canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

PEYGAMBERİMİZ sallallahu aleyhi ve selem EFENDİMİZİN ANNE BABASININ EVLENMESİ - (İzharu'l-Fedaili Nebiyyina Muhammedin Sallallahu Teala aleyhi Vesellem)

PEYGAMBERİMİZ sallallahu aleyhi ve selem EFENDİMİZİN ANNE BABASININ EVLENMESİ

 

Peygamber Efendimizin nuru, babası Abdullah’ın alnı cephesinde zuhur edince, okumuş oldukları kitaplarda zuhurutlar alametler görülünce, Arab kabileleri uzaktan yakından kızlarını Abdullah’a vermek niyeti ile ve yanı sıra mal, maddiyet vaadleri ile talip olup geldiler ise de Abdulmuttalib hazretleri “bu alacağımız kızın babası Kureyşlerden olmak gerektir.” Diyerek teklif yapılan kızların hiç birine itibar etmezdi.

Hz. Abdullah, yirmi beş yaşına girdiğinde Abdulmuttalib, evlat ve akrabası ile bir araya gelip Abdullah kemale erdi. Ve etraflarda kızlarını veren talipler çoğaldı.

Abdulmuttalib, evlat akrabaları ile meşvere kılıp kabile-i Kureyş’te buna münasip ne şekil kız vardır deyi meşvere ettiklerinde akraba ve evlatları meşvereleri taraflarından Medine hâkimi Veheb bin Abdi Menaf bin Zehranın kızı Âmine buna münasiptir. Çünkü bu vakit zaman içinde ondan edepli, ondan hayâlı, ondan akıllı, ondan münasib kız yoktur. Çünkü bu hususi ile O Nebiyyi Mükerrem sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin anne ve baba tarafından Kureyş’ten olması lazım dediler.

Abdullah Hazretlerinin ceddi alası Abdi Menaf ve Âmine Hazretlerinin de ceddi aynen Abdi Menaf olmakla her ikisi de Kureyş’ten. Bu gayet münasiptir denildikte.

Abdulmuttalib hazretleri “sözünüz doğrudur. Âmine Hazretleri her vechile her yönüyle münasiptir. Ancak bil cümle Arab ve çevre kabileler arasında ismet ve iffeti ile şöhreti olduğundan cümlesi onun nikâhına talip oldu. Çok maddiyet nesneler verip istediklerinde babası vermedi.”

  Bu konuda acaba ne etsek deyi fikir ve endişede iken Cenab-ı Hâlık’ıl esbab ve ileyhil mercii vel meab Hazretleri Abdullah hazretlerinin hüsnü ve cemalin ve siret ve edebini Medine’de bulunan ve Tevrat’tan Rasulullah Efendimizin vasıflarını okumuş olan Yahudi büyüklerinden “Hz. Abdullah’ın ahir zaman nebisinin babası olacağını” Hz. Âmine’nin babası Veheb’e defalarca işittirmiş olması kabilinde zaruri muhabbet ve alaka peyda edip kızı Amine’yi Abdullah Hazretlerine vermeye talip olup haber göndermek murad eyledi ise de Veheb çok ziyade kâmil bir zat olduğundan biraz düşünüp tefekkür etti.

Ve Medine’de kendi yerine bir vekil tayin edip bizzat kendisi Mekke’ye gidip hem Kabetullahı ziyaret ve hem de Abdullah’ı rü’yet ile yani ayan açık görmek niyeti ile eğer haber verdikleri alametleri Abdullah’ta görür ise kızı Amine’yi ona orada ahdi nikâh etmek niyeti ile Medine’den Mekke’ye bizzat kendisinin gitmesi gerektiği fikrini ihtiyar ederek, kendisi de gayet şecaatli, bahadır, pehlivanlığından Medine’yi Münevvere’den yalnız olarak çıkıp Mekke-i Mükerreme yoluna çıkmış oldu.

Ve Mekke’ye dâhil olmadan Mekke’nin haricinde Abdullah Hazretlerini bizzat gözleri ile müşahedelerinde onun yüzünde gözüken nurun, Nuru Muhammedi ve onun ahir zaman Peygamberinin babası olduğuna asla tereddüt şüphesi kalmayıp kızı Amine’yi ona vermeye karar vermiştir.

Şu halde Abdulmuttalib’te yine akrabası ile Mekke’de meşveret edip Veheb’ten kızı Amine’yi ne suretle istesek deyi meşverede iken Abdulmuttalib’in adamlarından ve yardımcılarından bir tanesi Medine Hâkimi Veheb’in geldiğini ve Abdulmuttalib’i görmek istediğini Abdulmutalib’e haber verdiklerinde. Abdulmuttalib’de hemen yanında bulunan evlat, akrabası ile Veheb’i karşılamaya çıkıp vuku bulan konuşma ve sohbetten sonra Veheb tarafından:

 Ya Abdulmuttalib senden büyük bir ricam vardır. Mekke’nin ve Kureyş’in bunca şerefi yüksek ve büyüklerinin huzurunda iken cümlesinden rica ederim ki beyti mükerreme ve Kabe’i muazzama hürmetine ricamı red etmeyip kabul buyurasın. Dediğinde cevab olarak Abdulmuttalib tarafından:

سَمْعًا وَطَعَتًا وَعَلٰى الرَّأْسِ وَالْعَيْنِ

Sem’an ve taaten ve ala-r-re’si vel ayni

Yani “başım gözüm üzerine işittik ve kabul ettik” diye icabet etmesi ile arzu muradınız ne ise buyurunuz, denilmesi üzerine Veheb arzularını hazırda bulunan büyüklerin huzurunda:

Cümlenizin malumudur ki kızım Âmine akılda, zekâda, edep ve hayâda, hüsnü cemalde asrın cümlesinden hayırlı olup bunca beyler zenginler onun nikâhına talip ve râğip oldular ise de hiç birine vermedim. Ancak sizden ricam budur ki ya Abdulmuttalib o kızım Amine’yi oğlun Abdullah’a hizmetçiliğe cariyeliğe verdim. Bunca eşref ve büyükler içinde kabul buyurunuz. Ve onu Abdullah’a zevceliğe kabul ederek beni mesrur ediniz.

Demesi ile Abdulmuttalib kemali sevinç ve sürur ile kabul edip o saatte ahdi nikâh ettiler. Ve ziyafetler yapılıp Recep ayının ilk Cuma gecesinde Abdullah ile Amine’nin zifaf ictimaları vuku buldu. Ve o gece nutfayı peygamberi ve cevheri vücudu Muhammedi Abdullah’tan sedefi Amine’ye nuzul etti. Ve Abdullah’ın alnındaki nuru Muhammedi Hazreti Amine’nin alnına intikal edip Âmine Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme hamile olmak ile o geceye Leyle-i Regâib denilmiştir.[1]

 

Anası rahmine düştü çün O Nur

Etti hoş haletle vechinde zuhur

 

Hastalar görse anı olurdu sağ

Gamlılar gamından olurdu ferağ

        

Ahir zaman Nebisinin zuhuratı ve alameti Medine’de bulunan ahbar-ı Yahud’dan, babasının Abdullah olması işitilmiş idi. Çünkü Cenab-ı Hak İncil’de ve Tevrat’ta haber vermişti. Nur-ı Muhammedi cebhesinde görünüp, haber verilen alametler onda görülünce, çevreye yakın ve uzaktan geldiler ki, adetleri iki yüz kadar kadın, herkes kızını Abdullah’a vermek için teklifte bulundular. Çok mallar adayıp yalvardılar, olmadı. Âmine validemizin annesi de gelmiş idi. Söz sırasını o aldı ne söyleyecek bakalım:

 

 

Âmine validemizin annesinin sözleri:

 

Geldik Âmine annesi sözüne

Baktı Abdülmuttalib’in yüzüne

Dedi, ben dahi size vereyim kızım

Diriği etme sana tuttum yüzüm

Kızım Âmine, sorarsan bana

Hubluğun vasfedeyim ben sana

İki kaşları kurulmuş misli yay

Yüzüne güneş âşık, alnına ay

Gizlemiştir kiprik okun yayına

Attığı demde akıllar bayına

Zülfü çini saçı anber gözü kara

Ver salâvat doğunca Peygambere

Ağzı hokka dişleri dürdaneler

Baktığı dem yakılır pervaneler

La’li bedehşandan idi lebleri

Şekeri kılar hacil ağzı yarı

Yanağından kara benler hindi var

Gülistanında tutar bülbül karar

İki yanağı kızıl benzer güle

Gülicek gül güle düşer bülbüle

Buçuk arşın boyu kafuriden ak

İnşeallah size de bize de nasib ede Hak

Servi sanavber irişmez boyuna

Hüsnü bağçesinde âlem toyuna

Böyle medhin verirem size bugün

Ger kabul ederseniz edelim düğün

Çün bu hatun sözünü işittiler

Birbirleriyle hoş tanışık ettiler

Dediler senin kızın kıldık kabul

Var helaline danış tedarikte ol

Hatun işin bitirip düşdü yola

Seviniben, der Allah’a şükür ola

Şad u hurrem erişti ol

Yedi bugün katraya karıştı göl

Veheb’e hatun eyitti iş biddi hele

Sevinüben Abdullah’ı getirdim ele

Veheb eyitti hatuna ey canım canı

Sanki bana verdin iki cihanı

Hakk’a çok şükür işimiz oldu tamam

Ulu devlet bizim oldu vesselam

Gör ne yarı kıldı bize Hak Çalab

Niceler kılmış anı çok taleb

Biz bunların hem gücin görelim

Şükrane derlerse canlar verelim.

Katı sevinmektedir bunlar, bugün

Yerağ ederler, kim ederler düğün

Mekke’de Beni Kureyş kamusu derildiler

Duruben Medine’ye Veheb evine geldiler

Veheb bunlara hoş izzet eyledi

Türlü nimetleri döküben toyladı

Çünkü nimet yediler içtiler

Bu söze yüzden perdeler açtılar

Dediler el tutuşun akd edelim

Gelinimiz verin alıp gidelim

Eller tutuşup akdettiler

Sevinip cümle murada yettiler

Türlü hil’atlar geydirdiler kıza

Saçtı güllab şol dem yüze

Bezediler onu tavuz gibi

Âmine aydır bunlar yıldız gibi

İki kat etti şol kadem dalını

Öptü atası hem anası elini

Ata ana çok dualar ettiler

El getürüp yüzlerine sürdüler

Dediler ne baht ile devlet bul beka

Var seni ısmarladık Bu gün Hakk’a

Devletin artsın senin daim müdam

İnşaallah senden gele görgülü nam

Elin alıp hatunlar cümle girdi yola

Alayınca kız gelin cümle bile

Şad u hurrem gelip eriştiler

Şeker şerbetler içtiler

Receb ayının evvel cumasında

Göründü nur Âmine cephesinde

Âmine rahmine çün düştü gevher

Şeytan ol gece göğsün döğer

Kaçuben çıktı Kubeys dağına

Dert ile çağırdı cümle oğluna

Külli oğlanları derildiler

Yükrüşüben tez katına geldiler

Dediler ey atamız n’oldu sana

İşbu işine biz kaldık tana

Biz seni hiç buncılayın görmedik

Kaygulu gördük yüzünü gülmedik

İşbu işi bildiriver bize

Kaygu gitsin şazilik gelsin bize

Şeytan eydür bildirüben iş nice

Ol Nebi hazineye düştü bu gece

Dünya ve ahireti hükmü tutuser

O’nun mucizatı bize oklar atıser

Yüreğime katı oldu bu verem

Dünyada oldu bize gülmek haram

Ne kadar yetim ise de Server durur

Rahmeti cümle cihanı doldurur

Hem rabiül evvel ayı nicesi

On ikinci gece isneyn gecesi

Dinle imdi Ol Celil’in lutfunu

Nice getürdü anadan Ol anı

Hak Teâlâ emir kıldı ol gece

Hep yaratılmış kullar ziyneti

Dedi rıdvana ki durma tez yeri

Hoş bezet kasurları cenneti

Kim bu gece Hak Habibi çün gelür

Hem yağar halk üzere Hak rahmeti

Ehl-i cennet huri gılman kamu

Saçılar saçıplar kılsun rağbeti

Âmine hatun çün vakt oldu tamam

Çün vücuda gele ol Hak vehbeti

Susadım ben su dilerem içmeğe

Verdiler bir kâse ile şerbeti

Kardan ak idi ve hem soğuk idi

Hem şirin idi şekerden lezzeti

Sonra gark oldu vücudum nur ile

Bürüdü beni O nurun ismeti

Geldi bir akkuş kanadıyla beni

Arkamı sığadı kuvvetle kati

Doğdu ol saat Ol şah-ı Resul

Kim bununla âlem buldu izzeti

Bir kez ol Hak dedi ya seyyidi taal

Doğdu anadan dedi lebbeyk zülcelal

Merhaba ey gönlü pak kalbi selim

Merhaba ey sözü pak gönlü halim

Manada âlemlere sultan durur

Yüzü benzer aya kaşlar hilaldır

Nuru yerden göğe dek tutmuş tamam

Şazilikten bi karar oldu humam

Pes dendi ya Âmine durgil Uru

Oğluyun yüzüne bak gıl gelberü

Kokusuna benzemez miski muhal

Nurunun aydınlığı dolmuş hilal

Kim bunun gibi eflak içinde bir oğul

Buna benzer anadan doğmuş değil

Kimsenin bu resme oğlu olmadı

Ya beşerden böyle insan gelmedi

Âmine hatun yerinden durdu tez

Varüben oğlu yüzün gördü tez

Ki taban yüzü nur-ı maha benzer

Veli baştan ayağa cana benzer

Gözü nuru dahi gülden nazik

Dudağı la’l-i mercana benzer

Kemaline erişmez akl-u idrak

Cemal-i Yusuf-ı Ken’an’a benzer

Anasının yüzüne baktı güldü

Gülmesiyle evin içi nurla doldu

Yedi gökler kamusu nurla doldu

Tebessüm etti çün lutfile güldü

Mekke içre mevlidi oldu ayan

Geldi gördü nerdübanı hem zaman

Kamu yerlerden işiten geldiler

Gördüler cümle ziyaret kıldılar

Yüzüne bakan cemalin gören

Cümle hayran oldular anda varan

Dediler bu acep insan mıdır ki

Ya insan suretinde bir can mıdır ki

Pür nur olup çıktı sultan âleme

Vasfı ne dile gelir ne kaleme

Çün vücuda geldi görgülü imam

Yer ile gök şazilik doldu tamam

Âmine eder babasının öldüğüne gayet melul oldum

Oğlum oldukta şad olup güldüm

Benim muradımı verdi Mevlam

Cümle kulların muradın ver ey Hudam

Ay cemali gün yüzü bedr-i Münir

Ey kamu düşmüşlere destegir

Ey gönüller derdinin dermanı Sen

Ey yaratılmışların sultanı Sen

Sensin ol Sultan-ı Nur-ı Enbiya

Nur-ı çeşm-i evliya vü asfiya

 

Sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimizin ana rahminde karar kıldığı Recebi şerifin ilk Cuma gecesinde Cenab-ı Hak Teâlâ hazretleri emretti. Cennet haznedarı Rıdvan cenneti firdevsi açtı. Ve bir münadi göklerde ve yerlerde nida edip ilan etti. Bilmiş olun ki nuru Muhammed-i sallallahu aleyhi vesellem bu gece ana rahminde karar eyledi. Ve hılkatı bunda tamam olup Beşir ve nezir olarak dünyaya gelecektir. Diye ilan etti.[2]  

O sene Kureyş kavmi kati kıtlığa müptela idiler. Çok darlıkta idiler. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem bereketine o yıl mezraları, bağ ve bahçeleri o kadar bereketli oldu ki cümlesi zengin oldular. Taife-i Arab içinde o seneye

 سَنَةُ الْفَتْحِ وَ الْإِبْتِهٰاجِ     Senetü’l-Fethi ve’l-İbtihaci

     Yani, fetih ve iftihar yılı dediler. Çünkü Cenab-ı Hak Teâlâ hazretleri fetih müyesser eyleyip rızıklarına vüs’at genişlik gelmesi sebebi ile iftihar edip sevinmişler idi. [3]

 Hamile olması tahmini yedinci aya yaklaştığı zamanlarda Âmine validemiz Abdullah’a şöyle söylüyorlar.

“Doğum alametleri yaklaşıyor. Oğlun doğduğu anda ziyafet olarak çok kurbanlar, develer kesilmesi ve yemekler yapılıp davetlere çağırılması icap eder. Oğlun doğmadan Medine’ye git uzak deme buradaki Mekke’de bulunmayanlar Medine’de bulunur. Doğunca halkı davetlere çağırman icap eder. Lazım olan yemeklikleri oradan al getir. Konukluk ve gelen misafirlere hazırlıklar olsun.”

Abdullah Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem doğduğu zaman halkı yemeğe, ziyafete davet etmek için lazım olanları almak niyetiyle Mekke’den Medine’ye varınca orda ecel yetişip vefat etti. Ana karnında yedi aylık iken babası ölüp babadan yetim kaldı.[4]

Anası karnında Ol Dürri yetim

Öldü atası Ol kaldı yetim

 

Ne kadar yetim ise Server durur

Rahmeti cümle cihanı doldurur

        İbni Abbas radıyallahu anhumadan rivayet olmuştur ki iki cihanın serveri, gönüllerin sultanı, habibi Kibriya efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin babası Abdullah vefat edince melekler:

        Ya Rabbi, Rasulün yetim kaldı. Dediler. Allahu Tebareke ve Teâlâ hazretleri:

        O’nun muhafaza edeni ve yardımcısı benim. Deyu buyurdu.[5]

 


[1] Şerh ve tercüme-i delaili Abdulkadir’i Geylani s.18’den 26’ya kadar.

[2] İbni Hacer el-Heytemi en-Ni’metü’l-Kübra s.13

[3] Mevahibu ledünniye c.1.s.20 (Osmanlıca baskı)

[4] Siretü’n-Nebi (Osmanlıca baskı)

[5] İmamı Kastalani Mevahibü ledünniye c.1.s.21 (Osmanlıca baskı)

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>