canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Tasavvuf - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

 

TASAVVUF

 

Cüneyd-i Bağdadi rahmetullahi aleyh der, tasavvuf odur ki Cenab-ı Hak Teala seni öldüre, yine kendi eliyle diri göre. Yani demek olur ki Cenab-ı Hak Teala senin ef’alini ve sıfatını ve zatını fani kılıp, kendinin sıfatıyla ve zatıyla baki kıla. Bu konu yukarıda geçti idi. Şu hadis-i kudsi’de buyuruyor:

 

وَمَا تَقَرَّبَ اِلَىَّ عَبْدِى بِشَىْءٍ اَحَبَّ اِلَىَّ آخِرِهِ

 

Yukarıda yazılı idi. Hadis-i kudsinin meali: Yani kulum bana yakın olmaz en sevdiğim farzlardaki yakın olduğu gibi. Kulum benden ayrı olmaz, bana yakın olur nafilelerle, hatta onu severim. O Benden, ben ondan ayrı olmaz.

Hadisin devamı:

 

فَاِذٰا اَحْبَبْتُهُ كُـنْتُ لَهُ سَمْعَهُ الَّذِى يَسْمَعُ بِهِ

 

Yani ne vakit o kulumu sever isem, onun duygusu ben olurum. Onunla duyar. Hazret-i Ömer radiyallahu anh’ın harbedenleri Hindistan’da gördüğü, duyduğu gibi.

Hadisin devamı:

 

وَبَصَرَهُ الَّذِى يـُبْصِرُ بِهِ وَيَدَهُ الَّتـِى يَبْطِشُ بِهَا وَرِجْلَهُ الَّتِى يَمْشِى بِهَا وَاِنْ سَئَلَنِى اَعْطَيْتَهُ وَلَوِ اسْتَعَاذَنِى لَاُعِيذَنَّـهُ

 

buyuruyor ki, “onun basiret gözü benden olur, benim gözüm ile görür ve eli benim kuvvetim ile tutar ve ayağı onunla yürür ve eğer benden istese veririm. Eğer Bana sığınsa, onu muhafaza ederim”[1] buyuruyor. Yani tecelli-i ilahiler olunca, kendinden enaniyeti olan benlik yok olunca, vücuttaki olan aza ve organların çalışma ve hareketlerini Cenab-ı Hak’tan olduğunu yakînen anlar ve his eder. Kalbi mutmain olur. İman kemal bulur. Bunun misali, bütün zahirdeki kurulan fabrika ve bütün sanayi kuruluş makinaların çalışma hareketleri cereyena bağlıdır. Cereyan göze görünmüyor, ama cereyan da olmasa, hiçbirinin hareket etmeyeceğine tereddüt yoktur. Bir misal daha; bütün toprakta biten ağaçlar, sair bitkilerin sallanma hareketleri rüzgara bağlı olduğu gibi, rüzgar göze görünmüyor, ama rüzgarla sallanıp, hareket ettiğini hissediyoruz.

İşte Cenab-ı Allah’a yakîn hasıl eden kimselerde yaratılan vücuttaki organların çalışma hareketlerini Cenab-ı Hak’tan olduğunu hakkal yakîn anlayıp, zandan kurtulup, yakîn hasıl olmuş, isbata geçmişler, suretten içeri, manaya geçmişler.

Divan-ı Niyazi kuddise sırruhu:

Derman arardım derdime derdim bana derman imiş

Burhan arardım aslıma aslım bana burhan imiş

Sağ u solum gözlerim dost yüzünü görsem deyü

Ben taşrada arar idim ol can içinde can imiş

Öyle sanurdum ayrıyam dost gayridir ben gayriyem

Benden görüp işideni bildim ki ol cananmış

Savm salat ve haccile sanma biter zahid işin

İnsan-ı kamil olmaya lazım olan irfan imiş

Nerden gelir yolun senin ya nere varır menzilin

Nerden gelip gittiğini anlamayan hayvan imiş

Mürşid gerektir bildire Hakkı sana hakkal yakîn

Mürşidi olmayanların bildikleri güman imiş

Her mürşide gönül verme yolunu sarpa uğratır

Mürşidi kamil olanın gayet yolu asan imiş

Anla heman bir sözdür yokuş değildir düz durur

Alem kamu bir yüz durur gören anı hayran imiş

İşit Niyazi’nin sözün hiçbir nesne örtmez Hak yüzün

Haktan ayan bir nesne yok gözsüzlere pünhan imiş

 

Bu Cenab-ı Hak yolunda Allah’ın rıza ve sevgisine ve O’nun kurbiyyet-i ilahiyesine kavuşmak için evvela nefsin terbiyesine meşgul olup, riyazata ve mücahedeye ve zikrullaha huzur-ı kalp ile ve halis niyetle meşgul oluncak, sıfat-ı insan manay-ı insana yetişir. Sıfat-ı Hak’da manay-ı insanda zahir olur.

Marifet, yani nefsini bilmek gerek; zira ol vakit manay-ı insan sırf Hak gibi görünür. İşte bu halde o insan kendi manasından Hakk’ı temyiz etmek gerektir. Kendi manasına Hak dese, Hakk’ı bilmemiş olur. Talib-i Hak olana lazımdır ki, evvela suret-i nefsi bile sıfattan manaya yetişe, ondan marifet-i Hak hasıl ola. Bu hallerde bir kısımları, ben Hak oldum, diyenler vardır. Cenab-ı Hakk’ın tecelliyatına gark olunca söyleyenler olmuştur. Halbuki Cenab-ı Allah Halıktır, bizler mahlukuz. Halbuki o tecelliyat geçince Halık ayrıdır, mahluk ayrıdır. Cenab-ı Hak bizleri halk eden Halıkımızdır. Bizler O’nun halk ettiği mahlukuz. Bu konular yukarıda geçmiş idi. Bu halleri anlamak için kamil bir mürşid de lazım, hem de nefsi emmareden levvameye, levvameden mülhemeye, mülhemeden mutmainneye varmayınca, taa kim tamam tasfiye-i kalb andan hasıl olur.

Cenab-ı Hak Teala, Davud Peygamber aleyhisselama dedi, ya Davud, cenneti nice anarsın, bana müştak olmayı unutursun. Davud aleyhisselam dedi, ya Rabbi, sana müştak olan kimlerdir? Cenab-ı Hak Teala hazreti dedi, bana müştak onlardır ki, gönülleri safi olmuştur. Küdüretten yürekleri yanmıştır. Benim muhabbe-timden ben dahi onların gönlünü kudret elimle nice dilersem dönderirim ve onların gönüllerinin yolunu benden gayriden kestim. Şöyle bil, kim onlardan nefsin muradı bir uğurdan götürülmüştür ve bunlar iki cihanda hiçbir nesneyi murad ve maksud edinmezler. İlla Allah ve dünyada hiçbir nesne ile eğlenmezler. Vakitlerini boş yere zayi etmezler, illa Allah’ın adıyla.

Kim: (Rad suresi ayet-28)

 

اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۜ

 

Bunlar alem-i cezbede kalmışlardır. Bunların Cenab-ı Hakk’ın didarından gayriye hergiz meyilleri yoktur. Bunlar buradan öte terakki edip, süluk ederler. Maşukluk ve mahbupluk makamına yetişirler ve geri sohbete çıkıp, ayılırlar. Alem-i beşeriyete gelirler.

Şeyhlik makamı ondadır. Zira esriklik halden ileri geçti. Hal nurundan Hakk’ın nuruna kavuştu. Sohbete alem-i beşeriyete gelmeyince şeyhliğe yaramaz. Anlar kim Cenab-ı Hakk’ın dileğiyle ayıklığa sohbete çıkıp ve akla gelip, yine şeriat tahtına oturup, halkı Hakk’a irşad edip, halkı Hakk’a iletmeye kılavuz olmak için, alem-i beşeriyete çıkıp, halkı Hakk’a irşad edeler. Anların zahirleri pür-nurdur. Taatla ve zikrullah ile ve güzel hulklar ile ve batınları dahi pürnurdur. Hakk’ın muhabbetiyle karar tutmuşlar. Bunun gibi gönüle kaleb-i Hak derler. Hadis-i kudside: Yerler, gökler bana geniş gelmedi, ancak mü’min kulumun kalbi geniş geldi, dediği kalbe sahip olmuşlar.

İşte bu gibi kalbe, ircii hitabı, nefs-i mutmainneye gele, yani hitab-ı sarih gele ki, ey benim rızamla ve zikrimle ve ibadetimle karar tutmuş nefis, ve ey gönlü cemii muraddan, arzulardan kesil-miş, bende karar tutmuş ve ey zahiri benim sevdiğim güzel huylar ile bezenmiş nefis, gel artık Rabbine gel, bizim hazretimize kim biz seni didar nuruyla müşerrefe ve müzeyyen eyleyelim, denir.

İşte belli oldu ki, talib Cenab-ı Hazrete çağrıldı. İşte ihlaslı zikrullahda ve zikir meclislerinde ve Allah dostlarının meclislerinde neler ve ne mükafatlar olduğunu hadis-i şerif haber veriyor. İmam-ı Gazali’den, sahife 128:

 

حَضَرُ مَجْلِسِ ذِكْرٍ اَفْضَلُ مِنْ صَلَاةِ اَلْفِ رَكْعَةٍ وَحَضَرُ مَجْلِسِ عِلْمٍ اَفْضَلُ مِنْ شُهُودِ اَلْفِ جَنَازَةٍ فَقِيلَ يَارَسُولَ اللّٰهِ وَمِنْ قِرٰٓاءَةِ الْقُرْآنِ قَالَ وَهَلْ تَنْفَعُ قِرٰٓاءَةُ الْقُرْآنِ اِلَّا بِالْعِلْمِ

 

Yani zikir meclislerinde hazır bulunmak bin rekat nafile namaz kılmaktan daha hayırlıdır. Bir zikir meclisinde bulunmak, bin hastayı ziyaret etmekten daha hayırlıdır. Allah dostlarından bir ilim meclisinde bulunmak bin cenazenin merasiminde hazır bulun-maktan daha hayırlıdır. Ashaplar sordular ki, bu meclislere gitmek, Kur’an okumaktan daha mı üstündür ya Rasulallah, diye sordular; buyurdu ki, ilim olmadan okunan Kur’an’ın faydası olur mu? Buyurdular. Bir zikir meclisine iştirak etmek, yetmiş tane günah meclisine girmenin keffareti olur. Yine Hadis-i Şerif, alınan kitabın adı, Makasıdü’t-Talibin:

 

مَنْ جَلَسَ عِنْدَ الْعَالِمِ سَاعَتَيْنِ اَوْ اَكَلَ مَعَهُ لُقْمَتَيْنِ اَوْ سَمِعَ مِنْهُ كَلِمَتَيْنِ اَوْمَشٰى مَعَهُ خَطْوَتَيْنِ اَعْطَاهُ اللّٰهُ تَعَالٰى جَنَّتَيْنِ كُلُّ جَنَّتٍ مِثْلُ الدُّنْـيَا مَرَّتَيْنِ

 

Yani, bir kimse Allah dostları bir alimin yanında iki saat otursa, veya onunla iki lokma yemek yese, yahut ondan iki kelime işitse, yahut onunla iki adım yürüse, Allahu Teala ona iki cennet ihsan eder. O cennetlerin her birinin büyüklüğü iki dünya kadardır.

İşte bu gibi Allahu Teala’nın evliyalarını sevmeyi hidayet etsin, amin! Bu gibi Allah’ın evliyalarına adavet, buğz yapmaktan Cenab-ı Hak cümlemizi muhafaza eylesin.


[1] Buhari, Rikak 38, ibni Mace Fiten, 16, Ahmed İbni Hanbel Müsned, 6/256, Camiu’s-Sağir Muhtasarı, c. 1, s. 469/1003 (2: 240/1752)

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>