canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

İRADE-İ CÜZ’İYYE - (İzharu'l-Fedaili Nebiyyina Muhammedin Sallallahu Teala aleyhi Vesellem)

 

İRADE-İ CÜZ’İYYE

 

Cenab-ı Hak Teâlâ hazretleri mübarek ayeti kerimeleri ile bazı yerde emir, anlaşılması için bazı yerde misalleri ile haber vermektedir ki; bulunduğumuz zamanda vesaitler çok olduğundan bazı yerlerde trafik kuralları var. Trafik kurallarından mühim dikkat edilecek bir tanesi, arabalar düz yerde giderken ilerdeki tehlikeleri varmadan beri düz yerde gösteriyor. Rampasını, virajını, geçilmeyecek yerini varmadan beri düzde iken dikkat edileceğini haber veriyor.

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri bizlere ölüm virajı, mezar rampaları, mahşer, çok ince sorular ile karşılaşmadan, varmadan dünyada iken hepsini ayan açık ayeti kerimesi ile rasulleri ile ve rasullerin variscisi âlim-ülemalar ile hepsini ayan açık haber vermektedir.

Vesaitleri o hale getirip montajlayan zekâsı çok kuvvetli bir kimsenin zekâsı ile yapılan araba, noksansız montajlandıktan sonra en son bir şoförün eline-iradesine verilmektedir. Artık bu arabanın karı, zararı ve hangi yöne kullanması-iradesi şoföre verilmektedir.

Trafik kuralları anlatılmaktadır. Şoför kullanmakta olduğu arabayı her türlü dikkatsizlik yüzünden arabayı çarpmasını, devrilmesini bu takazalarda olan olayı zararı fabrika kabul edermi? Suç şoförün değimli?

Burada cebri mezhebinin bozuk itikadlarınıda yazmamız gerekti. Cebriye mezhebleri kulun elinde hiçbir şey yoktur. Ezeli ervahta ruhlar yaratıldığında Cenab-ı Hak levhi mahvuza yazdırmış. Şu zamanda şu kaza başına gelecek. Şu bela ile karşılaşacak. Bunların zamanı vakti geldiği zamanda alnına yazılı olan kötülük, kazalar, belalar ve iyilikleri zamanı geldikçe bunlarınla karşılaşacak. Ezelde yazılıp takdir olduğu için yazılı olan zamanı geldiğinde kul yapmaya mecbur derler. Çünkü ezelde yazıldığı için derler. Bu itikad batıl yanlış mezheblerin itikadıdır.

Bizim mezhebimiz ehlisünnet mezhebidir. Kur’an’a, hadise dayanır. Kendi kafasından yanlış fetva vermezler. Bizim ehlisünnet mezhebine göre kul iradesini evvela hayır ve şer bir işi niyetine alır niyete aldığı bir işe de iradesinide kullanır sarf eder Allah’ta onu o zaman halk eder. Kâtip melaikelerde onu o zaman yazar kayıt ederler.          

Cenab-ı Hak Teâlâ hazretleri Ra’d suresi 39. ayeti kerimesinde şöyle buyuruyor:

يَمْحُوا اللّٰهُ مَا يَشَآءُ وَيُثْبِتُۚ وَعِنْدَهُٓ اُمُّ الْكِتَابِ

Yani, “sizin dediğinz levhi mahfuz kitabı Allah’ın indindedir. Cenab-ı Allahu Teâlâ dilediğini siler, mahveder ve dilediğini sabit eder. Hiçbir kimse karışamaz. Dilediğini silmesi var dilediğini sabit kılması var. Neden böyle yaptın? Diyecek bir kimse yoktur. Kuldada dilettirmek vardır. Allahu Teâlâ dilediği ahkâmı siler, imha eder ve dilediğini yerinde sabit eder ve hafaza meleklerinin yazdıkları şeylerden istediğini siler, imha eder ve istediğini sabit eder.

Bu silmesinden dolayı sabit kılmasından dolayıda Allahu Teâlâ’yı kimse mes’ul tutamaz.

 Ayeti kerime:

 لَا يُسْـَٔلُ عَمَّا يَفْعَلُ وَهُمْ يُسْـَٔلُونَ

Yani, “Allahu Teâlâ işlediği işten mes’ul olamaz. Hiç kimse bir şey soramaz.”[1]

Karşısında eşi ve şeriki yoktur. Yerde ve gökte Allah’tan gayri ma’bud yoktur. Gayri ma’bud olsa idi bütün âlemin düzen ve intizamı bozulurdu. Şu görülen nizam mahvirinden çıkardı.

Allahu Teâlâ bir olup fevkinde O’na hüküm edecek bir hâkim olmayınca işlediği ef’alinden me’sul değildir.

Kul Allah’ı gücendirecek fiillerde bulunur devam ederse Allah’ta gücendimiydi gazabını çevirir nasibinde olanı silmesi var, gazab etmesi var. Allah bir kulundan razı olursa nasibinde olmayanı vermesi var.

Allah bir şeye murad ederse, yapar, verir, alır. Az verir, çok verir, memnun olursa, daha çok istediği kadar verir. Hiç kimse karışamaz. Bir delil; bir gün Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem sahabelerle oturuyorlar idi. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki Beni İsrail’den dört kişi var idi ki, ikisi seksen sene göz açıp yumuncaya kadar Allah’a isyanda bulunmadılar.

Yine Beni İsrail’de iki kişi var idi ki, o iki kişi de seksen sene gece ve gündüz üzerlerinden silah çıkarmayıp, Allah için cihad, harp ettiler deyince sahabeler müteessir oldular. Dediler ki, Ya Rasulullah, senin ümmetiyin yaşları zaten yetmiş seksene ulaşan azdır. Beni İsrail’deki bu kişilerin derece, mertebelerine ulaşmak mümkün olamaz. Deyip müteessir olunca, Cebrail aleyhisselam müjde ve beşaretle geldi. Ya Muhammed, Rabbin Sana ve Senin ümmetine Leyle-i Kadir gecesini verdi, ihsan etti ki leyle-i kadir gecesini ihlâslı ihya edilmesini bin ay ibadetten hayırlı kıldı.

Bin ay da seksen üç sene, dört ay eder. Yeter ki, bir kul ona sevilsin. O, sevdiğinden hiçbir şey esirgemez. Kimse karışamaz. İstediğini verir. Hoşnut olursa sevdiğine vergisinin sınırı-hududu yok.

Benî israil'de bir kimse bir kum tepesine çıktı. Kıtlık za­manı idi. Bu kum tepesi kadar buğdayım olsa hepsini Allah rızası için çok ihtiyacı olan fakirlere hepsini dağıtırdım dedi. ­O vaktin Peygamberine vahiy geldi ki o kimseye söyle o niyet karşılığında Cenab-ı Hak sana o kadar buğdayın olup, hepsini sadaka vermekle elde edeceğin sevabı verdi.[2]

İster ise kullarının bazılarını aziz eder, ister ise bazılarını zelil eder. Kimini zengin ve kiminin vücutlarını sağlam ve kimini fakir ve hasta kılar. Hiç kimsenin sual etmek haddi değildir. Biz insanlara düşen vazife irademizi iyiye ve O’nun rızasına kullanmaya mecburuz. O’nun ve Rasulünün emirlerine itaat etmek, nehyedip yasak kıldıklarından sakınmamız gerektir.

Rahman suresi 29. Ayet:

يَسْـَٔلُهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ ف۪ي شَاْنٍۚ

Allahu Teâlâ her gün, güne gün şeyler ihdas eder. Kulların layığına göre alması var vermesi var. Aziz olanları zillete düşürmesi var. Zillette olanları aziz etmesi var. Bazılarını ihya, bazılarını imate, bazılarını zengin, bazıların fakir, bazılarını aziz, bazılarını zelil kılar. Bazılarını sıhhatli, bazılarını hasta, bazılarını mesrur, bazılarını mahzun eder. Dua edenlerin dualarına icabet eder ve istediklerini istihkaklarına göre vermek gibi nice yüz binlerce acaip ve garip şeyler icad eder.

Bu ayet, Yahudilerin itikadını red için nazil olmuştur. Çünkü Yahudiler Allahu Teâlâ Cumartesi günü hiçbir şey icad etmez derler. İşte bu itikatlarını bu ayet iptal etmiştir. Allahu Teâlâ’nın icadı her gün ve her vakit cari olduğunu beyan buyurmuştur. Çok deliller var; Firavunları yekün denize gark etti. Bütün mallarına İsrailoğullarını mirasçı etti. Yapmak istediklerini yapar; O’nun yapamayacağı hiçbir şey yoktur.

Padişahın bir tanesi bu ayeti kerimeyi hoşuna geldiğinden çok âlimlere tefsir yaptırıp dinledi. Daha sonra bir kapıcısı vardı hizmetcisi. Ona dedi “bu ayeti sende tefsir yaparmısın senden de dinleyeyim.”

Kapıcı dedi “padişahım bu ayetin anlamı meydanda açıktır. Kulların layığına göre nasibini almasıda var. vermeside var. Bak gündüzü giderip geceyi getirmesi var. Bir takım insanları analar vasıtası ile dünyaya getirmesi var. Müddeti bitenleri mezara sevk etmesi var. Bir kısım insanları aziz hürmetli iken onları horluğa, zillete düşürmesi var. Bir kısım horlananları zilletten izzete çıkarması var. Bütün mülkün tasarrufu O’nun elindedir. O’nun hükmü haricinde olan hiç bir şey yoktur.

Bu şekilde tefsir yapınca padişahın hoşuna gitti bir vezir elbisesi getirip giydirdi.

Vezir, şimdi bu ayeti kerimeyi bana da tefsir yaptırdın. Hoşuna geldi gittin bana vezir elbisesi getirip giydirdin. On dakika evvel kapıcı idim on dakika sonra vezir oldum. Bak biraz önce kapıcı idim şimdi vezir oldum işte buda

 كُلَّ يَوْمٍ هُوَ ف۪ي شَاْنٍۚ

Ayetinin içindedir dedi.

Peygamberlerin kavimleri azdılar Allah’a çok isyanda bulundular. Allahu Teâlâ daha sonra âdemoğullarına Kur’an-ı Kerim’inde Habibi’ne ve ümmetine beyan ediyor. Ey habibim, ey ümmeti Muhammed bakınız. Rabb’ınız, azgın kavimlere, Allah’ın verdiği nimetlere küfr eden kavimlere neler yaptı.

Firavnu kâfirliği hıtam bulunca kendini bütün kavmini kızıl denize gark etti. Mısır’da ki evlerini mallarını beni İsraillere meres kıldı.

Nuh aleyhisselam, dokuzyüz elli sene halkı Hakk’a imana davet etti. Kavminin azgınlıkları hıtam bulunca doksan kişi iman edip gerisini tufana, suya gark etti. Dokuzyüz elli senede doksan kişi iman etti.

İsa aleyhisselamın kavminin dinsizliği hıtam bulunca iran kralı elleriyle isa aleyhisselamın kavmini kılınçtan geçirip adam kanı adam gövdesini götürdü.

Ebrehe fil orduları, dinsizlikleri hıtam bularak Müslümanların göz bebeği olan Kâbe-i Muazzamayı yıkıp hacerü’l-esved taşını alıp kendilere göre Yemen’de kiliseye koymak niyeti ile o zamanda en kuvvetli fil ordusu ile yürüyüp Kâbe-i Muazzamayı yıkmaya geldiler.

Allahu Teâlâ hazretleri onlarında kâfirlikleri, azgınlıkları hıtam bulunca onlarıda, evlere yuva yapan insanlardan sakınmayan ebabil kuşlarına emr edip kızıl denizden üçer tane çamur yuvarladılar mercimekten büyük nuhuttan küçük. Her kuş üçer tane yuvarlayıp biri ağzında iki tanesi pençelerinde atom bombası gibi ebrehe fil ordusuna havadan attılar. Ve atılan atomlar file ve adama neresine düştü dokandıysa bütün bedenlerini kaynar kazanda kaynar gibi vakır vakır kaynatıp hepsini yok ettiler.

O harpten kurtulup Yemen’e kaçanları o kuşlar arkalarından takip ettiler. O harpten gelen adamlar nereye kaçtılarsa evin bucağında, ağaçların arkasında, kayaların arkasında saklananları teker teker bulup o harbe gelenlerden bir fert koymadılar.

Nemrut denilen kâfir, firavn gibi kâfirlik, azgınlık artarken artarken Cenab-ı Hak onlarında kâfirliği hıtam bulunca üvez sivrisinek dediğimiz onları halk edip nemrut’un asker ve hayvan ordularını kemirip yok ettiler.

Harbe ulaşamayan sineklerden bir topal üvez nemrut’a havele etti. Nemrut atı kamçileyip can korkusu ile camlı bir sarayı vardı oraya girip kapıları camları kapattı.

Topal harbe ulaşamayan üvez, ya Rabbi ayağım topal olduğundan senin rızan için bu harp bu gazada bulunamadım deyince Cenab-ı Hak onada “seni nemrut’a havele ettim git sende onu helak et.”

 Geldi camlı saraydan geçmeye yol bulmayınca kapının anahtar deliğinden içeri girdi. Nemrut’un burnuna yapıştı. Aman yaman bağırana kadar topal üvez burnunun deliğinden beynine girdi.

Topal üvez Nemrut’un beynini yemeye başlayınca deli olmaya başladı. Hoplayıp zıplamaya başladı aman aman diye.

Nemrut’un adamları alel acele keçeden iki tokmak yaptılar. Nemrut’u ortaya aldılar. Keçeden tokmağı vurun dedi nemrut.

Kafasına keçeden tokmak vurulunca üvez kemirmeyi bırakıp biraz durunca rahatlaşıyor. Tokmak vurulmazsa üvez yemeye başlıyor.

Adamlar tayin ettiler. Tokmağı biri vuruyor biri duruyor. Kendi mel’unda vurha vur vurha vur derken urfa kalıyor.

Bu vaziyette tokmak vuran nöbetçiler ise bir araya gelip bir karara geçtiler. “Bu ben Allah’ım diyordu, sizin tanrınızım diyordu, bir üveze aciz kaldı. Gece gündüz bizi de rahatsız yapıyor.”

Sözü birleştirip bir kuvvetli pehlivan vardı. O nun keçesinin altına bir büyük taş bağladılar. Onunla vurulup ölmesini karara geçtiler. Keçenin altına taş koyup bağladılar. Vurma sırası ona gelince var gücü ile nemrut’un kafasına taşlı keçe tokmakla vurunca kafası ikiye ayrıldı.

Topal üvez beynini yerken yerken tomustan böceği gibi büyümüş olarak çıktı.

İşte burada bütün ümmeti Muhammed ve cümlemize büyük bir derinden düşünüp kendimizi toparlayıp imanla ibadete sarılmaktan başka, Cenab-ı Hakk’a boyun büküp iteat etmekten başka bir çare yoktur.

Cenab-ı Hak, kullara “sizin karşınızdaki düşmanınız kuvvetleştikçe siz korkmaya başlarsınız. Benim düşmanlarım kuvvetleştikçe biraz daha mühlet veririm. Çünkü benim düşmanlarıma ne zaman istersem gücüm yeter. Yapamayacağım bir iş yoktur” buyurmaktadır.

Daha gerisini tafsilatı ile hepsini burada söyleyecek olsak kitap çok uzayacak. Daha geride ki bir kısım kavimler kendilerini Hakk’a davet, cehennemden kurtarıp cennete, Allah’ın cemalına davet eden peygamberlerini boğazladılar. Kafalarını gövdelerinden bıçkı ile kestiler.

Cenab-ı Hak, bu kavimlerin başlarına bir kısmına taş yağdırdı. Bir kısmına kan yağdırdı. İşte bunları Cenab-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri habibine ve O’nun ümmetine ümmeti Muhammed’e bakınız size haber veriyorum. Sizlerde kanunuma uyar, iman eder, iteat ederseniz cennetimi cemalımı size vaad ediyorum.

 Sizlerde azar, nimetlerime küfür ederseniz, evliyalarıma düşman olursanız, onlara düşmanlığınızı yürütürseniz, azgınlaşır nimetlerime küfür ederseniz, sizleri cennetime cemalıma çeken uyaran dostalarıma düşmanlık yaparsanız sizde bu felaketlere düşersiniz. Yasin suresi, 82. Ayet:

اِنَّمَآ اَمْرُهُٓ اِذَآ اَرَادَ شَيْـًٔا اَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ

Yani, “Allahu Teâlâ hazretleri bir şeyi murad ettiğinde, o şeye ol, emrini verir ise; O şey derhal olur, asla tehir etmez, asla tehir yoktur, hemen olur.”

Cebri mezhepleri, her şeyler ezelde takdir olmuştur. Kulun elinde hiçbir şey yoktur. Ezeldeki takdirin yazılması ile oluyor, derler.

Kaderiye mezhepleri, kul kendi yapacağı kendi fiilinin kendi halıkıdır. Allah’ın medgali yoktur derler. Bunun ikisi de dalalet fırkasıdır.

Bizim ehl-i sünnet itikadı irade-i cüz’iyye ayetlerine göre, kul niyete aldığı bir işe iradesini ne işe sarf ederse Cenab-ı Hakk’da o şeyi halk eder. Melekler de o şeyi o zaman yazarlar.

Kul niyetini iyilik ve kötülük kul iradesini sevk edince halk eder Cenab-ı Hak.

Bu bozuk mezheplerinin dediği gibi olsa kâtip meleklerin de gereği kalmaz. Tevbenin de faydası olmaz. Mahşerde hesaba gerek kalmaz. Tevbe etmekle günahlar da af olunmaz.

İmam-ı Azam Efendimize sordular ki cehenneme girmek ne ile cennete girmek ne iledir? Buyurdular ki cehenneme girmek küfür, masiyetle. Cennete girmek iman ve itaatladır buyurdular.

Amelin iki kısım olup, biri cehenneme mültahakka ve biri de cennete müstahakka sebep olduğunu beyan etmek üzere İsra suresi 18. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْعَاجِلَةَ عَجَّلْنَا لَهُ ف۪يهَا مَا نَشَآءُ لِمَنْ نُر۪يدُ

Yani, “bir kimse ameliyle yalnız dünya lezzetini murad ederse himmetini gayretini ahretini bırakıp yalınız dünyaya sevk ederse Biz onun için dünyalığını dilediğimiz kadar veririz.” Ayetin devamında;

ثُمَّ جَعَلْنَا لَهُ جَهَنَّمَۚ يَصْلٰيهَا مَذْمُومًا مَدْحُورًا

Yani, “istediğini verdikten sonra, onun için biz cehennemi hazırlarız. Mezmum ve matrud olduğu halde o kimse cehenneme dâhil olur.”

İsra suresi 19. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;

وَمَنْ اَرَادَ الْاٰخِرَةَ وَسَعٰى لَهَا سَعْيَهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُو۬لٰٓئِكَ كَانَ سَعْيُهُمْ مَشْكُورًا

“Eğer bir kimse iradesiyle, ameliyle ahireti murad eder ahiret için iradesini güzel amele sa’y eden kimselerin sa’yleri makbul ve sevabı çoktur.”

Yani, bir kimse iradesiyle, ameliyle, yalnız dünyayı murad eder ve himmetini dünyaya sarf eder, ancak istediğini dünya için ister ve ahiretten tamamen gafil olursa, o kimse için Biz istediğimiz miktarı dilediğimize veririz. Biz onların istediklerinden layık oldukları meta-ı dünyayı bilir ve iktizasına göre veririz. Ba’dehu o kimse için biz cehennemi hazırlarız. Matrud olduğu halde cehenneme girer.

Ve eğer bir kimse gönderdiğimiz Rasulümüze itaatle ahireti murad eder, ahiret için çalışır ve çalıştığı amelinde rıza-ı ilahiyeyi murad ederse Biz o kimseye dilediğimiz miktar dünyasını verir, ahirette vaad kıldığımız nimetleri veririz. Hem dünyasını veririz hemde ahrette.

Allah’ın görmediği hiçbir şey yoktur. O’nun iradesi, O’nun emri, muradı olmadan hiçbir şey olmaz ve halk olmaz. Ayet-i kerimelere göre kullara irade-i cüziyye verilmiştir. Kul niyetine aldığı işi tamamen karara geçer, karar verir, iradesini de karar verdiği işe sarf eder, Allah’ta o işi o zaman halk eder. Kâtip melekleride o zaman yazarlar.

İmam-ı Azam Efendimize sordular, levh-i mahfuz’da yazı var mı, yok mu? Şöyle buyurdu ki levh-i mahfuzda yazı vardır; sizin dediğiniz gibi değildir. Cenab-ı Hakk’ın levh-i mahfuzdaki yazısı vasıf sıfatı ile yazılmıştır.

Yani, kullarım iradelerini emrettiğim amellere sarf ederlerse vaad ediyorum çok mükâfatım vardır. Cennetim, Cemalim, ihsanlarım vardır.

Emrime uymayıp, asi olup, inkâr edenlere de gazabım vardır. Asiler de tevbe eder, pişman olur, bana döner, boyun büker, tevbe edenlere de tevbelerini kabul edip, affı mağfiretim vardır.

İşte levh-i mahfuzdaki yazı, vasıf, sıfat ile yazılmıştır. Siz diyorsunuz ki filan kul cennetliktir, filan kul cehennemlik diyorsunuz. Böyle yazılmış diyorsunuz. Öyle değil. Bütün ruhlar nurani, temiz fıtrat-ı asliyetlerinde İslam olarak dünyaya gelmişlerdir. Hadis-i Şerif:

كُلُّ مَوْلُودٍ يُولَدُ عَلٰى فِطْرَةِ الْاِسْلٰامِ

Yani “bütün anadan doğan çocuklar, İslam olarak doğar”[3] buyuruyor.

Yine sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyorlar ki,

‏رُفِعَ الْقَلَمُ ‏عَنْ ثَلٰاثَةٍ عَنِ النّٰٓائِمِ حَتّٰى يَسْتَيْقِظَ وَعَنِ الصَّبِيِّ حَتّٰى يَشِبَّ وَعَنِ الْمَعْتُوهِ حَتّٰى يَعْقِلَ ‏

“Ümmetimin üzerinden üç yerde günah kaldırıldı; bir, uyuyan kimse uyanıncaya kadar günah yoktur. İki, bir çocuk ana rahminden dünyaya gelip, akıl buluğa gelinceye kadar günah yoktur. Üç, sar’a yani bayılan kimse ayıkana kadar günah yoktur”[4] buyuruyorlar.  

Bozuk fırkaların dediği gibi olsa, tevbe etmenin de faydası olmaz. Onların sözlerine bakmayalım. Allah ve Rasulünün sözlerine bakalım. Hicr suresi 49. ve 50. Ayet:

نَبِّئْ عِبَاد۪يٓ اَنّ۪يٓ اَنَا۬ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُۙ ﴿﴾ وَاَنَّ عَذَاب۪ي هُوَ الْعَذَابُ الْاَل۪يمُ

Yani, “ey Habibim, kullarıma haber ver ki, ben tevbe edenleri mağfiret eder ve ibadet edenlere sevap vermekle merhamet ederim. Ve asilik edip, isyana devam edip tevbe etmeyenlere de azabım acıdır.”

Yani, ey Habibim, sen mü’min ve kâfir, muti ve asi cümle kullarıma haber ver ki, onların hulus-ı kalp ile pişmanlıkla tevbe edenlerin tevbelerini kabul eder, merhamet ederim. Ve şunu da haber ver ki asilik edip küfür üzere ısrar edip, tevbeye yanaşmayan ve masiyet üzere ısrar edip tevbe istiğfar etmeyen asilere azabım elimdir. Benim azabım başkalarının azabına benzemez.

O’nun lütfu, ihsanı, merhameti ve rahmeti ve şefkati ve keremi ve affı mağfireti de başkasına benzemez. Şu halde bizler daimi surette Allah’tan korkup, yaptığımız küçük ve büyük günahlarımıza bakıp, tevbe istiğfara gözyaşlarıyla devam edip, tazarru ve niyaz ile de duaya devamda bulunmalıyız.

İrade-i cüziyemizi daimi surette iyiye sarf edeceğiz. Ve kalan zaman, ömrümüz ne kadar kaldığı belli olmadığından çok dikkatli olup, yaptığımız günahları unutmayarak tevbe ve istiğfara ve duaya devam ile ihlâslı amele ve huzur-ı kalp ile kendin duyacak kadar zaman vakitleri zikrullah ile geçirmeye gayret edelim.

Cenab-ı Hak buyuruyor ki:

ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ اَيْدِي النَّاسِ

“Karada ve denizde zuhura gelen fitne fesatlar hepisi naasın eliyle yapdığındandır.” [5]

Yoksa Cenab-ı Hak durup dururken fesat halk etmemiştir. Cenab-ı Hak Teâlâ Hazretleri buyuruyor ki;

وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰىۙ

“İnsanlar için hiçbir şey yoktur” اِلَّا مَا سَعٰى “ille neye çalıştıysa onun karşılığı vardır.”[6]

Yani, kötülük yoluna gittiyse kötülük var. İyilik yoluna gittiyse iyilik var. Sonunda iyilik ise iyiliğinin kötülüğe çalıştıysa kötülüğünün karşılığını görecekdir.


[1] Enbiya 21/23

[2] Gazali Kimya-yı saadet s.533

[3] Münâvi Feyzu’l-Kadir, c. 6, s. 135 (Mısır).

[4] Tirmizi kitabu’l-hudud

[5] Rûm Suresi, 30/41.

[6] Necm Suresi, 53/39.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>