canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

PEYGAMBERİMİZ sallallahu aleyhi vesellem EFENDİMİZİN HALVETE ÇEKİLMESİ VE PEYGAMBERLİĞİN GELİŞİ - (İzharu'l-Fedaili Nebiyyina Muhammedin Sallallahu Teala aleyhi Vesellem)

PEYGAMBERİMİZ sallallahu aleyhi vesellem EFENDİMİZİN HALVETE ÇEKİLMESİ VE PEYGAMBERLİĞİN GELİŞİ

 

Sevgili Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin maneviyatı çok büyük yüksek. Biz O’nun zahir hallarını ne kadar söylesek, yazsak vasfetmeğe imkânımız yok haddimiz yok. Allah kusurlarımızı affetsin. Kendi dilediği kadar vasfettirsin.

 

KASİDE

Yine dil natını söyler Ya Muhammed

Dil ve can mülkünü söyler Ya Muhammed

 

Ne kadirim Seni methetmeye ben

Kemâfi methi Hak söyler Ya Muhammed

 

Sen ol sultanı kevneynsin ki mahlûk

Senin methinde acizler Ya Muhammed

 

Boyuna hil’ati levlâki giyip

Düşüptür sâye serviler Ya Muhammed

 

Alır güneş ile ay nuru yüzünden

Saçın velleyli yeldadır Ya Muhammed

 

Kaşındır kabe gavseyn ev edna

Terinden açılır güller Ya Muhammed

 

Boyun eğmiştir çeşmine hayran

Çimen sahnende sümbüller Ya Muhammed

 

Lebin la’li dehânın madenidir

Lisanın vahyi Hakk’ı söyler Ya Muhammed

 

Şu vakit ki çıkıp gezdin semayı

Bulup hazretde rif’atler Ya Muhammed

 

Kamu ervahı Peygamber hem eflak

Seni iclale geldiler ya Muhammed

 

Seni şahı âlem kılıp o anda

Kamusu ümmet oldular Ya Muhammed

 

Niçün olmayalar ümmet ki Hakk’ın

Rızasın Sende buldular Ya Muhammed

 

Ne noksan ere cahine kılırsan

Niyazi’ye şefaatler Ya Muhammed

Niyazi MISRÎ

        

KASİDE

Girdigârın aşinasıdır Muhammed Mustafa

Aşigânın dil rübasıdır Muhammed Mustafa

 

Nuru pakinden Huda bu halkı inşa eyledi

Kâinatın mübtedasıdır Muhammed Mustafa

 

İki cihan serveridir insü cin peygamberi

Enbiyanın pişuvasıdır Muhammed Mustafa

 

Âlemine rahmet irsal eyledi Mevla O’nu

Bize Yezdan’ın a’tâsıdır Muhammed Mustafa

 

Olmasaydı O eğer biz ihtida etmez idik

Ehli imanın hüdasıdır Muhammed Mustafa

 

Nuru irfanı Huda’dan etti bizzat iktibas

Arifanın ruhnümasıdır Muhammed Mustafa

 

Sırrı Mi’racı duyan bilir ulvi şanını

Cümle âlâlar âlâsıdır Muhammed Mustafa

 

Ondan özge kimse Hakk’ı baş gözü ile görmedi

Hak Habibi safasıdır Muhammed Mustafa

 

Etti Onunla tevessül enbiyaü mürselin

Çünkü dertliler devasıdır Muhammed Mustafa

 

Ona giydirdi şefaat hizmetini Ol Hüda

Cümle emrazın şifasıdır Muhammed Mustafa

 

Gökte Ahmed dahi cennette O’na Mahmud denir

Yeryüzünün ruşinasıdır Muhammed Mustafa

 

Sıdku şevk ile bu naatı okuyan hem dinleyen

Bildi halkın müntehasıdır Muhammed Mustafa

 

Eyle Kuddusi O’na her dem salât ile selam

Ki Huda’nın Mustafa’sıdır Muhammed Mustafa

Âşık Kuddusi

 

Daha peygamberlik gelmeden de halvete devam ederler rüyalar görürlerdi. Her ne gördü ise aynen vakı olurdu. Zira böyle olmasaydı melekten vahiy almağa insan kudret ve takati yetişmezdi.

 Hak Teâlâ habibini bak nasıl terbiye ediyordu. Bazan rüyasında ve bazan da aşikâr göstermek suretiyle O’na birçok şeyler öğretti. Mekke-i Mükerreme'ye hayli mesafede cebeli Nur denilen Hira Dağında bir mağara vardı gayet ıssız ve karanlık idi.

 

Söyle ey bülbül gülistan devridir

Olma hâmuş[1] bağı bostan devridir

 

Ol Şahı ahir zamandan ver haber

Bu kuru gövdeye candan ver haber

 

Çün hıra dağına ol varır idi

Ğar[2] içinde Hak ile olur idi

 

Ravi ider kırk yaşına Mustafa

Çünki erdi arttı nur ile safa

 

Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem kırk yaşına yaklaşıp peygamberlik gelmezden evvel kendini bir aşkı ilahi feyzi ilahi sarmaya başladı. Kalabalıkların içinden çıkıp tenha ıssız yerlerden hoşlanırdı. Kalabalıklardan hoşlanmazdı. Cebeli Nur’un tepesinde Rabb’ısının ismini zikretmeye çekildi.

Bir hafta veya iki hafta da bir gelir Hatice anamıza Allah ondan razı olsun Hatice anamız arpa kavururdu. El değirmeninde çekerdi. Sevgili peygamberimiz geldiğinde hazır olurdu.

 

Rasulü ol pür usul

Bununla hazrete buldu vüsul

 

Sen günden güne yağlı buğday çöreğin katıksız yemezsin ey füdul

Ümmetlik davasın idersin sözünü bu kuru davanı kim eder kabul

 

Hatice anamızın kavurup hazırladığı arpayı dağarcığına alır o mağaraya gider Rabb’ısının zikriyle meşkul olurdu.

Rivayet olunur ki sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor ki

“Peygamberlik gelmezden önce hıra dağında ol mağarada bir ay kadar oturdum mücavir idim. Civarı tamam ettim. (Civarı tamam ettim dediğinden anlaşılıyor ki erbaini tamamlamışlardır.) Kalktım dere içine doğru indim dere içinde iken bana nida olundu. Sağıma baktım kimseyi göremedim. Yine nida olundu dört yanıma baktım kimseyi göremedim. Yukarı baktım o nida edeni yer ile gök arasında bir kürsü üzerinde gördüm.”

O anda Rasulullah efendimize bir titreme geldi. Hatice anamızın yanına geldi.

  دَثِّرُون۪ي دَثِّرُون۪ي

“Beni örtünüz Beni örtünüz” dedi. Hatice valide­miz de bir kilimle kendilerini iyice sarıp bastırmışlar. İşte, o zaman aleyhissalatü vesselam Efendimiz kırk yaşlarında bu­lunuyorlardı ve Rebiu’l-evvel ayının da ikinci pazartesi günü idi. Örtü altında yatarken:

 يَاأَ يُّهَا الْمُدَّثِّرُ قُمْ فَأَنْذِرْ

“Ey libasına bürünmüş olan Nebiyi Zişan! Kalk iman etmeyen kâfirleri Allah’ın azabıyla korkut!”[3]

Ayet-i kerimesi nazil oldu. Korkusu geçinc­e, Hatice validemize olup bitenlerden haber verdi. Hatice va­lidemiz, kendilerini teselli ettiler:

Korkma! Dediler. Allahu Azimüşşan Seni ebediyyen korkutmaz. Zira Sen hısım akrabanı ziyaret edersin, konuk­larını hoş tutar onlara ikramda bulunursun, sadaka verirsin. Allahu Teâlâ Se­ni ebediyyen korkutmaz ve korkutmayacaktır.

Hatice validemizin bir amcası vardı. Halk içinde tanın­mış bir kişi idi. Ona Varaka bin Nevfel derlerdi. Cahiliy­yette Nasranî idi. İncil'i okur ve ayrıca İbranice okuryazardı. Nasranî olmasına rağmen gayet âlim üstad idi. Hatice anamız, Rasul-ü Zişanı aldı ve onun yanına götürdü. Olup bitenleri aynen anlattı. Varaka bin Nevfel, Rasul aleyhissela­ma sordu ve hakikatleri kendisinden öğrenince.

Senin gördüğün daha önce Musa bin İmran'a da gö­rünen Namus-u Ekber Cebrail aleyhisselamdır. ‘Bir rivayette Hz. İsa'ya da gönderildi demiştir dedikten sonra.

Ah nolaydı Senin nübüvvetin zamanında gençlik zamanım olaydı. Mekkeliler sana kılıç çektiği zamanda Sana yardımcı olaydım. Deyince Peygamber Efendimiz Mekkeliler Bana kılıç mı çekecek dedi. Varaka, Ya Muhammed usul böyle eski Senden evvel ne kadar peygamberler geldi ise kavminin bir kısmı ona kılıç çekip karşı çıktılar imansız olup küfre inkâra dalalete gittiler. Bir kısımları onları tastik ederek beraber olup Allah’ın hidayetine kavuştular.

Sen de Pey­gamber olacaksın, Sana beşaret olsun müjdesini verdi.

Dedi kim, işbu beşarettir Sana,

Kim risalet tacı giydin başına,

 

Gördügün Namus-u ekber Cebrail,

Kim kamu peygambere oldur delil..

Rasul-ü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretleri bu sözleri dinledikten ve bu müjdeyi aldıktan sonra, tekrar Hira Dağındaki mağarada bulunan halvetine vardı ve orada günlerce meşgul oldu. Bir gün yine o dere içine doğru inerken bir nida geldi. Dört yanına bakındı kimseyi göremedi. Yukarı baktı bir kürsi üzerinde Cebrail aleyisselamı gördü yine hafif bir korku geldi. Evine geldi ve üzerini örttürerek yattı. Cebrail aleyhisselam bu defa:

يَآ اَيُّهَا الْمُدَّثِّرُۙ ﴿1﴾ قُمْ فَاَنْذِرْۙ ﴿2﴾

         “Ey libasına bürünmüş olan Nebiyi Zişan! Kalk iman etmeyen kâfirleri Allah’ın azabıyla korkut.”[4]

         Yani, ey vahyin dehşetiyle kendine üşümek hâsıl olmasına binaen libasını üzerine bürünen Rasulü mükerrem! Yatağından kalk iman etmedikleri surette üzerlerine nazil olacak azap ile Sen kullarımı korkut ve onları imana davet et. Zira insanlar şirk ve sair günahlarla meşkul olduklarından vaki olacak azabı beyan ile onları korkutmak Senin üzerine vacib olmuştur. Rahatı terk ederek onları insaf ve imana davetin zamanı gelmiştir.

 وَرَبَّكَ فَكَبِّرْۙ ﴿3﴾ وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْۙ ﴿4﴾ وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْۙ ﴿5﴾ وَلَا تَمْنُنْ تَسْتَكْثِرُۙ ﴿6﴾

“Ey Nebiyi Zişan! Rabbin celle şaneyi bü­yüklükle zikret. Tekbir getir, Allahu ekber de, Esvabını, dışını her türlü necasetten temizle ve maneviyatını içinide nefsin bütün sıfatlarından ahlakı zemimelerden arındırıp temiz et. Azabı terket, iyiliğin karşılığında daha fazlasını elde etmek için yapma!”[5] Ayetine kadar okudu.

Efendimiz, meseleyi Hatice validemize nakletti. Hatice validemiz:

Saçlarımı açayım, eğer şeytan ise gitmez. Eğer, Allah elçisi ise gider buyurdu ve gerçekten saçlarını açtı hemen kayboldu. Hatice Validemiz, Ya Muhammed! Sen Peygamber oldun. Sana gelen Cebrail aleyhisselamdır. Bana iman arzeyle ki müslüman olayım. Sen Hak Rasulüsün dedi.

Efendimiz de, Hatice validemize iman arzetti ve Hatice validemiz ilk müslüman kadını olmak şeref ve bahtiyarlığına kavuştu.

Fahr-i Âlem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Hazret­leri, yine Hira Dağındaki mağaraya giderek halvete girdiler. Orada kendi hallerinde meşgul iken Cebrail aleyhisselam gel­di ve:

اِقْرَاْ

“İKRA” ‘Oku!’ dedi. Rasulü Ekrem Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem:

مٰا اَنَا بِقٰارِءٍ

“Ben okuma bilmem” cevabını verdi.  Öyle deyince Cebrail aleyhisselam sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimizin mübarek başını koltuğuna alıp sıktı. O kadar sıktıkı Rasulullah efendimiz sallallahu aleyhi vesellem gayet zahmet çekip bunaldı. Ondan sonra Cebrail aleyhisselam sevgili Peygamberimizi bıraktı ve yine:

اِقْرَاْ

“Oku!” dedi. Rasulu Ekrem efendimiz sallallahu aleyhi vesellem yine “Ben, okuma bilmem” cevabında bulundu.

Bunun üzerine Cebrail aleyhisselam Efendimizin mübarek başlarını koltuğunun altına alarak sıktı ve “Oku!” emrini tekrarladı. Çok zahmet çekmesine rağmen Efendimiz: “Ben, okuma bilmem!” cevabını verdi. Mübarek başını bir daha sıktı. Hem öyle sıktı ki Efendimiz adeta bunaldı. Üçüncü defa sıkışından sonra peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem okudu. Cebrail aleyhisselam:

اِقْرَاْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذ۪ي خَلَقَۚ ﴿1﴾

Yani, “Ey Rasulü mükerrem! Bütün zerratı cihanı halk eden Rabb’ın Teâlâ’nın ismiyle yardım taleb edip O’na sığınıp O’na güvenerek oku.”[6]

خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍۚ ﴿2﴾

 “Cümle mahlûkatı halk eden Rabb’ın Teâlâ bilhassa insanı uyuşmuş kandan halk etti.”  

 اِقْرَاْ وَرَبُّكَ الْاَكْرَمُۙ ﴿3﴾ اَلَّذ۪ي عَلَّمَ بِالْقَلَمِۙ ﴿4﴾ عَلَّمَ الْاِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْۜ ﴿5﴾

“ey Ekreme’r-Rasul! Sen okuma bilmem diye telaş etme, Cebrail’den işittiklerini oku. Zira Senin Rabb’ın Teâlâ cümle kerem sahiplerinden daha ziyade kerem sahibidir. (ecri ihsanı lütfu bol olan Ekremu’l-Ekremîndir.)kalem vasıtasıyla insanlara yazı yazmayı ve okumayı O öğretti. Şu halde sanada bilmediklerini bildirir. İnsana gizli ve aşikâr bilmediği şeyleri O talim buyurdu.”[7]

Buna binaen, Âdem aleyhisselama esmayı talim buyurduğu gibi sair insanlarada envai ilmi talim buyurmuştur. Sen ise ey Habibim! Cümle insanların eşrefi, şan şeref cihetinden cümlesinin yüksek ve a’lâsı olduğundan bilmediğin şeyleri sana talim buyuracaktır demektir.

Ondan sonra sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemi Cebrail alleyhisselam dereye indirdi. Ayağıyla yere vurdu su çıktı. Abdest almayı namaz kılmayı öğretti.

 


[1] Sessiz durmak

[2] Mağara

[3] Müddesir–74/2.

[4] Müddesir 74/1–2

[5] Müddessir: 74/3–6

[6] Alak (Kalem suresi) 1

[7] Alak (Kalem suresi) 3–4–5

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>