canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Vera' - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

VERA’

 

Vera’ denilen; kavlinde ve fiilinde hatta kalbinden geçenlerde şüpheli şeylerden çok sakıncalı olmaktır. Tama’lık hırsı galebe çok menfaatçiliktir, yeter ki menfaat gelsin; nereden gelirse gelsin.

İşte bu gibi huylar bir alim denilen kimsede bulunursa, orada din yükselir mi? Çünkü böyle olan alim, konuşurken o cemaatte menfaat umduğu, menfaat beklediği kimseler var ise, konuşmasını onların keyfine göre onları okşayarak konuşur. Çünkü onlardan bekledikleri vardır. Halktan umup beklediklerini tamamen Allah’dan bekleyemez. Cenab-ı Hak, Tur-ı Sina’da Musa aleyhisselama üç yol gösterdi: Evvelki, marifet yolun gösterdi. Yani ilm-i tevhiddir. İkinci şeriat yolun gösterdi, amel erkanlarıdır. Üçüncü tarikat yolun gösterdi ki, ilm-i risalettir, yani Cenab-ı Hak, kullarını resulsüz, ikazsız bırakmamıştır. Hepsini bildirmiştir ki, namaz, sair amelleri ve erkanlarını bildirmiştir ve kendine yakınlık, dostluğuna kavuş-mak için tarikat ve tevhid yolunu da bildirmiştir.

Şeriatla amel, tarikatla süluk yolu, hem şeriatla amel, bir de nafile namazlara devamla, zikrullaha devam ile Cenab-ı Allah’a yakınlık, esrar ve sırra vakıf olmak, cezbe-i aşka, feyz-i ilahisine kavuşmak. Çünkü cezbesiz, aşksız terakki ve Hakk’a kavuşmak müşküldür. Bir hadis-i şerif’te:

 

جَذْبَةٌ مِنْ جَذَبَاتِ الرَّحْمٰنِ تُوَازِي مِنْ عَمَلِ الثَّقَلَيْنِ

 

Yani “rahmani olan bir cezbe, aşk-ı ilahi bir kimseye gelse, insanların, cinlerin yaptığı amellerin ağırlığını tartar”[1], diye buyurulmuştur.

Sıdk, yani doğruluk ile, bir de aşk ile, aşk ile sıdkı insana kılavuz olursa, Cenab-ı Hakk’a kısa, kese yoldan kavuşturur.

Yani şu hadis-i şerif güzel açıyor:

 

اِنَّ النُّورَ اِذَا دَخَلَ الْقَلْبَ فَانْفَسَخَ فَانْشَرَحَ

 

Yani, “o nur-ı aşk-ı ilahi ne zaman kalbe inerse, o kalpte kötülükleri koymaz, fısk eder. Kalbi de Allah tara-fına açar, kalbi fetheder. O nur indiği kalpte kötülükleri türetmez”[2], diye tefsir etmişler. Bu aşka kavuşmak için Cenab-ı Hak Teala ve tekaddes hazretleri hadis-i kudsisinde; kulumun benimle meşgul ve benim zikrime dalarsa, yani benim zikri, fikri, endişesi gayrilerden galebe olursa, o zaman o kulu severim. Sevgim ona hak olur, buyuruyor.

Manevi Al’i, Evladlarımın Alametleri:

Peygamber Efendimiz de buyuruyor ki, benim manevi ali, evladlarımın alametleri, benim muhabbetimi kendisinin cümle sev-diklerinin üzerine ihtiyar ve tercih ve takdim etmektir. Ve batınları-nı zikrullah, beni zikirle meşgul kılmaktır, diye buyurmuştur.

Şöyle anlaşıldı ki, Allah ve Resulullah’ı sevmek ve sevilmek, halis niyet, huzur-ı kalb ve sevgi ve tazim ile çok salavat getir-mekle ve O’nun kavline ve fiiline ve sünnetlerine hakkı ile uymakla olur ve nefsin kötü huylarını güzel huylara çevirmekle olur. Bir de bu yapılan namaz, zikir ve salavatlar vesair ibadetler de huzur-ı kalb ve ihlas ile olması lazımdır.

İhlas:

İhlas da odur ki, yaptığı bütün amel ve ibadetlerinde yalnız istek ve arzusu ve maksadı sırf Allah’ın rızası ve sevgisi olmaktır. Çünkü bunların dışında başka başka maksatlarda çalışanlar bir şeriatı tamam olmayanlar ve bid’attan sakınmayanlar, sapıp, dala-lete düşüyorlar. Kendi zamanımızda şeyhleri ve müridleri namazı kılmadıkları tespit edildi ve görüldü ve bize söylediler, dedim ki, sormadınız mı ne sebepten kılmıyorsunuz? Sorduk, diyorlar ki, bir dost dostu ile dostluğu kemal bulunca, dost dostun sırtına ağır yük mü yükler, yoksa ağır yükünü alır mı? Bizim Allah ile dostluğumuz kemal buldu; bu gibi yükün gereği kalmadı, diyorlar. Dedim ki, bunlar zındık olmuşlar, zındıklar namaz kılmazlar, gusül de yap-mazlar, bunlar Peygamber Efendimiz’i dostlukta ileri mi geçmişler? Haşa, Peygamber Efendimize Cenab-ı Hak, beş vakit namaza devam et, eğer Rabbin indinde derecenin yüksek olmasını arzu ediyor isen beş vakit namazla kalma; gece teheccüd ve gündüz duha, yani kuşluk namazlarına devam et, diye buyurdular.

Ondan sonra Peygamber Efendimiz gece teheccüd namazını hiç geçirmedi. Şeyhim Bilal Baba Hazretleri, şeyh aradığım zamanda Türkiye’yi gezdim, nerede şeyh var ise, 14 veya 15 şeyh gezdim, içlerinde ikisi kamildi. Sonra Suriye’de Seyyid Murtaza var idi. Ona gider iken Suriye’de Muhammed Safi Molla Baba’ya da uğradım. Üç gün onun tekkesinde kaldım, onun da iki tane çavuşu, halifesi var idi. Birinin adı Receb idi. Receb ile ahiret kardeşi olduk idi. Geri Türkiye’ye gelince, duydum ki, Receb namazı bırakmış ki, ben Hakk’a kavuştum; Hak, Hakk’a mı ibadet etsin, diyormuş! Hem de ben beş vakit namazı ruhen Beytullah’da kılıyorum, diye namazı bırakmış. Buna bir mektup yazdım; dedim ki, Receb, sen diyormuşsun ki, ben Hakk’a kavuştum, Hak, Hakk’a mı ibadet etsin! Hem de ben her beş vakit namazı ruhan Beytullah’da kılıyo-rum, diyormuşsun! Şimdi Receb, yazdıklarıma dikkat et. Receb, namazın farziyyeti bizim ruhumuza değil, cesedimizedir. Sen beş vakti ruhan Ka’be’de kılsan, namazın farziyyeti boynundan sakıt olmaz; Vücuttaki yedi aza berk yere gelmeyince.

Bir de, ben Hakk’a kavuştum; Hak, Hakk’a mı ibadet etsin, diyorsun. Şu yazdıklarıma dikkat et. Receb sen yemek yiyorsun, içiyorsun, tuvalete gidiyorsun, uyku da uyuyorsun, kadınınla yatıp kalkıyorsun. Receb, Hak’da bunlar olur mu, diye yazılan mektup üzerine geri namaza başlıyor.

İşte bu gibi hallerden geçirici bir kamil manevi doktora ihtiyaç vardır. Şayet bulamadığınız halde, öyle kamillerin yazdıkları kitaplarını mutalaaya devam ediniz. Sevgili Peygamber Efendimizin ruhaniyetine rabıta, teveccüh ediniz. O’nun ahirete göçmüş olan halifelerine ve büyük pir efendilerimize ki, Pirimiz Şeyh Abdulkadir Geylani, Pir Muhammed Şah-ı Nakşibendi hazretleri, Pir Seyyidina Ahmed er Rıfai hazretleri; daha bunların tarikatında hakkı ile yetişmiş kemal sahibi olan zatlara hayatta uyulur, fayda görülür. Ahirete göçmüş olanlara da rabıta, teveccüh yapılır, fayda görülür, inşaallahu Teala. Şu şart ile; halis niyet, sevgi ile itikad, ihlaslı amel, bid’atlardan tamamen sakınmak, şeriatı tam uygulamak, sünneti uygulayıp, baş tacı etmektir.

 


[1] Şerhi Süneni İbni Mace s.271/3822. Keşfü’l-Hafa c.1.s.397/1069 (Beyrut) Muhammed Emin Tokadi, Süluk Risalesi, s. 386.

[2] Münavi Feyzu’l-Kadir, c. 1, s. 186 (Mısır).

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>