canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

PEYGAMBERİMİZ sallallahu aleyhi ve sellem EFENDİMİZİN EVLATLARI - (İzharu'l-Fedaili Nebiyyina Muhammedin Sallallahu Teala aleyhi Vesellem)

PEYGAMBERİMİZ sallallahu aleyhi ve sellem EFENDİMİZİN EVLATLARI

 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in erkek evladı üçtür. Evvelkisi Kasım radıyallahu anhtır ve Kasım Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ilk evladı olduğundan onunla künyelenip Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize Ebul Kasım denmiştir. Peygamberlik gelmezden önce dünyaya gelmiş ve iki sene ömür sürmüştür. Bazı rivayetlerde ata binecek yaşa gelmiş idi.

İkincisi Abdullah’tır. Peygamberlik geldikten sonra doğmuş ve küçükken Mekke’de vefat etmiştir. Bu ikisi yani, Kasım ile Abdullah r.anhuma Hatice r.anhadan dünyaya gelmiştir.

 Üçüncüsü İbrahim radıyallahuanh hazretleridir. Hicrettensekiz yıl sonra Hz. Mariye r.anhadan vücuda gelmiştir. Ve hicretin onuncu senesi onaltı aylık iken bir başka rivayette yirmi iki aylık iken vefat etmiştir.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kız evlatları dörttür. Evvelkisi Zeyneb r.anhadır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem otuz yaşında iken Hatice r.anhadan doğmuştur. Ve bütün kız çocuklarının büyüğüdür. Zeyneb r.anha halasının oğlu Ebu-l As Bin Rabia ile evli idi. Ondan Zeyneb radıyallahu anha’nın bir erkek evladı olmuş adını Ali koymuşlar idi. Bir de kız evladı olup adını Emame koymuşlar idi.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve selem, Medine-i Münevvereye hicret ettiklerinde Zeyneb, Ebu-l As ile Mekke’de kalmış idi. Zira Ebu-l As o vakitte henüz Müslüman olmamış idi.

Daha sonra Ebu-l As bir harpte esir olduğunda Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem kızı Zeyneb’i boşayıp Medine’ye göndermesi karşılığında serbest bırakmıştı. Ve Zeynep r.anhayı alıp Medine’ye getirmek üzere yanına iki kimse göndermişti. O iki kimse Zeyneb radıyallahu anha’yı alıp Medine-i Münevvereye getirdiler.

Daha sonra Ebu-l As radıyallahu anh İslam ve iman ile müşerref olup Medine-i Münevvereye hicret ettikten sonra Zeyneb r.anhayı tecdidi nikâh ile Ebu-l As r.anha vermişlerdir. Zeyneb r.anha hicretin sekizinci yılında vefat etmiştir.

İkinci kızı Rukiye r.anhadır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem otuz üç yaşında iken Hatice r.anhadan doğmuştur. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Rukiye r.anhayı Hz. Osman r.anh’a nikâh edip ondan Abdullah isminde bir oğlu olmuştur. Rukiye r.anha Hz. Osman r.anh’a ile beraber Habeşistan’a hicret etmişti.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Bedir gazasına gittiklerinde muhterem kızları Rukiye r.anha hasta olduğu için Hz. Osman r.anh’ı harbe götürmeyip Medine’de bırakmışlar idi. Ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem henüz Bedir Gazasından dönmeden Rukiye r.anha vefat etmişti.

Üçüncü kızı Ümmü Gülsüm r.anha dır. Hatice r.anhadan doğmuştur. Ve Rukiye r.anhanın vefatından sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Ümmü Gülsüm r.anhayı Hicretin üçüncü senesinde Hz. Osman r.anh’aya nikâh etmiştir. Bundan dolayı Hz. Osman r.anh’a Zinnureyn denmiştir. Ümmü Gülsüm radıyallahu anha hicretin dokuzuncu yılında vefat etmiştir.

Dördüncü kızı Fatma r.anhadır. Nübüvvetten beş sene önce Hatice r.anhadan doğmuştur. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kız çocuklarının en küçüğüdür. Ve kadınların seyyidesidir. Yani, büyüğüdür. Ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sevgilisidir. Zira Hz. Fatma radıyallahu anha çok zahide ve abide idi. Zahid ve abid olan evladı diğerlerinden çok sevmek mübahtır.

Hz. Fatma r.anhanın Fatma ismi şerifinden başka dört isimleri daha vardır ki biri Betül, biri Zehra, biri Zahire ve birisi de Mutahhara’dır. Bu isim ile tesmiye olduğunun aslı budur ki Hz. Fatma validemiz hayız kanından ve evlat getirdiğinde nifas kanından Zahire ve Mutahhara olup asla kan görmemiş.

Yani, hayız ve nifas kanından hiçbir leke görmemiş ve bir vakit namazı dahi tehir etmemiş vaktinde eda etmiş ve namaz ibadeti bütün ömründe kâmil ve mükemmel olmak ile bu isimler ile tesmiye olunmuştur.

Hicretin ikinci senesinde Fatma r.anha Hz. Ali kerremallahu vechehu ve radıyallahu anh Hazretlerine nikâh edilip ondan Hasan, Hüseyin, Muhsin, Zeyneb, Ümmü Gülsüm ve Rukiye adında üç erkek üç de kız evladı oldu.

Muhsin ve Rukiye henüz küçük iken vefat eylediler. Zeyneb Abdullah Bin Cafer’e ve Ümmü Gülsüm’de Ömer Bin Hattab’a nikâh edildi. Onlardan nesli kalmadı. Hz. Fatma r.anha Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den altı ay sonra Medine-i Münevverede vefat etmiştir.

Bazıları üç ay sonra bazıları da yetmiş beş gün sonra vefat etti dediler. Ömrü şerifleri yirmi yedi veya yirmi sekize ulaşmış idi. Fatma r.anhayı Ali kerremallahu vechehu Efendimiz gusul edip namazını kılıp defn etmiştir. Hz. Fatma r.anhanın fazileti şerifesi gayet çoktur.

Yirmyedi yirmi sekiz senenin içinde hiçbir vakit namazını kazaya koymamış. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimiz mescide giderken kapıdan bakıyor ki bir eliyle el değirmeni denilen değirmen çekiyor. Bir eliylede beşik sallıyor.

Peygamber sallalahu aleyhi vesellem efendimiz buyuruyorlar ki;

Ey kızım Fatıma, sende bu gayret var. Müteessir olma. Cenneti alada bütün kadınların seyyidesi büyüğü olacaksın.

Bir konu daha yazılması münasip görüldü. Sakının itiraz etmeyiniz.

Pirimiz şeyh Abdulkadir Geylani efendimiz, riyazet, mücadele esnasında bir seneye yakın gece ve gündüzünde uyumayarak, yiyip içmeyerek çalışma esnasında Cenab-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri, ilham ederek “ya Abdulkadir bir seneye yakın gece ve gündüzünde yatmaz, uyumaz yine yemeyip, içmeyip çalışıyorsun. Arzun, isteğin, maksatın ne? Ne istiyorsun?”

Pirimiz şeyh Abdulkadir Geylani efendimiz, çok utandığından cevap veremedi. Kalb teveccühünü ruhaniyette hazreti Fatımatü’z-zehra validemize çevirdi, yardım istedi.

Hazreti Fatımatü’z-zehra-i mutahhara validemiz, cevabında “ey ciğer köşem, Rabb’ından âşıklık iste” dedi.

Pirimiz Abdulkadir Geylani efendimiz çok fazla utandığından âşıklıkta isteyemedi. Cenab-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri “ya Abdulkadir, sende bu kabiliyet, bu edeb, bu hayâ var. Rabb’ın sana hem âşıklık verdi hem maşukluk verdi” buyurdu.

Âşıklık, sevdiği dostunun sevgisi, muhabbeti, kendinin halını değiştirir. Aşkını muhabbetini artırır. Âşıkta o, kendinin aşkını değiştiren kimseyi gece gündüz ister. Ona âşık olur. İstediği kimsede kendinin arz ettiği maşuku olur.

Burada itiraz edilmesin sizlere deliller, kaynaklar, isbat edilecek inşaallahuteala Allah’ın izni ile. Bir seneye yakın uyumadan yemeden içmeden bu iş olurmu? Diyenlere cevaplar, kaynaklar verilecek inşaallahuteala Allah’ın izni ile.

Birinci, Başımızda duran semaya dikkatle bakınız. Bu Allah’ın iradesi ile sema kurulup kurulduğu günden beri hiçbir tamire ihtiyacı var mı? Bir yerinde ayıp, kusur, çatlak var mı? Tekrar tekrar bakın buyuruyor Cenab-ı Hak.

Amıtsız, direksiz, civatasız bu semayı durduran bir seneye yakın bir kulunu gece gündüzünde yemeden, içmeden, uyumadan durduramaz mı? O’nun gücü kudreti bu işi yapamaz mı diyorsunuz?

İkinci, Bakara suresi 259. ayette bahsi geçen Üzeyr peygamber aleyhisselam, Kudüs’ün yakın civarlarında merkebini bağlayıp kendi yattı. Yatarken kırk yaşında kara sakallı idi oğluda yirmi yaşında idi.

Üzeyr aleyhisselam uykudan uyandı kendine baktı bir değişiklik yok. Yalınız merkebi bağladığı yerde merkeb ölmüş bir köme kemik yığını var. Taaccüp edince Cenab-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri, “ya Üzeyr burada ne kadar yatıp uyudun?”

Cevaben “bir günün az bir vakti yattım ya Rabbi.”

Cenab-ı Hak dedi ki “ya Üzeyr sen burada yüz sene yattın. İstiyorsan merkebini dirilteyim ya Üzeyr.”

Dirilt ya Rabbi.

Bir anda kemikler çatılıp sinirler, etler gelip tüylendi bir anda dirilip ruhta verilince merkeb zırılamaya başladı. Hiç ölen kendi değil. Üzeyr aleyhisselamı evine koymadılar. Üzeyr aleyhisselam gideli yüz sene olmuş. Oğlu yüz yirmi yaşamış kendide kırk yaşında. Bu kim diye sorarlar. Bu Üzeyr aleyhisselam

Bunlar Cenab-ı Hak tarafından kullarına bir ibret ders. Allahu Teâlâ hazretleri murad ettiği işlerin acizi değil yapamayacağı hiçbir şey yoktur.   

Üçüncü, cenneti alada uyku yok Âdem babamız otururken uykunun evvelinde zuhura gelen uyuşukluğa mızganma derler. Âdem babamız oturduğu yerde mızganmaya bile ulaşmadan Cebrail aleyhisselam gelip Âdem babamızın sol iyesinden bir parça alıp Cenab-ı Hak o iyeden bir anda Havva anamızı halk etmesi.

Dördüncü, eshabı kehfin altı kişi Kahramanmaraş Afşında Takyonus’un korkusundan Afşın’daki mağaraya girip gözleri açık olarak üçyüzdokuz sene gözleri açık ölmeden yatmaları. Bu konu Kur’an-ı Kerim’de kehf suresi 17. ve 18. ayetlerde mevcuttur.

Beşinci, kendi başımdan geçenlerden bir konu, kendi başımdan geçen erbain yani kırk gün çilehane durumlarını anlatalım. Burası iftihar için değil, itikatların-imanların kuvvet bulması için.

Kırk gün, çilehaneyi düzmek-yapmak evvela İbrahim Halil aleyhisselama Cenab-ı Hak emir etti. Yapılmasını ve orda kırk gün gece gündüz uyumadan la ilahe illallah zikr ile meşkul olmasını Cebrail aleyhisselam gelip talim buyurdu.

Bizimde başımızdan geçen; o tertip üzere bir çilehane düzdük. Çilehanede ya diz bükülecek yâda bağdaş kurulacak. Namaza kalkınca kafadan yukarı bir süngüç boşluk kalacak. Oturup diz büküp veya bağdaş kurmalarında her iki taraflarında boşluk yer kalmayacak.

Çilehanenin duvarları siyah çamurla suvanıp hiçbir hava, ziya içeri girmeyecek. Çilehanenin kapısının dışından, içinden siyah örtü ile perdeler çekilecek. Yani hiçbir hava hiçbir ziya çilehanenin içine girmeyecek şekilde olacak. Çilehanenin içi ve dış tarafları temiz olacak. Mürşidine, pirine tam rabıtalı teveccühünü onların suretinden ayırmayacak.

Evvela kendisi bir boy abdesti alıp efrad ailesi ile helallaşır, çilehanenin dışında iki rek’at Allah rızası çin namaz kılar, tevekkeltü alellah der, sağ ayağını içeri atar oturur. Orada gözünü açsanda yumsanda beraber hiçbir ziya yok.

Bu konuda Cebrail aleyhisselamın cebeli nurda Peygamber efendimizi karşısına alıp la ilahe illallah zikrini talim buyurması üzerine peygamber efendimizde çilahaneyi cebeli nurda mağarada kırk güne tamamladı.

Bizde mürşidimiz hayatta iken sizleri çilehaneye sokacağım demesi, Eşrefoğlu Rumi hazretlerinin cesaret vermesi üzerine evvela üç beş gün yemekleri kesip deneme yaptım. Dört beş gün gece gündüz uykusuz durup yatmadım. Denemeler yaptım bana dokunmadı. İstihare yattım birkaç gün, istiharede münasip uygun gördüm. Tevekkeltü alellah deyip çilehaneye girmiş oldum.

Yeme gıdamız, akşamdan akşama bir bardak meyva suyu, yarım bardak arpa kavrulmuş çekilmiş, bir bardak su. Akşamdan akşama gıdamız bu idi. Etli, tatlı, yeşilli yemekler yok. Biz oraya girip Allah’ı vekil yaptık. La ilahe illallah zikrine huzuru kalb ile devama başladık.

Dışarıdan insanlar tarafından demişler ki o orda bu işe tahammül edemez ölür diyorlar. Bizde tahminen altı yedi gün la ilahe illallah zikrine devam edince Cenab-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri işleri değişitirdi. Yemeyi, içmeyi hiç yeyip içmesem dokanmayacağını anladım.

Uyku konuları, hiç uyumasam dokanmayacağını anladım kanaat geldim. Bu durumlara getirdi Cenab-ı Hak.

Bu kırk gün içinde bir gün akşam yemek gıdasında her günkü ölçüden az, çok az fazla kaptırmışım, onun bile zararını gördüm. Ne kadar yemek az yersem maneviyattaki yolculuğum daha süratli olurdu.

Bizim başımızdan geçti ifitiharım yok iftihar içinde konuşmuyorum. Allah murad ettiği işleri yapar. Yapamayacağı hiçbir iş yok. Her kulun kendine tevekkülü, teslimiyeti, inancı, zannı ne miktarda ise onun kadar yapar.

 Beşinci, Süleyman aleyhisselamın eshabından Asaf bini Berhiya’nın Belkıs’ın köşkünü getirmesi.

   Konumuzun özeti Neml suresi 40. Ayet bu ayette: Sultan Süleyman aleyhisselam’ın sahabelerinden Âdemoğlu olarak veziri Asaf Bin Barhıya’nın Yemenden öte Sebe memleketinden Belkıs’ın köşkünü Süleyman aleyhisselam’a sen gözünü bu taraftan bu tarafa dönünceye kadar getiririm. Deyip bir anda bu kadar uzun mesafeden köşkün gelip Süleyman aleyhisselam’ın köşkünün karşısına konması Süleyman aleyhisselam bunu görünce.

قَالَ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّ۪ي۠

Meali: “Dedi ki şu nimet benim Rabbımın fazlıdır”[1] buyurdular. Rabb’ıma Hamdu şükürler olsun ki benim ümmet ve ashabımda bu dereceye bu keramete ulaşmış olanlar varmış diye Allah’a hamdü şükür etti.

İşte Üzeyr aleyhisselam, yüz sene yemesiz, içmesiz. Eshabı kehf üçyüz dokuz sene bunları bu kadar süre yemesiz, içmesiz yaşatan Cenab-ı Hak, Pirimiz şeyh Abdulkadir Geylani efendimizi de bir seneye yakın yemesiz içmesiz yaşatmaya kadirdir.

Dağda ki küçük büyük kuşların yumurtası, civciv oluncaya kadar yumurtadan nasıl gıda ve hava alıyor her tarafı kapalı.  

Bunlar ancak imana sığar. Mantığa sığmaz diyenler olabilir. Kur’an mantıki değil imanidir. Aklımın kavradığına inanır kavramadığına inanmam diyenler küfre gider.

Cenab-ı Hak hadisi kudside;

أَنَا سِرُّ الْإِنْسَانِ وَسِرّ۪ي سِرَّهُ

“Ben insanın sırrıyam sırrım O’nun sırrındadır insanlardan zuhur eden sır benim sırrımdır”[2] buyurmaktadır.

Bu kadar peygamberlerden zuhur eden mucizeler bu kadar evliyalardan zuhur eden kerametler Allah’ın sırrıdır. Allah’ın alametidir.

 


[1] Neml 27/40

[2] Ruhu'l-Beyan tefsiri c.3.s.8 Beyrut),Cevahirul Kur’an, s. 12

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>