canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

PEYGAMBER EFENDİMİZ sallallahu aleyhi vesellemin TAİF HALKINI İSLAM DİNİNE DAVET ETMESİ ve MEDİNE’YE HİCRET - (İzharu'l-Fedaili Nebiyyina Muhammedin Sallallahu Teala aleyhi Vesellem)

PEYGAMBER EFENDİMİZ sallallahu aleyhi vesellemin TAİF HALKINI İSLAM DİNİNE DAVET ETMESİ ve MEDİNE’YE HİCRET

 

 

Söyle gel ey andelib derdimend

Dertten oldu çün bu gönül behrimend

 

Derdimendin sözleri dertli gerek

Aşk ile söylenen söz olur yekrek

 

Derttir bu derdin dermanı çün

Var taleb et derdi sen derman içün

 

Ebu Talib’in vefatından sonra Kureyş kâfirleri yine incitmeye başladı. Hazreti Hatice validemizin vefatından üç ay kadar geçtikten sonra Rasulü Ekrem efendimiz sallallahu aleyhi vesellem Taif’e gitti.

Taif, Mekke’ye yakın bir yerde idi. Bir müddet orada kalıp Taif halkını Hakk’a davet eyledi. İmana gelmediler ve evlerinde bazı süfehaya ve kölelerine işaret edip âlemlere Rahmet olan Habibi Kibriya Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemi taşa tuttular. Mübarek ayaklarına dokunup yaralanır kanından nalinleri boyanır idi.

Rivayet olunur ki Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimiz Taif’ten dönüp gelir iken Rabia oğulları Utbe ve Şeybe dedikleri kâfirlerin bağına uğradı. Orada havuzda mübarek ayağını yıkadı.

Utbe ve Şeybe Rasulü Ekrem sallallahu aleyhi vesellem efendimizi görüp Addâs ismindeki Nasranî olan hizmetkârları ile bir salkım üzüm gönderdiler. Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz mübarek elini uzatıp “bismillah”deyip salkımdan yemeğe başladı. Addâs, sevgili Peygamberimizin yüzüne bakıp:

“Vallahi bu sözü bu diyar halkı söylemezler” dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimiz:

“Sen hangi diyardan ve ne dindensin” dedi. Addâs:

“Ninova karyesinden bir nasraniyim” dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem hazretleri:

“Yunus aleyhisselamın karyesindenmişsin” dedi. Addâs:

“Yunus’u nebilirsin?” deyince sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem hazretleri buyurdu ki:

“Benim kardeşimdir O’da benim gibi peygamber idi” deyince Addâs hemen sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem hazretlerinin eline ayağına düşüp mübarek ayaklarını öptü ve Müslüman oldu.

Sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem Mekke’ye döndükten sonra çeşitli nedenlerle Mekke’ye gelenler ile görüşüp onları Hakk’a davet etmeye başladı.

Bir gün Akabe denilen mevkide Medine’den gelmiş hazreç kabilesinden altı kişiye rast geldi. Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem onlara dini islamı arz edip dine davet eyledi.

Bunlar daha önce komşuları olan Yahudilerden ahir zaman nebisinin alemet nişanlarını işitmişlerdi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bunları dine davet edince nazar edip daha önce Yahudilerden işitmiş oldukları nübüvvet alametlerini gördüler ve şad olup sevinçle imana geldiler ve sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi veselleme:

Ya Rasulallah, müsaade et kabilelerimizin yanına varalım. Kabilelerimiz arasında kan davaları var. Senin bize ettiğin daveti bizde onlara edelim. Ümid ederiz ki Cenab-ı Hak Teâlâ hazretleri cümlemizi sana muin eder.

Dediler ve Medine-i Münevvere’ye varıp halka Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizi anlattılar. Medine şehrinde öyle oldu ki sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellemin haberi söylenmedik bir ev kalmadı.

İkinci sene on iki kişilik bir kafile yine aynı Akabe mevkisinde sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimizle bir araya geldiler. Bunların beş tanesi geçen sene gelenler idi diğer yedi kişide Peygamber efendimizin huzurunda Müslüman olup Cenab-ı Hakk’ın emrettiklerine itaat edip isyan etmemek üzere biat ettiler ve tekrar Medine’ye döndüler.

Daha sonra sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimize mektup göndererek Kur’an-ı Kerim öğretecek bir kimse istediler. Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemde Mus’ab bin Umeyr radıyallahu anhı Kur’an-ı Kerim’i ve İslam edebini öğretmek üzere gönderdi. Müslümanların sayısı Medine’de iyice çoğalmaya başladı.

 Üçüncü sene zilhicce ayında yine Akabe mevkisinde yetmiş kişi Rasulü Ekrem efendimiz sallallahu aleyhi vesellem ile buluşarak elinden tutup mallarıyla canlarıyla sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemi koruyacaklarına dair ahd edip biat ettiler.

Müslümanların sayısı artmaya başlayınca kâfirlerinde şiddetleri artmaya başladı. Sahabeler artık dayanamaz oldular:

Ya Rasulallah bizim burada yaşamaya tahammülümüz kalmadı izin ver muhacir olup gideceğiz diyerek sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimizden izin alıp hicret ettiler. Sahabeyi kiram radıyallahu Teâlâ anhum bölük bölük Mekke’den çıkıp Medine’ye hicret etmeye başladılar. Bir kısmı daha önce Habeş’e hicret etmişlerdi.

Hazreti Ömer efendimiz geldi:

Benimde yaşamaya tahammülüm kalmadı banada müsaade edermisin ya Rasulallah dedi. Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem:

Git ya Ömer buyurdular.

Öbürleri gece giderlerdi gizli gizli. Hazreti Ömer silahını kuşandı Beytullah’ın avlusuna geldi müşriklerin büyük beyleri orda kalabalık çok. Elindeki kılıncı çekti:

Ey Mekke’nin müşrikleri kâfirleri! Bende bu gün buradan gidip hicret ediyorum. Ömer korktu gece gizli gitti demeyin. Her kim çocuğunun yetim kalmasını istiyorsa hanımının yetim kalmasını istiyorsa peşimden gelir deyip yola çıktı. Müşriklerin hiç birisi peşinden gitmeye cesaret edemedi.

Hazreti Ebubekir efendimiz gelip:

Banada müsaade edermisin ya Rasulallah buradan gitmeye dedi. Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimiz:

Ya Ebubekir, biraz daha sabr eyle benimde gitme fikrim var Rabb’ımdan emir bekliyorum. Bir emir olursa beraber gideriz.

Ne cefalara katlanmışlar ki evini-barkını, yerini-yurdunu-vatanını bırakıp muhacir olup gitmek kolaymı?

Ebucehil diğer müşrikler toplandı:

Bunlar gidiyorlar sağa sola ama sonunda toplanıp karşımıza çıkarlar. Toplanıp evini çembere alalım bu gece na pahasına olursa olsun kafasını keselim. Çok çok ammileri, kavmi kan pahası ister onuda toplanır veririz. Bu şekilde karara geçtiler. Şeytan lâinde adam sıfatında geldi bunlara akıl öğretiyor.

Cebrail aleyhisselam geldi:

Ya Muhammed, kâfirlerin müşriklerin kararı böyle bu gece yatağında yatma Rabb’ıyın emri buradan git sende Medine şehrine var Senin ensarın orda.

Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem hazreti İmamı Ali kerremallahu vechehu efendimize durumu bildirdi:

Ya Ali, yatağıma yat korkma Allah seni korur. Kureyş halkından yanımda emaneti olanlar var onlarıda sahiplerine verirsin. Hazreti imamı Ali kerremallahu vechehu efendimiz dedi:

Ya Rasulallah anam, atam, hayatım yoluna feda olsun. Var hayatımı yoluna koydum.

 

Dedi başım üstüne ben yatayım

Düşmanın bağrına kan atayım

 

Canımı yolunda kurban edeyim

Düşmanın canını oda yakayım

 

Cenab-ı Hak, Cebrail aleyhisselama ve Mikail aleyhisselama, birinizin ömrünü birinizden biraz fazla kıldım. Ömrü uzun olan kısa olana verip ömürlerinizin beraber müsavi olmasına razı olurmusunuz? Razı olamadılar. Cenab-ı Hak:

Yeryüzünde Habibimin yarıgarı olan Ali’ye bakın. Var hayatını Habibimin yoluna feda etti. Şimdi yeryüzüne inin O’nu bekleyin kâfirler bir zarar vermesinler. Bu iki büyük melek hazreti Ali efendimizin etrafında pervane gibi döndüler.[1]

Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem, imamı Ali kerremallahu vechehu efendimizi yatağına yatırıp üzerine bir örtü örtüp kendisi dışarı çıktı. Evin etrafı sarılmış nöbetçiler bekliyorlar şeytanda içlerinde. Cebrail aleyhisselam gelip dedi ki

وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ اَيْد۪يهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَاَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ

“Önlerinden bir sed ve arkalarından bir sed çektik onları kapattık artık görmezler.”[2]

Eline bir pençe toprak al bu ayeti oku toprağa üfür. Evin çevresindeki küffarlara bekçilere toprağı saç içlerinden yürü.

Bu şekilde yürüdü gitti hepsi uyuşmuş uykuda şeytanda uyuyor. Aralarından çıkıp Ebubekir Efendimizin evine geldi birlikte Sevr mağarasına gittiler.

Yolda Ebubekir efendimiz sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin bir sağında bir solunda etrafında dolanırdı. Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem:

Ya Ebubekir, nedir bu hal buyurdu. Ebubekir sıddık radıyallahu anh efendimiz:

Ya Rasulallah, sana bir mazarrat gelmesin bana gelsin eğer ben ölürsem bir kişiyim sana bir şey olacak olsa bu ümmetin halı nice olur? Hakk’ı kim nasıl bilir deyince iki cihanın serveri

يَا اَبَا بَكْر لٰا تَحْزِنْ اِنَّ اللّٰهَ مَعَنٰا 

“Ya Ebubekir mahzun olma Allah bizimle beraberdir.” Buyurdu.

Sevr mağarasına vardılar. Mağara ıssızdı. Hazreti Ebu Bekir efendimiz önce kendisi içeri girip yeri temizleyip düzeltti. Mağarada delikler vardı onları izarını yırtarak kapattı. İzarı yetmeyince, geriye kalan bir deliği de ayağını dayayarak kapattı. Sevgili Peygamberimiz mübarek başını Sıddıkı azam Ebu Bekir efendimizin dizine dayayarak uyudu.

Bir anda Allah'ın emriyle bir müğeylan ağacı, bir örümcek gelip mağaranın ağzına ağını gerdi, bir çift güvercin geldi ağacın başına yuva yapıp yumurtaladı.

Bir cinni yılanda sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemi görmek istiyor. Çıkacak başka delik bulamayınca içerden hazreti Ebu Bekir sıddık radıyallahu anh efendimizin ayağını soktu göstermiyor diye.

Fakat hazreti Ebu Bekir efendimiz delikten ayağını çekmedi. Hattâ efendimiz sallallahu aleyhi vesellem uykudan uyanabilir diye yerinden bile kımıldanmadı! O kadar canı yandı ki gözleri yaşardı. Gözlerinden akan yaş, sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin mübarek yüzlerine damlayınca uyandı:

 Ne oldu yâ Ebu Bekir? diye sordu. Hazreti Ebu Bekir sıddıkı azam efendimiz:

Yâ Rasûlallah, anam atam sana feda olsun ayağımı bir şey soktu diye cevap verdi. Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem yılanın soktuğu yeri mübarek tükrüğüyle meshetti. Allah'ın lütfuyla derhal şifa buldu.

Sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem efendimizin evini muhasara eden müşrikler, uyuyup kalmıştı şeytan gözünü açtı bir bağırdı mel’un, Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem) kaçtı diye.

Müşrikler hemen koşup sevgili Peygamberimizin evine girdiler. Yatağında hazreti Ali kerremallahu vechehu efendimizi görünce şaşırıp kaldılar.

İzciler getirdiler izlerini takip ettiler kumun üzerinde izleri biliyor. İzci “Bakın burada Ebu Bekir sırtına almış Ebu Bekirin ayağı çökmüş. Burada yürümüşler böyle böyle sevr dağında mağaraya geldiler ki mağaranın içine adam girmemiş. Örümcekler duruyor, güvercin uçuyor yuvada yumartalar duruyor. İzciye bizi buraya boşa getirdin diye öfkelendiler kızdılar nice zamandır buraya kimse girmemiş diye dönüp gittiler.

Sevgili Peygamberimiz efendimiz sallallahu aleyhi vesellem hazreti Ebu Bekir efendimizle üç gün mağarada kaldıktan sonra Medine’ye doğru yola çıktılar. Giderken yolda Kudeyde dedikleri mevkiye uğradılar. Orda Ümmü Mabed derler bir hatun var idi. Gelip geçen yolculara bazı yiyeceklerden satar idi. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem ve hazreti Ebu Bekir sıddık radıyallahu anh efendimizde acıkmışlar yiyecek bir şeyler almak niyetiyle yanına vardılar.

Neyin var ve ne bulunur satın alalım dediler. Ümmü Mabed:

Vallahi şu anda hiçbir şey kalmadı mazur görün diye cevap verdi. Rasulü Ekrem sallallahu aleyhi vesellem hazretleri nazar edip ümmü Mabed’in evi tarafında bir koyun görüp:

Bu koyunun sütü varmıdır? Dedi. Ümmü Mabed:

Süt nerde olsun gayetten zayıf yürümeğe mecali olmadığından sürüye katmadık orada duruyor dedi. Sevgili peygamberimiz aleyhi’s-salatü vesselam efendimiz:

Eğer müsade edersen bir miktar sağalım ne çıkarsa bize kifayet eder dedi. Ümmü Mabed isimli hatun:

Olur, eğer süt bulunursa sağ dedi. Âlemlere Rahmet olan sevgili Peygamberimiz aleyhi’s-salatü vesselam efendimiz koyunu önüne alıp mübarek elini koyunun beline sürdü ve memesinide mesh etti. Bismillahirrahmanirrahîm diyerek sağmağa başladı.

İki cihanın serveri Habibi Kibriya Hatemu’l-Enbiya efendimiz sallallahu aleyhi vesellem bereketine Cenab-ı Hak Teâlâ hazretleri o kadar süt verdi ki kendileri, hizmetkârlar, orada bulunan herkes içip doydu çanakta ki süt tükenmedi. Oradan ayrılıp yola devam ettiler.

Bir müddet sonra kadının beyi Ebu Mabed geldi çanakta ki sütü görünce:

Bizim sağılıcak koyunumuz yoktu bu süt nerden geldi diye sorunca hatun:

Bir mübarek zat geldi şöyle şöyle oldu diye hadiseyi anlattı. Ebu Mabed:

Bunda bir hikmet var nasıl bir zat idi siması nasıl idi diye sorunca hanımı:

 Boyu mutedil, ne uzun ne kısa, orta boylu, gayet nurani suretli, kemali fesahat ve beleğat üzere lütf ile söyler latif bir zat idi diyerek peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin şemailinden anlatmağa başlayınca Ebu Mabed:

Vallahi bu dediğin zat Kureyş kavmi içinde zuhur eden peygamberdir. Eğer burada olaydım ona tabi olurdum dedi.

Sevgili Peygamberimiz sallalahu aleyhi vesellem Medine’ye yerleştikten sonra huzuruna varıp Müslüman oldular.

Ulema-i hadisten ibni Saad ve Ebu Nuaym rahimehumullah nakillerinde Ümmü Mabed’den rivayet etmişlerdir ki:

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin sağdığı o koyun ta hazreti Ömer radıyallahu Teâlâ anh zamanına kadar yaşadı. O zamanda yaşanan meşhur kıtlıklarda yeryüzünde hayvanlar yiyecek ot bulamazken biz onu sabah akşam sağar sütünü içerdik demişlerdir.

Kureyş müşrikleri, sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemi bulana yüz deve vaad etmişlerdi. Yolda giderken Sürâka ibni Malik denilen adam atıyla yollarına denk geldi. Ebu Bekir radıyallahu anh efendimiz, Rasulullah sallallahu aleyhi veselleme bir zarar gelir diye endişelenirdi. Sürâka’yı görünce:

Ya Rasulallah küffar geldi bizi basdılar dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimiz:

Hâşâ ve kella kâfirler bize zarar getiremez dedi ve dua eyledi. Sürâka’nın atının ayakları yere geçti, tutuldu kaldı. Sürâka el eman çağırıp:

Bana lütuf ve kerem edin. Bana eman verin selametim için dua edin atımı halas eyleyin size zarar vermem sair küffarlarıda üzerinizden def edeyim dedi.

 Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem dua etti. Sürâka’yı o müşkil durumdan kurtardı. Sürâka geri arkadan gelen Kureyş'in takibçilerine de, "Ben buraları arayıp taradım, kimseyi bulamadım. Başka tarafa bakalım." diyerek onları geri çevirdi. Daha sonra imana gelip sahabe-i kiramdan olmuştur.

Rabiu’l-evvel ayında Medine’nin Kuba köyüne geldiklerinde sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin geldiğinin haberi Medine’ye ulaşmıştı. Mekke’liler kılınç çekti. Taif halkı taşa tuttu. Bakalım Medine’liler ne yapacak?

Haberi alan Müslümanlar hemen hazırlanıp sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemi izzet ve ikramla karşıladılar. Bir Müddet Kuba köyünde kaldılar. Orada bir mescid yaptılar.  

Hazreti İmamı Ali kerremallahu vechehu efendimiz Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemden sonra bir müddet Mekke’de kalıp sevgili Peygamberimizin emanetlerini sahiplerine teslim edip yola çıktı.

Kuba köyünde Peygamberimiz Fahri âlem aleyhissalatu vesselam efendimize yetişti. Yürümekten ayakları kabarmış ve şişmişti.

Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem O’nu gözyaşlarıyla bağrına bastı ve mübarek elleriyle ayaklarını mesh etti. Cenab-ı Hakk anında şifa ihsan etti ne kabarmadan nede ağrıdan bir eser kalmadı.

Bir Cuma sabahı Medine şehrine doğru yola çıktılar. Kuba’da Ranuna denilen vadiye geldiklerinde öğle vakti olmuştu. İlk Cuma namazını da orada kıldılar. Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem cuma namazını kıldıktan sonra Medine’nin içlerine doğru ilerlemeye başladı.

Peygamberimiz aleyhissalatü vesselam efendimiz Medine’ye geldiğinde şehir halkı o kadar şad oldular ki ehli perde hatunlar damlar üstüne çıktılar. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimize iştiyaklar arz edip şiir okudular. İmamı Beyhaki rahmetullahi aleyhin rivayetinde okudukları şiirin biri budur.

      طَلَعَ الْبَدْرُ عَلَيْنَا * مِنْ ثَنِيّٰاتِ الْوَدٰاعْ

     وَجَبَ الشُّكْرُ عَلَيْنَا *  مٰا دَعٰا ِللّٰهِ دٰاعَ

Talea’l-Bedrü aleyna min seniyyêti’l-Veda’

Vecebe’ş-Şükrü aleyna ma dea lillahi dea

Yani, bir gün doğdu bize veda tepelerinden

        Şükür vacib oldu bizlere Allah’a olan davetinden

Veda’ dedikleri Medine yakınında bir yüksek tepebaşıdır ki Medine halkı önceden beri adetleri üzere bir kimseyi teşyi etseler oraya kadar teşyi ederlerdi.

Yani, Rasulullah sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem efendimizin oradan çıkıp geldiğini bir dağ üstünden gün doğuşuna benzetmişler ve sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimizin bu diyarı müşerref ettiği bize Hak Teâlâ hazretleri tarafından bir büyük nimettir. Daima duacılar, dergâhı Hak Teâlâ hazretlerinden dua ettikçe bu büyük nimetten dolayı Cenab-ı Hakk’a şükretmek bize vacib oldu demektir.

Rasulullah sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem efendimiz hazretleri aralarından geçip ilerlerken kimin evinin önünden geçse hepsi evine davet ederlerdi.

Sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem:

Deveyi serbest bırakın bakalım nereye gidecek o Cenab-ı Hak tarafından memurdur. Nereye konacağını bilir. Deyu buyurur idi.

Devenin yularını boynu üstüne bırakmış idi. Deve kendi halinde ilerleyerek şimdiki Ravza-i Mutahhara’nın bulunduğu boş bir arsanın önünde çöktü. Tekrar kalkıp Eyyube’l-Ensari radıyallahu anh hazretlerinin kapısı önüne çöktü. Eyyübe’l-Ensari hazretlerinin evinde ikamet etti.

Devenin ilk çöktüğü yeri satın alıp Mescidi Nebevi’yi yaptırdı. Mescidi Nebevi’nin yanındaki odaların yapılması bittikten sonra Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem oraya taşındı.

Medine’deki daha evvel Müslüman olan Ensar kabileleri, Muhacirleri karşılayıp ensarların neleri var ise evlerine kadar baba mirası gibi yarı yarıya bölüşüp muhacirlere verdiler.

İyi dikkat olunursa nasıl dinin temelinde birbirlerine sarılıp yardımda bulunmuşlar.

 


[1] Siretü’n-Nebi Osmanlıca baskı s.217, Şemseddin Sivasi Menakıbı Çeharıyarı Güzin s.316

[2] Yasin 36/9.

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>