canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

DEDESİ ABDULMUTTALİB’İN YANINDA KALMASI - (İzharu'l-Fedaili Nebiyyina Muhammedin Sallallahu Teala aleyhi Vesellem)


DEDESİ ABDULMUTTALİB’İN YANINDA KALMASI

 

İki dünyanın serveri Hatemül Enbiya olan Sevgili peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem ana karnında yedi aylık olunca babası Abdullah vefat etti. Babadan yetim kaldı. Dünya yüzüne gelince beş altı yaşına girince annesi Âmine validemiz vefat etti. Anneden de yetim kaldı. Dedesi Abdulmuttalib yanına götürdü. Sekiz yaşına kadar zahirde dedesinin himayesinde kaldı.

Dedesinin yanında bir müddet yaşantısı içinde gözleri ağrımaya başladı. Mekke içinde gözlerine bir derman olmadı. Bir çare bulunmadı. İlaç kullandıkça gözlerin ağrıması arttı.

Abdulmuttalib başını aşağı eğerek sıkıntı ve düşünce içinde üzüntü ile dururken bir ruhban Yahudi var idi. Abdulmuttalib’in yanına gidip ya pir, neden ne yönden gönlün melul mahzun durursun? Deyince.

Abdulmuttalib bu oğlanın şiddetli gözü ağrır. Çok ilaç yapıldı ise de hiç bir çare olmadı. Eğer siz bir çare ederseniz ne isterseniz vereyim deyince.

Ruhban bu oğlanın yüzünü aç bir göreyim derdini sorayım deyince.

Abdulmuttalib, Rasulullah’ın yüzünü açtı. Rahip yüzünden zuhur eden nuru gördü. Yüzü sarardı. Gözleri kamaştı. Abdulmuttalib’e dönüp bu senin oğlun değil. Bu oğlanın anası babası yok dedi. Bu oğlanı kimseye gösterme bunu tabipler eline verme oğlana düşman olurlar. Onların koyduğu ilaç otlar hepsi bunun gözüne zehirdir. Onun için gözünün ağrısını artırır dedi.  

Abdulmuttalib rahibe ya ben ne edeyim deyince rahip Abdulmuttalib’e, Cufe denilen mahalde bir rahip var. Bu oğlanı al götür. Buna bir derman olur ise lazım olanı o rahip bilir. Ne lazım ise lazım olanı yapar dedi.

Abdulmuttalib, yol tedarikini ve silahlarını hazır etti. Üç oğlunu da beraber silahla yanına aldı. O sevgili Habibullahı bir hevdeç yani devenin üzerinde güneşten, sâir mazaratlardan muhafaza için yapılmış hevdeç içine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizi koydular.

Şeytani lâin bu hali dinledi hızla koşup yol üzerinde bir Arab kabilesi var idi. Ruhban kılığında onların yanına varıp dedi ki:

Ne duruyorsunuz? Cihan mülkünü yıkıp yok edecek oğlan yanında beş kişi ile gidiyor. Elinize fırsat geçmiş iken onları öldürün ki adınız dünyada kıyamete kadar hoş söylensin. Siz hazır olun ben Taif’e gidip onların askerlerini de alıp geleyim dedi. O kabilenin şerlilerinden dört yüz kişi süvar olup hazırlandı.

Şeytani lâin bu sefer yaşlı bir keşiş kılığında ahu figan ederek Taif’e vardı. Taif halkı bu ne haldır ne oldu? Dediklerinde mel’un, beni reisinize götürün dedi. Reislerinin yanına götürdüler. Mel’un şeytan reislerine size öyle bir haber getirdim ki sizin için çok faydalıdır. Bu yakınlarda Mekke’de doğan oğlan ki sizin dininizi bozup kendisi yeni bir din çıkaracak putları yıkacak şimdi yanında dört beş kişi ile gidiyor. Bu fırsatı ganimet bil bu insanları ondan kurtar. Cihan durdukça adın daim ululuğun gaim olur dedi.

Sükkan ismindeki bu mel’unda askerlerini toplayıp hazırlandı. Kendi ulu bir pehlivandı. Bin kişiye bedel sayarlardı. Bin kişilik askeri ile önlerinde şeytanı lâin beraber Rasulullah’ın yoluna çıktılar.

Abdulmuttalib bunların tozunu gördü. Tozları tüm yazıyı tutmuştu. Oğullarına dedi ki hazırlanın. Bunlar harami olabilir. Hüküm Allah’ındır biz kuluz. Ya Rabbi bu hevdeçteki de senindir dedi.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in amcası Zübeyr öne çıktı. Sükkan’a köpürür vaziyette çağırdı. Ya Arab, kimsin? Nerden gelip nere gidersin? Kastınız neyedir? Buraya niçin geldiniz? Dediler ki Taif elinin askeriyiz. Kastimiz şu hevdeçte ki oğlanı öldürüp cihanı ondan kurtarmaktır.

 Zübeyr cevap verdi. Ey mel’un sen ne dersin nice başlar kesile, kan döküle, nice canlar telef ola, senin bu askerlerinde kırıla yine O’nun bir kılına ziyan ermez. Çünkü O’nun hafızı Hak’tır. Hak O’nu korur.

 Zübeyr bunları söyleyince Taif askerinin içinden biri Zübeyr’e saldırdı. Zübeyr onu karşılayıp helak etti. Arkasından biri daha geldi onu da helak etti. Ondan sonra kimse gelemedi. Zübeyr babasının yanına döndü.

Abdulmuttalib, kızmışsın sana ne oldu? Deyince Zübeyr, Mel’un Sükkan ve askerlerinin kötü niyet ile geldiğini haber verdi. Bunu söylerken düşmanda yanlarına geldi.

Abdulmuttalib dedi ki bugün erlik günüdür. Hep pehlivansınız hevdeci canımız pahasına koruyalım. Hevdeçten uzaklaşmayın çünkü düşman iki tarafı sardı dedi.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu sözleri işitince hevdecinden dışarı çıktı. Dedesine dedi ki dede elindeki oku yayı bana ver.

 Dedesi, oğlum bu İsmail aleyhisselam’ın oku ve yayıdır. Onu benden başka kimse çekemez dedi.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem dede, o yayı bana ver sana acayip nesne göstereyim dedi. Oku yayı eline aldı çekti o sükkan mel’un hevdece yaklaşmıştı oku bıraktı o lâinin yüreğine saplandı.

Sükkan’ın amcasının oğlu ileri çıkıp O Hak dostuna vurmak üzere hevdeçin üzerine yürüdü. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem onu da bir ok ile boğazından vurdu cehenneme gönderdi. Bir biri ardından dokuz kâfiri birer ok ile vurup helak etti.

Küffar ordusundan itimat ettiklerinden bir tanesi ileri gelip küffar halkına hitap etti. Bu işten vazgeçiniz. Bunların böyle bir sabi çocuğundan bu hünerler, kuvvetler zuhur ettiğini görüyorsunuz. Ya bunların büyüklerine nasıl cevap vereceksiniz kanınıza susamayınız kaçıp başınızı kurtarınız diye çağırdı.

Onun üzerine kaçıp gittiler. Bunlar bu hakaret horluğa düşünce güvendikleri pehlivanlar ölüp daha arkasındaki güvendiklerinin bir kısımları da yaralı, yine hile düşünerek bunların ileri varacağı rahibin kal’asına biz kendilerinden önce varıp pusu kuralım intikamımızı alalım niyeti ile gittiler.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemin varacağı rahibin yanına vardılar. Konuyu anlattılar. Rahip ise bunların bu kadar güçlü pehlivanlarının böyle beş altı yaşındaki bir çocuğun oku ile kimisi ölü kimisi yaralı olduğunu görünce rahip anladı. Bu iş mucizedir deyip bunlara çok nasihatler etti ise de kabul etmediler.

Rahip Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin geleceğini şanını, şöhretini, Allah’ın nusratı ile bütün dünyaya hükmünün işleyeceğini hepsini İncil’de Tevrat’ta okumuş idi. Bunlara da anlattı. O sizin dediğiniz oğlan beş altı yaşında bir çocuk dediğiniz oğlanın sahibi Allah’tır. Eğer yer gök mahlûkunun hepsi O’na birden hücum yapsalar ölümüne kast etseler Allah O’nun hafızıdır, O’nun muhafazacısıdır. Bir kılına zarar veremezsiniz diye söyledi ise de inat edip evvela oğlanı sonra da seni öldürmeye kararlıyız deyip pusuya yattılar rahip bunlara söz dinletemeyince dama çıkıp gizlendi.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem rahibin bulunduğu yerin kapısına gelince Abdulmuttalib Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve selleme dedi ki sen dur, senden önce biri girsin dedi. Önce bir köle girdi Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem onun ardından vardı kapıya yaklaşınca kapı ve duvarlar coşa gelip Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve selleme selam verdiler.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem kapıdan içeri girince o mel’unlar kılıçlarını çekip vurmak kastiyle kaldırdılar. O anda Allah’ın izniyle elleri kurudu Allah’ın hışmı ile yanıp kap kara göğündüler. (Yandılar)

O rahip bu halları görünce hemen damdan inip Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemin önünde diz çöküp ayağını öptü tozunu yüzüne gözüne sürdü. Abdulmuttalib’e, hoş geldiniz ey aziz size müjdeler olsun. Bu oğlan gibi bir oğlan daha cihana gelmedi ben bunun faziletini, vasıflarını kitapta okudum. Yeryüzünü cümle tutsa gerek. Ve yine dedi ki ya Abdulmuttalib ne sebeptir ki bizi şereflendirdiniz. Bir hacetiniz var ise takatımız erdikçe yerine getirelim deyince.

Abdulmuttalib, bu oğlumun gözleri ağrır sen ilaç eyle sana çok mal vereyim dedi.

Ruhban Abdulmuttalib’e cevaben dedi ki. Bütün âlemlere bu oğlan rahmettir, devadır. Bunun gözünün şifası ise başka yerde aramayın şifası kendindedir. Ağzının tükürüğünden kendisi parmağı ile alsın gözlerine sürme gibi çeksin. Bunun gözünün devası kendindedir deyince.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem bismillah çekip mübarek parmağı ile ağzının tükürüğünden alıp besmele ile gözlerine sürme gibi çekince biiznillah gözlerde hiçbir mazarat, kızartılar, ağrılar kalmadı şifasına kavuştu.[1] Ruhu için lillahi-l-fatiha.

Yazanın, yazdıranın, okuyanın canı gönülden dinleyip sevenlere de O’nun maneviyatından hem şifa, hem sefa, hem de ruhaniyatından, feyzinden, aşkından gıdalanmayı faydalanmayı Cenab-ı Hak O’nun hürmetine nasip müyesser kılsın âmin.

 


[1] Siretü-n-nebi (Osmanlıca Baskı).

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>