canada goose outlet parajumpers moncler jakke canada goose jakke canada goose jakke woolrich jakke canada goose jakke dame parajumpers jakke moncler mujer barbour mujer belstaff roadmaster canada goose madrid barbour outlet timberland madrid botas ugg canada goose outlet moncler hombre moncler rebajas

Abdulkadir Geylani'nin Hayatı - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)

 

ABDÜLKADİR GEYLANİ'NİN HAYATI

 

Pirimiz Abdülkadir Geylani Efendimizin doğumu, hicret-i Nebeviyenin 470 senesi Ramazan’ın evvelki gecesi dünyaya teşrif bu-yurmuşlar. Yaşı 91, vefatı 561. Pirimiz Şeyh Abdülkadir Efendimizin ahlakta, hulkta Fahrürresul Efendimiz hazretlerine benzer idi ve hüsni ve kemalda hazreti Yusuf aleyhisselama ve sıdk ve sadakatta Cenab-ı Eba Bekr es-sıddık raduyallahu anh efendimize ve adil ve dadda Ömer ül Faruk radiyallahu anh efendimize ve hayada Cenab-ı Osman Zinnureyn radiyallahu anh efendimize ve şecaat, sehavet, kuvvet-i ilimde Cenab-ı İmam Humam Aliyyil Murtaza radiyallahu anh ve kerremallahu vechehu efendimize müşabih ve benzer olup, cebhe-i vilayetlerinde de bu esrar nümayan ve aşikar olur idi.

Onun elli beşinci menkıbesinden birini yazıyoruz: Esrarut Talibin nam kitapta mesturdur ki, bir mahalden gider iken, bir ehl-i İs-lam, bir Nasrani ile mücadele eder. İslam diyor ki, bizim Pey-gamberimiz Hazret-i Muhammed el-Mustafa Efendimiz bütün peygamberlerden büyüktür, deyince Nasrani de diyor ki, İsa aley-hisselam efdaldır, diyor. Cenab-ı Abdülkadir Efendimiz, Nasraniye, ey Nasrani, Hazret-i İsa’nın efdaliyetini hangi delil ile ispat edeceksin? Nasrani, İsa aleyhisselam ölüyü diri kılar idi. Hazret-i Pir Efendimiz buyurdular ki, ey Nasrani, ben nebi değilim. Nam ve nişanı kalmamış bir mevtaya, kum (kalk) desem, ol saat diri olarak mezarından taşra huruç eder. Bizim Peygamber Efendimizin nü-büvvetine iman eder isen, gel kemikleri toprak olarak cesedinden hiçbir nişan ve nam kalmamış bir mezarın başına gidelim. Bizim Seyyidimiz Sultanul Enbiya Efendimiz Hazretlerinin eşref ve efdali-yetini sana muayene ve rü’yet ettireyim. Nasrani razı olup, Hazreti Pir Efendimizle bilmaiyye çürümüş bir mezarın başına varıldıkta, Cenab-ı Abdülkadir Efendimiz, Nasrani’ye, senin Peygamberin ölü-leri nasıl ihya ederdi ve söyler idi, buyurunca, Nasrani, kum biiz-nillah, buyururdu. Pir Efendimiz Cenab-ı Gavsil A’zam Efendimiz mübarek vech-i vilayetlerini ol mezar tarafına dönderip, kum biiz-nillah hitabıyla mevtaya hitap buyurmasını müteakib heman mezar açılıp, eczay-ı vücudundan eser kalmamış, tamamen ifna olmuş olan mevta muğni ve mesrur olduğu halde mezarından taşra çıkıp, kıyamen durdu. Nasraniy-i mersum, Cenab-ı Sultanul Evliya Efendimizin bu keramet-i bahire-i vilayetlerini rü’yet ve muayene eyle-dikte, hidayet-i sübhani, inayet-i samedani ile heman tarik-ı batıldan rücu ederek şeref-i İslam Muhammedi ile şerefyab ve necat-ı ebediye nail olmuştur.

Bu gibi kerametleri pirimiz Sultan-ı Evliya olan Abdülkadir Geylani Efendimize, sakının, çok görüp itiraz edilmesin. Sizlere delil gösterilecek, inşaallahu Teala.

Burayı kısadan yazacağım, inşaallahu Teala. Neml suresinde Süleyman aleyhisselamın ümmetinden Vezir-i A’zamı ve teyze za-desi Asaf bin Berhiya’nın kerametini bildireceğiz inşaallahu Teala. Başlangıcı, Süleyman aleyhisselam beyt-i Mukaddes’in binasını ik-malden sonra hacca niyet eder ve askerleriyle beraber Mekke-i Mükerreme’de haccı edadan sonra, bir gün sabah vakti Yemen cihetine hareket eder ve öğleden sonra San’a’da bir arazi görünce namaz kılmak için havadan indi. Çünkü rüzgar emrinde idi. Fakat su bulamayınca derhal hüdhüd kuşunu aradı, bulamadı. Çünkü suyun keşfini Cenab-ı Hak o kuşa vermişti. Hüdhüd de kendi gibi bir hüdhüdle buluşup, beraber Sebe’ memleketine gidip orada bir kız ismi Belkıs ve oranın padişahı çok akıllı, güzel. Kendilerinin güneşe taptıklarını haber verdi. Bunun üzerine Süleyman aleyhisselam bir mektup yazdı ki, Belkıs’ın müslüman olup, derhal gelmesini istedi. Mektubu hüdhüd götürdü. Belkıs’ın sarayının penceresinden girmek suretiyle Belkıs’ın göğsüne koydu ve Hazreti Süleyman’ın emri üzerine geri çekilip bir tarafa saklandı. Belkıs uyandı, nameyi alıp, mühr-i Süleyman’ı görünce, korku her tarafını ihata etti. Derhal vekillerini toplayarak, Belkıs vekillerini ve memleketin eşraflarına der ki, ey ulu kişiler, muhakkak bana güzel bir mektup atıldı. İşte Neml suresi ayet 30-31:

 

اِنَّهُ مِنْ سُلَيْمٰنَ وَاِنَّهُ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِۙ ﴿﴾ اَلَّا تَعْلُوا عَلَيَّ وَاْتُونِي مُسْلِمِينَ۟

 

Yani, bu mektup Süleyman’dandır. Bu mektubu Rahman ve Rahim olan Allah’ın ismi ile yazıyorum. Benim üzerime kibir etmeyin, bana tamamıyla muti olarak gelin, diyor. Dedi. Bu mektubu Belkıs okuyunca, meşveret edip, benim fikrimce ben onlara müna-sip bir hediye göndereceğim. Belkıs vekilleri Münzir bin Amr na-mında bir zatı hediyeyi götürecek cemaate reis tayin ederek gönderdi. Gönderdiği hediyeler kadın elbisesinde oğlanlar ve oğlan el-bisesinde cariyeler ve bir hokka içinde deliksiz bir inci ve bir boncuk ki, eğri delinmiş ve mücevherat ve altın ve gümüş vesaire.

Belkıs giden elçiye tenbih eder ve der ki, eğer Süleyman aley-hisselam nebi ise, bu cariyelerle ve oğlanları daha siz geriden ge-lirken bilir ve tefrik eder ve inciyi doğrultur ve eğri boncuğa ipliği takar ve eğer bunları bilmez ve gazaplı bulunursa, bilin ki padişahtır, nebi değildir. Nebi olmadığı tahakkuk ederse, ben ondan korkmam.

Belkıs’ın elçilerinin hediyelerle huzur-ı Süleyman’a geldiklerinde Süleyman aleyhisselam inciyi bir kurda deldirdi. Sair müşkiller halloldu. Hediyelerini kabul etmedi. Benim matlubum dünya malı değildir, ancak matlub, iman ve şeriata inkıyaddır.

Belkıs’ın elçisi geri gelip, Hazret-i Süleyman’ın müjdesini ve ahvalini haber verdi. Belkıs, Süleyman aleyhisselam’ın nebi olduğunu tasdik etti ve yakın vakitte huzuruna gelip, müşerref olacağını bir elçi ile bir name gönderdi ve kendi yol tedarikine başladı ve kürsüsünü sarayının yedi kapı içinde olan kendine mahsus köşkün-de müteaddid bekçilerin taht-ı muhafazasında bıraktı ve yola çıktı.

Cenab-ı Hak Teala ve tekaddes hazretleri Belkıs’ın Hazreti Süleyman’ın ikametgahına bir konak mesafeye geldiğinde, Süleyman aleyhisselamın ondan evvel Belkıs’ın kürsüsünü getirecek bir kimse aradığını beyan etmek üzere, Neml Suresi Ayet 38:

 

قَالَ يَآ اَيُّهَا الْمَلَؤُا اَيُّكُمْ يَاْتِينِي بِعَرْشِهَا قَبْلَ اَنْ يَاْتُونِي مُسْلِمِينَ

 

Yani, Süleyman aleyhisselam, ey ulu kişiler, Belkıs ve onun etbaı bana muti oldukları halde, gelmezden evvel onun kürsüsünü bana getirecek hanginiz getirir, dedi. Neml suresi, ayet 39:

 

قَالَ عِفْرِيتٌ مِنَ الْجِنِّ اَنَا اٰتِيكَ بِهِ قَبْلَ اَنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَۚ

 

Yani cinnilerden bir ifrit dedi ki, ben Belkıs’ın kürsüsünü sen oturduğun yerinden kalkmadan evvel sana getiririm. Ayetin devamı;

 

وَاِنِّي عَلَيْهِ لَقَوِيٌّ اَمِينٌ

 

Yani, ben onun kürsüsünü getirmek üzere kaviyim. Getireceğini vaad etti. Fakat Süleyman aleyhisselam bunu biraz tehirli addederek daha süratli getirilmesini arzu etmesine binaen: (Neml suresi, ayet 40)

 

قَالَ الَّذِي عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَابِ اَنَا اٰتِيكَ بِهِ قَبْلَ اَنْ يَرْتَدَّ اِلَيْكَ طَرْفُكَۜ

 

Yani kitaptan ilmi olan Asaf bin Berhiya, ben Belkıs’ın kürsüsünü gözünü açıp, yummaksızın getiririm, dedi ve emr-i Süleymani üzere derhal getirdi.

İşte bu tahtı göz açıp yummadan getiren zat Süleyman aleyhisselam ümmetinden Ademoğlu olarak Asaf bin Berhiya isminde bir zat idi. Süleyman aleyhisselam, Belkıs’ın köşkünü kendi huzu-runda karar etmiş görünce: Ayetin devamı;

 

قَالَ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّي۠

 

Dedi ki işte şu nimet, benim Rabbimin fazlıdır, buyurdular.

Biz de bu ayetleri yazmaya sebepler oldu ki, halk arasında bir kısım okumuş olanlar iddia ediyorlar ki hiç kimse kimseye şefaat edemez diyorlar. Bir de Pirimiz Abdülkadir Geylani Efendimizden zuhur eden büyük kerametlere itiraz ediyorlar. İşte cevaplar; Süleyman aleyhisselam’ın ümmetinde bu gibi kerametler olunca, öyleyse bizim Peygamberimiz, Allah’ın Habibi olan Sultan-ı Enbiya olan, onun ümmetinden niçin olmasın? diyoruz. Yoksa bizim Peygamberimiz, Süleyman aleyhisselamdan yüksek değil mi? diyorsunuz. Yoksa Pirimiz Abdülkadir Geylani hazretleri böyle keramete layık değil mi? diyorsunuz. Dikkatli konuşun, dikkatli olun, diyoruz.

Şefaate itiraz edenler, inkar edenlere yukarıda ayetler, hadisler yazıldı. Yine şu ayetleri gösteriyoruz: Taha suresi, ayet 109; Sebe’ suresi, ayet 22. İşte bu ayetlere bakınız, öyle dikkatli konuşun diyoruz. Bu ayetler, şefaat hakkındadır.

Pirimiz Şeyh Abdülkadir Geylani Efendimizin kerametlerinden Cenab-ı Gavsil A’zam Efendimiz bir gün cemaat ile beraber Buhara tarafına gidişinde şöyle buyurmuşlar ki benim vefatımdan yüz elli yedi sene sonra Bahaüddin Muhammed Nakşibendi isminde bir zat doğup, hassa-i vilayetim ile faiz-i kemal edecektir, diye buyurdu. Sonra Cenab-ı Nakşibendi Efendimiz Şeyh Esseyyid Emir Kelal hazretlerinden intisab telkin el aldı. Mürşidi, Allah ismine devam etmesini buyurdular. Sonra aşktan kesilip, kabz haline gelmiş idi. İşte bu hal sebebiyle Cenab-ı Şah sahraya çıkarak, öyle feyzden kesildiği bir zamanda, Hazreti Hızır aleyhisselamı kendisine doğru gelmekte görünce buyurdu ki sana tenbih ve ihtar ederim ki Sultanul Evliya olan Bazul Eşheb Abdülkadir hazretlerine teveccüh buyurunuz. Şüphesizdir ki, acilen füyuzat ve berekat-ı kudsiyyeleriyle bu kabz halinden tamdan kurtulup fevzü necat bulursunuz diye buyurdular. O gece alem-i manada hazreti Gavsi A’zam Efendimiz mübarek sağ elinin parmaklarıyla Şah-ı Nakşibend’e işaret buyurdu. Akabinde Şah’ın batınında, kalbinde serair ile beraber İsm-i A’zam yani Allah ismi kalbine nakş olunarak kabz halinden basta çevrildi. Kapanıklığı açıldı.

İşte bu işaret-i kudsiyeden sonra Cenab-ı Şah maksad-ı aslisine vasıl olarak bu işareti sual olundukta şöyle cevap verirlerdi. Bu bir feyz-i inayettir ki, Hazreti Gavsil A’zam Efendimiz bana inayet ve ihsan buyurmuştur. İşte o geceden sonra pek büyük ziyadelik gördüm.

İşte Pirimiz Abdülkadir Efendimiz, Cenab-ı Hakk’ın emriyle:

 

قَدَمِى هٰذِهِ عَلٰى رَقَبَةِ كُلِّ وَلِىِّ اللّٰهِ

 

Yani manası, bu ayağımın tabanı bütün evliyaların boynuna olsun, demişti. Bütün evliyalar boyun eğdiler, kabul ettiler. Şeyh Sena’dan başkası kabul ettiler. Şeyh Sena’nın hikayesi çok. O da sonradan boyun eğdi.

Cenab-ı Şah-ı Nakşibend Hazretlerine sordular, Pir Şeyh Abdülkadir buyurdular ki,

 

 قَدَمِى هٰذِهِ عَلٰى رَقَبَةِ كُلِّ وَلِىِّ اللّٰهِ

 

buyurmuş. Bu kelam hakkında ne buyurursunuz? diye sual edildikte, Cenab-ı Şah-ı Nakşibend Hazretleri şöyle buyurdular:

عَلٰى عَيْنِى وَعَلٰى بَصَرِى

 

Yani, Hazret-i Gavsil A’zam Efendimizin kadem-i şerifleri benim gözüm ve basiretimin üzerine olsun, diye Hazreti Pir Abdülkadir Geylani Efendimizin makam-ı ali derecesini beyan buyurmuştur. Rıdvanullahi aleyhim ecmain.

Pirimiz Abdülkadir Geylani Efendimizin sözleri, Allah’tan gayri şeyle iştigal etmek, bir oyundur. Yani hile, tuzaktır. Nefisle iştigal etmek, bir günahtır. İnsanlar ile iştigal etmek ise, Allah’ın kapısından ayrılmaktır. Yani bunların hangisi sana Allah’ı unutturuyor ise, ve Allah’tan seni uzaklaştırıyor ise, zarardasın, günahtasın. Fakat insanlar içinde bazı insanlar vardır ki, seni Allah’a ve sevaba yakın edenler vardır. Onlar müstesnadır.

Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifte buyuruyor ki, sizin akraba, arkadaşınız şunlardır ki, yanlarına varıp oturduğunuz zamanda ve yolculuk yaptığınız zamanlarda hangileri size Allah’ınızı ve ölümünüzü ve ahiretinizi size hatırlatıyor, aklınıza düşürüyorlar ise, işte akraba yoldaşınız onlardır buyuruyorlar. Bir kısım insanlar da vardır ki, onlarla oturup veya yoldaşlık yapsan, sana günah ka-zanmana yardım ederler. Günah kazanmana sebep olurlar. Onları eğer susturabilirseniz susturun. Eğer susturma imkanınız olmuyor iseniz, ayrılın, onlara dua edin. Dua da edin, fakat Allah’ta size ilim verdi ise, onları uyarmaya, ikaz etmeye çalışın, Allah’ı sevdirin. Allah sevgisini onlara aşılayın; ahireti, ölümü, mezarı fikir ettirin, Allah’ı zikir ettiren zikrullah etmeyi alıştırın. Hadis-i Şerif:

 

حَبِّبُوا اللّٰهَ اِلٰى عِبَادِهِ يـُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ

 

Hadis-i Şerifin ravisi, Ebu Umame radiyallahu anh’dır. Tercemesi:

Buyurdu ki; “Allahu Teala’yı kullarına sevdiriniz ki, Allahu Teala’da sizi sever”[1] dedi.

Bak kardeşim, bu sözleri küçük saymayınız. Allahu Teala’yı sevmenin alameti, zikrini çok etmeyi sevmek olunca, şimdi ne ol-du, Allah’ı kullarına sevdiriniz ki, O da sizi sevsin, diyor. Biz de zik-rini sevdireceğiz ki, zikrini çok etmeyi seven O’nu çok sever. Çünkü dersen ki, herkes zikir eder, ama münafıklar zikri az ederler, diye Kur’an-ı Kerim’de münafıklar hakkında ayet:

Nisa suresi 142. Ayet-i Kerime;

 

وَلَا يَذْكُرُونَ اللّٰهَ اِلَّا قَلِيلًاۘ

 

Münafıklar zikri çok etmezler, az ederler, buyurdu. Bunun için Allahu Teala’yı gayet çok zikir etmeliyiz. İşte geride büyük Pirlerden isimlerini yazdığımız Pir Abdülkadir Geylani hazretlerinin sözleri:

Bir kimse sabır ve sebatla ve doğrulukla ihlaslı olarak azimle Allah’a ibadette, itaatte çalışır ise, devam eder ise, azminden yılmaz ise, her türlü imtihanlarda gevşemez sebat eder ise, artık Cenab-ı Hak o kimseye futuh açar. Hem dünya nimetleri, hem de ahiret nimetlerini açar. Nerede olsa rızkını ulaştırır, diye buyuruyor.

 

Cem olmuş dervişleri Pirim Abdülkadirin

Yolunda sadıkları Pirim Abdülkadirin

 

Elim verdim eline Kurban olam yoluna

Canlar feda yoluna Pirim Abdülkadirin

 

Arısının balıyam Bahçesinin gülüyem

Bağının bülbülüyem Pirim Abdülkadirin

 

İnkar eden ol eri Mürşid eder şeytanı

Aslı durur Geylani Pirim Abdülkadirin

 

Sana derem ey kişi kalpten çıkar teşvişi

Oda yanmaz dervişi Pirim Abdülkadirin

 

Evliyalar rehberi Hakk’ın sırrı mazharı

Başında kudret gülü Pirim Abdülkadirin

 

Hak katında uludur iki cihanda doludur

Eşrefoğlu kuludur Pirim Abdülkadirin

 

Aşk ile ol aşk ile sıdk ile ol sıdk ile

Mabududur Halıkı Sultan Abdülkadirin

 

Aşık olan ülfete yırak demez Bağdata

Kadrin bilir ziyade Sultan Abdülkadirin

 

Devlet istersen devlet, izzet istersen izzet

Eşiğinde kıl hizmet Sultan Abdülkadirin

 

Eşrefoğlu Rumi dervişlerin mahremi

Evliyalar hemdemi Sultan Abdülkadirin

 

Bir kimse bir işte düçar hayret olsa sevgi, itikatla Cenab-ı Abdülkadir Efendimize tevessül ve tefviz-i umur eylese, yani ona kalbin rabıta ve teveccüh edip, yardım dilese, Cenab-ı müteal haz-retleri ol kimsenin o zor işini kolaya çıkarır, inşaallahu Teala.

Bir kimseye cin isabet ve zarar eylese, hemen ol şahsın sol kulağına, ya Hazreti Şeyh Kutbul alem Muhyil Hak veddini Esseyyid Abdülkadir el Geylani diye üfürsün, bu şekilde üç sefer tekrar etsin, biiznillah ayıkır, inşaallahu Teala. Bu işi yapan kimse, Pirimiz Abdülkadir Geylani Efendimize sevgi ve itikadı tamam olsun, amel-leri de ihlaslı tamam olsun, inşaallahu Teala. Birde merakede, yani harpte düşmanla karşılaştığında düşman galebe olur ise, yahut bir kimse yolda hırsızdan havf eylese, hemen yerden toprak alıp, Pirimiz Abdülkadir Geylani Gavsil Azam Efendimizin ismini üç defa söyleyip, toprağa üfürüp, o tarafa atsa, tesirini bulur. Allah’ın izniy-le, inşaallahu Teala.

 

Dahil-i dergah-i Pirem esir-i Gavs-i Geylani

Fakir-i Hazreti Şeyhem geday-ı Şah-ı Sultani

 

Cenab-ı Şahi Abdülkadirin bir kıtmiriyem ben

Şeref vermişti şirana sek-i dergah-i Geylani

 

Ne a’dadan görür mihnet ne sultana eder minnet

Eder düşmüşlere himmet mürid-i dergah-ı Geylani

 

Zemini asumanı bir nefeste hercü merc eyler

Dese ez dilü can derviş bir kere ah! Geylani

 

Kıyas etme, Cenab-ı Gavs sair pirlere ya hu

Anın makbulu da makbuldur indallah Geylani

 

Gulamının gulamıyam beni fazlınla irşad et

Meded ya sakinel Bağdad, ya şah-ı Geylani

 

Kıyas et, ey azizim, Gavsi dergahıdır bu

Açıktır ta kıyamet herkese Ğavs-i Geylani

 

Günahım boyumdan aştı sayısı haddini geçti

Ciğerime bir od düştü yakar Geylani Geylani

 

Yeter dem sürdüğüm çağlar yol verin gideyim dağlar

Gözlerimin yaşı çağlar akar Geylani Geylani

 

Bir kul dergahına girse dara düşünce çağırsa

Cümle mahluk tuzak kursa söker Geylani Geylani

  

El katar ihvan canına kimse yetişmez şanına

Terazinin sağ yanına basar Geylani Geylani

 

Dünyanın kutbu kendi ceddine zülfikar indi

Her türlü fırsatı fendi büker Geylani Geylani

 

İkrar verdik dedik beli ben niçin olmayam deli

Kerbela’nın gonca gülü kokar Geylani Geylani

 

Uzak kaf dağından öte nazı geçer hazrete

Şarka garba her cihete bakar Geylani Geylani

 

Allah sever hu çekeni dergahına ip dakanı

İhvanına yan bakanı yıkar Geylani Geylani

 

Bakılır mı mülke mala bülbül aşık olmuş güle

Dervişleri düşmüş yola çeker Geylani Geylani

 

İşte Pirimiz Abdülkadir Efendimize kerametleri çok görenlere delil olarak sure-i Neml’de 39 ve 40. Ayetleri yukarıda yazıldı. Dik-kat edelim, Pirimize dil uzatıp, ondan zuhur eden kerametlere itiraz etmeyelim. Ğavsil A’zam Efendimizin ilim ve ibadet ve evrad-ı şeri-felerine dair, kütüb-i muteberede mezkurdur ki, Cenab-ı Gavsil A’zam Sultanul Mahbubin Efendimizin üç bin altı yüz elli nefer zeki talebesi var idi. Her gün bu talebeye tedris-i ulum buyurur, idi. Bu talebeden kalem kitap almaya iktidarı olmayanları kendi temin ederdi ve her abdeste bedel gusül eder idi. Hatta bir gece ishal oldu; elli iki defa tuvalete gitmişler idi. Her gidişlerinde yeni gusül buyurmuşlar idi.

  Her gün vilayetlerinden keramet zahir olurken, keramat-ı celilelerini sitirle izhar, yani açığa çıkmamasını buyurur ve izhar buyurmamasıyla beraber, havarik-i adat keramat ancak bir emir veyahut bir hikmet için izhar olunur. Bir kimse kerameti gizlemez-se, o kimse talib-i dünyadır ve bir kimse ki müridimden olur veya-hut hilafeti evlad-ı kiramımdan veya hulefay-ı zevil ihtiramımdan mertebe-i keramete vasıl olup, maksadı ve iradetini izhar ederse, yani mühim bir ilham, emr-i hikmet olmadıkça, kendiliğinden keş-fini, kerametini izhar eder, açığa çıkarır ise, dareynde yüzü kara olur, diye tenbih buyurmuştur.

Pir Efendimiz her gün bin rekat namaz kılarak namazında sure-i Müzzemmil ve sure-i Rahman’ı tilavet buyurur idi. Eğer sure-i ihlas’ı kıraat eder ise, yüzden az okumaz idi. Her bir farz namaz-dan sonra Kur’an-ı Kerim’i hatmeder idi ve salat-ı duha, salat-ı asrı, salatı teheccüdden sonra dua-i seyfi kıraat eder idi. Ve salatül kübra ve esma ül hüsna ve esma ün Nebi aleyhisselamı bin kere tilavet eder idi.

İşte pirimiz Abdülkadir Geylani Efendimizin kerametlerine itiraz ettikleri gibi, sevgili Peygamber Efendimizin hakkındaki hadis-i kudsiye de itiraz edenler olduğunu söylediler.

Hadis-i Kudsi:

 

لَوْلاَكَ لَوْلاَكَ لَمَّا خَلَقْتُ الْاَفْلاَكَ

 

Yani, “bütün varlık Resulullah sallallahu aleyhi ve sel-lem hürmetine halk olunmuştur”[2] ve O’nun nurundan halk olunmuştur. Sallallahu aleyhi ve sellemin nur-ı Muhammedisi kaffe-i avalim ve ins ve cin ve melaik üzerine sabıktır ve bilcümle eşya ve mevcudat, O’nun nurundan yaratılmış ve ervahan ve eşbahan O’nunla zinetyab vücud olup, şan ve şeref bulmuştur.

Ol Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Tevrat-ı Musa’nın sahib-i sırrıdır. Yani Musa aleyhisselam üzerine inzal buyurulan Tevrat-ı Şerife olan esrar-ı ilahiyenin sahibidir ve kamus-ı incil-i İsa ve ol Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, İsa aleyhisselam üze-rine inzal buyurulan İncil-i Şerifin kamusudur.

Hadis-i Şerifte:

 

اُوتِيتُ عُلُومَ الْاَوَّلِينَ وَالْاٰخِرِينَ

 

Yani sallallahu aleyhi ve sellem, Benim ilmim evvelin ve ahirinin ilmini cami ve havidir ve emma onlar benim ilmimi muhit değildirler. Ancak onlar için Cenab-ı Hakk’ın meşieti taalluk ettiği ve dilediği miktar nesneye vakıftırlar, diye buyurmuştur.[3]Zira Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin ilmine nispetle sair enbiyai mürselinin ilmi yedi deryaya nisbeti bir katra mesabesindedir. Bu yazdığımız, Şerh ve Terceme-i Delaili Abdülkadir Geylani kuddise sirruhus sami. Kitabın şarih ve mütercimi, Hazret-i Şehriyari Süleyman Hasbi.

 


[1] Taberani, el-Kebir, Ramuze’l-Ehadis, c. 1, s. 273/7.

[2] Şerh ve Tercümei Delâili Abdulkadiri Geylani; Deylemi el Firdevsü bi me’sûru’l Hıtab, c. 5, s. 227/8031, Beyrut (Değişik lafızla)

[3] Şerh ve Tercümei Delâili Abdulkadiri Geylani; Mustafa bin Abdullah er-Rumi, Keşfu’z-Zunun c. 1, s. 1 (Beyrut).

<<< Önceki Kayıt - Sonraki Kayıt >>>