canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

PEYGAMBERİMİZ sallallahu aleyhi vesellemin AHLAKI - (İzharu'l-Fedaili Nebiyyina Muhammedin Sallallahu Teala aleyhi Vesellem)

 

PEYGAMBERİMİZ sallallahu aleyhi vesellemin AHLAKI

 

Cenab-ı Hak Teala hazretleri ayeti kerimesinde buyuruyorki:

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ ف۪ي رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَث۪يرًاۜ  

“Zatı Ulûhiyetime yemin ederim ki sizin için ıktidaya şayan Allah’ın Rasulü’nde muhakkak hasleti hamide ve ahlakı hasene vardır ki o haslet Allah’ın sevabını ümid edip rıza-i İlahiyeyi tahsile sa’yile ahiret gününe iman ve Allah’ı çok zikr eden kimseler içindir.”[1]

Yani, zatıma yemin ederim ki muhakkak sizin için Allah’ın Rasulü’nde güzel ahlak vardır. <<Allah’ın rızasını tahsil için ne kadar güzel ahlak var ise hepsini Cenab-ı Hak sevgili Peygamberimizde cem etmiştir. O güzel ahlakları biz ümmetlerine aşılamanın arzusundadır. Çünkü sahabeler sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi veselleme sordular.

يَا رَسُولَ اللّٰهِ مَا الدّ۪ينُ 

“Din nedir yarasulallah”

قَالَ حُسْنُ الْخُلْق

Hüsnü’l-hulk Diye cevap verdi.  Hüsnü’l-hulk nedir? “Güzel ahlaktır.”[2] Demek ki kimin ahlakı güzel ise dini kemale ermiştir.>>

 O güzel ahlaka ıktidanız-tabi olmanız lazımdır. O haslet, Allah’ın sevabını ümid eden ve ahretten korkan ve Allah’ı çok zikreden kimselere mahsustur. Çünkü Allah’ın sevabını ümid etmeyen ve ahiret gününe imanı olmayan ve Allah’ı zikretmek hatırına gelmeyen kimseler Rasulullah’a ıktida etmediklerinden bir fayda menfaat göremeyeceklerine binaen Rasulullah’ın güzel ahlakıyla faydalanmak bunlara tahsis olunmuştur. 

Menbeul edab idi Ol Hayru’n-nas

Ululanmazdı giyerdi eski libas

Yani, bütün edeblerin gözü menbai O’dur. O’ndan yayılmaktadır.

Bu edeb bir tacı devlettir nuri Hüda’dan

Kim giyerse anı emin olur her türlü beladan

Yine ayeti kerime:

وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظ۪يمٍ                   

“Muhakkak ki Sen yüksek bir ahlak üzeresin”[3]

Yani, ey Rasulü muazzam! Muhakkak ki sen yüksek bir ahlak sahibisin. Zira ahlakı Kur’an’la ahlaklanman cihetiyle evvelin ve ahirinin ahlakı hamidesini cami olduğundan cümle insanlar indinde azameti şan sahibi olan bir ahlaka maliksin.

Fahri Razi’nin beyanına nazaran hazreti Aişe validemizden Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin ahlakından sual olunduğunda:

كٰانَ خُلْقُهُ الْقُرْآنْ

“Rasulullah’ın ahlakı Kur’an’dır”[4] buyurmuşlardır. Kur’an bilcümle evvelin ve ahirinin ahlakı hamide ve evsâfı cemilesini cami olduğu cihetle ahlakı Rasulullah azîmet ile vasıflandırılmıştır.

Enes radıyallahu anh hazretleri rivayet ediyor:  

كٰانَ اَحْسَنُ النّٰاسُ وَ اَجْوَدُ النّٰاسُ وَ اَشْجَعُ النّٰاسُ

Yani, “Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem sureten ve sireten insanların en güzeli, şerefçe en mükemmeli, yaratılışça en latif, her yönden en faziletli ve en şecatli-bahadır olanıdır”[5]  buyurmuşlardır.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin Her Halı Zikrullah Üzere İdi:

Hazreti Aişe validemizden rivayet olunan bir hadisi şerifte:

كٰانَ يَذْكُرُ اللّٰهُ تَعٰالٰى عَلٰى كُلِّ اَحْيٰانِه۪  

Yani, Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemin “Allah’ı zikirsiz geçirdiği hiçbir vakit yok idi.”[6] Bir başka rivayette:

 كٰانَ يَذْكُرُ اللّٰهُ تَعٰالٰى عَلٰى كُلِّ حٰالٍ

Yani, “Allah’ı zikirsiz geçirdiği hiçbir halı yok idi.”[7]

Dili ile kalbi ile her halında Allah’ı zikir üzere idi. Dili dursa kalbi durmaz idi.

تَنَامُ عَيْنَاىَ وَلَا يَـنَامُ قَلْب۪ى

Yani, “Benim gözlerim uyur, lakin kalbim uyumaz.”[8] Yani, zikrullahdan bir lahza gafil olmaz.

 Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Zikrullah edince cümle azalarıyla ederdi.

Acaip olan şuki Rasulullahın sallallahu aleyhi ve sellemin her güzel ahlakını söylerler yalnız yaptığı zikrullahı söylemezler. Hâlbuki Rasulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretleri, zikrullah etmeyi çok severdi. Hem de Allahu Teâlâ'ya çok âşıktı, gözü yaşlı ciğeri yanık idi.

Allahu Teâlâ'yı zikrederken halden hale geçerdi. Ve aşkıyla yanardı. Eshablar rivayet ediyorlar ki Zikrullah ettiğinde o kadar aşka gelirdi ki bizim hiç birimiz O’nun gibi yapamazdık. Namaz kılınca onun kadar kılamazdık. Her ibadette hepimizden ziyade idi demişlerdir.

Allahu Teâlâ'yı zikretmeye başlayınca bir ateşe düşerdi. Olduğu yerden ayağa kalkardı. Hareket ile cehri zikrullaha devam ederdi.

لَيْسَ بِكَر۪يمِ مَنْ لَمْ يَهْتَزْ عِنْدَ سَمَاعِ ذِكْرُ الْحَب۪يبِ

“sevdiğinin ismini duyunca harekete gelmeyen kerim değildir” [9] derdi. Bu hadisi şerifin zuhuru şöyledir.

Enes bin Malik radıyallahu anh hazretleri rivayet ediyor.

Bir gün, huzur-u Rasulullahta oturuyorduk. Cebrail aleyhisselam geldi:

Ya Rasulallah! Senin ümmetinin fakirleri, zenginler­den 500 yıl önce cennete girseler gerektir, dedi. Sultanü’l-Enbiya aleyhi ve alihi ekmelü’t-tahıyya Efendi­miz, bu haberi duyunca, saadetle buyurdular:

İçinizde bir beyt okuyabilen var mı? Bir bedevi hemen doğruldu ve cevap verdi. Ya Rasulallah! Ben okurum. Efendimiz emretti: Oku bakalım.. Bedevi, şu beyitleri okudu:

قَدْ لَسَعَتْ حَيَّةُ الْهَوٰى كَبَد۪ى * فَلٰا طَب۪يبَ لَهٰا وَلٰا رَاق۪ى

اِلَّا الْحَب۪يبُ الَّذ۪ى شُغَفْتُ بِه۪ * فَعِنْدَهُ رُقْيَت۪ى وَ تِرْيَاق۪ى

Yani, benim ciğerim Allah’ın aşkı ateşi ile yandı. Buna doktorlar çare bulamaz. Hâkimler çare bulamaz. İlle benim o sevdiğimin lütfu ihsanı olur deyince o zaman sevgili peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem efendimiz bir aşka coşa gelip ayağa kalktılar. Ashab-ı kiram da vecde (aşka) gelerek kendilerini takip ettiler.

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimiz, o kadar hareket etti ki mübarek ridası omuzlarından düştü ve nihayet fariğ oldular (sakinleştiğinde) herkes yerli yerine oturdular. Hazreti Muaviye radıyallahu anh diyor ki

Ya Rasulallah! Ne güzel bir hal idi bu ne güzel bir hareket idi deyince sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem buyurdular ki

لَيْسَ بِكَر۪يمِ مَنْ لَمْ يَهْتَزْ عِنْدَ سَمَاعِ ذِكْرُ الْحَب۪يبِ

“Sevdiğinin ismi yanında anılıpda harekete geçmeyen kerim değildir” buyurdular. Yani, Allah zikrini duyupta yerinden harekete gelmeyen kerim değildir.

Efendimizin mübarek ridasını getirdiler ve huzurlarına bıraktılar. Almadılar ve şöyle buyurdular:

Sema’da ve zikrullahta ortaya düşen yaranlarındır. Ashab-ı kiram, o mübarek ridayı parça parçaya ayırarak o mecliste hazır bulunan dört yüz kişiye teberrüken (hatıra olarak) birer parça dağıttılar. Alanlar kefenlerine koymak için vasiyet ettiler.[10]

İmam-ı Ali kerremallahu vechehu buyuruyor ki Rasulullah ile zikrullaha başladık; hepimiz birden ayağa kalktık. Zikrullah öyle kızıştı ki ashab;

 نَم۪يدُوا كَمَا تَم۪يدُ الشَّجَرَةُ

Yani, “Ağaçlar şiddetli rüzgâr karşısında sağa sola meyil ettikleri gibi meyil ediyorlardı.”[11]

وَجَرٰى دُمُوعُهُمْ عَلٰى ثِـيَابِهِمْ

Yani “Gözlerinin yaşları esvaplarının üzerine akıyor idi”[12] buyuruyor.

Şu halde zikrullah ederken ayağa kalkmak, ağlamak, sallanmak caizdir. Ayak zikrini yapmak isteyenler edebine riayet etsinler. Halkanın ortasına girmesinler ayaklarını makam ve oyun havasına getirmesinler. Herkes biribirlerinden tutar eğilir kalkar olduğu yerde. Birinin ortaya girip diğerlerine talim ettirmesi yok.  

Cezbelenmek, coşmak zikrullah halleri ehl-i hal olanların halleridir. Cezbe halı gelirse kendiliğinden harekete geçebilir. Ona o halına karışmamalı birkaç dakika sonra kendiliğinden sakinleşir. Fakat bu halleri ehlinden almalı, ehlinden yani, mürşid-i kâmil muhakkak lazımdır.

Bu mürşid-i kâmiller Allahu Teâlâ’nın ilm-i hikmet verdiği kimselerdir. Allahu Teâlâ ilm-i hikmeti dilediği kimseye verir. Aslına, köküne, soyuna, ocak zadeliğine bakmaz.

Hucurat suresi 13. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰيكُمْۜ

Yani, ayet-i kerimenin başı: Ey mü’minler, sizi şubeler ve kabileler üzere ayırdım. Bu sizin birbirinizi bu filanın oğlu, bu filanın evladıdır demek, birbirinizi tanımanız içindir. Yoksa benim yanımda hanginizin takvası, Allahu Teâlâ’dan korkusu, itaati ziyade ise o Allah yanında mükerrem ve makbuldür.

Bu mürşidlik köke, soya bakmaz. Allahu Teâlâ kimi dilerse ona verir. Hususi vergisidir. Mevhibe-i ilahiyedir. Allahu Teâlâ’ya kim fedakârlık gösterirse Allah sever ona verir.

Buna dair ayet şudur. Kur’an-ı azimüşşanda buyuruluyor ki;

يُؤْتِي الْحِكْمَةَ مَنْ يَشَآءُۚ وَمَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ اُو۫تِيَ خَيْرًا كَث۪يرًاۜ

“Allahu Teâlâ dilediği kimseye ilm-i hikmeti verir. Her kime ilm-i hikmeti verirse ona çok hayır vermiştir.”[13]

İşte kardeşim kitap ilmi şeriat-ı Muhammediye’dir. Hikmet ilmi tarikat-ı Muhammediye'dir. Kendisi de tarikata süluk ve Allahu Teâlâ’ya yakînini artırmak için çalışmıştır.

Rasul-i Ekrem sallallahu Teâlâ aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki Hadis-i Şerif:

تَعَلَّمُوا الْيَق۪ينَ كَمَا تَعَلَّمُوا الْقُرْآنَ حَتّٰى تَعْرُفُوهُ فَاِنّ۪ى اَتَعَلَّمُهُ

“İlm-i yakîn öğreniniz, Kur’an-ı Kerim ilmini öğrenir gibi öğreniniz. Hatta arifi billâh olup Hakk’ı hakkıyla anlayasınız, ben de öğreniyorum”[14] diye buyurmuştur. Bu yakîn ilmi, yakîn ehli olan meşayihlardan öğrenilir. Meşayihlar dualarında;

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ى جَعَلْـنَا مِنْ اَهْلِ الْـيَق۪ينِ

Yani, Allahu Teâlâ’ya hamd olsun bizleri ehl-i yakînden eyledi derler. Tarikat yolu yakîn öğrenmek yoludur. Yakîn öğreniniz Kur’an öğrenir gibi diye buyurduğu budur.

Hadis-i Şerif:

اِنَّمَا اَتَخَوَّفُ عَلٰى اُمَّت۪ى ضَعْفَ الْـيَق۪ينِ

Yani, “Ümmetimin üzerine korktuğum, yakînlerinin zayıfa uğramasından korkarım”[15] buyuruyor.

Yakîni zayıfa uğrayanların halleri nasıl olur? Kendilerine bakarsan çok serbestlik görülür. Hakkıyla edep ile Allah korkusunu az görürsünüz. Sözlerinde şakalaşmalar, yersiz, huzursuz, lüzumsuz söz ve kelamlar görürsünüz. İlmine, tahsiline, kelam-ı kibar konuşmasına, maddiyatına, bunlara güvenci olduğundan eminliğe düşer. Korku azalır. Çok gülmek, çok serbestlikler görülür.

İşte böyle haller, Allah’a yakîni zayıf olduklarındandır. Ruhen Allahu Teâlâ’ya yakınları kuvvet bulsa idi böyle haller olmaz idi. Allah korkusu, edebi, hayâsı artar idi. Ahlakı da düzelir idi.

Bu haller ile çok serbest olup ehli hal görüküp şakalaşmak ve çok korkuyu atıp eminliğe düşüp serbest olanların Cenab-ı Hak onların kalbinde füyuzatı ilahiyesini, aşkını, muhabbetini, hikmetini siler. İnancı zayıf halde kalır.

Yakîni hakkıyla kuvvet bulan kimseler Allah’a güvenci itikatı inancı çok kuvvetli olur. Allah’ın yapamayacağı hiçbir şey yoktur der inancını muhafaza eder. Yakîni zayıf olanlar Allah’a inancı zayıf olduğundan böyle iş olmaz olamaz diye iddiada bulunurlar. Yakîni kuvvet bulanlar ile münakaşa mücadele yaparlar. Cenab-ı Hak yakînimizi kuvvetleştirsin zayıfa düşürmesin.  

 

Gel ey âşık, sana diyem Huda’ya bir yakın yol

Kolay hem cümle yollardan bu yolun saliki ol

           Bilirsin kim bu fırsat bir dahi girmez eline

           Meta-ı ömrünü etme heba, ol abd-i makbul

Devam et zikr-i tevhide bir dem gafil olma

Alayıktan yumup göz, ol heman tevhide meşgul

------------

Hüdayı isteyen ıhvan

Hemen tevhid eyle tevhid

Hulusu kalb ile her an

Hemen tevhid eyle tevhid

 

Aksın gözünüzden yaşlar

Nitekim akıtır taşlar

Tutun sözümü kardaşlar

Hemen tevhid edin tevhid

 

Mecalis olmanız zinhar

Ana kim dinidir dinar

Herdem her nefes her bar

Hemen tevhid edin tevhid

 

Gönüller pasını silsin

Saraya padişah gelsin

Ki her gün ıydı kadr olsun

Hemen tevhid edin tevhid

 

Münafık sözüne uymayın

Kulağınıza hem koymayın

Dediklerini hiç tutmayın

Hemen tevhid edin tevhid

 

Ne layık salike hultat

Halfet edeki nas ile ülfet

Kamudan eyleyip uzlet

Hemen tevhid edin tevhid

 

Revamıdır size gaflet

Ki nefse veresiniz mühlet

Eğer dilerseniz vuslet

Hemen tevhid edin tevhid

 

Yatar iken oturur iken

Ayak üzere yürür iken

Gezer iken durur iken

Hemen tevhid edin tevhid

 

Denilmez kim ona gafil

Ki çalışmaz hiç olur gafil

Dutun pendimi velhasıl

Hemen tevhid edin tevhid

 

Edin tevhid kurun halka

Dahi ilan edip halka

Duruşup bu güzel halka

Hemen tevhid edin tevhid

 

Bu kuddusi eder pendi

Amel etmesede kendi

Çezilsin kalblerin pendi

Hemen tevhid edin tevhid

          *****

 

Ey derde derman isteyen

Gel halkayı tevhide gir

Sıdk ile cenan isteyen

Gel halkayı tevhide gir

 

Hakk’ın habibi Mustafa

Der Ravza-i cennet ana

İblise uyma ey huma

Gel halkayı tevhide gir

 

İnkârı koy ikrara gel

Ağyarı terk et yara gel

Bülbül gibi güftara gel

Gel halkayı tevhide gir

 

Âşıkta ar olmaz şeha

Zahid eder kibru riya

Talibi hak isen buruya

Gel halkayı tevhide gir

 

Bu halkada iş tez biter

Giren murada tez yeter

Bu pendimi tut ey puser

Gel halkayı tevhide gir

 

Dur olmagil bu halkadan

Dersen bulayım dostu ben

Guş eyle bu sözümü sen

Gel halkayı tevhide gir

 

Bulur alil (hasta) bunda şifa

Zira celis olur huda

Zakirlere eyler ata

Gel bu halkayı tevhide gir

 

Mü’min olan tevhid eder

İmanını tecdid eder

Gönlündeki teşviş gider

Gal halkayı tevhide gir

 

Bu halkada hazır olan

Mağfur oluser bi güman

Hak dostlarıdır zakiran

Gel bu halkayı tevhide gir

 

Zakir ile hemdem ol

Dakhl etme bize ebsem ol

Esrarı zikre mahrem ol

Gel halkayı tevhide gir

 

Yol eyle dost izini

Bulasın aşkın tadını

Keşf eyle gel yol tadını

Gel halkayı tevhide gir

 

Dakhl etme bize vaize

Çün eyleriz zikri Huda

Maksud ise ancak rıza

Gel halkayı tevhide gir

 

Ko gafleti Kuddisiye

Zikri Hüda et daima

İster isen vaslı liga

Gel halkayı tevhide gir

           ****

Selamet yok bu yolda

Aşka yoldaş olmayınca

Gönül içinde aşk

Derya misali dolmayınca

 

Yârı aşk olan

Korkmaz adudan

Rahi Hakk’ta erilmez menzile

Hem aşk kılavuz olmayınca

 

İbadet zühdü takva

Hoş güzel gerçi

Velâkin kabul etmez Hüda

Onlarda ihlâs olmayınca

 

Bilinmez ilmi zahir ile

Çün aynel yakîn Hak

Ki evvela nefsini arif

Oluben ölmeyince

 

Saraya padişah girmez

Eğer olmaz ise pak

Dahi kalbe Hüda girmez

Süpürüp silinmeyince

 

Gönül pası silinmez

İlm ile Kuddisiye bil

Çalışıp zikre

Aşkın lülesine dalmayınca

             *****

Kenz açılmaz her gönülde taki cümleden dur olmadan

Hak tecelli etmez sana taki kalb pür nur olmadan

 

Sür çıkar Hakk’tan gayriyi kalbten Hak tecelli kıla sana

Padişah konmaz saraya taki hane mamur olmadan

 


[1] Ahzab 33/21

[2] İmamı Gazali İhya-i ulumi’d-din c.3.s.43 (Mısır)

[3] Kalem 68/4

[4] Hulasatu’l-Beyan fi Tefsiri’l-Kur’an c.15.s.124 (Osmanlıca baskı), Tefsiru Hazin c.4.s.316 (Mısır), Ramuze’l-Ehadis c.2.s.543

[5] Levamiu’l-Ukûl şerhu Ramuze’l-Ehadis c.5.s.455

[6] Levamiu’l-Ukûl şerhu Ramuze’l-Ehadis c.5.s.594

[7] Levamiu’l-Ukûl şerhu Ramuze’l-Ehadis c.5.s.594

[8] Sahihi İbni Hazine, c. 1, s. 29/48 (Beyrut), Sünen-i Tirmizi, c. 4, s. 518/2248 (Beyrut).

[9] İmamı Celale’d-Din es-Suyuti Hasaisu’l-Kebir, İmam-ı Sühreverdi Avarifü’l-Mearif 25.bab, Müzekki’n-Nüfus s.246 (Osmanlıca baskı)

[10] İmamı Celale’d-Din es-Suyuti Hasaisu’l-Kebir, İmam-ı Sühreverdi Avarifü’l-Mearif 25. bab, Müzekki’n-Nüfus s.246 (Osmanlıca baskı)

[11] Hafız Ebu Nuaym Ahmed bin Abdullah İsbehani Hilyetü’l-Evliya c.1.s.76 (Beyrut), İbni Receb el-Hanbelî Camiu’l-Ulum ve’l-Hikem s. 447 (Beyrut).

[12] Hafız Ebu Nuaym Ahmed bin Abdullah İsbehani Hilyetü’l-Evliya c.1.s.76 (Beyrut), İbni Receb el-Hanbelî Camiul ulum Vel hikem s.447 (Beyrut).

[13] Bakara suresi 2/269

[14] Ramuze’l-Ehadis, c. 1, s. 254/1.

[15] Ez-Zühdü li İbnil Mübarek, c. 1, s. 196/557, Beyrut; Taberani, Mu’cemul evsad c. 8, s. 3591/8869, Beyrut; Beyhaki Şuabul İman, c. 1, s. 63/30 Beyrut. Deylemi el Firdevsi bi me’suru’l Hitab, c. 4, s. 94/6294 (Beyrut), Camiussağir Muhtasarı, c. 3, s. 258/3358.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>