canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

MUKADDİME - (Sırru'l-Esrar 1.Cilt)

MUKADDİME

                                                    اَعُوذُبِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ

   

 

Eûzü billâhi mineşşeytânirraciym

Bismillâhirrahmânirrahiym

 

MUKADDİME

 

Malum olsun ki cümle mahlûkatı yoktan var eden Allahu Teâlâ’dır. Her şeyleri sonradan halk eden odur. Amma boşa yaratmamıştır. İnsanları kendine ibadet etmeleri için halk edip yaratmıştır. Her kim ibadet, itaat üzere O’na kulluk eder ise ondan razı olacağını vaad eylemiş ve cennete o kimseleri koyacağım demiştir.

Cehenneme de kendisine kulluk, ibadet, itaat etmeyenleri koyacağına vaad eylemiştir. Bu sözlere hiç başka türlü itiraz bir şey yoktur. Kitap göndermiş Rasullerine söyletmiştir. Cennet yolunu cehennem yolunu göstermiş.

İmamı Azam efendimize sordular, cennete ne ile girilir cehenneme ne ile girilir?

Cevap olarak “cennete iman ve itaatle cehenneme küfür ve masiyetle girilir” diye buyurmuştur. 

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri bu sözleri Kur’an-ı Azimuşşanın her suresinde nice yerlerde tekrar eylemiş sonra itiraz kabul eylemem demiş, hepsini haber vermiştir. Rabb’ım Teâlâ hazretlerinin izni ve yardımı ile ayeti kerimelerle beyan olunsun İnşaallahu Teâlâ.

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri bakara sure-i celilesinde insanoğullarının ayıkıp ikaz olunmaları için, nefsin ve onun veziri aklı maaşin havasına, şeytanın ığvasına ve dünyanın geçici zevkine aldanıp dalalete düşmekten kurtulup, ikaz, irşad yolu olan takvaya sarılmalarının lazım olduğunu beyan için: 

يَآ اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ وَالَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَۙ

“ey insanlar! Kemali itaatle iman ve ameli Salih ile Rabbinize ibadet ediniz ki, hiç adınız, şanınız yok iken sizi ve sizden öncekileri halk edip yaratan nice nimetleri lütfuyla bahş eden O Rabbiniz Teâlâ hazretlerinin rızasını tahsile çalışan nehy ettiklerinden sakınan ehli takva kimselerden olasınız.”[1]

اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ فِرَاشًا وَالسَّمَآءَ بِنَآءًۖ وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَآءِ مَآءً فَاَخْرَجَ بِه۪ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْۚ فَلَا تَجْعَلُوا لِلّٰهِ اَنْدَادًا وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ

“O Rabbiniz Teâlâ hazretleri öyle bir zatı kerimdir ki sizin için yeryüzünü döşeyip karargâh, semayı da üzerinizde bir kubbe mesabesinde bina etti. Ve semadan rahmet sularını indirip o sular sebebiyle size rızk olarak meyveler ve maişetiniz için lazım olan hububatı çıkarttı. Allahu Teâlâ hazretlerinin bunca nimetlerine gark olunca hiçbir şeyin Allah’a şerik ve ortak olmayacağını bildiğiniz halde Allah’a şirk koşmayın.”[2]     

وَاِنْ كُنْتُمْ ف۪ي رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلٰى عَبْدِنَا فَاْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِه۪ۖ وَادْعُوا شُهَدَآءَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ

ey Nübüvveti Muhammediyeyi inkâr eden münkirler! Eğer bizim en seçkin kulumuz olan Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem üzerine inzal ettiğimiz Kur’an’dan şüphe ediyorsanız. Sizlere hakkı batılı beyan edip açıklayan o mübarek kitabın Allah’tan olduğuna ve O’nu size tebliğ eden en seçkin kulumuz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellemin hak peygamber olduğuna şüphe ediyorsanız O Kur’an-ı Kerim’in mislinden bir sure getirin. Allah’tan başka şahidlerinizi, (yardımcılarınızı, mabud edindiğiniz putlarınızı) çağırın. Hepiniz bir araya gelin size yardım etsinler. Eğer Muhammed sallallahu aleyhi vesellem Kur’an-ı kendi nefsinden uyduruyor diye iddia ettiğiniz sözünüzde sadık iseniz bunu yapın.”[3]  

فَاِنْ لَمْ تَفْعَلُوا وَلَنْ تَفْعَلُوا فَاتَّقُوا النَّارَ الَّت۪ي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُۚ اُعِدَّتْ لِلْكَافِر۪ينَ

kudretinizi sarf ettiğiniz halde Kur’an’ın mislinden bir sure getiremedinizse ki kıyamete kadar çalışsanız da elbette getiremezsiniz. Öyleyse artık yakıtı Allah’tan başkasına kulluk, ibadet, itaat eden insanlar ve elleriyle yontup tapındıkları taştan putlar olan ateşten sakının. O ateş tarıkı Hakk’tan sapıp kitabullahı ve Rasulullahı yalanlayankâfirler için hazırlanmıştır.”[4]   

وَبَشِّرِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ

ya Habibim Muhammed sallallahu aleyhi vesellem! İman edip ameli salihaya çalışan şol kimselere müjde eyle ki onlar için altından nehirler akan gözlerin görmediği akılların idrakten aciz olduğu cennetler vardır”[5] deyi buyuruyor.

 

لٰٓا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ  

La ilahe illallah Muhammedun Rasulullah kelime-i şahadetini lisanîyle ikrar edip ve kalb ile tasdik eden mü’min ve mü’minatın hıl’ati asliyesinde iş bu risale-i şerifenin başından sonuna varıncaya kadar zikrolunan füyuzatı ilahiye ve ihsanullah bi nihaye (sonsuz olarak) cümlesinin nasibinde muallâk ve mektum (gizli) olup âşıklar ve sadıklar yolu yordamı üzere ve sırasıyla bezl makdur edenleri yani sa’yi gayret gösterip kulluk vazifelerini yerine getirmeye çalışanları hâşâ ki Cenâb-ı Vahibü’l-ataya (nice nice in’am, ihsan, hediyeler bağışlayan Allahu Teâlâ) ihsan etmesin de mahrum bıraksın.

İtikadını buraya bağla. Kapıcısı olduğun hazinetullah (Allah’ın hazinesi) olan kalp kapısını, derdi heva ve rüsvay (rezil olan nefsanî, şehvani arzu muhabbetlerinden) ve şeytanın askerinden bekleyip onları kalb kapısından içeri koymamağa sayı gayret edip bir mürşidi kâmil bulup elinden tutup inabe etmeğe var gücünle gayret etmek lazımdır.

Zira delilsiz yola gitmek ve yolu bulmak gece karanlığında ışıksız bilmediği yola yalınız gitmek gibidir. Yani, gittiği yeri görmez ve ayağı bastığı mahali bilmez. Hendek mi vardır bu vechile bir varta-i helake düşmekten ziyade korku vardır.

Amma mürşidi kâmil gidip gelmiş ve o yolların hata ve tehlikelerini görüp anlamış olduğundan tehlikeleri bilir, delalet edip o yollardan kolaylıkla müridini geçirir.

Bu zamanda öyle mürşidi kâmil nerede bulunur? Kimya nevinden gibi bilir mürşid nerde? Der isen vakıa kelamın yerindedir. Amma insafla düşünüp insafla hakkı teslim edersen nefsin hile ve hud’asını bunda dahi görürsün.

Öyle anlaşılıyor ki, bu mürşidi kâmili aramakta noksanlık sendedir. Hemen sen ciddi olarak aramanda sadık olmağa bak. Cenâb-ı Feyyazı mutlaktan bir abdi aciz ki ihlâsla ve sadıkane rıza yolunu isteye ve araya hâşâ ve sümme hâşâ Cenâb-ı Hak mahrum koya. Mahrum bırakmaz. Hemen istikamet üzere sen onu arar iken belki o senin elinden tutar.

Nişanı yok, mürşidi kâmil olduğunu nice bileyim? Der isen alameti pek çoktur amma şu üçünü söyleyeyim sana yeter.

Birisi bu ki huzuru şeriflerine vardıkta cemi-i ğumumun (hüzün-kederlerin) kalbten maddi manevi sıkıntıların, elem ve kederlerin yavaş yavaş çıkmaya başlar, gider. İçerinde bir ferah ve bir muhabbet hâsıl olur.

İkincisi dahi meclisi saadetlerinden ayrılmak istemezsin. Işık saçan inci gibi söylediği kelamlarından deruniyin şevki ve muhabbeti artar.

Üçüncüsü ziyareti şeriflerine gelen büyük, küçük hatta padişah dahi Cenab-ı Hak yanına gelen büyük küçük her kesin onun elini öpmesini mecbur eder hayır duasını niyaz ile mesrur olur.

Hadisi Şerifte onlar hakkında

هُمْ كِبْر۪يتٌ اَحْمَرُ

“onlar kırmızı kibrit başı gibidirler”[6] kalbi temiz olanları ateşlerler, kalb kazanının altını ateşlerler buyruluyor. O kalbte Hakk’tan başkasını sürür çıkarırlar. Onlar dersini sahibinden alırlar.

Yine hadisi şerifte:

مَجَالِسُ الْحُكَمٰٓاءِ يُحْيِى الْقَلْبَ

“Hükama meşayıkh sınıfına ulaşan zahir batın ilmine Hamil olan ilmiyle amil olan kâmil Hükama meclisine devam ediniz ölü kalbiniz dirilir”[7] buyuruluyor.

Kalbler ölür mü? Kalblerin ölmesi nasıl olur derseniz, sevgili ulumuz, seyyidimiz olan Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin hadisi şerifine kulak verelim:

 لَا يَمُوتُ الْقُلُوبُ إِلَّا بِكَثْرَةِ الطَّعَامِ

“Kalpleri bir şey öldürmez. İlla çok yemek öldürür.”[8]

Yin hadisi şerif:

لَا يَمُوتُ الْقُلُوبُ إِلَّا حُبُّ الدُّنْيَا

“kalbleri hiçbir şey öldürmez illa hırs demahla dünya sevgisi öldürür” buyruyor.  

O zatı şerifin bütün hareketleri ve duruşu, sireti Rasulullahtır. Yani, Rasulullah sallallahu aleyh vesellemin ahlakı sünneti üzeredir.

İşte bu üç alamet, nişan hangi zatta riyasız, süm’asız müşahede ve malum olursa hemen hiç durma, varıp teslimi külli ile teslim olup ğassal elinde ki meyyit gibi emrettiği yerde durup her bir emrine muti olarak cemi-i hizmetini ve emrini kendine nimet bilerek emirleri üzere hizmette olmak lazımdır.

Ancak burası dikkat yeridir ki Miftahu’l-Kulub kitabının müellifi el-hac Muhammed Nuri Şemsü’d-din Nakşibendî hazretleri Miftahu’l-Kulub kitabının yazılma sebebini anlatırken buyuruyor ki:

“Hücremizde müteveccih olduğumuz halde sultanı âlem ve sertacu evliya ve’l-asfiya ve’l-etkıya sallallahu aleyhi vesellem efendimiz hazretleri zuhur edip bu aciz kuluna ihsanen ve mürüvveten taltif ile:

“evladım Nuri! Vakitler bir acayib oldu. Âşık, sadık, talibi didar olan ümmetlerim kolaylıkla yollarını doğrultup ve rıza yoluna kemer bağlayarak vuslat sırrına nail olsun ve bazı sofiyyun bila vasıta ittikası (takva) üzere giderek yollarını doğrultmağa kendilerine kabiliyet gelsin.

Zira birçok kimseler Ehlullah gibi görünüp kemer bağlanıp ve başına tacın giyip ve şeriata itibar etmeyerek daha evvel Ehlullahın yazdıkları risalelerinden ve şiirlerinden mütaala ile ezberleyip meclis meclis dolaşarak o hallerden varıp kal ile hal ettim kıyasıyla kendi akıl, heva ve nefislerince anlayıp ve idrak ettiği gibi söylüyorlar. Bununla beraber siret ve şeriatıma aykırı hallerini ve itaat etmekte ki kusurlarını görmüyorlar.

Ehli zevk, ehli hal imiş desinler ve insanlar arasında şöhretim artsın düşüncesiyle hem dal (dalalete düşmüş) hem de mudil (başkalarını da dalalete sürükleyen) olduklarından habersiz bazı ümmi ve muhib olan ümmetlerimin yollarını şaşırmalarına sebep oluyorlar.

Ayrıca ilme talib olanlara, ilmiyle amel eden âlimlere ve Salih abidlere tarikattan nasipsiz ve harici, tarikata yakışmayacak hal ve sözler ile taş atıp bütün ehli tarike eğri baktırmağa sebep oluyorlar.

Bununla beraber ilme talib olanlarla, ilmiyle amel eden âlimler ve Salih abidler, şeriatı Ahmediyeme aşina olarak sireti Muhammediyeme ve sünneti seniyeme hulusu kalb ile tevessül (vesile ederek) ve temessük (sıkıca sarılarak) bizi bulursa da bütün Ehlullah ve ümmetimin Salihleri, âşık ve sadık ümmetlerimin şeriatım ellerinde asası, siyretim sırtlarında abaları ve Allahu Teâlâ’nın rızasını tahsil etmek dilde gıdaları olmadıkça bizi bulamaz ve bulamamıştır.

Bir hatve (bir adım) dışarı giden, yolundan kalır ve harici güruhuna yüz tutar. Bunu idrak edemedikleri için kendileri cahil kaldıklarından başka dönüp hak yolda yürüyenlere de taş attırmağa sebep oluyorlar.

İçlerinde bazı kabiliyeti olanlar da Hal’den habersiz kal ile taklitte kalıp seyrü sülûkünde kendisi bir mürşid-i kâmile muhtaç iken mürşidlik iddiasıyla geçiniyorlar. Lakin soğuk durduklarından yani ateşe girmeyip bir usta elinde tavını almayan soğuk demir gibi olduklarından haberleri yoktur.

İşte bu gibi kimseleri helak olma mertebesinden kurtulmalarına ve tecellileri gereğince şeriat, tarikat, hakikat, marifet ve vuslatın ne olduğunu bilip âşık-ı sadık ve talibi didar olan ümmetlerim itibar ve amel ederek yollarını doğrultacakları bir risale hazırla deyi verilen manevi emir ve işaret üzere Mifathu’l-Kulub kitabını hazırladığını anlatıyor.

Bizimde, zamanımızda ehlisünnet itikadı, ameli ve ahlakına uygun olmayan hal ve hareketler ve kelamlar sebebiyle meydana gelen fitnelerden yüreğimiz muzdarib bir halde şeriat ve tarikat hallerini delilleriyle beyan edecek, taliblere yol gösterecek yeni bir kitap hazırlama niyetiyle Cenâb-ı Hakk’ın bildirdiği kadar kalbimize gelenleri yazmaya başladık.

Mümkün oldukça okuması, anlaması kolay olsun diye lügatsız herkesin anlayabileceği bir dil ile yazılmaya gayret edildi. Okumaktan gaye anlamak, anladığımızın üzerinde ciddi durup yaşamak olmalı İnşaallahu Teâlâ. Yazmaktan gaye ise hakkı, hakikati anlatmaktır. Yoksa ilim, fesahat, belağat göstermek değildir. Allah’ın rızasını kazanmak, hakkı anlatmaktadır. Niyet halis iman selamettir. Niyet fasık insan melâmettir.

Cenâb-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri mesul olacak hallerden cümlemizi muhafaza eylesin.

إِلٰهِ أَنْتَ مَقْصُود۪ي وَ رِضَاكَ مَطْلُوب۪ي

“İlahi! Ancak maksudum sensin. Tek isteğim matlubum senin rızandır” kelamı kibarı mucibince gönlümüzde, kalbimizde, her halımızda Cenâb-ı Hak Teâlâ ve tekaddes hazretleri rıza hedefinden gayri tüm arzulardan gönlümüzü arındırıp safi eylesin. Kusurlarımızı affeyleyip cümlemize şeriat, tarikat, hakikat yolunun edeb ve erkânını, hakkıyla anlayıp o edeb dairesinde cümlemize razı olacağı istikamet üzere sonlarımıza kadar daim ve kaim olmalarımızı nasip eylesin. Son nefeslerimizde günah kusurlarımızı affeyleyerek huzuruna ağ yüz ve selim bir kalb ile varmayı nasip eylesin, âmin, ya Muin.

 

 


[1] Bakara suresi 2/21

[2] Bakara suresi 2/22

[3] Bakara suresi 2/23

[4] Bakara suresi 2/24

[5] Bakara suresi 2/25

[6] İbni Ebi’d-Dünya Kitabu’l-Evliya, c. 1, s. 12/8 (Beyrut).

[7] Heysemi, Mecmau’z-Zevaid c.1.s.125 (Kahire). Deylemi, el-Firdevsü bi Me’sûri’l-Hıtab c.3.s.196/4550 (Beyrut). 

[8] İmam Gazali İhya, Müzekki’n-Nüfus s.177 (Osmanlıca baskı), Mârifetname s.295 (Osmanlıca baskı)

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>