى لَمْ يَرٰاكَ

“o zaman ben dedim ki ey habibim seni göremeyecek olan kimdir.”

 قَالَ اَلْبَخ۪يلُ

“cimri kimsedir diye cevap verdi.”

 فَقُلْتُ حَب۪يب۪ي وَ مَنِ الْبَخ۪يلُ

“Ben tekrar dedim ki, yevmi kıyamette Seni göremeyecek olan cimri kimdir.” Ya Rasulallah

قَالَ اَلَّذ۪ى ذُكِرْتُ عِنْدَهُ فَلَمْ يُصَلِّ عَلَيَّ

Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem cevap olarak “dedi ki ismim yanında söylenip de benim üzerime salâvat getirmeyen kimsedir.”[7] Deyi buyurdu

 

 

 

Rasulum Senin cemalin bedrüddüca değil mi?

Habibim senin kemalin nurul ula değil mi?

 

İki yeryüzünde ismin senin habibi Rahman

Ahmedi Mahmudu Muhammed hem Mustafa değil mi?

 

İki kaşların arasına şevk eder kabe kavseyn

Birisi kâf kulhüvallah birisi kul kefâ değilmi?

 

İki gözlerin karasına maildir cümle âlem

Biri nuni vel kalem biri vedduha değil mi?

 

İki leblerin dibinden akıyor havzı kevser

Biri nebatı sükkar, birisi şifa değil mi?

 

Seni medh eder bir Allah iki surede Muhammed

Birisi Sure-i Yasin birisi Tâhâ değil mi?

                                       

                                 Hacı Muhammed Bilali Nadir

 

Enes radıyallahu anh hazretleri rivayet ediyor.

كَانَ يَرٰى مِنْ خَلْفِه۪ كَمَا يَرٰى مِنْ اَمَامِه۪

Yani, “Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem önünü nasıl görürse arka tarafını da öylece görürdü.”[8]

كَانَ يَرٰى بِللَّيْلِ فِى الظُّلْمَةِ كَمَا يَرٰى بِالنَّهَارِ فِى الضَّوْءِ

“Gündüzün aydınlığında nasıl görürse gecenin karanlığında da öylece görürdü.”[9]

كَانَتْ تَنَامُ عَيْنَاهُ وَلَا يَنَامُ قَلْبُهُ

“O’nun gözleri uyur. Kalbi uyumazdı.”

كَانَ ر۪يحُ عَرَقِه۪ اَطْيَبُ مِنْ ر۪يحِ الْمِسْكِ

“Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin mübarek terinin kokusu misk kokusundan daha güzel idi.”[10]

وَلَمْ يَقَعْ لَهُ ظِلٌّ عَلَى الْاَرْضِ وَلَا يُرٰى ظِلٌّ ف۪ى شَمْسٍ وَلَا ف۪ى قَمَرٍ وَلَا يَقَعُ عَلٰى ثِيَابِه۪ ذُبَابٌ قَطُّ

“Hiç gölgesi yere düşmezdi. Ne güneşli havada nede kamerin ışığında hiç gölgesi görülmezdi. Kesinlikle üzerine sinek konmazdı.”[11]

               

                  Çün pür nur olup çıktı bu âleme

                  O’nun vasfı ne dile gelir ne kaleme

 

         

           KASİDE

 

Hey arifler âşıklar

Gelin Muhammedi bulalım

Ey dost yolunda sadıklar

Gelin Muhammed’i bulalım

O’nun kadri kıymetini bilelim.

 

Doludur âleme nuru

İki cihanın sururu

Nerde ise O’nun nuru

Gelin Muhammed’i bulalım

O’nun kadri kıymetini bilelim.

 

Muhammed diridir ölmez

Taze güldür hergiz solmaz

O’nu seven gafil olmaz

Gelin Muhammed’i bulalım

O’nun kadri kıymetini bilelim.

 

Gel kalma dünya elinde

Cihanın mülkü malında       

Muhammed’in manevi evladında

Gelin Muhammed’i bulalım

O’nun kadri kıymetini bilelim.

 

Muhammed âlemden gitmez

Bir güneştir hergiz batmaz

O’nu sevenler gafil yatmaz

Gelin Muhammedi bulalım

O’nun kadri kıymetini bilelim.

 

Seyyid Nizamoğlu yürü

İnleyü ben zarı zarı

Hangi kandilde ise nuru

Gelin Muhammed’i bulalım.

 

Canımız yoluna verelim

Sevgisine layık olalım.

Gelin Muhammedi bulalım

O’nun kadri kıymetini bilelim.

 


[1] Deylemi El Firdevsü bi Me’sûru-l-Hıtab c.1.s.398/1611(Beyrut), Ebul Fadlu-l-Askalani c.6.s.274/963(Beyrut)

[2] Kenzü’l-İrfan s.124/799 (Osmanlıca baskı)

[3] Ebu Talibi Mekki Kûtu’l-kulûb, imamı Gazali İhaya-i ulumi’d-din ve Mecmuatü’l-adab sakal bahsi

[4] Ayağı tozu ayağın basdığı mahel-yer

[5] Gözyaşının çokluğundan meydana gelen görme zayıflığı

[6] İbni Haceri Mekki en-Ni’metü’l-Kübra 16–17

[7] İbni Hacer el-Heytemi en-Ni’metü’l-Kübra s.18.

[8] İbni Hacer el-Heytemi en-Ni’metü’l-Kübra s.9

[9] Ramuze’l-Ehadis c.2.s.554/5, İbni Hacer el-Heytemi en-Ni’metü’l-Kübra s.9

[10] İbni Hacer el-Heytemi en-Ni’metü’l-Kübra s.9

[11] İbni Hacer el-Heytemi en-Ni’metü’l-Kübra s.9

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>